Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2026 Cuma

EMEKLİ MAAŞLARI İÇİN İNTİBAK KANUNU ÇIKARILMASI NE DEMEK?

 - EMEKLİ MAAŞLARI ASLINDA NASIL YENİDEN DÜZENLENMELİ?

- MAAŞLAR NASIL İNTİBAK (DEĞİŞEN ŞARTLARA SÜREKLİ UYUM) ETTİRİLMELİ?

Cahit UYANIK 

Emekli maaşlarına yeni yılda bir düzenleme yapılacağı kesinleşti. Ancak yapılması düşünülen düzenlemelerin yeni adaletsizliklere yol açacağı maalesef hemen anlaşıldı. 

65 yaş altına düşük, 65 yaş üstüne daha yüksek zam formülü bunun en tipik örneği... Anayasada eşit vatandaşlık hakkını ihlal eden bu düzenleme yasalaşırsa Anayasa Mahkemesinden dönecektir. (Tabii ki karara uyulmayacaktır, orası ayrı...)

Oysa insanlar ulufeye benzeyen düzenlemeler değil; sisteme ödedikleri prim günü ve tutarlarına bağlı, adaletli şekilde ayarlanmış maaş zamları bekliyor. 

Aslında bu mesele son 10-15 yıldır tartışılıyor ve çözümün bir İntibak Kanunu çıkarmaktan geçtiği, meseleyi ciddiyetle ele alanlarca kabul ediliyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı AKP'li Faruk Çelik de İntibak Kanunu ile emeklilerin sorunlarının önemli bir kısmının kolayca çözülebileceğini Meclis kürsüsünde dile getirmişti. 

Peki nedir bu İntibak (Değişen şartlara sürekli uyum) Kanunu? İçeriğinde neler olmalı? Buyrun okuyabilirsiniz:

İntibak düzenlemesi, en düşük emekli aylığı (taban aylık) uygulamasının yarattığı prim-maaş adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışmadır ve   Kademeli/Parametrik Düzeltme olduğu için 'İntibak' denilir. 

​Bu düzenleme teklifinin öne çıkan muhtemel içeriği ve teknik detayları şunlardır:

​1. Prim ve Gün Sayısına Göre İntibak (Derecelendirme)

​Prim Adaleti: Taban aylık uygulaması yüzünden 10 yıl (3.600 gün) prim ödeyen ile 25–30 yıl (9.000 gün) prim ödeyen emeklinin aynı maaşta eşitlenmesi sorununu çözer.  

17 Ekim 2026 Cumartesi

IMF VE DÜNYA BANKASI 25-30 YIL ÖNCE BİZE, TÜM FİNANSAL YÖNETİMİN TEK ELDE TOPLANARAK KOORDİNE EDİLECEĞİ 'MALİ PİYASALAR-SEKTÖR ÜST KURULU'NU (MPÜK-MSÜK) KURMAMIZI ÖNERMİŞ AMA KABUL ETTİREMEMİŞTİ; ŞİMDİ CEREMESİNİ ÇEKİYORUZ


TÜRKİYE'DE DEVLETİN FİNANSAL YÖNETİM, GÖZETİM VE DENETİMİ KOORDİNASYONSUZLUKTAN TEL TEL DÖKÜLÜYOR

TÜRKİYE ARTIK MPÜK'Ü KURMAYI CİDDİ CİDDİ DÜŞÜNMELİ

Cahit UYANIK 

Biliyorum, boşa kürek çekiyorum ama yazmasam da olmazdı...

Meclis'teki kapatılan fonlardan tasarrufçulara yapılacak ödemelere ilişkin yasa teklifi görüşmeleri gösterdi ki, Türkiye'de finansal piyasaları düzenlemek, gözetlemek ve denetlemekle görevli kurumlar tel tel dökülüyor. 

Aralarında ciddi bir koordinasyonsuzluk mevcut. Oluşmuş ayrı adacıklarda liyakati tartışmalı adamlar  kendi iktidarını ve keyfini sürüyor. SPK zaten 'bir alem', BDDK birçok şeyi görmesine rağmen sessiz, MASAK ise süper yetkilerine karşın 'elimden birşey gelmiyor' kolaycılığında... 

Borsa İstanbul gözetim ve denetim ayağı unutulan 'finansal bir heyula'ya dönüşmüş, yabancı-yerli önüne geleni korkutuyor. Herkese abilik yapması gereken Merkez Bankası ise 'Bana ne, bana ne? Ben enflasyonla mücadele ediyorum' histerisine kapılmış. 

11 Ekim 2026 Pazar

İLACA PATENT VERMEYEN 4 ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE... GATT'A İMZA ATILMASI VE GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BERABER İLACA PATENT VERME DÖNEMİ BAŞLIYOR. YERLİ İLAÇ SANAYİCİSİ AR-GE'NİN YÜKSEK MALİYETİNDEN ÇEKİNDİĞİ İÇİN İLACA PATENT İSTEMİYOR

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Yalçıner:

ENSTİTÜ, PATENT YASASINI BEKLİYOR 

Yapılanmasını tamamlamak için uluslararası kuruluşlardan kredi isteyen Türk Patent Enstitüsünün kadrosu tamam. Fakat Patent Yasası ve diğer ilgili yasaların çıkmaması, vekillik müessesesi ile ihtisas mahkemelerinin kurulmamış olması nedeniyle buluşçular ve iş dünyasına henüz tam anlamıyla hizmet sunulamıyor. Türkiye GATT'a imza atması ve Gümrük Birliği sonrası ilaçlara patent verme sürecini ise resmen başlattı. Ancak yerli ilaç sanayicisi buna karşı çıkıyor.

Cahit UYANIK 

Geçen yaz aylarında Türk Patent Enstitüsü (TPE) sessiz sedasız kuruldu ve çalışmaya başladı. İkinci Abdülhamid döneminden kalma (1879)  bir yasa ile korunmaya çalışılan buluşlar ve buluş sahipleri bu duruma çok sevindi. Ancak Batılı standartlardaki Patent Yasası hala Meclis'te yasalaşmayı bekliyor. Uzun süre Sınai Mülkiyet Daire Başkanlığı görevini yaptıktan sonra TPE Başkanlığına getirilen Uğur Yalçıner ile patent yasasının geleceğini görüştük:

İntermedya Ekonomi: Türkiye'de bir Patent Enstitüsünün kuruluşu neden bu kadar gecikti?

Yalçıner:  1925'te imzaladığımız Paris Anlaşması gereği TPE'nin kurulması zorunluydu. Ama birçok kez denendiği halde olmamış. Son üç deneme 1992'den sonra yapıldı. Türkiye'nin mevcut yapısı içinde yeni bir kurum oluşturmak zor. Ancak sınai haklar ve mülkiyet sistemini kurmak için TPE tek başına yeterli de değil. Sistemin ilk parçası TPE idi. Arkasından diğer kanunlar ve vekillik müessesesi gelmeliydi. Dördüncü adım ise ihtisas mahkemeleriydi. Bu mahkemeler de henüz kurulamadı. TPE sistemin ana ögesi olarak 1994-Haziran ayında kuruldu. Enstitü, diğer ülkelerin patent ofislerine çok benzer, yarı özerk bir yapısı var. Üst kademe yönetici atamaları hükümet tarafından, diğer atamalar TPE Yönetim Kurulunca yapılıyor. Finansal özerkliğe de sahip. Bu, verdiği hizmet karşılığı ücret alması demektir. TPE kurulduğundan bugüne bina, ekipman ve eleman istihdamı işlerini yaptı. 1995 yılı içinde yeni uzmanlar alıp eğitimlerini gerçekleştireceğiz. Organizasyonumuz bu yıl bitecek yani...

- Enstitüde kaç kişi çalışıyor ve daha kaç kişiye ihtiyaç var?

Yalçıner: 105 kişi çalışıyor ama 209 kişilik kadro imkanı var. Patent ve marka mevzuatını uygulamak için bu yeterli. Gelecekte tasarım uygulamaları da TPE bünyesinde belgelendirileceği için sayıyı biraz arttırmak gerekir. Diğer ülkelerle mukayese edersek mantıklı bir rakam bu mevcut olan... ABD'de 5 bin kişinin çalıştığı ofis var ama iş hacimleri çok fazla... Avusturya'da 300, Bulgaristan'da 250, Benelüks'te 100 kişi çalışıyor. TPE iyi organize olmuş bir bilgisayar desteği ile çalışırsa rahatça ilk kuruluş aşamasındaki yükü kaldırır. Bilgisayar olanaklarımız da diğer ülke ofislerine nazaran güçlü. Her yeni kuruluşun olduğu gibi bizim de mali sıkıntımız var. Ama verdiğimiz hizmet karşılığında para aldığımız için zamanla bunu da çözeceğiz. Uluslararası kuruluşlardan proje kredisi talep ettik; Dünya Bankası, AB ve BM'ye bağlı UNDP ve Almanya'dan... ABD'den ise hiç bir destek yok. Onlar 'Önce mevzuat oluşturun, teknik ve finansal desteği sonra sağlarız' diyor. Kredilerin önemli kısmını bu yıl içinde realize edeceğiz. Üç sene sonra rahat işleyen bir yapıya gelmiş olacağız. Olaya kötümser bakmıyorum.

2 Ekim 2026 Cuma

FON SOYGUNCULARI DEVLETİN İLAN ETTİĞİ IBAN'LARA İADE PARASI YATIRIR MI?



KAÇIŞ PLANI SOYGUNLARDA DAHA BAŞTA YAPILIR VE SOYGUNUN KENDİSİ KADAR ÖNEMLİDİR

Cahit UYANIK 


Siyasi bir güdü ile yazmıyorum ama...

'Fonzi' skandalında...

Zaman ilerledikçe ve bilgiler deşelendikçe...

Soygun organizasyonunun çeşitli düzeydeki AKP'liler ve/veya yakınları tarafından gerçekleştirildiği, geçmişte şikayet edildiğinde ise ponzi şemalarının bu siyasi bağlantılar üzerinden korunup kollandığı iyice ortaya çıkıyor. 


Benim tespit edebildiğim organizasyona göre Tera ve Emre Tezmen ile  Pusula ve Muhammed Yarız başrolde tamam ama onu başrole getiren ve sürekli başrolde kalmasını sağlayanlar AKP'liler olmuş. Özellikle son 2 yılda açık bir saadet zinciri ve acımasız bir yağmaya dönüşen bu soygun organizasyonunda yıllardır borsada faaliyet gösteren, SPK'nın da yakından tanıdığı geleneksel anlamdaki manipülatörler de (Cengiz Avcı, Enver Çevik vd.) fütursuzca kullanılmış. 


Şimdilerde bence el altından uyarılarak, sopa gösterilerek, daha az zahmet yöntemiyle  -SPK'nın deyimi ile- 'fahiş kazançlar' iade alınmaya çalışılıyor.  Daha 2 gün önce SPK, bu fahiş kazançların nereye iade edileceğine ilişkin ayrıntılı hesap listeleri yayınladı. Evet bu bile, yani 'nedamet getirecek hırsızların imana gelmesini beklemek' bile, fon soygununun geçmişte bilindiği ve göz göre göre yapıldığının işareti sayılmalı bence... Devlet  soygun sürerken nasıl pasif yaklaşım sergiledi ise paraların geri alınmasında da (siyasi bağlantıların daha fazla ortaya çıkmaması için) aynı tavrı sergiliyor.


Neden mi böyle düşünüyorum? Yapay zekaya dünyanın değişik ülkelerindeki benzer soygun vakalarında SPK'nın başvurduğu şekilde bir geri ödeme yöntemi olup olmadığını araştırttım. 

30 Eylül 2026 Çarşamba

AKP'NİN MODERNİZE ETTİĞİ ARPALIK MODELİ, BORSA YÖNETİMİNE YÜKSEK TUTARDA HUZUR HAKKI ALAN ADAM YERLEŞTİRDİ AMA PONZİLER MAALESEF YAKALANAMADI


BİST YÖNETİMİNDEN AYRILAN DDK BAŞKANININ AYLIK HUZUR HAKKININ 125-140 BİN TL OLDUĞUNU HESAPLIYORUM

Cahit UYANIK 

Bundan 40 yıl kadar önce 

ANAP iktidarda iken...

'Arpalık' denilen bir kavram vardı. 

ANAP'tan aday olup da seçilemeyen...

Genel Başkan ve çevresine yakın isimler KİT Yönetim Kurullarına Yönetim Kurulu Başkanı (YKB) veya Yönetim Kurulu Üyesi (YKÜ) yapılırdı. 

O kişi de maaş-huzur hakkı, makam odası, sekreter-özel kalem müdürü, danışman(lar), gazete takımı ve tüm KİT üzerinde bir hakimiyet hakkı kazanırdı. İşe alımlar, yükselmeler, görevden almalar çoğunlukla bu siyasi kartvizit sahibi arpalık mensubunca yürütülürdü.

Devlette KİT çok o zamanlar... 

