20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

19 Eylül 2026 Cumartesi

BAKAN EVLADI, FRANSIZCA EĞİTİM VEREN TEVFİK FİKRET LİSESİ MEZUNU, ANKARALI FİNANSÇI: TERA PORTFÖY YKB EMRE TEZMEN KİMDİR?


Emre Tezmen
Emre Tezmen, CFA, 1995 yılında ULB (Université Libre de Bruxelles) Ekonomi Bölümü’nden Yüksek Akademik Başarı derecesiyle mezun olmuş, ardından 1997 yılında VUB (Vrije Universiteit Brussel) İşletme Yüksek Lisansını Üstün Başarı derecesiyle tamamlamıştır. Ayrıca CFA (Chartered Financial Analyst) sertifikasına sahip olup CFA Enstitüsü Asli Üyesidir.

Profesyonel kariyeri boyunca finans ve teknoloji sektörlerinde öncü çalışmalara imza atan Tezmen, Türkiye’nin ilk online işlem platformlarından birini hayata geçirerek inovasyon alanında önemli bir adım atmıştır. Kurucu ortağı olduğu Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Tera Finans Faktoring ve Tera Yatırım Bankası’nda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmakta; aynı zamanda Tera Yatırım Teknoloji Holding, Tera Finansal Yatırımlar Holding, Tera Yatırım Holding ve Peker GYO’da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

16 Eylül 2026 Çarşamba

DÜĞÜN ÜZERİNDEN KARA PARA NASIL AKLANIYOR?

Cahit UYANIK 

Vanlı Kara Haydar örneğinde olduğu gibi...

Düğün üzerinden kara para nasıl aklanıyor?

Elinizde yasa dışı işten elde ettiğiniz veya yasa dışı işten elde edenlerin 'akla şunu, komisyonunu al' diye size verdiği 250 milyon naktiniz var.

Bu paranın bir şekilde bankaya yatırılıp temizlenmesi gerekiyor.

Göstermelik bir düğün yapıyorsunuz, altın görünümlü tenekeleri alıp geline-damada takı diye takıyorsunuz.

Düğün bitince takıları çöpe atıyorsunuz. Vanlı Kara Haydar gibi küçük bir para karşılığı köydeki bir başkasının ahırına da gömebilirsin; 2-3 düğün sonra kullanırım diye... En baştaki 250 milyonu da götürüp bankaya yatırıyorsunuz. Sorulduğunda ise "Düğün yaptım. Ben aşiret üyesiyim. Herkes ziynet taktı" diyorsun...

15 Eylül 2026 Salı

KULİS / DENİZ BAYKAL ANTEPLİLERİ AĞAÇ ETTİ!

Cahit UYANIK 

Allaha şükür, artık Türkiye'nin dört bir yanına uçakla ulaşmak mümkün. Ancak bu durumun faydaları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Nasıl mı? Geçen hafta seçim gezileri çerçevesinde Adıyaman ve Gaziantep'e giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Gaziantep Havaalanında küçük çaplı bir krize yol açtı. Gaziantep'ten Ankara'ya uçmak için vaktinde havaalanına gelen yolcular polis noktasından geçip uçuş kartlarının kontrol edileceği bölüme geçtiler. 35 dereceyi aşan sıcakta kapısı-camı kapalı küçük bir salonda 100'ü aşkın kişi beklemeye başladı. Buraya kadar herşey normaldi.

Ancak uçağa biniş saati gelmesine rağmen hiç kimse aprona çıkıp uçağa geçemedi. Sonunda yolcular iyice sabırsızlandı. Gecikmenin nedeni araştırılıp soruşturulmaya başladı. Öğrenildi ki Baykal yolda ve uçağa yetişecek! "Uçağa alın, orada bekleyelim" önerisi de THY yetkililerince geri çevrilince,  harareti iyice yükselen salon adeta cehenneme dönüştü. Sonunda 1 saat gecikmeyle uçağa binilebildi.

