Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2026 Çarşamba

TDÇİ ESKİ GENEL MÜDÜRÜ SENCER İMER: "BENİ PAZAR KAYBEDECEK OLAN İZMİRLİ DEMİR ÇELİKÇİLER GÖREVDEN ALDIRDI"

Sencer İmer (1942-2022)
TDÇİ Eski Genel Müdürü Sencer İmer / 

SEBEP,  EGELİ DEMİRCİLER Mİ?

TDÇİ Genel Müdürlüğü görevinden alınan Sencer İmer'e göre bu kararda İzmirli ark ocaklı demir çelikçilerin pazarlarını koruma kaygısı etkili oldu. İmer'i görevden alan Bakan Ersin Faralyalı İzmirli;  göreve getirilen Prof. Dr. Atilla Sezgin de seçimi kaybeden DYP İzmir milletvekili adayı... İmer'in iddiaları içın bunlar bir tesadüf mü, yoksa kanıt mı?

Cahit UYANIK 

Atamalar, yeni hükümetin icraatları arasında en fazla tartışma yaratan konu oldu. Hatta bazı atama kararnameleri hükümet ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında ciddi gerilim bile yarattı. Hükümetin atamaları savunurken söylediği iki şey var: Birincisi 'Biz yürütme olarak uyumlu kadrolarla çalışırız'. İkincisi de 'Atamalarımız siyasi değil. Biz bu görevlere, işi en iyi yürütecek kişileri getiriyoruz.'

Ancak atamalar konusunda yapılan eleştiriler ise 'Görevden alınan bazı kişilerin işlerinde çok başarılı oldukları ve yerlerine yapılan atamaların bazı çıkar hesaplarına dayandığı' noktasında yoğunlaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanan Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) yönetiminde yapılan değişiklik de işte bu tartışmalı görevden alma ve atamalardan biri oldu. Eski Genel Müdür Sencer İmer bir süre önce görevinden alınarak yerine son seçimde DYP İzmir milletvekili adayları listesinde bulunan ancak milletvekili seçilemeyen Prof. Dr. Atilla Sezgin atandı. 'TDÇİ Olayı'nda görevden alınan taraf Sencer İmer, gelişmeleri 'kendi açısından' Ekonomik Panorama'ya değerlendirdi:

Ekonomik Panorama: TDÇİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandıktan sonra Bakan Faralyalı ile ilişkileriniz nasıldı?

Sencer İmer: Ben Sayın Faralyalı'yı zaten Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı olduğu zamandan tanıyordum. Faralyalı bana bakanlık görevine geldiği gün kendine bağlı tüm kuruluşlardaki alım-satım ve ihaleleri durduracak bir genelge çıkarmak istediğini söyledi. Ben de genelgeyi duyunca 'Sakın böyle bir genelge çıkarmayın. Eğer bu devreye girerse tüm fabrikalara kilit asmak gerekir' dedim. Bunun üzerine Faralyalı 'Ben fabrikaların kapısına kilit vurmak değil, belli yatırımları kontrol altına almak istiyorum' dedi. Böylece genelgeyi amacına uygun hale getirdik. Eğer ben orada müdahale etmeseydim tam bir skandal olacaktı. Ama Bakan Faralyalı bu sefer, az önce sözünü ettiğim alım-satım ve ihaleleri durduran benzeri bir genelgeyi 30 Ocak tarihinde çıkarttı. 

- Bu durumda siz ne yaptınız?

İmer: Ben de bu genelgeyi hukukçularıma incelettim ve cevabi bir yazıyla genelgeyi uygulayamayacağımı bildirdim. Çünkü ilgili yasalar gereğince ihaleleri ve alım-satımları durdurma yetkisi TDÇİ Yönetim Kurulunda idi. Üstelik bu genelgeyi uygulamaya koysaydım yılda bir kez yapılan koklaşabilir taş kömürü ve ferro-alias gibi ham maddelerin ihalelerini de kaçırabilirdik ki bu, fabrikalarımızın durması anlamına gelirdi.

(Tıklayınız) ARAMIZDAN AYRILAN PROF. DR. SENCER İMER İLE BİR ANI

15 Ocak 2026 Perşembe

BAŞKENT KULİSİ / KOALİSYON PROTOKOLÜNE 'KORSAN' GİREN MERKEZ BANKASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NEYİ AMAÇLIYOR?

BAŞKENT KULİSİ / MERKEZ BANKASININ YENİ BAŞKANINA İLK ZİYARET 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Gazi Erçel oturur oturmaz ilk ziyaretçisi Devlet Bakanı Rüşdü Saracoğlu oldu. Ancak bu ziyaret Türkiye'deki yerleşik siyaset ve bürokrasi geleneklerini altüst etti. Çünkü pratikte, atamadan birkaç gün sonra bu ziyaretin tam tersi olmalıydı. Yani Erçel'in Saracoğlu'nun ayağına gitmesi gerekiyordu Saracoğlu'nun bu ziyaretteki amacı eğer hayırlı olsun demek ise  bunu telefonla da yapabilirdi. 

Aslında Saracoğlu Devlet Bakanlığına atanır atanmaz eski göz ağrısı Merkez Bankasına el atıvermişti. O dönemde bankanın başında vekaleten Osman Cavit Ertan vardı. Saracoğlu önce Merkez Bankasına bir yazı yazarak kendi başkanlığı dönemindeki şoförünü bakanlık emrine aldırdı. Hemen ardından Merkez Bankası Başkanlığı günlerinde kendine yakın çalışmış 7-8 kişilik bir uzman grubunu yine Devlet Bakanlığına çekti. 

Neyse... O ziyarette 'Eski Merkez Bankası Başkanı-taze politikacı Saracoğlu' Erçel ile ne konuştu bilmiyoruz; ama yaklaşık 3 yıl önce sıcak bir yaz gününde terk ettiği bu tanıdık makamda bulunmaktan eminiz zevk duymuştur. Bence Erçel'in bu görevde çözmesi gereken ilk bilmece ise koalisyon protokolünün içinde gizli. Çünkü bu protokole göre Merkez Bankası Kanunu 'bir şekilde' değiştirilecek. Ancak aynı protokol metninde bu düzenlemenin içeriği net olarak yer almıyor. Bazı isimler bu bölümün aslında protokole 'korsan' biçimde sokulduğunu, çünkü aynı günlerde sosyal güvenlik kuruluşlarının lağvedilmesi tartışması nedeniyle bu ilginç maddenin üzerinde durulmadığını ve 'gümbürtünün arasında kalarak' protokole sızdığını ifade ediyor.

Merkez Bankası Kanunundaki bu esrarengiz değişikliğin, iç borçlanma sistemi ve görevinin Hazine'nin elinden alınarak Merkez Bankasına verilmesine yönelik olduğu da iddialar arasında... Bu söylentinin iyice bunalttığı Hazineciler ise Erçel'in atanması ile rahat bir nefes almış görünüyor. Eski bir Hazine bürokratı olan Erçel'in 'baba ocağı'na ihanet etmeyeceği yaygın bir kanı ve beklenti...

