14 Nisan 2024 Pazar

BAŞKENTTEN YANSIMALAR/ PAY DEFTERİ MİYOPLUĞU VE ÖZELLEŞTİRME

Cahit UYANIK 

Yaklaşık iki haftadır yaşananlar gösterdi ki, yolsuzluk ve soygun içgüdüsü sırf kamuya ve kamu çalışanlarına ait değil. Özel sektörde ve bankalarda da mide bulandırıcı yolsuzluk ve usulsüzlük olayları dönebiliyor. Niyet kötü ise pay sahipleri defterinde ne yazdığı önemli değil. İnsanlar, kendi itibarlarını ayaklar altına almak adına, kendi mallarını soyabiliyorlar. Sütlerine teslim edilen paraları çuvala doldurup kaçabiliyorlar. 

Bu ortamda yıllardır baş tacı edilen ve memleketin tek çıkış noktası imiş gibi gösterilen özelleştirmenin de yıldızı giderek sönüyor. Devlet bu güne kadar ikisi faal, ikisi de tabela bankası olmak üzere 4 bankayı satarak özelleştirdi. Bu işten kazandığı para 300-400 milyon doları bulmaz. Bu bankaları satmak için harcadığı zaman ve nakiti de hesaba katarsanız, rakam daha aşağılara doğru inebilir.

Hesap bu iken devlet, özelleştirdiği iki bankanın da içinde bulunduğu 10 bankayı devletleştirmek zorunda kaldı. Bu bankaların devlete verdiği zararın boyutları şimdilik 10 milyar dolar düzeyinde tahmin ediliyor. Bundan birkaç ay sonra 'batık banka tahvilleri' piyasa ekranlarında arz-ı endam etmeye başlayacak.

Bu bankaların satılıp satılmayacağı ise belli değil. İçinde binbir türlü melanetin döndüğü bu bankaları satın alan ciddi bankacılar ne yapacak ki? Devletten başka kim mafyatik ilişkilerin çözümüne talip olur? Olmaz, çünkü devletin inisiyatifi dışında; bir mafyatik ilişkiyi, bir başka mafyatik ilişki kurarak engelleyebilirsiniz. Buna da kimsenin talip olacağını sanmıyorum.

Türkiye son yıllarda sürekli kırk katır ile kırk satır arasında tercihler yapmaya zorlanıyor. Dürüst bürokratlar, bakkal hesabıyla devlet yönetmediği için görevden alınıyor. Ülke çıkarının zaman zaman kamunun çıkarlarıyla kesiştiği unutturulmaya çalışılıyor. Şimdi ben buradan devleti bilanço mantığı ve bakkal hesabıyla yönetmeye çalışanlara soruyorum: Türkiye, yaklaşık 16 yıldır içine düştüğü özelleştirme girdabından büyük zararlar ederek çıkmak üzere. Sırf az önce ortaya koyduğum banka özelleştirme ve devletleştirmelerinde bile ortaya çıkan zarar 9,5 milyar doları geçmiş durumda. Diğer özelleştirmeleri ise hiç hesaba katmıyorum. Demek ki bilanço zarara geçti, bakkal defterine kırmızı çizgi atıldı, yani kaybettiniz.

Sormak lazım; devletin  özelleştirmeye artık başka bir gözlük takarak bakma zamanı gelmedi mi? Devlet, KİT'ler üzerindeki siyasi baskı unsurunu kaldırarak özerkleştirme politikası uygulasa; yıllardır üç kuruş fazla maaş için özel sektöre kaptırdığı elemanlarına idari ve mali özerklik vererek KİT'leri onlara teslim etse ne kaybeder? Bugün dünyadaki refah toplumlarının başında gelen İtalya ve Fransa'da hala ekonominin motorunun özerk devlet kuruluşları olduğunu hatırlatmamıza bilmem gerek var mı? Türkiye, anglo-sakson tipi özelleştirmeyi yüzüne gözüne bulaştırdı. Bunu kabul edip Türk tipi özerkleştirmeye bir an önce geçmek için daha neyi bekliyoruz ki?

(Bu yazı Finansal Forum gazetesindeki Başkentten Yansımalar köşesinde 30 Ekim 2000 tarihinde yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder