Özelleştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özelleştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2026 Çarşamba

IMF YÜKSEK AÇIKLANAN HUBUBAT FİYATINI BAŞBAKAN YILMAZ'IN KENDİLERİYLE ANLAŞMAK İSTEMEMESİNE YORUMLADI VE ANİDEN DEĞİŞEN SİYASİ KOŞULLARA BAKARAK TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

Martin Hardy
IMF TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

'Nezaket ziyareti- teftiş' karışımı bir ziyarette bulunan IMF Heyeti, 15 gün içinde değişen iki farklı kamu finansman tablosunu yanına alarak Türkiye'den 'şaşkın' ayrıldı. IMF, yüksek açıklanan hububat fiyatını ise Başbakan Yılmaz'ın kendileriyle anlaşmak istememesine yorumladı. 

Cahit UYANIK 

Uluslararası Para Fonu (IMF) Avrupa Bölümü Müdür Yardımcısı Martin Hardy, 1995-Eylül ayında Türkiye Masası Şefi sorumluluğuna getirildiğinde kim bilir aklından neler geçiriyordu? Çünkü bu atamanın iki ay sonrası Türkiye ile işler değişivermişti bir anda... 1995-Kasım ayında, bitimine 3 ay kala iptal edilen stand-by anlaşması, Türkiye'de uzun sürebilen bir siyasi istikrarsızlığın en önemli habercisi olarak yorumlanmaya başladı. IMF de Aralık-1995'teki genel seçimden istikrarlı bir hükümet çıkacağına inansa, bu stand-by anlaşmasını büyük ihtimalle iptal etmeyecekti. Hardy ise böylece Eylül ayındaki psikolojisini koruyacaktı. 

Hardy'nin bu iptalin ardından ilk Türkiye ziyareti IMF Kuruluş Yasasının 4. Maddesi (Article Four) çerçevesinde 7 ay sonra oldu. Her IMF üyesi ülkeye düzenlenen ve 5-6 güne sığdırılan bu olağan gezi ANAYOL Hükümetinin 'ekonomide kararlı bir tavır takınacağı' düşüncesiyle rutin dışına çıkılarak 15 güne uzatıldı. Üstelik Haziran ayı başında yapılması planlanan Türkiye seyahati Mayıs ayı ortasına yani erkene alındı. Çünkü Nisan ayı sonunda Washington'daki IMF İlkbahar Yarıyıl Toplantılarına katılan Türk heyeti "Elinizi çabuk tutun. Eğer bize destek vermezseniz ekonomimiz bu yılı kolay kolay çıkaramaz" demişti. Ziyaretin normal zamanından önce yapılmasının sebebi de buydu.

IMF bütçe açığına itiraz etti ama...

IMF'nin 'nezaket ziyareti-teftiş karışımı' gezisi işte bu hava ve ortamda başladı. Başbakan Mesut Yılmaz aynı hafta başında bir basın toplantısı düzenleyerek ANAYOL'un hedeflerini anlatmıştı. Ancak bu basın toplantısına hiçbir DYP'li bakanın katılmaması IMF Heyetinin de tuhafına gitmişti ama fazla üzerinde durmadılar. Ne de olsa resmi olarak 'Article Four' ziyaretindeydiler.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

4 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK... GENEL MÜDÜRÜN ODASINDA TELEVİZYON, BİLGİSAYAR YOKKEN; TESTAŞ'I DÜNYA ELEKTRONİK DEVLERİNE SATMAYA KALKIŞTIK

Doğan Mahmutoğlu

TESTAŞ'ın Yeni Genel Müdürü Doğan Mahmutoğlu:

"TESTAŞ, BU HALİYLE ÖZELLEŞTİRİLEMEZ"

Taksilerdeki taksimetre, yolcu otobüslerindeki takografları üreten ve özelleştirme kapsamına alınan TESTAŞ, adeta bir kötü yönetim abidesi... TESTAŞ'ta en gelişmiş mikro işlemci teknolojisi ile 'chip' üretilebilir. Ancak gelin görün ki genel müdürün odasında televizyon, video oynatıcı ve bilgisayar yok! TESTAŞ'ın birinci sınıf mühendis kadrosu var ama 60 milyon dolarlık tesiste deneme üretimi bile yapılamıyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. (TESTAŞ) 1976 yılında elektronik sanayisinin gelişmesine öncülük etmesi amacıyla kurulmuş bir KİT veya devlet şirketi. TESTAŞ, 1989 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Seçimlerde DYP'den milletvekili adayı olup kaybeden Doğan Mahmutoğlu ise TESTAŞ'ın yeni genel müdürü... Mahmutoğlu ile TESTAŞ'ın özelleştirme öncesi ne durumda olduğunu görüştük:

- TESTAŞ özelleştirme açısından hangi aşamada bulunuyor?

Mahmutoğlu: TESTAŞ'ın 1992 tahmini bütçesi ayda 4-5 milyar lira zarar gösteriyor. Şirket yıllardır çelik bir çember içinde. Biz bu çemberi toplu iğneyle bile olsa kazıya kazıya kıracağız. Ama özelleştirmeye giderken milli servetin çarçur edilmesini de istemem. Hedefimiz TESTAŞ'ı özelleştirmeye hazır hale getirmek. Zaten şirketi bu haliyle özelleştirmeye kalksak, gelip alan olmaz. 

- Neden?

Mahmutoğlu: Türkiye'de her yıl piyasaya giren taksi ve ağır vasıtanın sayısı sınırlı iken TESTAŞ taksimetre ve takografa takılmış kalmış. Aydın'daki Direnç ve Kondansatör  Fabrikasında yıllardan beri teknoloji yenilenmemiş. Teknoloji eski olduğu için fazla bir müşterimiz de yok. 40 liraya malettiğimiz direnci, ithalatçılarla rekabet edebilmek için 35 liraya satmak zorundayız.