TKB CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK 

Türkiye'nin klasik sorunlarından biri de Türkiye Kalkınma Bankasıdır (TKB). Her siyasi iktidar değiştiğinde bu bankanın başına atanacak isim büyük tartışma yaratır. Geçenlerde ağır ceza mahkemesine havale edilen Özal Baysal'ın kötü yönetimiyle bu banka 1992-1994 yıllarında 4-5 trilyon liralık bir zarar batağına saplanmıştı. Baysal görevden alındı. Çiller başbakan olduktan sonra İslam Kalkınma Bankasından apar topar Tarık Kıvanç'ı çağırdı. Türkiye'nin en eski planlamacı ve projecilerinden olan Kıvanç bankaya çeki-düzen vermek için kolları sıvadı. 

8 Ocak 2026 Perşembe

İŞTE KARDEMİR'İN KAPATILMASINI İSTEYENLER


KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü 

KİGEM, TDÇİ'nin KARDEMİR Raporunu Çürüttü

İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER 

KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.

Cahit UYANIK 

5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.

Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.

İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor

Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük. 

Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...

5 Ocak 2026 Pazartesi

ANKARA NOTLARI / 5 NİSAN 1994 KARARLARINA SEBEP OLAN EKONOMİK KRİZİN SORUMLUSU KİM? DEMİREL Mİ, ÇİLLER Mİ?

ANKARA NOTLARI / KRİZE SORUMLU ARANIYOR!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkünde ilk yılını doldurdu. Demirel, bir basın toplantısı düzenleyerek geride bıraktığı 365 günün hesabını verdi. Demirel bu toplantıda gazetecilerin birbiri ardına gelen sorularına 'kendine özgü' üslubuyla cevap vermeye çalışırken, üst düzey ekonomi bürokratları da Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti karşısında terlemeye devam ediyordu. 

Demirel basın toplantısında genel olarak 'kendi bıraktığı dönemde ekonominin dengelerinin yerli yerinde olduğu' düşüncesini savundu. Demirel, enflasyon-faiz-kur ilişkisi iyi düzenlenemediği için şimdiki bunalımın yaşandığını anlatarak "Bu kriz parasaldır" dedi. Demirel böylece 1988 yılından bu yana Türk ekonomisinin tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi 'sıcak para' girişiyle mevcut dengeleri ayakta tuttuğunu göz ardı etti. Ama bir yandan da günah çıkarırcasına ve 5 Nisan Kararlarını kastederek "Madem yapılması gerekiyordu, niye 11 ay önce yapmadınız?" deyiverdi. Oysa Türkiye'nin 300-500 milyon dolar kredi alabilmek için IMF kapısında bekliyor olmasında bir sorumlu aranıyorsa, Demirel de buna ortaktı. Tıpkı Çiller gibi...

Arşivdeki IMF mektubu...

Şimdi yine 1 yıl öncesine gözlerimizi çevirelim ve 1993-Mayıs ayının gazete arşivlerini karıştıralım. Yüksek tirajlı bir gazeteden şu kupürü okuyalım:

"IMF'den Demirel'e Son Gün Bombası. Bugün Cumhurbaşkanı seçilmesi kesin olan Başbakan Süleyman Demirel, IMF'den gelen bir sürprizle karşılaştı. IMF Başkanı Michel Camdessus, Başbakan Süleyman Demirel'e özel kurye ile 'Türk Ekonomisi İçin Uyarı Mektubu' gönderdi. Bugüne kadar IMF Başkanı'ndan doğrudan Başbakan'a mektup gönderilmediğine dikkat çekilerek "Bu çok acil bir durum. Bu nedenle doğrudan Demirel'e gönderildi" yorumu yapıldı. 

27 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA 'BİR GARİP' ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIĞI


Sıhhiye'deki Etibank Binası, 1956-1960. Mimarlar Vedat Özsan, Toğrul Devres ve Yılmaz Tuncer imzalı yapı, 1950'li yıllarda ülke içerisinde yer bulmaya başlayan uluslararası üslubun ürünlerinden biriydi, dönemini yansıtan bir ofis yapısıydı. 2013 yılında yıkıldı. (K: Modern Mimari Miras X hesabı)

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA GARİP ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIKLARI 

Cahit UYANIK 

Etibank'ın kaderi 'bölünüp parçalanarak özelleştirme' imiş meğer... Önce madencilik ile bankacılık birbirinden ayrıldı; şimdi de Etibank-Bankacılık 3 parçaya bölünerek satılacak. Anlayacağınız 'Bir koyundan 3 post' çıkacak! Halen Hazine'de 50'yi aşkın yeni banka kurma başvurusu beklediği hesaba katılırsa, bu satışta müşteri kıtlığı yaşanmayacağı kolayca söylenebilir. Ama esas sıkıntı 'bankanın üçe bölünmesinde' yaşanacak gibi görünüyor. Bu aşamada bankanın zararları da mı üçe bölünecek? Yoksa zarar, bankanın kamuda kalması planlanan kısmında mı yoğunlaştırılacak? Şube, personel ve iştiraklerin paylaşımı nasıl olacak? Üçe bölünmüş bir bankanın bilançosu nasıl çıkarılır? Çıkarılan bilançoyu onaylayacak merci bulunur mu? Bütün bunlar havada kalan ve cevaplanmayı bekleyen sorular... Üstüne üstlük mevcut Bankacılık Kanununun böyle bir parçalanmaya izin vermediğini ileri sürenler de var. Daha doğrusu kanunda böylesi bir parçalanmaya ilişkin hüküm bulunmuyor. 

Bu tartışmalar bir yana Etibank'ın başında Zeki Akıllıoğlu var. Çiller'in gözünün önünden hiç ayırmadığı 'prens'lerden Akıllıoğlu, bankayı 'yavaş ve derinden' özelleştirmeye hazırlıyor. Akıllıoğlu, banka satışlarında mahkemeye intikal etmiş davaların, satıcının gücünü azalttığını düşünüyor olmalı ki geçtiğimiz günlerde yolsuzluklara ilişkin iki mahkeme dosyasının 'akim kalmasına' göz yumdu. Bu davalardan ilki, bankanın eski yöneticilerinden Tansu Çakaloz ve Cafer Yüksel'in Aras Tekstil adlı firmaya kullandırdığı 4 milyar liralık kredide 'sabit kur' uygulayarak yolsuzluk yaptıklarını iddia ediyordu. Dosya 7,5 yıllık sürede karara bağlanamadığı için zaman aşımına uğradı. 

İkinci davada ise Etibank Eski Genel Müdürü Fethi Ağalar ile Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı Namık Kemal Kılıç'ın yanı sıra 5 üst düzey yönetici yargılanıyordu. Çoğu şimdilerde özel sektörde çalışan bu bürokratlar, kamudaki ihale kurallarını hiçe sayarak 'Ankara Sigorta' adlı şirketin hisselerinin yüzde 55'ini 25 milyar liraya satın almışlardı. Yani bu aslında küçük çaplı bir 'şirket kurtarma operasyonu' idi! Fahiş fiyattan yapılan bu satın alım nedeniyle Etibank zarara uğramıştı ve sanıklardan 25 milyar lira tazminat isteniyordu. Gelin görün ki mahkeme hakimi, uzun zamandır takip edilmeyen ve davacı taraf Etibank avukatlarının celselere katılmadığı bu dosyayı işlemden kaldırmakta sakınca görmedi. Acaba bu avukatları mahkemeye kim göndermedi dersiniz? Yakında görücüye çıkacak Etibank'ın 'A la Turca' özelleştirme çalışmaları bu merkezde ilerliyor... Duyurulur. 