Böyle yüzlerce arpalık mensubu vardı. 


Araştırdım 'arpalık' kavramı Osmanlı'dan geliyormuş. Osmanlı'da devlet görevlerinden ayrılan veya çıkarılan üst düzey memurlara 'arpalık' denilen genişçe bir arazi verilir, orada ekip biçtiği ile geçinir gidermiş.  ANAP bunu modernize etmiş; araziyi KİT YKB veya YKÜ yapmış.  

Hatırlıyorum ANAP'lı Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı, ANAP'lı Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığında gidilen 1991 seçimlerinde; 'Baba' yani DYP'li Süleyman Demirel'in en önemli seçim vaatlerinden biri 'Arpalıkları kaldıracağız' şeklindeydi. Seçimi kazanınca ve Başbakan olunca da öyle yaptı. KİT özelleştirmeleri ile de bu kavram tavsadı ve unutuldu. (Arpalık mensuplarına verilen ödeme ve imkanlar, 90'lı yıllarda özelleştirme yanlılarının en önemli gerekçelerinden biriydi zaten...)

Ancak AKP iktidara geldikten 10 yıl kadar sonra unutulan arpalık olayını kendine göre modernize etti. Hem eski vekilleri hem de üst düzey bürokratları devletin yönetimindeki veya ortağı olduğu çeşitli kurum ve kuruluşlarda YKB veya YKÜ yaptı. Yalnız buradaki yenilik, bazı partili bürokratların normal maaşlarının yanı sıra 2. ve hatta 3. maaşa kavuşmalarıydı. Tabii bu konu toplumda büyük bir rahatsızlık yarattı.

27 Eylül 2026 Pazar

FON SKANDALINDA 2 MİLYAR TL'LİK BİST'TEKİ HAKSIZ KAZANÇ SEBEBİYLE AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞINDAN İSTİFA ETTİ: ÇİFT DİPLOMALI (MÜHENDİSLİK VE TIP) DR. FATMA BETÜL SAYAN KAYA KİMDİR?

Dr. Fatma Betül Sayan Kaya
1981 yılında İstanbul'da doğan 
Dr. Fatma Betül Sayan Kaya, burslu okuduğu Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden mezun oldu. NYU-Poly’de meme kanserinin görüntülenmesi üzerine lisansüstü çalışmalar yapan Fatma Betül Sayan Kaya, daha sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirerek Tıp Doktoru ünvanını aldı.

2009 yılında AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi. 2010-2012 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yürüttü. 2012 yılında yapılan kongreyle tekrar AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi ve AK Parti İstanbul Tanıtım Medya’dan sorumlu İl Başkan Yardımcılığına atandı.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ERDOĞAN İSTANBUL seçim ofisi Tanıtım Medya Sorumlusu olarak görev yaptı. 12 Eylül 2015 tarihinde yapılan AK Parti 5.Olağan Kongresi’nde MKYK üyeliğine seçildi ve AR-GE’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atandı.

MESUT YILMAZ'IN BAŞBAKAN OLDUĞU ANAYOL AZINLIK HÜKÜMETİ GENSORU İLE DÜŞME YOLUNDA; ANKARA'DA 'KABAK TADI VEREN' YENİ HÜKÜMET SENARYOLARI TEKRAR GÜNDEMDE...


Gensoru Önergesi / 

KABAK TADI VEREN SENARYOLAR

Ankara, kabul edildiğinde ANAYOL Azınlık Hükümetinin düşeceği gensoru görüşmesi haftasına bir sonraki hükümetin nasıl kurulabileceğine ilişkin artık kabak tadı veren senaryolarla giriyor. Milli Mutabakat, ANAYOL-SOL, RP+ANAP, RP+DYP ile DYP ortaklığında RP Lideri Erbakan'ın Başbakan olacağı erken seçim hükümeti kulislerde konuşuluyor. 

Cahit UYANIK 

Türkiye yine bu haftaya siyasi çalkantılarla giriyor. 2 Haziran 1996 Yerel Ara Seçimi sonuçları bu çalkantının ilk kaynağı... Partiler, bu seçime büyük önem veriyor. Çünkü Türkiye'deki seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 2'si 6 aylık aradan sonra bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim partiler için 'Devlet kesesinden yapılan büyük bir kamuoyu yoklaması' gibi... Seçim sonuçları hafta boyunca zihinleri meşgul edecek olan 'Gensoru önergesi kabul mü, ret mi edilecek?" sorusunun cevabının verilmesini belki de daha kolaylaştıracak. 