- Peki TESTAŞ'ın özelleştirmeye hazır hale gelmesi için neler yapılıyor?

Mahmutoğlu: Yurt içi ve dışındaki firmalarla ortak yatırıma gitmeye çalışıyoruz. Yabancı firmalarla Türkiye'de gerçekleştirmeyi düşündüğümüz üç projemiz var. Amacımız öncelikle para kazanmak... Çünkü personelin maaşını ödemekte zorlanıyoruz. Bir de sürekli yeni proje bulma gayreti içindeyiz. Elektronik sanayisinde iki saat önce bulduğunuz ürün iki saat sonra demode olabiliyor. Geçenlerde bir Japon firması kredi verecekti, projemiz yok! Bunun için şimdi bir 'Araştırma ve Proje Dairesi' kurdum.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

26 Haziran 2026 Cuma

TEŞVİĞE HAK KAZANMIŞ YATIRIMCI, UCUZ KREDİ İÇİN TÜRKİYE KALKINMA BANKASININ (TKB) KAPISINDA ARTIK 1-1,5 YIL BEKLEMEYECEK

Özal Baysal

Girişimcinin işi kolaylaştı/

KALKINMA BANKASINDAN YATIRIMCIYA 'HIZLI' KREDİ

Eskiden DPT'den teşvik sağlamış birinin Türkiye Kalkınma Bankasından krediyi çıkarttırması, 1-1,5 yılı buluyordu. Şimdiki uygulama ile çalışmalar çok kısa sürede tamamlanacak ve kredi dosyası banka yetkilileriyle girişimcinin hazır bulunduğu bir toplantıda görüşülerek karara bağlanacak.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de son yıllarda yatırım yapabilmek büyük bir cesaret işi... Yüksek enflasyon nedeniyle yüzde 100'leri aşan kredi faizleri girişimcilerin önüne dikilen en büyük engel olma özelliğini taşıyor. Böylesi bir ortamda devlet, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek için girişimcileri teşvikler ve ucuz krediler vererek destekliyor. Bu sayede yatırımcılar bir ölçüde de olsa olumsuz ekonomik şartlardan korunabiliyor.

Türkiye Kalkınma Bankası (TKB), devletin teşvik ve ucuz kredi politikasının en önemli uygulayıcı unsurlarından biri. Devlet Planlama Teşkilatından (DPT) teşvik belgesi sağlayan her yatırımcı soluğu TKB'de alıyor. Girişimciler yatırımın ekonomik kalkınmaya faydası olacağını, geri kalmış yörelerde iş alanları açacağını daha önceden belirlenmiş kıstaslara göre ispatlamaya çalışıyor. Amaç, ucuz kredilerden yararlanmak ve yatırımın bir bölümüne devletin katkısını sağlamak. 

TKB günümüzde turizm kredilerinden leasinge, faktoringten borsacılığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor ve bu haliyle mali piyasalarda etkin bir güç. TKB ayrıca kendi bünyesinde ciddi bir iştirak portföyüne de sahip. Bu görünümü ile  Türk yatırımcısı için büyük önem taşıyan TKB'nin Genel Müdürü Özal Baysal ile bankanın önümüzdeki dönemde neler yapacağı, geçmişte eleştiri konusu olan bazı uygulamalarına ilişkin ne gibi önlemler alındığını görüştük. 

TKB Genel Müdürü Baysal'ın verdiği bilgiye göre bankaya gelen yatırımcının başvurusu bundan sonra en kısa sürede cevaplandırılacak ve karara bağlanacak. Bunu sağlamak için ise bankanın proje değerlendirme ve kredilendirme sistemi değiştirildi. Artık bir girişimci DPT'den teşvik belgesi alıp TKB'ye geldiğinde kendisine hemen bir randevu verilecek. Randevu tarihinde dosya hem projenin teşvik mevzuatına uygunluğu hem de bankanın kredilendirme ilkelerine uyup uymadığı açısından 'aynı anda' değerlendirilecek. Bu toplantıda girişimci de bulunacak. 

16 Haziran 2026 Salı

'ÖZELLEŞTİRME' İÇİN YAPMADIĞIMIZI BIRAKMADIK...ÖZELLEŞTİRME İDARESİNE BAŞKAN VEKİLİ ATAYABİLMEK İÇİN 'HÜLLE BAŞKAN' FORMÜLÜNE BİLE BAŞVURULMUŞTU

Top Secret / 

CAN YEŞİLADA, KOİ'NİN BAŞINA 'HÜLLE BAŞKAN' YARDIMI İLE GEÇEBİLDİ

Cahit UYANIK 

Kamu Ortaklığı İdaresi (KOİ) son günlerde tarihinin en hareketli günlerini yaşıyor. Üstün Sanver'in başkanlığı döneminde 'Küskünler Ordusu' tarafından yönetilen KOİ'de ardı ardına istifalar yaşanmıştı. İstifa edenler arasında en dikkat çekici olanlar ise İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Can Yeşilada ile Kamu Ortaklığı Fonundan Sorumlu Başkan Yardımcısı Uğur Bayar'dı.

Bu iki isim geçen haftaki atamalar sonrasında KOİ'deki görevlerine tabiri caizse 'iade' edildi. Hatta Uğur Bayar atandığı gün Başbakanlık'ta düzenlenen özelleştirme konulu bir toplantıya da katıldı. Ancak bütün bunlar bir yana Can Yeşilada'nın KOİ Başkan Vekilliği görevine getirilmesi 'hayli dolambaçlı' yollardan geçilerek gerçekleşebildi. Öyle ki KOİ, bu atamanın yapılabilmesi için birkaç saatliğine de olsa 'hülle başkan' tarafından yönetildi. Yeşilada'nın KOİ Başkan Vekilliğine atanabilme prosedürü şöyle gerçekleşti: 

13 Haziran 2026 Cumartesi

FABRİKA KAPATMAKTAN KREDİ KARTI DAĞITMAYA... SÜMERBANK'TA ÖZELLEŞTİRME ÖNCESİ MAKYAJ ÇALIŞMASI HIZLANDI

Sümerbank Genel Müdürü Söylemezoğlu: 

"ALICI İÇİN CAZİP BİR SÜMERBANK..."

Sümerbank Genel Müdürü Ahmet İrfan Söylemezoğlu, kurumu 'özelleştirmeye hazır' hale getirdiklerini; teknolojiyi daha iyi kullanan, daha çağdaş ve verimli bir Sümerbank yaratmaya çalıştıklarını söyledi.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamındaki Sümerbank, geçtiğimiz haftalar içinde Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankası ile otomatik veznelerin ortak kullanımi için anlaşmaya vardı. Üretim ve pazarlama birimlerinde bilgisayarlaşma hazırlıkları da yürütülüyor. Diğer bir proje ise senet-kefil işlemlerini kaldırıp kredi kartı kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik... Genel Müdür Ahmet İrfan Söylemezoğlu, özelleştirmenin eşiğindeki Sümerbank'ı anlattı:

Ekonomik Panorama: Otomatik vezne kullanımına geçiyorsunuz. Üretim ve pazarlama birimlerinizde bilgisayar sistemlerini devreye alacaksınız. Kredi kartı projeniz de bu çalışmaların bir uzantısı mı?

Söylemezoğlu: Bizim vadeli alışveriş yapan ve 400 bin kişiye yaklaşan bir müşteri kıblemiz var. Dünyanın her yerinde büyük mağaza zinciri işletenler kendi kredi kartlarını kullanıyor. Dedik ki, insana itimat edelim ve senetten, kefilden bir adım öteye geçelim. Müşterilerimize birer kredi kartı verelim. Ağustos ayı başından itibaren kredi kartlarını vermeye başlayacağız. Ayrıca bizimle ilişkisi olmayan mağazalarda da bu kartın kullanılabilmesi imkanları araştırılıyor. Tahmin ediyorum ki 200 bin tane kartı 1 yıl içinde veririz. Türkiye'nin en büyük kredi kartı operasyonuna Sümerbank sahip olacak. Halihazır kredi kartı kapasitesini ikiye katlayacağız.

- Bu anlattığınız yeni girişimler Sümerbank'a 'özelleştirme öncesi makyaj' anlamına mı geliyor?

Söylemezoğlu: Yaptıklarımız Sümerbank'ı cazibeli bir kurum haline getirip özelleştirilmesini de kolaylaştırmak amaçlı. Sümerbank'ı kof, geri kalmış, piyasa şartlarından ve çağdaş teknolojiden uzak bir kurumdan öte; günün şartlarına uygun, tıkır tıkır işleyen, belli bir sistemi olan müessese haline getireceğiz. Bütün hadiselerin kökünde de bu yatar. Zaten özelleştirme planımız bitti. En yakın zamanda siyasiler de bizi dinleyecek. 

10 Haziran 2026 Çarşamba

KAMUNUN TEKSTİL DEVİ SÜMERBANK'I ÖZELLEŞTİRME ÖNCESİ SON 'KURTARMA' ÇABALARI: MODERNİZASYONUN FATURASI 500 MİLYAR-1 TRİLYON LIRA ARASINDA OLABİLİR

Genel Müdür Özerdim, En Büyük Handikap Olarak Teknoloji Eksikliğini Gösteriyor

SÜMERBANK'IN 1 TRİLYON LİRAYA İHTİYACI VAR

Bayilik sistemi ile satış potansiyelini artırmayı hedeflediklerini belirten Sümerbank Genel Müdürü Ahmet Özerdim, "Bir kısım fabrikanın özelleştirilmesinden sağlanacak gelir ile teknolojisi geri olan fabrikalarımızı kurtarabiliriz" dedi.

Cahit UYANIK 

Geçen yıl 300 milyar lira zarar eden Sümerbank, bir yandan finansman sıkıntısı diğer yandan eskiyen teknoloji ile boğuşuyor. Sümerbank Genel Müdürü Ahmet Özerdim, satışları artırmak içın geçmeye çalıştıkları bayilik sisteminin çok karışık bir konu olduğunu vurguladı ve Ekonomik Panorama'nın sorularını yanıtlarken özelleştirme ile çalışanların mağdur olmayacağını söyledi:

Ekonomik Panorama: Finansmandan kaynaklanan sorunlara bayilik sistemi ile çözüm getirilebilecek mi?

Özerdim: Bayilik sistemi ile genel olarak mallarımızın daha dinamik bir şekilde satılacağı ve satış potansiyelimizin artacağı düşünülüyor. Bu da özelleştirme programı içinde vardı. Halen toplam 465 mağazamız mevcut. Bunların 140 tanesi tüm perakende satışların yüzde 80'nini yapıyor. Şimdi bayilik ile daha küçük yerlerdeki mağazalar daha aktif hale gelebilir. Ayrıca stok taşıma yükümüzü de bu işe girecek kimselerle paylaşmış oluruz.

- Bayilik sisteminin Özelleştirme Kanununa aykırı olduğu ve çalışanların durumunu belirsizlik içinde bırakacağı ileri sürülüyor...