DEVLET BAKANI BAHATTİN ŞEKER'İN NEGATİF PUANLARI GİDEREK ÇOĞALIYOR 

REFAHYOL Kabinesinin en ilginç isimlerinden biri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker... Şifreli maç yayınları konusundaki çelişkili tavrı ile kamuoyundan ilk negatif puanını alan Şeker, Satranç Federasyonu Başkanını 2 saat bekletip 2 dakika konuşarak koskocaman bir eksiyi daha hanesine yazdırdı. 

21 Aralık 2025 Pazar

10 YIL BAŞBAKANDI, MAL VARLIĞI ARTMADI: ADNAN MENDERES

Ali Adnan Menderes (1899-1961)

Adnan Menderes'in 'maddi' mirası / 

10 YIL BAŞBAKANDI, MAL VARLIĞI ARTMADI

Günümüzün siyasi liderlerinin mal varlıkları malum! Araştırma komisyonları malları-mülkleri saya saya bitiremiyor.  Ya bir dönemin tartışmalı lideri Adnan Menderes? Yargılandığı zaman mal varlığı ortaya dökülmüş ve başbakanlığı döneminde kayda değer bir artış görülmemişti. Menderes İstanbul'u imara açmış ama İstanbul'dan arsa-arazi almamıştı. Ve doğrusu, 90'lı yıllar Türkiyesinde bu tavır bize çok ilginç göründü. Bu haberimizde Adnan Menderes'in mal varlığının ayrıntılarını  hatırlayalım istedik ve en küçük oğlu Aydın Menderes ile babasının 'maddi' mirası üstüne konuştuk.

Cahit UYANIK 

Türkiye'nin siyasi ve ekonomik tarihinde 1950-1960 yılları arası oldukça önemlidir. Çok partili siyasi hayata geçiş, tarım ve ulaştırma alanındaki gelişmeler ile özel sektörün de katılmaya başladığı sanayileşme yolunda atılan adımlar bu dönemin önemli özelliklerindendi. Bu 10 yıllık zaman aralığının odağında ise hep Başbakan Adnan Menderes yer alıyordu. Menderes'in etkisi günümüzde bile hissediliyor ve merkez sağda yer alan partiler Demokrat Partinin 'siyasi' mirasını sahiplenmeye uğraşıyor.

Peki ya Menderes'in 'maddi' mirası? Adnan Menderes'in maddi mirası üzerine çok az konuşuldu ve konuşuluyor. Zaten bu miras aradan geçen zamanda unutulmaya da yüz tutmuştu. Ta ki günümüz siyasi liderlerinin mal varlıkları gündeme gelene kadar... TBMM'de kurulan Liderlerin Mal Varlıklarını Araştırma Komisyonu çalışmalarını aksak-topal sürdürüyor. Açıklamalara göre bu komisyon rapor yazımına devam ediyor. Komisyonun çalışmaları 1983 sonrasında TBMM'ye giren partilerin liderlerini kapsıyor. Üstelik çıkacak sonuçla bağlantılı olarak bu komisyonun bir yaptırım gücü de bulunmuyor. Oysa toplum hergün kahvehanelerde, otobüslerde, evlerde, sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda 'nereden bulunduğu ispat edilemeyen' kazançları ve mal varlıklarını konuşuyor, tartışıyor. Tartışmalar çoğu zaman parti liderlerini aşarak, siyasetçilerin genelini içerir hale de dönüşebiliyor. 

Bu ortamda 'Macro Economy' olarak Adnan Menderes'i yeniden hatırlamamız gerektiğini düşündük. Türkiye'yi 10 yıl yönetmesine rağmen, Menderes'in başbakanlığı süresinde mal varlığının 'yok denecek kadar az arttığı' daha önce tespit edilmişti. Örneğin İstanbul'un adeta yıkılıp yeniden inşa edilmesine vesile olan Menderes'in, bu çok sevdiği şehirde en küçük bir gayrimenkulü yoktu. Adnan Menderes, eşi Berin Menderes'in tüm ısrarlarına karşın İstanbul'dan ne ev ne de arsa satın almıştı. Bunu da 'dedikodu korkusu' ile açıklamıştı. Başbakanlığı döneminde mal varlığındaki tek artış, İzmir-Çeşme'deki kooperatif işi yazlık olmuştu. Ve Menderes, bu özelliği sebebiyle günümüz koşullarında bir kez daha incelenmeye değerdi. Biz de Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı ve Adnan Menderes'in en küçük oğlu Aydın Menderes'in kapısını çalarak rahmetli babasının 'maddi' mirası üzerine konuştuk: 

Macro Economy: Babanız rahmetli Adnan Menderes'in mal varlığı neydi?

Aydın Menderes: Topraklarınn çoğunu daha önce kendi köylülerine, civardaki köylülere dağıttığı için bir Çakırbeyli Çiftliği var. Bunun şimdi bize intikal eden kısmı 2 bin 200 dönüm. Ayrıca tapu üzerinde görülen bazı küçük toprak parçaları da var ama bunlar tarım yapılan araziler değil. Birinci sınıf tarım toprağı 2 bin 200 dönüm... Bu toprak önce 4 kişi arasında, sonra 14 kişi arasında dağıtıma tabi oldu. 1961'de babam rahmetli olduğu vakitki toprak 2 bin 200 dönümdü. Onun dışında tapuda bazı araziler vardır. Bunlardan birisi mera... Ama bundan kendisi de biz de istifade etmemişizdir. Oradaki köylüler kullanmaktadır. Bir de bataklık olan, sıtma mücadelesi verilip kurutulan bir alan var. Bu, genellikle çok az ekilebilir, çorak, taşlık bir arazidir.

13 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / TÜRKEŞ, TÜRKLÜĞÜ 'TAHKİR VE TEZYİF ETMEK' İLE SUÇLANIYOR!

Cahit UYANIK 

MHP Lideri Alparslan Türkeş, 12 Eylül sonrası uzun yıllar sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Zorlu cezaevi koşullarında birkaç kez ağır sağlık sorunları yaşadı. Türkeş sonunda mahkemelerce aklandı. Ancak Türkeş'e belki de yine mahkeme yolları gözüktü. Geçtiğimiz günlerde Ankara Barosu avukatlarından Hayri Balta, Türkeş hakkında savcılığa ilginç bir suç duyurusunda bulundu. 

Avukatın iddiasına göre Türkeş, Türklüğü 'tahkir ve tezyif ediyor' yani aşağılıyor ve küçük düşürüyordu. Türklük kavramının yarım yüzyılı aşan süredir en yılmaz savunucusu olan Türkeş, böylece ağır bir şekilde suçlanıyordu. Avukat Balta, MHP Genel Merkezinin santral odası duvarında Türkeş imzasıyla asılı bulunan bir yazıya dikkat çekerek iddiasını gündeme getiriyordu. Söz konusu yazı "Türk Milletinde Bizans'tan geçme bir hastalık vardır: Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, birbirini beğenmemek, sır saklamamak, rastgele laf söylemek... Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz" şeklindeydi. 