TBMM, Pazartesi günü toplanarak Refah Partisi (RP) tarafından verilen gensoru önergesi için ilk adımı atacak. Bu görüşmede Meclis, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağını tartışacak. Aslında gensorunun kaderini bu oylamanın belirleyeceğini söylemek pek yanlış olmaz. Eğer gensorunun gündeme alınması kabul görürse, Çarşamba günü esas görüşmeye geçilecek. Gensorunun kabul edilip edilmeyeceği de 7 Haziran 1996-Cuma günü belli olacak. Kendisini hedefleyen gensoru  kabul edildiği takdirde, Başbakan Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sunacak. Böylece Türkiye Cumhuriyetinin 53. Hükümeti bir gensoru önergesi sonucu tarihe karışacak.

Artık azınlık hükümetine kimse cesaret edemez

Ankara kulislerinde konuşulanlara göre -son anda sürpriz bir gelişme olmazsa- Mesut Yılmaz Hükümetinin düşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü RP, DYP, CHP ve BBP liderleri kesin tavırlarını 'Gensoruyu kabul' yönünde açıkladı. Bu dört partinin toplam milletvekili sayısı 300'ü aşıyor. Meclis'teki tüm siyasi partiler yeni bir hükümet kurulabileceğini belirtiyor ama bunun nasıl olacağı konusunda kimse net bir fikir ileri süremiyor. Ancak Ankara'da  iyice netleşen tek siyasi sonuç şu: Artık kimse azınlık hükümetine cesaret edemez. Azınlık hükümeti yerine seçim yapmak daha isabetlidir. 

23 Eylül 2026 Çarşamba

IMF YÜKSEK AÇIKLANAN HUBUBAT FİYATINI BAŞBAKAN YILMAZ'IN KENDİLERİYLE ANLAŞMAK İSTEMEMESİNE YORUMLADI VE ANİDEN DEĞİŞEN SİYASİ KOŞULLARA BAKARAK TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

Martin Hardy
IMF TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

'Nezaket-teftiş' karışımı bir ziyarette bulunan IMF Heyeti, 15 gün içinde değişen iki farklı kamu finansman tablosunu yanına alarak Türkiye'den 'şaşkın' ayrıldı. IMF, yüksek açıklanan hububat fiyatını ise Başbakan Yılmaz'ın kendileriyle anlaşmak istememesine yorumladı. 

Cahit UYANIK 

Uluslararası Para Fonu (IMF) Avrupa Bölümü Müdür Yardımcısı Martin Hardy, 1995-Eylül ayında Türkiye Masası Şefi sorumluluğuna getirildiğinde kim bilir aklından neler geçiriyordu? Çünkü bu atamanın iki ay sonrası Türkiye ile işler değişivermişti bir anda... 1995-Kasım ayında, bitimine 3 ay kala iptal edilen stand-by anlaşması, Türkiye'de uzun sürebilen bir siyasi istikrarsızlığın en önemli habercisi olarak yorumlanmaya başladı. IMF de Aralık-1995'teki genel seçimden istikrarlı bir hükümet çıkacağına inansa, bu stand-by anlaşmasını büyük ihtimalle iptal etmeyecekti. Hardy ise böylece Eylül ayındaki psikolojisini koruyacaktı. 

Hardy'nin bu iptalin ardından ilk Türkiye ziyareti IMF Kuruluş Yasasının 4. Maddesi (Article Four) çerçevesinde 7 ay sonra oldu. Her IMF üyesi ülkeye düzenlenen ve 5-6 güne sığdırılan bu olağan gezi ANAYOL Hükümetinin 'ekonomide kararlı bir tavır takınacağı' düşüncesiyle rutin dışına çıkılarak 15 güne uzatıldı. Üstelik Haziran ayı başında yapılması planlanan Türkiye seyahati Mayıs ayı ortasına yani erkene alındı. Çünkü Nisan ayı sonunda Washington'daki IMF İlkbahar Yarıyıl Toplantılarına katılan Türk heyeti "Elinizi çabuk tutun. Eğer bize destek vermezseniz ekonomimiz bu yılı kolay kolay çıkaramaz" demişti. Ziyaretin normal zamanından önce yapılmasının sebebi de buydu.

IMF bütçe açığına itiraz etti ama...

