Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2026 Çarşamba

IMF YÜKSEK AÇIKLANAN HUBUBAT FİYATINI BAŞBAKAN YILMAZ'IN KENDİLERİYLE ANLAŞMAK İSTEMEMESİNE YORUMLADI VE ANİDEN DEĞİŞEN SİYASİ KOŞULLARA BAKARAK TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

Martin Hardy
IMF TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

'Nezaket ziyareti- teftiş' karışımı bir ziyarette bulunan IMF Heyeti, 15 gün içinde değişen iki farklı kamu finansman tablosunu yanına alarak Türkiye'den 'şaşkın' ayrıldı. IMF, yüksek açıklanan hububat fiyatını ise Başbakan Yılmaz'ın kendileriyle anlaşmak istememesine yorumladı. 

Cahit UYANIK 

Uluslararası Para Fonu (IMF) Avrupa Bölümü Müdür Yardımcısı Martin Hardy, 1995-Eylül ayında Türkiye Masası Şefi sorumluluğuna getirildiğinde kim bilir aklından neler geçiriyordu? Çünkü bu atamanın iki ay sonrası Türkiye ile işler değişivermişti bir anda... 1995-Kasım ayında, bitimine 3 ay kala iptal edilen stand-by anlaşması, Türkiye'de uzun sürebilen bir siyasi istikrarsızlığın en önemli habercisi olarak yorumlanmaya başladı. IMF de Aralık-1995'teki genel seçimden istikrarlı bir hükümet çıkacağına inansa, bu stand-by anlaşmasını büyük ihtimalle iptal etmeyecekti. Hardy ise böylece Eylül ayındaki psikolojisini koruyacaktı. 

Hardy'nin bu iptalin ardından ilk Türkiye ziyareti IMF Kuruluş Yasasının 4. Maddesi (Article Four) çerçevesinde 7 ay sonra oldu. Her IMF üyesi ülkeye düzenlenen ve 5-6 güne sığdırılan bu olağan gezi ANAYOL Hükümetinin 'ekonomide kararlı bir tavır takınacağı' düşüncesiyle rutin dışına çıkılarak 15 güne uzatıldı. Üstelik Haziran ayı başında yapılması planlanan Türkiye seyahati Mayıs ayı ortasına yani erkene alındı. Çünkü Nisan ayı sonunda Washington'daki IMF İlkbahar Yarıyıl Toplantılarına katılan Türk heyeti "Elinizi çabuk tutun. Eğer bize destek vermezseniz ekonomimiz bu yılı kolay kolay çıkaramaz" demişti. Ziyaretin normal zamanından önce yapılmasının sebebi de buydu.

IMF bütçe açığına itiraz etti ama...

IMF'nin 'nezaket ziyareti-teftiş karışımı' gezisi işte bu hava ve ortamda başladı. Başbakan Mesut Yılmaz aynı hafta başında bir basın toplantısı düzenleyerek ANAYOL'un hedeflerini anlatmıştı. Ancak bu basın toplantısına hiçbir DYP'li bakanın katılmaması IMF Heyetinin de tuhafına gitmişti ama fazla üzerinde durmadılar. Ne de olsa resmi olarak 'Article Four' ziyaretindeydiler.

20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Rahmetli Uğur Mumcu ise Baba Alkin'e verdiği danışmanlık hizmetleri nedeniyle 'holding profesörü' derdi. Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

15 Eylül 2026 Salı

KULİS / DENİZ BAYKAL ANTEPLİLERİ AĞAÇ ETTİ!

Cahit UYANIK 

Allaha şükür, artık Türkiye'nin dört bir yanına uçakla ulaşmak mümkün. Ancak bu durumun faydaları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Nasıl mı? Geçen hafta seçim gezileri çerçevesinde Adıyaman ve Gaziantep'e giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Gaziantep Havaalanında küçük çaplı bir krize yol açtı. Gaziantep'ten Ankara'ya uçmak için vaktinde havaalanına gelen yolcular polis noktasından geçip uçuş kartlarının kontrol edileceği bölüme geçtiler. 35 dereceyi aşan sıcakta kapısı-camı kapalı küçük bir salonda 100'ü aşkın kişi beklemeye başladı. Buraya kadar herşey normaldi.

Ancak uçağa biniş saati gelmesine rağmen hiç kimse aprona çıkıp uçağa geçemedi. Sonunda yolcular iyice sabırsızlandı. Gecikmenin nedeni araştırılıp soruşturulmaya başladı. Öğrenildi ki Baykal yolda ve uçağa yetişecek! "Uçağa alın, orada bekleyelim" önerisi de THY yetkililerince geri çevrilince,  harareti iyice yükselen salon adeta cehenneme dönüştü. Sonunda 1 saat gecikmeyle uçağa binilebildi.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

6 Eylül 2026 Pazar

2027-2029 OVP'SİNDE EKONOMİK HEDEFLERDEKİ REALİZM SEÇİM EKONOMİSİNE GİRİŞ İLE AÇIKLANABİLİR

Cahit UYANIK

● OVP'NİN ZAMANINDA AÇIKLANMASI OLUMLU: 2027/2029 Orta Vadeli Programının çok fazla bekletilmeden, öngörüldüğü gibi Eylül'ün ilk haftasında açıklanması olumlu. Berat Albayrak'ın Bakanlığı döneminde OVP'ler neredeyse 2-3 hafta gecikme ile açıklanırdı. Söz gelimi 2018 yılında OVP 20 Eylül'de, ismi de teamüllere aykırı olarak 'Yeni Ekonomik Program' olarak değiştirilerek açıklanmıştı. Bu gecikme ekonomik hedeflerde kararsızlık, düzensizlik ve devletin kendi içinde bile uzlaşamaması algısı doğuruyordu. 

● SEÇİM YILLARI OVP'Sİ:  2027/2029 OVP bir genel seçim (2027 veya 2028) bir yerel seçim (2029), belki de 1 anayasa referandumunu kapsaması açısından 'Seçim yılları OVP'si' olarak değerlendirilmeli. Yani Türkiye en az 3-4 yıllık seçimsiz dönemi geride bırakıyor. OVP hedefleri aynı zamanda seçim ekonomisi etkilerini de kapsıyor ve hedeflerdeki nispi realizm bu etki ile de açıklanabilir. Çünkü seçim yılı yaklaştığında tutmayan bir enflasyon hedefi, normal zamana göre iktidara seçim kaybetme faturası çıkarabilir. Bu bir yerde şişmanlayacağını bilen birinin bir üst beden büyük kıyafet almasına benziyor.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

PKK YILDA 1,5-3 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİYOR. 28 MiİLYAR DOLAR BİRİKMİŞ PARASI VAR. SİLAH BIRAKINCA PKK"NIN PARASI NE OLACAK?

Terör örgütü PKK ve uzantılarının toplam yıllık gelirinin 1,5 ila 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Örgüt, bu gelirleri küresel ve bölgesel çaptaki yasa dışı faaliyetler ile örgütsel fonlama mekanizmaları üzerinden sağlar.  Geçmiş yıllarda yayınlanan bazı istihbarat analizleri ve medyaya yansıyan iddialarda, örgütün küresel ağları, taşınmazları ve ticari ortaklıkları üzerinden dönemsel olarak milyarlarca dolarlık (çeşitli raporlarda 28 milyar dolar veya geçmiş arşivlerde farklı rakamlar gibi) bir ekonomik büyüklüğe veya fon yönetimine sahip olduğu öne sürülmüştür. 

Net bir "toplam birikim" rakamı verilememekle birlikte, elde edilen yasadışı gelirlerin büyük kısmının lojistik, silah temini, militan/aile iaşesi ve propaganda faaliyetleri için anlık olarak harcandığı, kalan kısmının ise offshore hesaplar ve karmaşık illegal ağlar üzerinden aklandığı değerlendirilmektedir.

​Finans Kaynakları:  

​Uyuşturucu Ticareti: En büyük gelir kalemi olup, Orta Doğu-Avrupa uyuşturucu rotasındaki üretim, transit geçiş "vergisi" ve dağıtımdan yıllık ortalama 1,5 milyar dolar elde edilmektedir. Avrupa pazarındaki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü kontrol eder.  

​İnsan Kaçakçılığı ve Kaçakçılık: Sınır hatlarındaki yasa dışı insan, sigara, yakıt ve sahte ilaç geçişlerinden alınan paylar ve harçlar.  

​Avrupa ve Dış Coğrafya Fonları: "Kampanya", "bağış" ve "vergi" (örneğin Rojava/Kürdistan fonu) adı altında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diyasporadan toplanan yıllık 30 ila 50 milyon avro civarındaki gelir.

​Gümrük ve Şantaj/Haraç: Irak ve Suriye'deki hakimiyet kurduğu veya nüfuz ettiği sınır kapılarından geçen ticari mallardan kesilen "sözde gümrük vergileri" ve iş insanlarından tehdit/şantaj yoluyla toplanan paralar.

​Meşru Görünümlü Ticari Yapılar: Avrupa ve Orta Doğu'daki vakıf, dernek, medya organı ve ticari işletmeler üzerinden yürütülen aklama faaliyetleri...

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

14 Ağustos 2026 Cuma

LACİVERT KUMAŞ TAKKE, KUMAŞ PANTOLON VE GONCA KURİŞ...

Cahit UYANIK 

Süleymancılar'a operasyon yapılmış.

Süleyman Hilmi Tunahan'miş kurucuları...

İki Süleyman tanıyorum oysa ben: Kanuni Sultan Süleyman ve Süleyman Demirel. 