Avukat Balta dilekçesine İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'i de karıştırıp "Nasıl ki bu sözleri İP Genel Başkanı Perinçek yazarak kendi partisinin duvarına assa hakkında kovuşturma yapılacaksa, herkesin kanun önünde eşit olduğu ilkesi gereğince Türkeş hakkında da kovuşturma ve cezalandırma gereklidir" diyordu. Bu ilginç suç duyurusunun sonucu ne olacak, bekleyip hep birlikte göreceğiz...

HAZİNE'NİN 2 TRİLYON LİRASI AYFER YILMAZ'IN GÖZÜNDEN NASIL KAÇTI?

Sezgin Taşkıran, Demirel'in başbakanlığı döneminde Halk Bankası Genel Müdürü idi. 1970'li yıllardan beri 'Demirel'in ekibi'nden olan Taşkıran,  görevden alındıktan hemen sonra ciddi bir teftişten geçirildi. Önce Yahya Demirel'in Kıbrıs'taki Bankasına önemli büyüklükte bir mevduat yatırıldığı ortaya çıktı. Daha sonra Yahya'nın bankası battı. Halk Bankası halen bu paranın peşinde...

O zaman yapılan denetimlerde bir başka ilginç bankacılık işlemi daha dikkat çekti. Denetçi raporlarına göre Halk Bankası döviz kaynaklarını sadece birkaç puan fazla faiz alabilmek için dış finansal piyasalardaki -bir anlamda- uluslararası bahis işlemlerine yatırmıştı. Yani teknik deyimle 'Yabancı para birimleri arasındaki paritelere endeksli bonolar' satın almıştı. Bu işe 2,5 trilyon lira karşılığı döviz bağlanmıştı. Kasıt var mı bilmiyoruz ama gelin görün ki bu paranın 2 trilyon lirası batırılmıştı. 

7 Aralık 2025 Pazar

EKONOMİ HİKAYELERİ / BAZILARI İÇİN YILDA 3 MEVSİM VARDIR

Konfüçyüs’ün öğrencisi, yeşil giyimli bir adamla tartışıyordu. 

Adam, "Yılın 3 mevsimi vardır" diyordu. Öğrenci ise "Hayır, 4 mevsim vardır" diye diretiyordu. Tartışma büyüdü. Konfüçyüs geldi, adama baktı ve "Haklısın, yılın 3 mevsimi vardır" dedi. Adam sevinçle gitti.

​Öğrenci şok oldu: "Hocam, yılın 4 mevsimi olduğunu biliyorsunuz, neden yalan söylediniz?"

Konfüçyüs cevap verdi:

"O adam bir çekirgeydi (yeşil giyimli). Çekirgeler baharda doğar, güzün ölürler; kışı hiç görmezler. Kışı hiç görmemiş birine buzun ne olduğunu sabaha kadar anlatsan da ikna edemezsin. Ömrünü boşa harcama."

​Her savaşı kazanmaya çalışmak enerji israfıdır. Lider, kapasitesi veya tecrübesi gerçeği görmeye yetmeyen kişilerle tartışmaya girmeyip (zaman yönetimi) yoluna devam eder.

Kaynak: Konfüçyüs Anekdotları / Çin Klasikleri)

(X'teki Siyasetname hesabından alıntılanmıştır)

1 Aralık 2025 Pazartesi

TÜRKİYE İŞ KURUMUNUN (İŞKUR) KURULUŞ ÖYKÜSÜ: KARTVİZİT TRAFİĞİNİ AYARLAMAKTAN İŞSİZLERİ PİYASA İHTİYAÇLARINA GÖRE EĞİTMEK VE BECERİ KAZANDIRMAYA...

İş ve İşçi Bulma Kurumu (İİBK), 'Türkiye İş Kurumu' Adıyla Yeniden Yapılanacak

ALMAN MODELİYLE İŞSİZLİĞE ÇÖZÜM 

Bu zamana değin görevi sadece işsizleri bir işe yerleştirmekle sınırlı olan İş ve İşçi Bulma Kurumu, yasasında yapılacak değişiklikle daha etkin hale getirilecek. Artık işsizlere beceri kazandırmaya ve onları meslek sahibi yapmaya ağırlık verilecek. Yetiştirilecek 500 'iş ve meslek danışmanı' işsizlerin mevcut vasıflarını kurslarla geliştirip bir işe yerleştirmek için onları yakından izleyecek. Ayrıca İİBK'nin örgütsel yapısı işsizlik sigortasına geçişin hazırlıkları kapsamında yenilenecek. İİBK'daki bu değişimlerde Alman modeline başvurulurken, yeni ismi de artık 'Türkiye İş Kurumu' olacak.

Cahit UYANIK 

İşsizlik sorunu, yıllardır Türkiye'nin gündeminden hiç düşmedi. 15-20 kişi alınacak bir işe binlerce işsizin başvurduğunu anlatan veya uygun yer bulunamadığı için binlerce kişilik stadyumlarda yapılan işe giriş sınavlarıyla ilgili haberleri gazetelerde hep okuruz. İşsizliği önlemek son yıllarda tüm hükümetlerin programlarında dile getirmekten vazgeçemedikleri bir konu olur. Her parti oy isterken işsizlere iş bulma vaadini önemli bir silah olarak kullanır. Ancak bu vaatler hiçbir zaman yerine gelmez.

Yedi yıllık Anavatan Partisi (ANAP) iktidarı döneminde de işsizlik konusunda bazı girişimlerde bulunuldu. İlk yıllarda beceri kazandırma kursları gibi dar kapsamlı istihdam programları hayata geçirildi ama bunlar uzun soluklu olamadı. Yıldırım Akbulut Hükümeti de işsizliğe çare konusunda Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Vehbi Dinçerler'e bağlı Devlet Bakanlığını görevlendirdi. Ancak işsizlikle  mücadelede istenilen sonuca yine ulaşılamadı. Bu durum Ekonomik Panorama'nın sorularını cevaplandıran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı İmren Aykut tarafından şöyle eleştiriliyor:

"Aslında sorunun çözümü yönünde her kuruluşun imkanları nispetinde çalışmalar yapması sevindiricidir. Ne var ki mali kaynakları yetersiz olan ülkemizde belirli bir merkezden koordine edilmeden yapılan bu çalışmalar, özellikle kaynak israfına sebep oluyor."

Aykut'un bu sözleri hemen, bir süre önce Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan Lise Mezunlarına Meslek Edindirme Projesini (LİMME) akla getiriyor. 200 milyar liralık bütçeyle başlatılan ve lise mezunlarının 2 yıl boyunca eğitilmesini öngören bu projenin başarısı ise tartışmaya açık. 

Alman modeli benimsendi:

İİBK artık 'Türkiye İş Kurumu' oluyor 

Mücadelesi bir merkezden koordine edilmeyen ve bir türlü istenilen sonuca ulaşılamayan işsizlik sorununa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da çözüm arıyor. Bakanlık bu amaçla 1946 yılından bu yana faaliyet gösteren ancak emek piyasasında bir türlü etkinlik kuramayan İş ve İşçi Bulma Kurumunu (İİBK) gözden geçiriyor. Çoğu zaman 'Ev ve işyerlerine hizmetli bulmaktan başka bir işe yaramaz' veya 'Kamu kesimine işçi alımlarında kartvizit trafiğini ayarlar' biçimindeki eleştirilere maruz kalan İİBK, Almanya'daki uygulanan model örnek alınarak yapısal değişikliğe gidiyor. 

Kuruluş yasasında yapılacak değişikliklerle kuruma verilen 'işi ve işçiyi bulma' görevi yeni bir anlayışla tanımlanıp yorumlanacak. Buna göre 'Türkiye İş Kurumu' adını alacak İİBK, 'pasif emek taleplerinin karşılaştığı bir yer' olmaktan çıkarılıp işgücü piyasasında etkin bir rol oynar hale getirilecek. Kurum sadece işe yerleştirme değil işgücü yetiştirme, işgücü piyasası ile ilgili bilgiler toplama ve bunlardan yola çıkılarak politikalar geliştirilmesine de yardımcı olacak. 

27 Kasım 2025 Perşembe

'PİYASA EKONOMİSİNİN ANAYASASI' DENİLEN ÜNLÜ 'REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN' NASIL YASALAŞTI?

Piyasa / Tekel ve Kartellere Son

REKABETİN 'NAMUS KURALLARI'...

Dünya Bankasının her konsültasyonda sorduğu Rekabetin Korunması Hakkında Yasa Tasarısı artık kanunlaşmak üzere... Tasarı neler getiriyor, kimleri, nasıl etkileyecek?

Cahit UYANIK / Haluk MÜFTÜOĞULLARI

Türkiye serbest piyasa ekonomisi ile 24 Ocak 1980 kararlarından sonra tanıştı. 'Her alanda rekabet' mantığına dayanan serbest piyasa ekonomisine uyum sağlamak için yıllardır çaba harcıyoruz. Bu arada tekel, kartel, oligopol gibi rekabeti ve serbest fiyatlandırmayı bozucu oluşumlar da Türk ekonomisinde eksik değil. Hemen her hükümetin programında 'Tekel ve karteller ile mücadele edilecektir' türünden ibarelere rastlanabiliyor. Ancak Türkiye yine de uzun yıllar rekabet kurallarının bir yasayla düzenlenmediği tek OECD ülkesi olma özelliğini sürdürdü. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümeti ise bu konuya önem verdi. Hazırladığı tasarıyı Temmuz-1992'de konuyla yakından ilgili 200'ün üzerinde kişi ve kuruluşa göndererek düşüncelerini aldı. Tasarı, bu görüşler ışığında rotüşlar yapılarak TBMM'ye sevk edildi. Tasarı, ilgili komisyonlarda görüşülerek iki hafta önce Genel Kurula indi.

Toplam 5 kısımdan oluşan tasarının amacı "Rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları; piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak" olarak açıklanıyor. Tasarı rekabeti bozucu ve engelleyici faaliyetleri 3 ana başlıkta topluyor. Bunlar; 'kuruluşlar arası anlaşmalar', 'kuruluşlar arası uyumlu eylemler' ve 'birlik oluşturma kararları' olarak sıralanıyor.

Çimento karteli artık rahat olamayacak

Türkiye'de özellikle hem fiyat hem de bölge paylaşımi bazında bir 'çimento karteli' bulunduğu artık herkesçe biliniyor. Yasanın ilk planda etkileyeceği çimento fabrikaları ve dolayısıyla inşaat sektörü olacak. Çimento karteli en son Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gündeme gelmiş ve fiyatların 3 ayda yaklaşık yüzde 60-70 oranında yükselmesi, tüketicileri 1 haftalık 'tüketim boykotu'na itmişti. Hükümet elinde engelleyici veya cezalandırıcı herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için bu duruma seyirci kalmıştı. Bu arada bölgedeki kartelin yanlış özelleştirmelerden kaynaklandığı ve rekabeti koruyucu bir yasal düzenleme olmadan özelleştirme yapmanın tehlikelerine dikkat çekilmişti. 

24 Kasım 2025 Pazartesi

ANKARA NOTLARI / 32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN 'HAYALİ İHRACAT'...

Cahit UYANIK 

Hayali ihracat, 1970'ler ve 1980'ler boyunca Türkiye'nin gündemini belirleyen önemli konuların başında geliyordu. Görünen o ki, 1990'lar ise Türkiye'nin hayali ihracat ve hayali ihracatçılarla hesaplaşacağı yıllar olarak tarihe geçecek. Çünkü uzun süredir Meclis'te çalışmalarını devam ettiren Hayali İhracatı Araştırma Komisyonu, hazırladığı raporu Meclis Başkanlığına sundu. Zaman zaman medyaya ve sansasyonel yönleriyle kamuoyuna yansıyan bu raporda yer alan, hayali ihracat hakkındaki bazı teknik bilgi ve sonuçları da size anlatmak istiyorum. 

Önce yaptıkları çalışma ve görüşmelerle bu sonuçlara ulaşıp bir rapor haline getiren Araştırma Komisyonunun en önemli isimleri kimlerden oluşuyor, buna bir bakalım. Başkanlığını Aksaray Milletvekili Mahmut Öztürk, Başkan Vekilliğini Tunceli Milletvekili Kamer Genç, sözcülüğünü Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı ve katipliğini Tekirdağ Milletvekili Hasan Peker'in yürüttüğü komisyon, ilk toplantısını 12 Şubat 1992'de yapmış. Toplam 19 aya yakın süren araştırma ve incelemeler sırasında 41 birleşim yapılıp 58 kişinin bilgisine başvurulmuş. Rapora göre hayali ihracat yoluyla devleti soyanlar akla hayale sığmaz yöntemler geliştirmişler. Rapora göre bunları şöyle özetleyebiliriz: 

● Değersiz malların değerli mal gibi gösterilip ihraç edilmesi,

● İhraç fiyatının gerçeğin üzerinde gösterilmesi,

● İhraç mal örneğinin gerçeğinden farklı olması,

● Fiilen ihraç edilmemiş malların ihraç edilmiş gibi gösterilmesi,

● İhracat belgelerinin üzerinde tahrifat yapılması,

● Yurt içinde ve dışında, hayali ihracatı gerçekleştirmek amacıyla paravan şirketler kurulması

● Sahte deklare belgeleri ile dövizlerin yurda gelmiş gibi gösterilmesi.

22 Kasım 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / MERKEZ BANKASI RAPORUNDA 'CHP'NİN ADI YOK'...

Uzun tartışmalardan sonra Merkez Bankası, CHP'li bir bakana bağlandı. Ama Merkez Bankası ile CHP arasında öyle bir soğuk savaş sürüyor ki anlayabilene aşk olsun...

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, DYP-CHP arasındaki koalisyon görüşmelerinde ciddi bir pazarlık konusuydu. Sonunda Merkez Bankası Başbakan Yardımcılığına yani CHP'ye bağlandı. Peki CHP ile Merkez Bankasının arası nasıl? Bu konuda kamuoyuna net bilgiler yansımıyor. Ancak Merkez Bankasının geçen ay yayınladığı 'Recent Developments in Turkish Economy' raporunda CHP'nin adı bile geçmiyor. Şimdi hemen "Merkez Bankası raporunda parasal ve ekonomik gelişmeler yansıtılır. Siyasi partilerin ismi geçmez" diyebilirsiniz. Ancak bu pek doğru bir değerlendirme olmaz. Çünkü raporun 7. sayfasındaki 'Political Background' bölümünü dikkatle incelemek gerekiyor. 