IMF'nin 'nezaket-teftiş karışımı' gezisi işte bu hava ve ortamda başladı. Başbakan Mesut Yılmaz aynı hafta başında bir basın toplantısı düzenleyerek ANAYOL'un hedeflerini anlatmıştı. Ancak bu basın toplantısına hiçbir DYP'li bakanın katılmaması IMF Heyetinin de tuhafına gitmişti ama fazla üzerinde durmadılar. Ne de olsa resmi olarak 'Article Four' ziyaretindeydiler.

20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Rahmetli Uğur Mumcu ise Baba Alkin'e verdiği danışmanlık hizmetleri nedeniyle 'holding profesörü' derdi. Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

15 Eylül 2026 Salı

KULİS / DENİZ BAYKAL ANTEPLİLERİ AĞAÇ ETTİ!

Cahit UYANIK 

Allaha şükür, artık Türkiye'nin dört bir yanına uçakla ulaşmak mümkün. Ancak bu durumun faydaları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Nasıl mı? Geçen hafta seçim gezileri çerçevesinde Adıyaman ve Gaziantep'e giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Gaziantep Havaalanında küçük çaplı bir krize yol açtı. Gaziantep'ten Ankara'ya uçmak için vaktinde havaalanına gelen yolcular polis noktasından geçip uçuş kartlarının kontrol edileceği bölüme geçtiler. 35 dereceyi aşan sıcakta kapısı-camı kapalı küçük bir salonda 100'ü aşkın kişi beklemeye başladı. Buraya kadar herşey normaldi.

Ancak uçağa biniş saati gelmesine rağmen hiç kimse aprona çıkıp uçağa geçemedi. Sonunda yolcular iyice sabırsızlandı. Gecikmenin nedeni araştırılıp soruşturulmaya başladı. Öğrenildi ki Baykal yolda ve uçağa yetişecek! "Uçağa alın, orada bekleyelim" önerisi de THY yetkililerince geri çevrilince,  harareti iyice yükselen salon adeta cehenneme dönüştü. Sonunda 1 saat gecikmeyle uçağa binilebildi.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

6 Eylül 2026 Pazar

2027-2029 OVP'SİNDE EKONOMİK HEDEFLERDEKİ REALİZM SEÇİM EKONOMİSİNE GİRİŞ İLE AÇIKLANABİLİR

Cahit UYANIK

● OVP'NİN ZAMANINDA AÇIKLANMASI OLUMLU: 2027/2029 Orta Vadeli Programının çok fazla bekletilmeden, öngörüldüğü gibi Eylül'ün ilk haftasında açıklanması olumlu. Berat Albayrak'ın Bakanlığı döneminde OVP'ler neredeyse 2-3 hafta gecikme ile açıklanırdı. Söz gelimi 2018 yılında OVP 20 Eylül'de, ismi de teamüllere aykırı olarak 'Yeni Ekonomik Program' olarak değiştirilerek açıklanmıştı. Bu gecikme ekonomik hedeflerde kararsızlık, düzensizlik ve devletin kendi içinde bile uzlaşamaması algısı doğuruyordu. 

● SEÇİM YILLARI OVP'Sİ:  2027/2029 OVP bir genel seçim (2027 veya 2028) bir yerel seçim (2029), belki de 1 anayasa referandumunu kapsaması açısından 'Seçim yılları OVP'si' olarak değerlendirilmeli. Yani Türkiye en az 3-4 yıllık seçimsiz dönemi geride bırakıyor. OVP hedefleri aynı zamanda seçim ekonomisi etkilerini de kapsıyor ve hedeflerdeki nispi realizm bu etki ile de açıklanabilir. Çünkü seçim yılı yaklaştığında tutmayan bir enflasyon hedefi, normal zamana göre iktidara seçim kaybetme faturası çıkarabilir. Bu bir yerde şişmanlayacağını bilen birinin bir üst beden büyük kıyafet almasına benziyor.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

PKK YILDA 1,5-3 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİYOR. 28 MiİLYAR DOLAR BİRİKMİŞ PARASI VAR. SİLAH BIRAKINCA PKK"NIN PARASI NE OLACAK?