Sempatik Yeşilçam aktörü Süleyman Turan, karizmatik BJK Başkanı Süleyman Seba, efsanevi istihbaratçı Süleyman Askeri Bey vd. saymazsak tabii...


Yine de meraktan arastirmistim bu grubu bir ara... Süleymancilar'in iki nişanesi bulunuyor: 

1) Lacivert kumaş takke takmaları

2) Kumaş pantolondan başka birsey giymemeleri...


Rahmetli babam terzi olduğu için belki...

Bendeniz de kumaş pantolonu çok severim. 

Bunu öğrenince birkaç kot, kanvas pantolon daha almadım değil hani...

Yapay zekayı çalıştırdım yine, boş durmasin; bakalım tek tip kıyafetlerle ilgili ne dedi?


Aynı tip kıyafet giyen insan grupları veya hareketler, bireyselliğin yok oluşunu ve katı bir itaati simgelediği için psikolojik olarak korku veya tedirginlik yaratabilir.Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan derin anlamlar taşır.

13 Ağustos 2026 Perşembe

BİR GÜNÜN BEYLİĞİ, BEYLİKTİR VEYA ANTİ-KAMUFLASYONUN HİKMETİ: 70 TL'YE DÜŞEN DİZEL FİYATI...

Cahit UYANIK 

Son zamanlarda ekonomi ile ilgili duyduğum ve yaratılmış en güzel kavram, 'kamuflasyon'...

Yani 'Hatalı davranışları ve yanlış fiyatlandırmaları dolayısıyla kamunun sebep olduğu  enflasyon' anlamına geliyor. Özellikle son 10 yılın hükümetlerinde bunların örnekleri yazılsa, eski deyimle ansiklopedi olur.

(Yanlış bilmiyorsam kamuflasyon kavramının mucidi, tecrübeli ekonomi gazetecisi Şeref Oğuz... )

İşte birkaç gündür yine kamuflasyon ile uğraşıyoruz. Daha 2 gün önce dizelin satış fiyatının bazı kentlerimizde 89 TL'ye kadar yükseleceğini yazmıştım. Böylesi bir durumun enflasyona doğrudan ve zamana yayılmış aşamalı etkileri olacağı, yıl sonu enflasyon rakamının yüzde 30'u aşacağını herkes görüyordu. Çünkü açıklanacak ağustos ayı enflasyonu ilk tahminleri şimdiden yüzde 2,5'u geçmişti.

Ne yapıldı peki? Anti-kamuflasyoncu bir davranışla dizelde ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. Sonraki aylarda da 3'er TL 3'er TL artırılarak  yıl sonunda 13,9 TL'ye yükseltilmesi (3-6-9-12 ve 13,9 TL) öngörüldü   Burada gizli hedef şu: 'Ham petrol fiyatları yeniden 65-70 dolara düşerse, biz de 13,9 TL ÖTV'ye ulaştığımızda ayar çekip dizel fiyatını en fazla 80 TL'de tutarız' diye düşünülüyor. Böylece yıl sonu enflasyonu da yüzde 28-29'da kalabilir. 

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

'ÖRÜMCEK AĞI'NA DÜŞMÜŞ TÜRK SOĞANINI, NEDEN 'ÖRÜMCEK ADAM' GELSE KURTARAMAZ?


Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) eski başkanlarından, meslek büyüğümüz Zülfikar Doğan Radyo Sputnik'teki yayınında diyor ki: 

🔸Soğanın tarladaki fiyatı geçen yıl 5 liraydı, bu yıl 33 liraya çıktı; markette ise 50-60 liraya dayandı.

🔸Üretici zarar ettiği için bu yıl soğan ve patates ekmedi. Üretim açığı ortaya çıkınca ithalat kapısı açıldı.

🔸Tarım ve Orman Bakanlığı 2024’te soğan ve patatesin de bulunduğu 13 stratejik üründe planlı üretime geçildiğini açıkladı. Ancak ortaya çıkan tablo, ‘Planlı üretim bunun neresinde?’ sorusunu gündeme getiriyor.


Evet, çok haklı sorular bunlar... Neden bunu yaşadığımızın cevabı ise vardır. Üniversitede ekonomi veya komşu bir lisans dalı okuyorsanız öğreneceğiniz ilk şeylerden biri de "Cobweb (Örümcek Ağı) Teoremi"dir. Neymiş bu teorem peki?

"Örümcek Ağı Teoremi, fiyattaki değişikliklere arz ve talebin anında tepki veremediği piyasalarda, fiyat ve miktar dalgalanmalarının zamanla nasıl dengeye ulaştığını veya dengeden uzaklaştığını açıklayan iktisadi bir modeldir.

​Özellikle tarım ürünleri gibi üretimi zaman alan (gecikmeli arz) piyasaları açıklamak için kullanılır. Üreticiler gelecekteki üretimi güncel piyasa fiyatına bakarak planlar; ancak ürün piyasaya çıktığında oluşan arz fazlası veya eksikliği fiyatı değiştirir ve bu durum döngüsel bir ağ görünümü yaratır."