Bu bölümde Türkiye Cumhuriyetinin 1923'te kurulduğu ve yeni cumhuriyetin laik bir politik sistem kurduğu, önemli reformlar yaptığı ifade ediliyor. İlk Cumhurbaşkanının ise Mustafa Kemal Atatürk olduğu belirtiliyor. İkinci paragrafta ise Türkiye'nin 1946'da çok partili sistemi seçtiği anlatılıyor. Derken, 1990'lara atlanıyor.  DYP Lideri Süleyman Demirel'in 1993'te cumhurbaşkanı seçildiği kaydediliyor. Bu gelişmeden sonra Tansu Çiller'in 1993- Haziran ayında koalisyon hükümetinin ve Türkiye'nin ilk kadın başbakanı olduğu da bildiriliyor. ANAP'ın ise ana muhalefet partisi olduğu ve gelecek genel seçimlerin 1996'da yapılacağı vurgulanıyor. 

Görüldüğü gibi ne cumhuriyetin kuruluşunda ne de 1990'lardaki koalisyon ortağı CHP'nin esamesi bile okunmuyor. Koalisyon hükümetinin ikinci ortağından söz bile edilmiyor. Bu durum, umarız basit bir 'tashih' hatasıdır.

KÖSE'NİN EŞİ NEDEN NAKİL İSTEDİ?

Türkiye'de siyasilerin kendi yakınlarına rahat ve bol paralı işler ayarlamasıyla ilgili birçok hikaye dinlemişsinizdir. Bunlara bazen inanmış bazen inanmamışsınızdır. Bende de böyle 'küçük ama masum' bir hikaye var. Elbette anlatanların yalancısıyım:

"Sanayi ve Ticaret Eski Bakanlarından SHP'li Tahir Köse, bakan olur olmaz saygıdeğer eşini Türkiye Kalkınma Bankasına (TKB) yerleştirir. Çünkü Bayan Köse avukattır ve iyi para kazanamamaktadir. O dönemde DYP'nin kontrolünde olan TKB, bol bol kredi dağıtmaktadır. Geri dönmeyen krediler, sadece idari takibe alınmaktadır. Yani hukukçulara pek fazla iş düşmemektedir. Bayan Köse de doğrusu, rahattır. Ancak gel zaman git zaman TKB'de işler sarpa sarar. 

9 Kasım 2025 Pazar

ANKARA NOTLARI / MECLİS'TE 'EKONOMİK ANAYASA' TARTIŞILMALIYDI

Cahit UYANIK 

Meclis'te geçen hafta Partilerarası Anayasa Değişiklik Komisyonunun çalışmaları büyük bir ilgiyle izlendi. Ne de olsa sivil politikacılar Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu kadar büyük ve önemli değişiklikler için uygun bir zemin yakalamışlardı. Tüm partiler önce prensipler üzerinde anlaştı. Herkesin yüzü gülüyordu. Ama işler maddelerin tek tek görüşülmesi sırasında karıştı. Refah Partisi ile Anavatan Partisi, din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24. Madde konusunda kaçak güreşmeye başladı. Daha sonra partilerden istifa eden milletvekillerinin durumunu düzenleyen 84. Madde için de anlaşmazlık çıkınca işin rengi iyice değişti. Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk tüm parti liderlerine bir mektup yollayarak, bu sorunların ancak genel başkan düzeyinde çözülebileceğini anlattı ve toplantıya çağırdı. 

SHP'nin istediği demokratikleşme paketiyle çakışan anayasa değişiklikleri aslında bazı ekonomik normların anayasal güvence altına alınması için iyi bir fırsattı. Bundan birkaç yıl önce TÜSİAD tarafından gündeme getirilip tartışmaya açılan 'Ekonomik Anayasa' önerisi yoğun ekonomik sorunların yaşandığı bir ortamda Meclis'te ele alınabilirdi. Hükümet tarafından desteklenecek böylesi bir girişim büyük olasılıkla başarıya ulaşacaktı. Çünkü bir krizden çıkış süreci yaşandığı için, yapısal ekonomik sorunların çözümü konusunda toplumsal uzlaşma sağlamak çok daha kolay olabilirdi ama olmadı, olamadı. 

Aslında bu konuda hicbir şey yapılmadı değil. 'Ekonomik Anayasa' konusunda DYP Zonguldak Milletvekili Güneş Müftüoğlu bazı girişimlerde bulundu. Ancak arkasında parti grubu ve hükümet desteği bulamayınca bu çabaları sonuçsuz kaldı. Müftüoğlu'nun ne yazık ki eskilerin deyimiyle 'akim kalan' bu iyi niyetli girişimleri neler içeriyordu? Şimdi bu konuyu ana başlıkları ile gözden geçirelim:

● Anayasada vatandaşın sosyal, siyasal ve hukuksal yönden devlete karşı korunması sağlanmış ve kurumsallaşmıştır. Bu durum kuvvetler ayrılığı ilkesi, temel hak ve özgürlükler, siyasi hak ve ödevler, yargı denetimi gibi başlıklar altında toplanmıştır. Ancak vatandaşın devlete karşı ekonomik yönden de korunması gerekiyor. Bu fikir 'İktisat Politikası Anayasası' veya 'Ekonomik Anayasa' fikrini doğurmuştur. 'Ekonomik Anayasa' son 20 yıldır ABD ve Avrupa'da tartışılıyor.

4 Kasım 2025 Salı

MAKAM ŞOFÖRÜNDEN BAKANINA: ÇİLLER KURBANLARI

Serhat HÜRKAN / Cahit UYANIK 

Başbakan Tansu Çiller, siyasete 1990 yılında DYP Kongresinde Genel İdare Kuruluna (GİK) seçilerek adım atmıştı. 1991'de DYP İstanbul Milletvekili seçildi. Demirel'in kurduğu kabinede Devlet Bakanı olarak 'ekonomik sorunlarla' ilgilendi. 1993 Haziranında yapılan olağanüstü ve 1993 Kasımındaki olağan DYP kongrelerini kazanarak liderliğini sürdürdü. Başbakan Çiller iki kongreyi de kazandıktan sonra adeta 'Terminatör' gibi esti. Çünkü Çiller beraber çalışılması ve geçinilmesi zor kişilik özellikleri sergiliyor. Yakın, uzak çalışma arkadaşları ya istifa ediyor ya da görevden uzaklaştırılıyor. Panorama, Başbakan'ın sürtüştüğü ve yanından uzaklaşan mesai arkadaşlarının listesini derledi.

RÜŞDÜ SARACOĞLU: ANAP'ın ve Demirel'in Merkez Bankası Başkanı Rüşdü Saracoğlu'nun Çiller'le olan tartışmaları sonuçta kendisinin başkanlıktan istifasına neden oldu. Saracoğlu ile birlikte iki yardımcısı Hasan Ersel ve Ercan Kumcu da istifa etti. Genel Sekreter Salih Başağa da istifacılar kervanına katıldı. 

İLHAN KESİCİ: O da Saracoğlu gibi 'Yes Man' olmayan bir ekonomi bürokratı portresi çizdi. DPT Müsteşarlığından Çiller başbakan olduktan sonra ayrıldı. Kesici Müsteşar, Çiller bakan iken; Tansu hanım, DPT Müsteşar Yardımcısı Cengiz Aysun'la direkt temas kuruyordu. Başbakan olunca Aysun'u Tarım Bakanlığı Müsteşarlığına getirirken DPT'nin başına da Necati Özfırat'ı atadı. 