Özerdim: Kanuni şeyler var. Biz ona aykırı birşey yapmadık. Olayın oluşturulması aşamasındayız. Ondan sonra kanun ne gerektiriyorsa o yapılacaktır. Ben size açık söyleyeyim: Bu çok karışık bir konu. Biz bu olayı geliştiriyoruz. Çalışanların ise kanuni hakları var, onlar mağdur edilmeyecek. 

- Sümerbank'ın özelleştirilmesi durumunda sağladığı sosyal faydaların boşluğu nasıl doldurulacak?

Özerdim: Bu konudaki kişisel görüşüm şu: Sümerbank'in tümünün satılmasına belki gerek olmayabilir. Bir kısmının satışından sağlanan gelir, Anadolu'nun bir çok yöresinde teknoloji bakımından rekabet edemeyecek ancak kapatamadığımız fabrikaları ayağa kaldırmak için kullanılabilir. Ama yine de bütün bunlar hükümetin stratejisine göre Kamu Ortaklığı İdaresinin (KOİ) yetkisinde olan şeyler...

24 Mayıs 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK: GENEL MÜDÜRU DİNLEMEDİLER, ÖZELLEŞTİRİLECEK ÇİMENTO FABRİKASI SEÇİMİNDE HATA YAPTILAR

11 Çimento Fabrikasının Özelleştirilmesi Tartışılıyor 

FABRİKA SEÇİMİ HATALI

Çimento fabrikalarının özelleştirilme sürecinde görüşlerinin alınmadığını ve fabrika seçiminin hatalı olduğunu belirten ÇİTOSAN Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven, bazı bölgelerde 'tröstleşme'ye neden olabilecek satışların yapılma tehlikesine de dikkat çekti. Özgüven "Özelleştirme çalışmalarına başlanmadan önce karlı bir kuruluş olan ÇİTOSAN, özelleştirmenin yanlış bir şekilde uygulanması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle devletin üzerinde bir yük durumuna getirilmiştir" diye konuştu.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamına alınan 11 çimento fabrikasına yönelik tartışmalar son günlerde giderek yoğunlaşıyor. Olayı bir de, fabrikaları özelleştirme kapsamına alınan Çimento ve Toprak Sanayii T. A. Ş. (ÇİTOSAN) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven'in ağzından dinleyelim istedik.  Özelleştirme sürecinde fikirlerinin alınmadığinı ve fabrika seçiminde hata yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Özgüven, Ekonomik Panorama'nın sorularını yanıtladı:

Ekonomik Panorama: Geçmişte bazı çimento fabrikaları blok satış ve halka arz yöntemiyle özelleştirildi. Bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgüven: Özelleştirme hükümet programında yer alan bir konudur ve  çalışmaları yıllardır sürdürülmektedir. Bu durumda bir KİT yöneticisi olarak özelleştirmeye kategorikman karşı olmam diye birşey söz konusu olamaz. Ancak çimento fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda 1987'de uygulanmaya başlanan politikanın hatalı olduğu kanısındayım. Devletin sırtında yük olarak nitelenen KİT'lerin özelleştirilmek istenmesinin önemli nedenlerinden biri, bu kamburdan kurtulmaktır. Diğer biri de KİT'lerin siyasi baskılardan arındırılarak daha verimli çalışmalarını sağlamaktır. Çimento fabrikalarının özelleştirilmesinde ilk adım olarak, hisselerinin yüzde 50'den fazlası özel sektöre ait olan iştiraklerdeki kamu hisselerinin satıldığını görüyoruz. Söz konusu fabrikalar zaten özel statüde işletildiği için siyasi baskıdan uzak bulunuyordu ve karlı kuruluşlardı. Özelleştirmenin bu şekilde başlatılması devlete kaynak sağlamanın ön plana çıkarıldığı görüntüsü vermektedir. Ancak olaya uzun vadede baktığımız zaman bu amacın da yerine gelmediğini görüyoruz. Satıştan bu yana geçen 5 yılın kısa bir bilançosu yapılırsa, devletin bu işten zararlı çıktığı görülür.

- Buna rağmen 11 çimento fabrikası daha özelleştirme kapsamına alındı ama...

Özgüven: Özelleştirmeyi söz konusu fabrikaların bağlı olduğu teşekkülü tamamen devre dışı bırakarak sağlamaya çalışmak çeşitli sıkıntılar yaratmıştı. Aynı şekilde özelleştirme kapsamındaki 11 çimento fabrikasinın seçimi Temmuz-1991'de ÇİTOSAN'ın hiç bir şekilde görüşü alınmadan yapılmıştı. Düşünebiliyor musunuz, siz bir şirket yönetiyorsunuz ve hangi gün, hangi fabrikanızın özelleştirme kapsamına alınacağını bilmeden yatırım programı ve planlama yapmanız, buna bağlı dış borç almanız ve bazı taahhütlere girmeniz bekleniyor. 

5 Mart 2026 Perşembe

ANKARA NOTLARI / ÖZELLEŞTİRMEDE YENİ YÖNTEMLER TARTIŞILIYOR

Cahit UYANIK 

Özelleştirme, Türkiye'nin gündemine yaklaşık 10 yıl önce girdi ve bu konuda önemli adımlar atıldı. En azından özelleştirmenin gerekliliği konusunda bir fikir birliği oluştu. Özelleştirme kapsamında devlet, birçok kamu iktisadi teşebbüsünü (KİT) sattı. Ancak bugüne kadar özel sektöre devredilen KİT'lerin hemen hepsi zaten kar eder durumdaydı. Şu anda Kamu Ortaklığı İdaresinin (KOİ) özelleştirme portföyünde bulunan şirketlerin hemen hepsiyse zarar eden kamu şirketleri... Bu tip şirketler satılmaya çalışıldığında alıcılar tıpkı Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) özelleştirmesinde olduğu gibi, ekonomik değerinin çok altında fiyatlar verebiliyor. Böylesi bir durum toplumdaki çeşitli kesimleri de rahatsız ediyor. 