Türk tarımı, ben mesleki yönden kendimi bildim bileli 'Örümcek Ağı'na takılıp kalmış bir sektördür. Bunu aşmak için bazı ürünlerde devletçe alım fiyatı ilan edilir. Söz gelimi buğday-arpa, fındık, çay gibi... Amaç, üreticiye üstü kapalı bir fiyat garantisi vererek ertesi yılın üretim miktarını sağlama almaktır. Bu; siyasetçilerin çiftçilerden oy alabilme kaygısıyla, 2000 yılı öncesine kadar öyle katı ve hesapsız-kitapsız uygulanıyordu ki mesela üreticiden alınan fazla ürün toprak altına gömülerek çürümeye terk ediliyor, yakılıyor veya denize dökülüyordu. Devlet, tüketilemeyecek veya ihraç edilemeyecek kadar çok aldığı, yani ne yapsa satamayacağı bir malı aldığı için sürekli bütçeye görev zararı yazıyor, bu da enflasyona sebep  oluyordu. 2000 yılından sonra destekleme alımları sınırlandırıldı ve o ürünün piyasa fiyatları ile bağı kuruldu. Artık toprağa gömülen buğday, denize dökülen çay haberleri okumuyoruz. 

18 Temmuz 2026 Cumartesi

'HER KENTE BİR HAVAALANI' ERDOĞAN'IN DEĞİL ÇİLLER'İN PROJESİYMİŞ


Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek:

"HER KENTE BİR HAVAALANI, 25 YENİ YAT LİMANI..."

Havaalanı projeleri, Boğaz Tüp Geçişi, demiryolları, hava ulaştırma güvenliği ve yeni yat limanları... Ulaştırma Bakanı Erek; biten, inşası süren, ihale, proje ve planlama aşamasındaki milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerini tüm ayrıntıları ile anlattı. Erek, her kentte en az bir havaalanı olmasını istediklerini ve 3 yılda 40 havaalanını hizmete açmayı hedeflediklerini bildirdi. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Ali Şevki Erek

Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek, 2000'li yıllara doğru Türkiye'nin ulaştırma proje ve planlarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Ulaştırma Bakanlığı önümüzdeki günler için neler planlıyor?

Erek: Hizmetteki ana prensibimiz, her siyasetçi için geçerli olan ilke; devraldığı kurumu daha ileriye götürmektir. Şüphesiz aynı duyguyu biz de taşıyoruz. Aldığımız Ulaştırma Bakanlığı bayrağını çok daha ileri uçlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bakanlığın amacı, asgariden her kente bir havaalanı... Bu, 21. Yüzyılın gereğidir. Ancak ihracat, ithalat, ticaret, fabrika ve turizm yoğunluğu bulunan kentlerimizde ihtiyaca göre 1'den fazla hava alanı da olacak.

- Bu hedef için kaç havaalanı yapılması gerekiyor ve maliyetleri ne?

Erek: 1995, '96, '97 yıllarında 40 havaalanı hizmete sokmak kararındayız. Bunların bir kısmının etüt-proje, bir kısmının ihale, bir kısmının üzerinde ilk çalışmalar süratle devam ediyor. Bir kısmı da açılışa hazır hale gelmiş. Resmi açılış töreni yapılması çalışmaları son aşamaya gelmiş olan hava alanları Gümüşhane, Çanakkale, İskenderun, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Manisa, Siirt, Tokat, Aydın, Eskişehir, Isparta-Merkez'dir. Bunların bir kısmı resmen açılmamış olsa da çalışıyor. Kalanları Eylül'de, Ekim'de, Kasım'da veya yıl sonunda çalışmaya başlayacak. Mesela Isparta'yı Kasım'a bitirmeyi amaçlıyoruz. Kastamonu'yu bu yıl sonunda bitiremezsek önümüzdeki sezonda devreye alacağız. Ağrı'da şartlar müsait olursa Ekim, Nevşehir'de ise bu yıl sonuna veya en geç önümüzdeki turizm sezonunun başına hazır etme mücadelesini veriyoruz. Havaalanlarının maliyeti pist uzunluğuna göre, terminalin iç ve dış hatlara hizmet vermesine göre değişir. Ama bir havaalanının en asgarisiyle bugünkü maliyeti 100 milyar lira...

13 Haziran 2026 Cumartesi

FABRİKA KAPATMAKTAN KREDİ KARTI DAĞITMAYA... SÜMERBANK'TA ÖZELLEŞTİRME ÖNCESİ MAKYAJ ÇALIŞMASI HIZLANDI

Sümerbank Genel Müdürü Söylemezoğlu: 

"ALICI İÇİN CAZİP BİR SÜMERBANK..."