BÜLENT GÜLTEKİN: Bir diğer Merkez Bankası Başkanı Gültekin, Ocak ayında yapılan devalüasyon ertesinde istifa etti. Başbakan ile kararın sorumluluğunu paylaşmakta ihtilafa düşmüştü. DYP'li politikacılar onu ANAP'a bilgi vermekle suçladı.

MUHİTTİN FİSUNOĞLU: Ağustos-1993'te Genelkurmay Başkanlığı sırasının kendisine geldiğine inanan Org. Fisunoğlu, Çiller'in Org. Doğan Güreş'in süresinin uzatılması doğrultusunda tutum alması yüzünden emekli oldu. Org. Güreş'in Çiller'in bu tercihinde etkili olduğu yazıldı.

EMRE GÖNENSAY: Akademisyen olan Gönensay, Demirel'in başbakanlığında ekonomik konulardaki danışmanıydı. Çiller'in bazı girişimlerini O frenletiyordu. Çiller başbakan olunca Gönensay da Demirel'in yanına Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak 'çekildi'.

31 Ekim 2025 Cuma

ŞİKAYETNAME / SELAM VERDİM, RÜŞVET DEĞİLDİR DİYE ALMADILAR / FUZULİ (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE)





ŞİKAYETNAME

Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. 

Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. 

Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.

Dedim: - Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?

Dediler: - Bizim adetimiz böyledir.

Dedim: - Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.

Dediler: - Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.

22 Ekim 2025 Çarşamba

İŞTE MANAVGAT SUYU PROJESİNİ YAPACAK VE SATACAK ADAM: YÜKSEL ERİMTAN

Yüksel Erimtan

Manavgat Suyu / 

İŞTE MANAVGAT ŞELALESİNİ SATACAK ADAM

Başbakan Erbakan'ın kaynak paketindeki önemli kalemlerden birisi Manavgat'ın suyunu satmaktı. Oysa Manavgat'ın satılarak kaynak sağlanması yeni bir proje değil ve fikir babası Turgut Özal. Projeyi yürüten EMT Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan 'Suyu bir yıl içinde satabiliriz' diyor.

Cahit UYANIK 

Başbakan Necmettin Erbakan'ın açıkladığı 'İkinci Kaynak Paketi'nin en ilginç maddelerinden biri Manavgat Suyunun satışına ilişkindi. Oysa EMT-Aydıner Ortaklığı 1992'den bu yana Manavgat Suyunu satışa hazırlamak için bir tesis kurmaya uğraşıyor. Projenin merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan bu yana takipçisi olan Erimtan Müşavirlik ve Taahhüt (EMT) Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan tesislerin bir yıla kadar bitirileceğini belirtiyor:

İntermedya Ekonomi: Manavgat Çayı üzerindeki projeyi yıllardır hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. Bu projenin kapsamı nedir?

Yüksel Erimtan: Bu prototip bir proje. Rahmetli Özal'ın başbakanlığı zamanında 'Manavgat'tan 2 milyar metreküp su alabiliriz' diye fizibilite başlatılmış. Bunun için Türk, İsrailli ve Kanadalı firma 'plastic bag' teknolojisi getirecekmiş. Ancak bu 'plastic bag'lerin know-how'ı konusunda İsrailliler ile Kanadalılar arasında ihtilaf çıkmış. Bunun üzerine Kanadalılar 'Türkiye, İsrail'e su satıyor' diye Wall Street Journal gazetesine haber uçurmuş. Proje rafa kalkmış. Ben Gama firmasından ayrıldıktan sonra Özal çağırdı. Bu projeyle uğraşmamı önerdi. Su işinin derinine indiğimde gördüm ki bütün Akdeniz'in suya ihtiyacı var. Özal bunun Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılmasını istiyordu ama dönemin DSİ Genel Müdürü biraz acele etti ve ihaleye çıktı; YİD yoluyla yapılamadı. Biz ihale yeterliliğine sahip 12 firmadan biri durumundaki Aydıner ile birleşip ihaleye girdik ve kazandık.

- Proje şimdi hangi aşamada?

Erimtan: 1992 sonunda işe başlamıştık. Ödemelerde sorunlar ve malum ekonomik krizden dolayı işi birkaç kez durdurma noktasına geldik. Projenin aslında 3 yılda bitmesi gerekiyordu, şimdi dördüncü yıla girdik. Sanırım önümüzdeki yıl biter. Proje aşağı yukarı 90-95 milyon dolar civarında tamamlanacak. Şu ana kadar 40 milyon dolar harcandı. Önünde sonunda, benim ömrüm vefa eder mi bilmiyorum ama bu proje gerçekleşecek.

18 Ekim 2025 Cumartesi

VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ZAMMINA SINIR: YILLIK ÜFE+TÜFE ARTIŞININ YARISI KADAR ZAM YAPILABİLECEK

Cahit UYANIK 

Ak Parti tarafından TBMM'ye sunulan son torba yasa teklifinde vakıf üniversitelerinin yıllık öğrenim ücreti artışına açık ve net bir sınır getirildi. Buna göre vakıf üniversiteleri artık öğrenim ücret artışlarını 'yıllık ÜFE+yıllık TÜFE artışının ortalaması kadar' yapabilecek. Yıllık ücret zammı belirlenirken, üniversitelerin yeni yıl kayıtlarını yapmadan önceki son ay olan haziran ayınin yıllık üretici ve tüketici fiyat endeks artışları esas alınacak. Bu durumda söz gelimi yıllık ÜFE'nin yüzde 30, yıllık TÜFE'nin yüzde 40 olduğu bir durumda vakıf üniversiteleri öğrenim ücretine en fazla yüzde 35 zam yapabilecek. 

Torba yasa teklifinin 11. Maddesindeki düzenlemede hazırlık sınıfı veya birinci sınıfa yerleştirme yılı ücretleri bu düzenlemenin dışında tutuldu. Teklifin 11. Maddesi aynen şöyle:

"4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 9. Maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir:

"Ancak hazırlık sınıfına ve/veya birinci sınıfa yerleştirme yılı dışındaki öğrenim ücretleri, cari yıl haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi artışı ile cari yıl haziran ayı yıllık tüketici fiyat endeksi artışı ortalaması da dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği esaslara göre belirlenir."

Öğrenci şikayetleri artınca düzenleme yapıldı 

Düzenlemenin madde gerekçesinde vakıf yükseköğretim kurumlarında öğrencilerden alınacak ücreti belirlemeye mütevelli heyetin yetkili olduğu ifade edilerek "Zamanla aday ve ara sınıf öğrencileri için ilan edilen ücretlerin kapsam ve bağlayıcılığı konusunda sorunlara yol açan uygulamalar ortaya çıkmış ve öğrenci şikayetleri artmıştır. Bilindiği gibi Anayasa (m. 130/2) gereği vakıflar kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile üniversite kurabilir. Madde ile fiyat güncellemesine ilişkin kuralların belirlenmesi amaçlanmaktadır" denildi. 

17 Ekim 2025 Cuma

BÜTÇE BAĞLAMA GELENEĞİ NEDİR? BÜTÇELER, NE ZAMANDAN BERİ KAMUOYU ÖNÜNDE İPLE BAĞLANMAYA BAŞLADI?