Terör örgütü PKK ve uzantılarının toplam yıllık gelirinin 1,5 ila 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Örgüt, bu gelirleri küresel ve bölgesel çaptaki yasa dışı faaliyetler ile örgütsel fonlama mekanizmaları üzerinden sağlar.  Geçmiş yıllarda yayınlanan bazı istihbarat analizleri ve medyaya yansıyan iddialarda, örgütün küresel ağları, taşınmazları ve ticari ortaklıkları üzerinden dönemsel olarak milyarlarca dolarlık (çeşitli raporlarda 28 milyar dolar veya geçmiş arşivlerde farklı rakamlar gibi) bir ekonomik büyüklüğe veya fon yönetimine sahip olduğu öne sürülmüştür. 

Net bir "toplam birikim" rakamı verilememekle birlikte, elde edilen yasadışı gelirlerin büyük kısmının lojistik, silah temini, militan/aile iaşesi ve propaganda faaliyetleri için anlık olarak harcandığı, kalan kısmının ise offshore hesaplar ve karmaşık illegal ağlar üzerinden aklandığı değerlendirilmektedir.

​Finans Kaynakları:  

​Uyuşturucu Ticareti: En büyük gelir kalemi olup, Orta Doğu-Avrupa uyuşturucu rotasındaki üretim, transit geçiş "vergisi" ve dağıtımdan yıllık ortalama 1,5 milyar dolar elde edilmektedir. Avrupa pazarındaki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü kontrol eder.  

​İnsan Kaçakçılığı ve Kaçakçılık: Sınır hatlarındaki yasa dışı insan, sigara, yakıt ve sahte ilaç geçişlerinden alınan paylar ve harçlar.  

​Avrupa ve Dış Coğrafya Fonları: "Kampanya", "bağış" ve "vergi" (örneğin Rojava/Kürdistan fonu) adı altında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diyasporadan toplanan yıllık 30 ila 50 milyon avro civarındaki gelir.

​Gümrük ve Şantaj/Haraç: Irak ve Suriye'deki hakimiyet kurduğu veya nüfuz ettiği sınır kapılarından geçen ticari mallardan kesilen "sözde gümrük vergileri" ve iş insanlarından tehdit/şantaj yoluyla toplanan paralar.

​Meşru Görünümlü Ticari Yapılar: Avrupa ve Orta Doğu'daki vakıf, dernek, medya organı ve ticari işletmeler üzerinden yürütülen aklama faaliyetleri...

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

14 Ağustos 2026 Cuma

LACİVERT KUMAŞ TAKKE, KUMAŞ PANTOLON VE GONCA KURİŞ...

Cahit UYANIK 

Süleymancılar'a operasyon yapılmış.

Süleyman Hilmi Tunahan'miş kurucuları...

İki Süleyman tanıyorum oysa ben: Kanuni Sultan Süleyman ve Süleyman Demirel. 

Sempatik Yeşilçam aktörü Süleyman Turan, karizmatik BJK Başkanı Süleyman Seba, efsanevi istihbaratçı Süleyman Askeri Bey vd. saymazsak tabii...


Yine de meraktan arastirmistim bu grubu bir ara... Süleymancilar'in iki nişanesi bulunuyor: 

1) Lacivert kumaş takke takmaları

2) Kumaş pantolondan başka birsey giymemeleri...


Rahmetli babam terzi olduğu için belki...

Bendeniz de kumaş pantolonu çok severim. 

Bunu öğrenince birkaç kot, kanvas pantolon daha almadım değil hani...

Yapay zekayı çalıştırdım yine, boş durmasin; bakalım tek tip kıyafetlerle ilgili ne dedi?


Aynı tip kıyafet giyen insan grupları veya hareketler, bireyselliğin yok oluşunu ve katı bir itaati simgelediği için psikolojik olarak korku veya tedirginlik yaratabilir.Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan derin anlamlar taşır.

13 Ağustos 2026 Perşembe

BİR GÜNÜN BEYLİĞİ, BEYLİKTİR VEYA ANTİ-KAMUFLASYONUN HİKMETİ: 70 TL'YE DÜŞEN DİZEL FİYATI...

Cahit UYANIK 

Son zamanlarda ekonomi ile ilgili duyduğum ve yaratılmış en güzel kavram, 'kamuflasyon'...

Yani 'Hatalı davranışları ve yanlış fiyatlandırmaları dolayısıyla kamunun sebep olduğu  enflasyon' anlamına geliyor. Özellikle son 10 yılın hükümetlerinde bunların örnekleri yazılsa, eski deyimle ansiklopedi olur.