Sümerbank Genel Müdürü Ahmet İrfan Söylemezoğlu, kurumu 'özelleştirmeye hazır' hale getirdiklerini; teknolojiyi daha iyi kullanan, daha çağdaş ve verimli bir Sümerbank yaratmaya çalıştıklarını söyledi.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamındaki Sümerbank, geçtiğimiz haftalar içinde Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankası ile otomatik veznelerin ortak kullanımi için anlaşmaya vardı. Üretim ve pazarlama birimlerinde bilgisayarlaşma hazırlıkları da yürütülüyor. Diğer bir proje ise senet-kefil işlemlerini kaldırıp kredi kartı kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik... Genel Müdür Ahmet İrfan Söylemezoğlu, özelleştirmenin eşiğindeki Sümerbank'ı anlattı:

Ekonomik Panorama: Otomatik vezne kullanımına geçiyorsunuz. Üretim ve pazarlama birimlerinizde bilgisayar sistemlerini devreye alacaksınız. Kredi kartı projeniz de bu çalışmaların bir uzantısı mı?

Söylemezoğlu: Bizim vadeli alışveriş yapan ve 400 bin kişiye yaklaşan bir müşteri kıblemiz var. Dünyanın her yerinde büyük mağaza zinciri işletenler kendi kredi kartlarını kullanıyor. Dedik ki, insana itimat edelim ve senetten, kefilden bir adım öteye geçelim. Müşterilerimize birer kredi kartı verelim. Ağustos ayı başından itibaren kredi kartlarını vermeye başlayacağız. Ayrıca bizimle ilişkisi olmayan mağazalarda da bu kartın kullanılabilmesi imkanları araştırılıyor. Tahmin ediyorum ki 200 bin tane kartı 1 yıl içinde veririz. Türkiye'nin en büyük kredi kartı operasyonuna Sümerbank sahip olacak. Halihazır kredi kartı kapasitesini ikiye katlayacağız.

- Bu anlattığınız yeni girişimler Sümerbank'a 'özelleştirme öncesi makyaj' anlamına mı geliyor?

Söylemezoğlu: Yaptıklarımız Sümerbank'ı cazibeli bir kurum haline getirip özelleştirilmesini de kolaylaştırmak amaçlı. Sümerbank'ı kof, geri kalmış, piyasa şartlarından ve çağdaş teknolojiden uzak bir kurumdan öte; günün şartlarına uygun, tıkır tıkır işleyen, belli bir sistemi olan müessese haline getireceğiz. Bütün hadiselerin kökünde de bu yatar. Zaten özelleştirme planımız bitti. En yakın zamanda siyasiler de bizi dinleyecek. 

10 Haziran 2026 Çarşamba

KAMUNUN TEKSTİL DEVİ SÜMERBANK'I ÖZELLEŞTİRME ÖNCESİ SON 'KURTARMA' ÇABALARI: MODERNİZASYONUN FATURASI 500 MİLYAR-1 TRİLYON LIRA ARASINDA OLABİLİR

Genel Müdür Özerdim, En Büyük Handikap Olarak Teknoloji Eksikliğini Gösteriyor

SÜMERBANK'IN 1 TRİLYON LİRAYA İHTİYACI VAR

Bayilik sistemi ile satış potansiyelini artırmayı hedeflediklerini belirten Sümerbank Genel Müdürü Ahmet Özerdim, "Bir kısım fabrikanın özelleştirilmesinden sağlanacak gelir ile teknolojisi geri olan fabrikalarımızı kurtarabiliriz" dedi.

Cahit UYANIK 

Geçen yıl 300 milyar lira zarar eden Sümerbank, bir yandan finansman sıkıntısı diğer yandan eskiyen teknoloji ile boğuşuyor. Sümerbank Genel Müdürü Ahmet Özerdim, satışları artırmak içın geçmeye çalıştıkları bayilik sisteminin çok karışık bir konu olduğunu vurguladı ve Ekonomik Panorama'nın sorularını yanıtlarken özelleştirme ile çalışanların mağdur olmayacağını söyledi:

Ekonomik Panorama: Finansmandan kaynaklanan sorunlara bayilik sistemi ile çözüm getirilebilecek mi?

Özerdim: Bayilik sistemi ile genel olarak mallarımızın daha dinamik bir şekilde satılacağı ve satış potansiyelimizin artacağı düşünülüyor. Bu da özelleştirme programı içinde vardı. Halen toplam 465 mağazamız mevcut. Bunların 140 tanesi tüm perakende satışların yüzde 80'nini yapıyor. Şimdi bayilik ile daha küçük yerlerdeki mağazalar daha aktif hale gelebilir. Ayrıca stok taşıma yükümüzü de bu işe girecek kimselerle paylaşmış oluruz.

- Bayilik sisteminin Özelleştirme Kanununa aykırı olduğu ve çalışanların durumunu belirsizlik içinde bırakacağı ileri sürülüyor...