14 Eylül 2026 Pazartesi

KULİS / IMF TÜRKİYE'DE İLK KEZ İŞÇİLERİ DİNLEDİ; HAZİNE GÖRÜŞMEYE 'KÖSTEBEK' SOKTU!

BAYRAM MERAL-THOMAS HARDY GÖRÜŞMESİNDEKİ KÖSTEBEK!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta TÜRK-İŞ, tarihinde ilk kez bir IMF Heyeti tarafından ziyaret edildi. Memleketimizden bugüne kadar onlarca IMF Heyeti geldi geçti de, DPT'sini, Hazinesini, türlü türlü bakanlığı teftiş ettiler de, düşüncelerini dinlediler de garibim TÜRK-İŞ'i aklına getiren hiç olmamıştı. Kısmet IMF'nin yeni Türkiye Masası Şefi Martin Hardy'e imiş. 

Peki bu görüşme öncesinde neler yaşanmıştı dersiniz? IMF'nin randevu talebi TÜRK-İŞ'e ulaşınca haliyle bir miktar şaşkınlığa yol açmış. Ziyaret esnasında da bu durum iyice hissedilmiş ve  hoşbeşten sonra bu ziyaretin ilk olduğunu öğrenen Hardy de şaşkınlık ortamına dahil olmuş.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

BU BİR ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ? VANLI KARA HAYDAR VEYA DİLAN-ENGİN POLAT KARA PARA AKLAMA İDDİALARINA RAĞMEN NEDEN BU YASA DIŞI FAALİYETLERİNİ SOSYAL MEDYADA VİDEO OLARAK PAYLAŞIYOR?

Bu durum, kriminoloji ve psikolojide "dijital narsisizm", "görünürlük paradoksu" ve "sosyal cezasızlık algısı" kavramlarıyla açıklanır. Yasa dışı veya şüpheli işler yapılmasına rağmen bu hayatın sosyal medyada açıkça sergilenmesinin arkasında yatan temel psikolojik ve davranışsal dinamikler şunlardır:

​Dokunulmazlık ve Güç Hissiyatı: Kişiler belirli bir maddi ve sosyal güce ulaştıklarında, yasal yaptırımların kendilerine ulaşmayacağına dair sanal bir "dokunulmazlık" algısına kapılırlar. Bu güç hissi, gizlenme ihtiyacını bastırır.

​Narsistik Onay ve Gösteriş Merakı: Sadece paraya sahip olmak bu profiller için yeterli değildir; paranın getirdiği statünün toplum tarafından onaylanması ve kıskanılması gerekir. Beğeni, takipçi ve lüks gösterisi bir tür psikolojik doyum kaynağıdır.

​Sermayeyi ve İmajı "Aklama" Çabası: Lüks yaşamı sürekli paylaşmak, paranın kaynağını "çok başarılı bir iş insanı", "fenomen" veya "hayırsever" imajının arkasına saklama çabasıdır. Zenginliği meşrulaştırmak için dijital bir vitrin oluşturulur.

7 Eylül 2026 Pazartesi

LOKANTA, HAMBURGERCİ, TATLICI VB. ÜZERİNDEN KARA PARA NEDEN VE NASIL AKLANIR?

Restaurant ve tatlıcı gibi Nakit Akışının Yoğun Olduğu İşletmeler (NIB - Cash-Intensive Businesses), genellikle "miksleme" (blending) yöntemiyle kara para aklamak için kullanılır.

​Temel mantık, yasa dışı elde edilen nakit parayı sanki dükkana gelip yemek yemiş veya tatlı satın almış gerçek müşterilerin ödemesiymiş gibi ticari sisteme sokmaktır. Aklama süreci şu yöntemlerle işler:

​Hızlı Tüketim ve Küçük Satış Tutarları: Burger ve tatlı gibi ürünlerin birim fiyatları görece düşüktür ve gün içinde çok sayıda küçük nakit işlem yapılır. Küçük tutarlı yüzlerce hayali satışı sisteme sokmak, yüksek tutarlı tek bir şüpheli transfer yapmaktan çok daha az dikkat çeker.