(Yanlış bilmiyorsam kamuflasyon kavramının mucidi, tecrübeli ekonomi gazetecisi Şeref Oğuz... )

İşte birkaç gündür yine kamuflasyon ile uğraşıyoruz. Daha 2 gün önce dizelin satış fiyatının bazı kentlerimizde 89 TL'ye kadar yükseleceğini yazmıştım. Böylesi bir durumun enflasyona doğrudan ve zamana yayılmış aşamalı etkileri olacağı, yıl sonu enflasyon rakamının yüzde 30'u aşacağını herkes görüyordu. Çünkü açıklanacak ağustos ayı enflasyonu ilk tahminleri şimdiden yüzde 2,5'u geçmişti.

Ne yapıldı peki? Anti-kamuflasyoncu bir davranışla dizelde ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. Sonraki aylarda da 3'er TL 3'er TL artırılarak  yıl sonunda 13,9 TL'ye yükseltilmesi (3-6-9-12 ve 13,9 TL) öngörüldü   Burada gizli hedef şu: 'Ham petrol fiyatları yeniden 65-70 dolara düşerse, biz de 13,9 TL ÖTV'ye ulaştığımızda ayar çekip dizel fiyatını en fazla 80 TL'de tutarız' diye düşünülüyor. Böylece yıl sonu enflasyonu da yüzde 28-29'da kalabilir. 

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

'ÖRÜMCEK AĞI'NA DÜŞMÜŞ TÜRK SOĞANINI, NEDEN 'ÖRÜMCEK ADAM' GELSE KURTARAMAZ?


Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) eski başkanlarından, meslek büyüğümüz Zülfikar Doğan Radyo Sputnik'teki yayınında diyor ki: 

🔸Soğanın tarladaki fiyatı geçen yıl 5 liraydı, bu yıl 33 liraya çıktı; markette ise 50-60 liraya dayandı.

🔸Üretici zarar ettiği için bu yıl soğan ve patates ekmedi. Üretim açığı ortaya çıkınca ithalat kapısı açıldı.

🔸Tarım ve Orman Bakanlığı 2024’te soğan ve patatesin de bulunduğu 13 stratejik üründe planlı üretime geçildiğini açıkladı. Ancak ortaya çıkan tablo, ‘Planlı üretim bunun neresinde?’ sorusunu gündeme getiriyor.


Evet, çok haklı sorular bunlar... Neden bunu yaşadığımızın cevabı ise vardır. Üniversitede ekonomi veya komşu bir lisans dalı okuyorsanız öğreneceğiniz ilk şeylerden biri de "Cobweb (Örümcek Ağı) Teoremi"dir. Neymiş bu teorem peki?

"Örümcek Ağı Teoremi, fiyattaki değişikliklere arz ve talebin anında tepki veremediği piyasalarda, fiyat ve miktar dalgalanmalarının zamanla nasıl dengeye ulaştığını veya dengeden uzaklaştığını açıklayan iktisadi bir modeldir.

​Özellikle tarım ürünleri gibi üretimi zaman alan (gecikmeli arz) piyasaları açıklamak için kullanılır. Üreticiler gelecekteki üretimi güncel piyasa fiyatına bakarak planlar; ancak ürün piyasaya çıktığında oluşan arz fazlası veya eksikliği fiyatı değiştirir ve bu durum döngüsel bir ağ görünümü yaratır."

Türk tarımı, ben mesleki yönden kendimi bildim bileli 'Örümcek Ağı'na takılıp kalmış bir sektördür. Bunu aşmak için bazı ürünlerde devletçe alım fiyatı ilan edilir. Söz gelimi buğday-arpa, fındık, çay gibi... Amaç, üreticiye üstü kapalı bir fiyat garantisi vererek ertesi yılın üretim miktarını sağlama almaktır. Bu; siyasetçilerin çiftçilerden oy alabilme kaygısıyla, 2000 yılı öncesine kadar öyle katı ve hesapsız-kitapsız uygulanıyordu ki mesela üreticiden alınan fazla ürün toprak altına gömülerek çürümeye terk ediliyor, yakılıyor veya denize dökülüyordu. Devlet, tüketilemeyecek veya ihraç edilemeyecek kadar çok aldığı, yani ne yapsa satamayacağı bir malı aldığı için sürekli bütçeye görev zararı yazıyor, bu da enflasyona sebep  oluyordu. 2000 yılından sonra destekleme alımları sınırlandırıldı ve o ürünün piyasa fiyatları ile bağı kuruldu. Artık toprağa gömülen buğday, denize dökülen çay haberleri okumuyoruz.