Bu görüşten hareketle Başkent Ankara'daki ekonomi bürokrasisinde 'Mevcut şartlarımızda nasıl özelleştirme yapabiliriz?" sorusunun cevabı aranıyor. KOİ merkezli, ancak diğer ekonomi yönetimi birimlerinin de katıldığı söz konusu çalışmalarda, özelleştirmede yeni yöntemlerin uygulanması tartışılıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde başarıyla uygulanan bu yöntemlerin yanı sıra zarardaki KİT'lerin rehabilite edilip kara geçirilmesi için orta vadeli bir program yapılması üzerinde de duruluyor. Henüz üzerinde görüş birliği sağlanmamış ancak derinlemesine araştırılan, özelleştirmelerde kullanılabilecek yeni yöntemlerden bazıları ise şöyle: 

Management Buy-Out (MBO): 'Bir sanayi kuruluşunun tamamının veya bir kısmının, yöneticilerin hepsi veya bir grubu tarafından satın alınması ve bağımsız bir ekonomik birim olarak işletilmeye başlanması' olarak tanımlanıyor. Batı ülkelerinde çok uygulanan bir finansal teknik. Genellikle banka veya başka bir finansal kuruluşun finansal destek vererek katıldığı bir sözleşmeyle gerçekleşiyor. Bir ara Türkiye Kalkınma Bankası, Doğu Anadolu'daki kapalı durumda bulunan fabrikalar için bu yöntemi gündeme getirmiş fakat uygulayamamıştı.

28 Şubat 2026 Cumartesi

KAPAK HABERİ / MERKEZ BANKASI BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "KURDUĞUMUZ ENFLASYONLA MÜCADELE BİRİMİ, BİR 'FİYAT KONTROL KURULU' OLMAYACAK"

BAŞKAN'IN YENİ ÖRGÜTÜ: ANTİ-ENFLASYON MÜCADELE BİRİMİ

MB BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "ANTİ ENFLASYON BİRİMİ KURDUK"

Yaklaşık 15 ay önce Merkez Bankası (MB) Başkanlığı görevine atanan Yaman Törüner'in ajandasında bugünlerde 3 onemli başlık var. Törüner bir yandan ilan ettikleri Para Programındaki 3'lü hedefi tutturmaya çalışırken, öbür yandan da kurduğu 'Enflasyonla Mücadele Birimi'nin nasıl faaliyet göstereceği ve liradan 3 sıfır atma hazırlıkları ile uğraşıyor. Enflasyonla Mücadele Biriminin 'Fiyat Kontrol Kurulu' olmadığının altını özenle çizen Törüner, bu yapılanmanın enflasyon karşıtı bir lobi oluşturmayı hedeflediğini anlatıyor. İlan ettikleri parasal hedeflere ulaştıklarını belirten Törüner,  yılbaşından bu yana yüzde 10'a yakın değer kazanan TL'nin ise enflasyonla mücadeleye katkı sağladığını vurguluyor. 

Cahit UYANIK 

Kamuoyu, Yaman Törüner ismiyle 1985'ten sonra tanıştı. O dönemde Merkez Bankası (MB) Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürü olan Törüner, banka bünyesindeki birçok piyasayı kurdu. Törüner, 1990 yılında İMKB Başkanlığına atandı ve İstanbul'a gitti. Törüner'e 1994 yılında Ankara'ya MB Başkanı olarak dönmek nasip olduğunda ekonomi tam bir kriz batağında idi. Döviz kuru, serseri bir mayın gibi ekonomide dokunduğu her büyüklüğü altüst etmiş ve MB'nin rezervlerini eritmişti. Yani Törüner, pek de rahat bir koltuğa oturmamıştı. Ancak 5 Nisan Kararları ile birlikte dövizin ateşi düştü ve kontrol altına alındı. Bu gelişmede Törüner'in izlediği sıkı para politikası da önemli rol oynadı. Macro Economy olarak MB Başkanı Törüner ile paradan sıfır atma operasyonunun tartışıldığı bir toplantıdan hemen sonra görüştük. Törüner az konuşan her merkez bankası başkanı gibi kamuoyuna ciddi ve önemli mesajlar verdi:

Macro Economy: Açıkladığınız Para Programı hedeflerine ulaşabildiniz mi?

Yaman Törüner: Para Programı, aşağı yukarı bizim IMF'ye verdiğimiz parasal büyüklük hedefleriyle paralellik arz ediyor. Bu parasal büyüklük hedefleri içinde belli başlı iki hedef ve bir tane kur hedefi var. Birincisi net iç varlıklar hedefi... Net iç varlıklar TL'nin genişlemesinin ne kadar olacağını gösteren, içine döviz karşılığı TL büyüklüklerini de alan bir hedeftir. Bunu üçer aylık alt hedefler biçiminde kamuoyuna açıkladık. MB şimdiye kadar TL parasal büyüklükleri açısından ilan ettiği tüm hedeflerini tutturdu. Bu hedefler, her zaman gerçekleşen enflasyonun altındaydı. Gerek 1994 yılında gerekse bu güne kadar MB'nin parasal genişlemesi, enflasyonun altında kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde ekonomik büyümede ciddi bir yavaşlama oldu. Hatta negatif bir büyüme ile karşılaştık. Bütün bu olgular MB'nin 1994 yılında çok sıkı bir para politikası güttüğünü, 1995 yılında da bu politikaya devam ettiğini gösteriyor. Net iç varlıklar itibarıyla örneğin bu Mart sonunda bizim parasal büyüklüğümüz, Aralık ayı sonundan daha küçüktür. Bu hedeflerimizi zaman zaman revize ederek devam ettiririz. Fakat günlük olarak izleriz. 