2025 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı bağlama töreni

Cahit UYANIK 

Devlet bütçesi, yaklaşık 4,5 ayda hazırlanan (Meclis'teki görüşme süresi eklendiğinde 7 ay) tüm kamu kurumlarının katılımını gerektiren zorlu bir süreci içermektedir. Bu süreçte her ne kadar bütçe hazırlama ilkeleri önceden ilan edilerek kamu kurumlarının bunlara uyması istenilse de ödenekler konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığının yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile kurumlar arasında ciddi müzakereler ve pazarlıklar yaşanmaktadır. 

Nihayetinde ertesi yılın bütçe tasarısının yılbaşından 75 gün önce yani 17 Ekim gününde Meclis Plan ve Bütçe Komisyonuna (Küçük Genel Kurul da denilen 31 üyeli komisyon) iletilmesi yasal bir zorunluluktur. Bütçeler bir ana metnin altında onlarca bakanlık ve kurumun binlerce sayfalık ayrıntılı bütçelerini içermekte ve Komisyon'da bu  bakanlık ve kurum bütçeleri ayrı ayrı görüşülmektedir. 

Zaman zaman 'Bütçenin çatılması' da denilen, 'Bütçenin bağlanması' kavramı bu durumda ilk olarak; Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının ilgili kurumla ödenekler konusunda bir uzlaşmaya vardığı anlamına gelmektedir. 

İkinci olarak ise sembolik bir anlayışla binlerce sayfa kağıda basılmış bütçe metin ve rakamlarından oluşan kitapçıkların üst üste konularak bir iple bağlanıp Maliye Bakani tarafindan son düğümü atılarak Meclis Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi anlamına gelmektedir. Bu geleneğin Maliye Bakanlığı bünyesinde kapalı kapılar ardında çok uzun yıllardır yaşatıldığı bilinmektedir. Ancak bu geleneğin kamuoyu önünde gerçekleşen bir ritüele dönüşmesi oldukça yenidir. 

10 Ekim 2025 Cuma

UZAN AİLESİNE REFAHYOL HÜKÜMETİNDEN ÇUKUROVA ELEKTRİK (ÇEAŞ) VE KEPEZ ELEKTRİK'TE BÜYÜK KIYAK

Cem Uzan

Çukurova, Kepez ve Uzan Ailesi

UZAN AİLESİNE BÜYÜK İMTİYAZ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Uzan Ailesi arasında varılan gizli bir anlaşma uyarınca Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı yeniden Uzanlar'a verildi. ÇEAŞ ve Kepez'de usulsüzlükler yaptığı gerekçesiyle bu şirketlerin yönetiminden uzaklaştırılan Uzanlar, böylece daha güçlenmiş olarak geri döndü.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS

Ağustos ayında yapılan gizli görüşmelerde varılan bir anlaşma, önümüzdeki günlerde çok ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olacak. Anlaşmayı yapan taraftarın birisi RefahYol Hükümeti, diğer taraf ise daha 6-7 ay önce devletle kanlı bıçaklı hale gelen Uzan Ailesi... Konu ise Çukurova Elektrik (ÇEAŞ) ile Kepez Elektrik... RefahYol Hükümeti Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımını gerçekleştiren bu iki şirketi, yeniden Uzan Ailesine devretmeyi kararlaştırdı.

İntermedya Ekonomi'nin edindiği bilgilere göre RP'li Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Recai Kutan, göreve geldikten hemen bir ay sonra yani Ağustos ayının ilk haftası içinde ÇEAŞ ve Kepez ile ilgili sorunun nasıl çözümlenebileceğinin araştırılmasını istedi. Bunun sonucunda bir yazı yazarak Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve ÇEAŞ yetkililerinin Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı konusunu görüşmek üzere bir araya gelmelerini istedi. Bu yazı üzerine 19 Ağustos 1996'da TEDAŞ ve ÇEAŞ yetkilileri hazırlanan işletme hakkı devir sözleşmesi üzerinde mutabakata vardı. Mutabakat metnine TEDAŞ'tan O. Nuri Doğan, F. Saner Başaran ve Ali Akı; ÇEAŞ'tan ise Nedim Ölmezler ve A. Mahir Gönenbaba imza koydular.

Danıştay vizesi bekleniyor 

Daha sonra TEDAŞ ve ÇEAŞ yönetim kurulları ayrı ayrı hazırlanan metni görüşüp onayladı. Anlaşma bu aşamayı geçer geçmez 'vize' alınması için 23 Eylül 1996 tarihinde Danıştay'a gönderildi. Danıştay vizesi de alındığı taktirde 3 ildeki elektrik dağıtım hizmetleri 1988'den başlamak üzere 70 yıllığına Uzan Ailesinin kontrolündeki ÇEAŞ'a devredilmiş olacak. Danıştay'da halen 24 Mayıs 1996'da mahkemeye sunulan ve İstanbul Anadolu Yakasının elektriğini dağıtan Aktaş Elektrik ile imzalanan devir sözleşmesi de vize bekliyor. 

3 Ekim 2025 Cuma

'KAĞIT KAVGASI' YÜZÜNDEN KOLTUĞUNDAN OLAN GENEL MÜDÜR VEYA KAMUDAKİ BİR TASARRUF FETİŞİ: BASILI YAYIN ÇIKARMAMAK

BEN DEVLETİM, YAYIN ÇIKARMAM...

Devlet, tasarruf bahanesiyle yayın çıkarmamak için elinden geleni yapıyor.

Cahit UYANIK 

Aydın Güven Gürkan, henüz çiçeği burnunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı idi. Bakanlık yöneticileri ile yapılan toplantılarda herkes kağıt sıkıntısından bahsediyordu. Bırakın kitap basmayı veya bastırmayı, fotokopi cihazlarında kullanılacak kağıt bulmak bile mucizeydi. Bütçedeki ayrıntı kodlarına bakıldı. Kağıt almaları için ayrılan ödenek daha birkaç ay içinde tüketilmişti. Bütçenin '390-Diğer hizmet alımları' ve '410-Kırtasiye, baskı ve yayın giderleri' ayrıntı kodundaki ödenek ise doğru dürüst bir kitap veya yayın bastırmaya yetmiyordu. 

Ancak çözüm kısa sürede bulundu. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) bir projesi için satın alınan kağıtlar, bakanlığın deposundaydı. Projeyi yürüten Çalışma Genel Müdürü İsmail Bayer arandı ve kağıtları bakanlık emrine tahsis etmesi istendi. Ancak Bayer, dirençli çıktı. Proje için ayrılan kağıtları günlük sarfiyata veremeyeceğini bildirdi ve olan oldu. Bayer, kızağa alındı ve mutad olduğu üzere uzun bir yıllık izne ayrıldı. Evet kağıt-kitap meselesi, bir bakan ile genel müdürün arasını açmaya yetmişti.

Kitap-yayın istemem...

Günümüzde birçok devlet dairesinde buna benzer manzaralarla karşılaşmak mümkün. Devletteki tasarruf hemen gazete-dergi takımlarının sınırlanması, kağıt tüketiminin baskılanması ve -en dramatik olanı da- üç beş bin adet basılan kitapların rafa kaldırılması şeklinde kendini gösteriyor. 15-20 milyar liralık makam otoları, cafcaflı mobilyalar, seçim bölgesine devlet kesesinden yapılan 'temas ve inceleme gezileri' ise tasarruf gündeminde yok.