Özerdim: Kanuni şeyler var. Biz ona aykırı birşey yapmadık. Olayın oluşturulması aşamasındayız. Ondan sonra kanun ne gerektiriyorsa o yapılacaktır. Ben size açık söyleyeyim: Bu çok karışık bir konu. Biz bu olayı geliştiriyoruz. Çalışanların ise kanuni hakları var, onlar mağdur edilmeyecek. 

- Sümerbank'ın özelleştirilmesi durumunda sağladığı sosyal faydaların boşluğu nasıl doldurulacak?

Özerdim: Bu konudaki kişisel görüşüm şu: Sümerbank'in tümünün satılmasına belki gerek olmayabilir. Bir kısmının satışından sağlanan gelir, Anadolu'nun bir çok yöresinde teknoloji bakımından rekabet edemeyecek ancak kapatamadığımız fabrikaları ayağa kaldırmak için kullanılabilir. Ama yine de bütün bunlar hükümetin stratejisine göre Kamu Ortaklığı İdaresinin (KOİ) yetkisinde olan şeyler...

24 Mayıs 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK: GENEL MÜDÜRU DİNLEMEDİLER, ÖZELLEŞTİRİLECEK ÇİMENTO FABRİKASI SEÇİMİNDE HATA YAPTILAR

11 Çimento Fabrikasının Özelleştirilmesi Tartışılıyor 

FABRİKA SEÇİMİ HATALI

Çimento fabrikalarının özelleştirilme sürecinde görüşlerinin alınmadığını ve fabrika seçiminin hatalı olduğunu belirten ÇİTOSAN Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven, bazı bölgelerde 'tröstleşme'ye neden olabilecek satışların yapılma tehlikesine de dikkat çekti. Özgüven "Özelleştirme çalışmalarına başlanmadan önce karlı bir kuruluş olan ÇİTOSAN, özelleştirmenin yanlış bir şekilde uygulanması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle devletin üzerinde bir yük durumuna getirilmiştir" diye konuştu.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamına alınan 11 çimento fabrikasına yönelik tartışmalar son günlerde giderek yoğunlaşıyor. Olayı bir de, fabrikaları özelleştirme kapsamına alınan Çimento ve Toprak Sanayii T. A. Ş. (ÇİTOSAN) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven'in ağzından dinleyelim istedik.  Özelleştirme sürecinde fikirlerinin alınmadığinı ve fabrika seçiminde hata yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Özgüven, Ekonomik Panorama'nın sorularını yanıtladı:

Ekonomik Panorama: Geçmişte bazı çimento fabrikaları blok satış ve halka arz yöntemiyle özelleştirildi. Bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgüven: Özelleştirme hükümet programında yer alan bir konudur ve  çalışmaları yıllardır sürdürülmektedir. Bu durumda bir KİT yöneticisi olarak özelleştirmeye kategorikman karşı olmam diye birşey söz konusu olamaz. Ancak çimento fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda 1987'de uygulanmaya başlanan politikanın hatalı olduğu kanısındayım. Devletin sırtında yük olarak nitelenen KİT'lerin özelleştirilmek istenmesinin önemli nedenlerinden biri, bu kamburdan kurtulmaktır. Diğer biri de KİT'lerin siyasi baskılardan arındırılarak daha verimli çalışmalarını sağlamaktır. Çimento fabrikalarının özelleştirilmesinde ilk adım olarak, hisselerinin yüzde 50'den fazlası özel sektöre ait olan iştiraklerdeki kamu hisselerinin satıldığını görüyoruz. Söz konusu fabrikalar zaten özel statüde işletildiği için siyasi baskıdan uzak bulunuyordu ve karlı kuruluşlardı. Özelleştirmenin bu şekilde başlatılması devlete kaynak sağlamanın ön plana çıkarıldığı görüntüsü vermektedir. Ancak olaya uzun vadede baktığımız zaman bu amacın da yerine gelmediğini görüyoruz. Satıştan bu yana geçen 5 yılın kısa bir bilançosu yapılırsa, devletin bu işten zararlı çıktığı görülür.

- Buna rağmen 11 çimento fabrikası daha özelleştirme kapsamına alındı ama...

Özgüven: Özelleştirmeyi söz konusu fabrikaların bağlı olduğu teşekkülü tamamen devre dışı bırakarak sağlamaya çalışmak çeşitli sıkıntılar yaratmıştı. Aynı şekilde özelleştirme kapsamındaki 11 çimento fabrikasinın seçimi Temmuz-1991'de ÇİTOSAN'ın hiç bir şekilde görüşü alınmadan yapılmıştı. Düşünebiliyor musunuz, siz bir şirket yönetiyorsunuz ve hangi gün, hangi fabrikanızın özelleştirme kapsamına alınacağını bilmeden yatırım programı ve planlama yapmanız, buna bağlı dış borç almanız ve bazı taahhütlere girmeniz bekleniyor. 