İkinci hedefimiz döviz rezervlerinin büyüklüğü ile ilgilidir. Döviz rezervlerimizdeki büyüme, öngörülen hedefi 3,5 milyar dolar aşmış bulunmaktadır. Bu da krizden çıkan bir Türkiye için, kriz sırasında hiç dış borç alamamış fakat buna karşılık dış borçlarını geri ödemiş olan bir ülke için son derece önemli bir başarıdır. Hemen hemen dünyada dış yardım gelmeden ve serbest piyasa koşulları içinde krizle mücadele etmiş fakat buna rağmen döviz rezervini üç katından fazla büyütmüş tek ülke biziz. Şu andaki döviz rezervlerimiz hemen hemen 4-6 aylık ithalatımızı karşılar vaziyettedir. 

MB döviz kurları ile ilgili hedefini ise 1994 yılında tutturmuştu. Hatta biz hedefi açıkladığımız zaman kamuoyunda da buna ulaşılamayacağı yönünde genel bir kanaat vardı. Bu yıl da aşağı yukarı takip ettiğimiz bir hedef var. Bu hedefler de zaman zaman revize edilebilir. Fakat şimdiye kadar geldiğimiz dönemde MB, ilan ettiği hedeflerin altında kaldı ve tutturdu. Bundan sonra da bu şekilde devam edeceğini umuyoruz.

29 Ocak 2026 Perşembe

KARDEMİR KAPANMAKTAN BÖYLE KURTULDU: TÜRKİYE'YE ÖZGÜ 'ESOP MODELİ'...

Doç. Dr. Gürol 1 Yıllık 'Karabük Deneyimi'ni İnceledi

KARABÜK: TÜRKİYE'YE ÖZGÜ 'ESOP'

Çalışanların Pay Ortaklığı Planı yani İngilizcesi ile 'Employee Stock Ownership Plan (ESOP)' zor durumdaki şirketleri düzlüğe çıkarmak için ABD'de uzun yıllardır başarıyla uygulanıyor. KARDEMİR ise bu şirket kurtarma modelinin Türkiye'deki ilk önemli örneği sayılıyor. 

Cahit UYANIK 

Karabük Demir Çelik İşletmesi (KARDEMİR veya KDÇİ) işçiler ile geçen ay toplu iş sözleşmesi imzaladı. İşçiler yeni imzalanan toplu sözleşmede yüzde 40'lık zamma ses çıkarmadı. Üstelik sözleşme  işçi ve işveren temsilcileri arasında görüşülerek tek oturumda karara bağlandı. Çünkü işçi KARDEMİR'in sahibiydi ve aslında 'kendi kendisi ile' masaya oturmuştu. KARDEMİR işçileri geçen yıl yani 1995 yılı boyunca ise 'sıfır' zamla çalışmıştı. Oysa aynı KARDEMİR işçileri 1989 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerinde tam tersi bir tavır içinde olmuşlardı. Hatta istedikleri zam verilmeyince aylarca greve bile gitmişlerdi. Sert bir grevden zamsız geçen 12 aya giden süreç yani KARDEMİR'deki bu çarpıcı değişimin ardındaki tek gerçek; artık işçilerin çalıştıkları fabrikanın sahibi konumunda bulunmalarıydı.

Türkiye'nin ilk ESOP'u KARDEMİR 

KARDEMİR, 1970'li yıllardan bu yana Batı'da uygulanan ESOP adlı şirket kurtarma yönteminin Türkiye'deki ilk örneği sayılıyor. Employee Stock Ownership Plan (ESOP) yani Çalışanların Pay Ortaklığı Planı olarak da adlandırılan bu yöntemle ABD ve İngiltere'de batma tehlikesindeki birçok şirket ve sanayi kuruluşu düze çıktı. En pratik anlamda ESOP, 'Çalışanların çalıştıkları işyerlerinde sermayeden pay sahibi olabilmelerine imkan sağlayan bir araç' şeklinde tanımlanıyor. Yani tıpkı KARDEMİR'deki gibi... ESOP üzerine iki kitap yazan, araştırmalar yapan ve halen Özelleştirme İdaresinde çalışan Doç. Dr. Mehmet Ali Gürol, KARDEMİR'in geride kalan 1 yılını ESOP çerçevesinde inceledi.

21 Ocak 2026 Çarşamba

TDÇİ ESKİ GENEL MÜDÜRÜ SENCER İMER: "BENİ PAZAR KAYBEDECEK OLAN İZMİRLİ DEMİR ÇELİKÇİLER GÖREVDEN ALDIRDI"

Sencer İmer (1942-2022)
TDÇİ Eski Genel Müdürü Sencer İmer / 

SEBEP,  EGELİ DEMİRCİLER Mİ?

TDÇİ Genel Müdürlüğü görevinden alınan Sencer İmer'e göre bu kararda İzmirli ark ocaklı demir çelikçilerin pazarlarını koruma kaygısı etkili oldu. İmer'i görevden alan Bakan Ersin Faralyalı İzmirli;  göreve getirilen Prof. Dr. Atilla Sezgin de seçimi kaybeden DYP İzmir milletvekili adayı... İmer'in iddiaları içın bunlar bir tesadüf mü, yoksa kanıt mı?

Cahit UYANIK 

Atamalar, yeni hükümetin icraatları arasında en fazla tartışma yaratan konu oldu. Hatta bazı atama kararnameleri hükümet ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında ciddi gerilim bile yarattı. Hükümetin atamaları savunurken söylediği iki şey var: Birincisi 'Biz yürütme olarak uyumlu kadrolarla çalışırız'. İkincisi de 'Atamalarımız siyasi değil. Biz bu görevlere, işi en iyi yürütecek kişileri getiriyoruz.'