13 Mayıs 2026 Çarşamba

TALİMATÇILAR, ÜMİTLİLER, KÜSKÜNLER... 1995 SEÇİMLERİ İÇİN ÖNGÖRÜLEN '100 TÜRKİYE MİLLETVEKİLLİĞİ' BÜROKRATLARIN POLİTİKA SEVDASINI COŞTURMUŞTU

Tansu Çiller


'POLİTBÜRO GÜNLERİ'NE MERHABA

En göz alıcı bürokrasi koltukları politika hevesi ile boşaltıldı

Cahit UYANIK / Evrin GÜVENDİK 

Türkiye'de bir komünist partisi yok ama artık halk 'politikacı-bürokratlar'a alışacak. Yani Türkiye'nin kısa ufkunda 'politbüro günleri' var. Çünkü seçimlere parmak hesabı sayılı günler kala bürokrasinin en göz alıcı koltukları birer-ikişer boşaldı. Oysa ortada seçim filan yokken bu koltuklar için neler yapılmıştı neler... Telefon ricaları, bakan özel kalemlerinde sıkıcı bekleyişler, araya dost-akraba koymalar, yedi göbek öncesinden siyasi bağlantı aramalar... Peki ne olmuştu da bu koltuklar bomba ihbarı yapılmışçasına boşaltılmıştı? Üstelik yasal istifa süresinin bitmesine 30-40 dakika kala bile...

'Talimatçılar' Çiller'in yeni siyasi kadroları mı? 

Ankara'da sayısı 200'e yaklaşan istifacı bürokratların birkaç gruptan oluştuğu analizi yapılıyor. İlk gruptaki istifacılar 'Talimatçılar'... Talimatı veren ise Başbakan Tansu Çiller. 'Türkiye milletvekilliği'nin veya banko seçim listelerinin en göz alıcı yerleri bu isimlere tahsisli olacak. Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu, Yaman Törüner, Ayfer Yılmaz, Aydın Ayaydın bu listede yer alıyor. "Çiller muhtemel bir DYP iktidarının yeni kadrosunu hazırlamaya çalışıyor. DYP Lideri olduğundan beri partide yetenekli kadrolar bulamamaktan şikayetçiydi zaten Çiller... Bir anlamda 1983'teki ANAP'a benzemeye çalışıyor. Bir farkla ki, o ANAP'ta bu kadar polis yoktu" değerlendirmesi kulislerde sık sık duyuluyor.

'Ümitliler'in aynı göreve iade edilmesi garanti değil

İstifacı bürokratlarda ikinci grubu 'Ümitliler' oluşturuyor. Bunlar sadece Başbakan Çiller ile yakın çalışma imkanı bulmuş isimlerden oluşuyor; yani 'istifa edin talimatı' filan almamışlar. Milletvekili listeleri tespit edilirken, merkez yoklaması esnasında Çiller'in göz aşinalığından yararlanıp ekspres yoldan Meclis'e doğru yola çıkmayı düşünüyorlar. Seçimden sonra bir de bakanlık kaparlarsa hani, siyaset onlar için balından yenmez... Daha 2 ay evvel, önünde el pençe divan durduğu müsteşarının görevden alma üçlü kararmamesinin altına imza atmak pek bir eğlenceli olacak! 

'Ümitliler'in bir kısmı da ANAP, MHP ve CHP'den şansını deniyor. Bu alt grup daha çok valilerden ve daha orta düzey bürokratlardan oluşuyor. Ya listelere giremezler, girer de seçilemezlerse? Nasıl olsa yasa gereği 'aynı göreve iade edilmeleri' gerekiyor. Ancak bu iade olayı, pek sağlam bir garanti değil. Bu konuda iktidarın küçük ortağı CHP'nin önde gelen ismi Adnan Keskin, "O makamlar aylarca boş duracak, vekaleten gidecek değil. Yerine elbet yenileri atanır" diyor. Bu durumda devlet memuriyetine dönüş mümkün ancak aynı koltuğa geri oturmak şansa kalıyor. 

26 Nisan 2026 Pazar

ANAYOL FORMÜLÜNÜ BİTİREN, REFAHYOL'U DOĞURAN 24 ARALIK 1995 ERKEN SEÇİMİNE 5 AY KALA... DYP-CHP İKTİDARI VE MHP ERKEN SEÇİME KARŞI; MUHALEFET (ANAP VE RP) SEÇİME HAZIR, DSP SEÇİMİN GÜMRÜK BİRLİĞİNİ ENGELLEMESİNİ İSTEMİYOR

TBMM / 

BU MEMLEKETE SEÇİM LAZIM MI?

Partiler erken ve ara seçimi tartışıyor...

Cahit UYANIK / Vahit ARAS / Tamer ERKİNER

Başbakan Tansu Çiller, 1994 sonunda Anayasa Mahkemesinden dönen başarısız ara seçim denemesinden bu yana ağzına seçim lafını almadı. Çok sıkıştırıldığında 'Seçim 1996'da' deyip işin içinden çıkıyor. Seçim senesi 1996 ise hem muğlak hem manidar bir tarih olma özelliğini taşıyor. Muğlak; çünkü Çiller seçimin 1996 içinde herhangi bir tarihte olabileceğini çağrıştırıyor. Bu durumda  20 Ekim 1996'dan önce yapılacak her seçim, erken genel seçim olma özelliğini taşıyor. Manidar; çünkü 1996 başında, IMF ile daha önce imzaladığımız stand-by anlaşmasının süresi sona eriyor. Başarıyla sonuçlanan IMF programı ve dış piyasalarda da itibarı yükselen bir Türkiye, Çiller'in elinde önemli bir koz olacak gibi...

Meclis ise anayasa görüşmelerinde yarattığı fiyaskoyu örtbas etmek için olsa gerek, siyasi manevralarla meşgul. En favori manevra konusuysa 'seçim'... Ara seçim de olur erken seçim de... Herkes seçime hazır olduğunu belirtiyor. Yine hemen herkes seçimin galibinin kendisi olacağını da ileri sürüyor. Ancak sokaktaki vatandaş bugünlerde seçim değil, 'tatil' ve 'geçim' derdinde... Seçim onlar için ikinci planda gibi duruyor.

Üstüne üstlük bunca suni siyasi krizden bunalmış Meclis'te, ANAP Grup Başkan Vekili Eyüp Aşık'ın milletvekilliğinden istifası için ne yapılıp edileceği de düşünülüyor. İktidar partileri DYP ve CHP bu istifayı kabul etseler ara seçim baskısı altında kalacaklar; kabul etmeseler anti-demokratik olmak ile suçlanacaklar. Eylülde erken genel seçim yapılmayışını protesto etmek için Meclis Başkanlığı görevinden istifa edecek olan Hüsamettin Cindoruk ise siyasi muarızı Çiller'e son ayak oyunlarından birini yaparak Aşık'ın istifa oylamasını 18 Temmuz 1995 tarihine aldı. Çillerci DYP'liler buna avazı çıktığı kadar bağırarak itiraz etseler de nafile... Siz bu haberi okurken DYP Genel İdare Kurulu Aşık'ın istifa oylamasında ve dolayısıyla ara seçim tartışmalarındaki tavrını belirlemiş olacak. 

Köse: Aşık'ın istifası ara seçime sebep olmaz

DYP Genel Başkan Yardımcılarından İsmail Köse bu konuda en radikal düşünceleri savunanlar arasında yer alıyor. Aşık'ın restini görüp milletvekilliğini düşüreceklerini belirtiyor. Ama Köse'ye göre bu, bir ara seçime yol açmayacak. Çünkü genel seçime 1 yıl kala ara seçim yapılamıyor. Aşık'ın vekilliği düştükten sonra ara seçim için geçecek 3-4 ay ise söz konusu 1 yılla kesiştiği için Yüksek Seçim Kurulu bu isteği geri çevirecek. Üstelik DYP'nin gizli destekçisi MHP üst düzey yöneticilerinde de benzeri düşünceler hakim. Yani Aşık'ın istifası her an kabul edilebilir. Köse şöyle diyor:

"Eyüp Aşık'ın istifası gündeme geldiği takdirde DYP müspet oy kullanacak. İstifa eden bir milletvekili ısrar ettiği müddetçe onu tutmamak gerekir. Ancak 3 ay içinde ara seçim şartları doğduğu zaman, genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamayacağına göre ara seçim şartları ortadan kalkmış oluyor. Yani Eyüp Aşık da 'yolcu'..."

3 Nisan 2026 Cuma

YIKIM KARARI VERİLEN HAZİNE BİNASININ ANAP GENEL MERKEZİ BİNASI İLE NE ALAKASI VAR?

Cahit UYANIK 

Arkitera adlı X hesabından bir haber:

"Doğan Tekeli ve Sami Sisa tarafından tasarlanan eski Hazine Müsteşarlığı binası depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılıyor."

Ankara'da çalışan ekonomi muhabirlerinin birçok anısı vardır bu bina ile... Bu bina aslında 80'li yılların sonunda Halkbank Genel Müdürlüğü olarak tasarlanmıştı. Halkbank o zamanlar Sıhhiye'de bir binada çalışıyordu. Hazine Müsteşarlığı ise Bakanlıklar'daki bir binada...

Derken.... Halkbank'ın hisselerini elinde tutan Hazine, inşatının bitmesine kısa süre kala bir Yüksek Planlama Kurulu kararı ile bu binaya el koydu. Halkbank ise gitti, bu binanın 5-6 km ilerisine, neredeyse bu binanın tıpatıp aynısını yaptırdı yıllar sonra; oraya taşındı... Böylece Hazine'den de intikamını almış oldu. 

Hazine binasıyla ilgili  'şehir efsanesi' gibi bir 'gazetecilik efsanesi' de vardır.