Ancak atamalar konusunda yapılan eleştiriler ise 'Görevden alınan bazı kişilerin işlerinde çok başarılı oldukları ve yerlerine yapılan atamaların bazı çıkar hesaplarına dayandığı' noktasında yoğunlaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanan Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) yönetiminde yapılan değişiklik de işte bu tartışmalı görevden alma ve atamalardan biri oldu. Eski Genel Müdür Sencer İmer bir süre önce görevinden alınarak yerine son seçimde DYP İzmir milletvekili adayları listesinde bulunan ancak milletvekili seçilemeyen Prof. Dr. Atilla Sezgin atandı. 'TDÇİ Olayı'nda görevden alınan taraf Sencer İmer, gelişmeleri 'kendi açısından' Ekonomik Panorama'ya değerlendirdi:

Ekonomik Panorama: TDÇİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandıktan sonra Bakan Faralyalı ile ilişkileriniz nasıldı?

Sencer İmer: Ben Sayın Faralyalı'yı zaten Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı olduğu zamandan tanıyordum. Faralyalı bana bakanlık görevine geldiği gün kendine bağlı tüm kuruluşlardaki alım-satım ve ihaleleri durduracak bir genelge çıkarmak istediğini söyledi. Ben de genelgeyi duyunca 'Sakın böyle bir genelge çıkarmayın. Eğer bu devreye girerse tüm fabrikalara kilit asmak gerekir' dedim. Bunun üzerine Faralyalı 'Ben fabrikaların kapısına kilit vurmak değil, belli yatırımları kontrol altına almak istiyorum' dedi. Böylece genelgeyi amacına uygun hale getirdik. Eğer ben orada müdahale etmeseydim tam bir skandal olacaktı. Ama Bakan Faralyalı bu sefer, az önce sözünü ettiğim alım-satım ve ihaleleri durduran benzeri bir genelgeyi 30 Ocak tarihinde çıkarttı. 

- Bu durumda siz ne yaptınız?

İmer: Ben de bu genelgeyi hukukçularıma incelettim ve cevabi bir yazıyla genelgeyi uygulayamayacağımı bildirdim. Çünkü ilgili yasalar gereğince ihaleleri ve alım-satımları durdurma yetkisi TDÇİ Yönetim Kurulunda idi. Üstelik bu genelgeyi uygulamaya koysaydım yılda bir kez yapılan koklaşabilir taş kömürü ve ferro-alias gibi ham maddelerin ihalelerini de kaçırabilirdik ki bu, fabrikalarımızın durması anlamına gelirdi.

(Tıklayınız) ARAMIZDAN AYRILAN PROF. DR. SENCER İMER İLE BİR ANI

15 Ocak 2026 Perşembe

BAŞKENT KULİSİ / KOALİSYON PROTOKOLÜNE 'KORSAN' GİREN MERKEZ BANKASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NEYİ AMAÇLIYOR?

BAŞKENT KULİSİ / MERKEZ BANKASININ YENİ BAŞKANINA İLK ZİYARET 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Gazi Erçel oturur oturmaz ilk ziyaretçisi Devlet Bakanı Rüşdü Saracoğlu oldu. Ancak bu ziyaret Türkiye'deki yerleşik siyaset ve bürokrasi geleneklerini altüst etti. Çünkü pratikte, atamadan birkaç gün sonra bu ziyaretin tam tersi olmalıydı. Yani Erçel'in Saracoğlu'nun ayağına gitmesi gerekiyordu Saracoğlu'nun bu ziyaretteki amacı eğer hayırlı olsun demek ise  bunu telefonla da yapabilirdi. 

Aslında Saracoğlu Devlet Bakanlığına atanır atanmaz eski göz ağrısı Merkez Bankasına el atıvermişti. O dönemde bankanın başında vekaleten Osman Cavit Ertan vardı. Saracoğlu önce Merkez Bankasına bir yazı yazarak kendi başkanlığı dönemindeki şoförünü bakanlık emrine aldırdı. Hemen ardından Merkez Bankası Başkanlığı günlerinde kendine yakın çalışmış 7-8 kişilik bir uzman grubunu yine Devlet Bakanlığına çekti. 

Neyse... O ziyarette 'Eski Merkez Bankası Başkanı-taze politikacı Saracoğlu' Erçel ile ne konuştu bilmiyoruz; ama yaklaşık 3 yıl önce sıcak bir yaz gününde terk ettiği bu tanıdık makamda bulunmaktan eminiz zevk duymuştur. Bence Erçel'in bu görevde çözmesi gereken ilk bilmece ise koalisyon protokolünün içinde gizli. Çünkü bu protokole göre Merkez Bankası Kanunu 'bir şekilde' değiştirilecek. Ancak aynı protokol metninde bu düzenlemenin içeriği net olarak yer almıyor. Bazı isimler bu bölümün aslında protokole 'korsan' biçimde sokulduğunu, çünkü aynı günlerde sosyal güvenlik kuruluşlarının lağvedilmesi tartışması nedeniyle bu ilginç maddenin üzerinde durulmadığını ve 'gümbürtünün arasında kalarak' protokole sızdığını ifade ediyor.

Merkez Bankası Kanunundaki bu esrarengiz değişikliğin, iç borçlanma sistemi ve görevinin Hazine'nin elinden alınarak Merkez Bankasına verilmesine yönelik olduğu da iddialar arasında... Bu söylentinin iyice bunalttığı Hazineciler ise Erçel'in atanması ile rahat bir nefes almış görünüyor. Eski bir Hazine bürokratı olan Erçel'in 'baba ocağı'na ihanet etmeyeceği yaygın bir kanı ve beklenti...

TKB CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK 

Türkiye'nin klasik sorunlarından biri de Türkiye Kalkınma Bankasıdır (TKB). Her siyasi iktidar değiştiğinde bu bankanın başına atanacak isim büyük tartışma yaratır. Geçenlerde ağır ceza mahkemesine havale edilen Özal Baysal'ın kötü yönetimiyle bu banka 1992-1994 yıllarında 4-5 trilyon liralık bir zarar batağına saplanmıştı. Baysal görevden alındı. Çiller başbakan olduktan sonra İslam Kalkınma Bankasından apar topar Tarık Kıvanç'ı çağırdı. Türkiye'nin en eski planlamacı ve projecilerinden olan Kıvanç bankaya çeki-düzen vermek için kolları sıvadı. 

8 Ocak 2026 Perşembe

İŞTE KARDEMİR'İN KAPATILMASINI İSTEYENLER


KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü 

KİGEM, TDÇİ'nin KARDEMİR Raporunu Çürüttü

İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER 

KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.

Cahit UYANIK 

5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.

Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.

İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor

Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük. 

Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...

27 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA 'BİR GARİP' ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIĞI


Sıhhiye'deki Etibank Binası, 1956-1960. Mimarlar Vedat Özsan, Toğrul Devres ve Yılmaz Tuncer imzalı yapı, 1950'li yıllarda ülke içerisinde yer bulmaya başlayan uluslararası üslubun ürünlerinden biriydi, dönemini yansıtan bir ofis yapısıydı. 2013 yılında yıkıldı. (K: Modern Mimari Miras X hesabı)

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA GARİP ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIKLARI 

Cahit UYANIK 

Etibank'ın kaderi 'bölünüp parçalanarak özelleştirme' imiş meğer... Önce madencilik ile bankacılık birbirinden ayrıldı; şimdi de Etibank-Bankacılık 3 parçaya bölünerek satılacak. Anlayacağınız 'Bir koyundan 3 post' çıkacak! Halen Hazine'de 50'yi aşkın yeni banka kurma başvurusu beklediği hesaba katılırsa, bu satışta müşteri kıtlığı yaşanmayacağı kolayca söylenebilir. Ama esas sıkıntı 'bankanın üçe bölünmesinde' yaşanacak gibi görünüyor. Bu aşamada bankanın zararları da mı üçe bölünecek? Yoksa zarar, bankanın kamuda kalması planlanan kısmında mı yoğunlaştırılacak? Şube, personel ve iştiraklerin paylaşımı nasıl olacak? Üçe bölünmüş bir bankanın bilançosu nasıl çıkarılır? Çıkarılan bilançoyu onaylayacak merci bulunur mu? Bütün bunlar havada kalan ve cevaplanmayı bekleyen sorular... Üstüne üstlük mevcut Bankacılık Kanununun böyle bir parçalanmaya izin vermediğini ileri sürenler de var. Daha doğrusu kanunda böylesi bir parçalanmaya ilişkin hüküm bulunmuyor. 

Bu tartışmalar bir yana Etibank'ın başında Zeki Akıllıoğlu var. Çiller'in gözünün önünden hiç ayırmadığı 'prens'lerden Akıllıoğlu, bankayı 'yavaş ve derinden' özelleştirmeye hazırlıyor. Akıllıoğlu, banka satışlarında mahkemeye intikal etmiş davaların, satıcının gücünü azalttığını düşünüyor olmalı ki geçtiğimiz günlerde yolsuzluklara ilişkin iki mahkeme dosyasının 'akim kalmasına' göz yumdu. Bu davalardan ilki, bankanın eski yöneticilerinden Tansu Çakaloz ve Cafer Yüksel'in Aras Tekstil adlı firmaya kullandırdığı 4 milyar liralık kredide 'sabit kur' uygulayarak yolsuzluk yaptıklarını iddia ediyordu. Dosya 7,5 yıllık sürede karara bağlanamadığı için zaman aşımına uğradı. 

İkinci davada ise Etibank Eski Genel Müdürü Fethi Ağalar ile Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı Namık Kemal Kılıç'ın yanı sıra 5 üst düzey yönetici yargılanıyordu. Çoğu şimdilerde özel sektörde çalışan bu bürokratlar, kamudaki ihale kurallarını hiçe sayarak 'Ankara Sigorta' adlı şirketin hisselerinin yüzde 55'ini 25 milyar liraya satın almışlardı. Yani bu aslında küçük çaplı bir 'şirket kurtarma operasyonu' idi! Fahiş fiyattan yapılan bu satın alım nedeniyle Etibank zarara uğramıştı ve sanıklardan 25 milyar lira tazminat isteniyordu. Gelin görün ki mahkeme hakimi, uzun zamandır takip edilmeyen ve davacı taraf Etibank avukatlarının celselere katılmadığı bu dosyayı işlemden kaldırmakta sakınca görmedi. Acaba bu avukatları mahkemeye kim göndermedi dersiniz? Yakında görücüye çıkacak Etibank'ın 'A la Turca' özelleştirme çalışmaları bu merkezde ilerliyor... Duyurulur. 

DEVLET BAKANI BAHATTİN ŞEKER'İN NEGATİF PUANLARI GİDEREK ÇOĞALIYOR 

REFAHYOL Kabinesinin en ilginç isimlerinden biri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker... Şifreli maç yayınları konusundaki çelişkili tavrı ile kamuoyundan ilk negatif puanını alan Şeker, Satranç Federasyonu Başkanını 2 saat bekletip 2 dakika konuşarak koskocaman bir eksiyi daha hanesine yazdırdı.