​Hayali Müşteri ve Sahte Fiş Oluşturma: İşletme sahibi, kasadan gerçekte hiç satılmayan yüzlerce burger veya tatlı satılmış gibi sahte fiş/fatura keser. Kirli nakit para kasaya girer, karşılığında sisteme "meşru satış geliri" olarak işlenir.

6 Eylül 2026 Pazar

2027-2029 OVP'SİNDE EKONOMİK HEDEFLERDEKİ REALİZM SEÇİM EKONOMİSİNE GİRİŞ İLE AÇIKLANABİLİR

Cahit UYANIK

● OVP'NİN ZAMANINDA AÇIKLANMASI OLUMLU: 2027/2029 Orta Vadeli Programının çok fazla bekletilmeden, öngörüldüğü gibi Eylül'ün ilk haftasında açıklanması olumlu. Berat Albayrak'ın Bakanlığı döneminde OVP'ler neredeyse 2-3 hafta gecikme ile açıklanırdı. Söz gelimi 2018 yılında OVP 20 Eylül'de, ismi de teamüllere aykırı olarak 'Yeni Ekonomik Program' olarak değiştirilerek açıklanmıştı. Bu gecikme ekonomik hedeflerde kararsızlık, düzensizlik ve devletin kendi içinde bile uzlaşamaması algısı doğuruyordu. 

● SEÇİM YILLARI OVP'Sİ:  2027/2029 OVP bir genel seçim (2027 veya 2028) bir yerel seçim (2029), belki de 1 anayasa referandumunu kapsaması açısından 'Seçim yılları OVP'si' olarak değerlendirilmeli. Yani Türkiye en az 3-4 yıllık seçimsiz dönemi geride bırakıyor. OVP hedefleri aynı zamanda seçim ekonomisi etkilerini de kapsıyor ve hedeflerdeki nispi realizm bu etki ile de açıklanabilir. Çünkü seçim yılı yaklaştığında tutmayan bir enflasyon hedefi, normal zamana göre iktidara seçim kaybetme faturası çıkarabilir. Bu bir yerde şişmanlayacağını bilen birinin bir üst beden büyük kıyafet almasına benziyor.

4 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK... GENEL MÜDÜRÜN ODASINDA TELEVİZYON, BİLGİSAYAR YOKKEN; TESTAŞ'I DÜNYA ELEKTRONİK DEVLERİNE SATMAYA KALKIŞTIK

Doğan Mahmutoğlu

TESTAŞ'ın Yeni Genel Müdürü Doğan Mahmutoğlu:

"TESTAŞ, BU HALİYLE ÖZELLEŞTİRİLEMEZ"

Taksilerdeki taksimetre, yolcu otobüslerindeki takografları üreten ve özelleştirme kapsamına alınan TESTAŞ, adeta bir kötü yönetim abidesi... TESTAŞ'ta en gelişmiş mikro işlemci teknolojisi ile 'chip' üretilebilir. Ancak gelin görün ki genel müdürün odasında televizyon, video oynatıcı ve bilgisayar yok! TESTAŞ'ın birinci sınıf mühendis kadrosu var ama 60 milyon dolarlık tesiste deneme üretimi bile yapılamıyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. (TESTAŞ) 1976 yılında elektronik sanayisinin gelişmesine öncülük etmesi amacıyla kurulmuş bir KİT veya devlet şirketi. TESTAŞ, 1989 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Seçimlerde DYP'den milletvekili adayı olup kaybeden Doğan Mahmutoğlu ise TESTAŞ'ın yeni genel müdürü... Mahmutoğlu ile TESTAŞ'ın özelleştirme öncesi ne durumda olduğunu görüştük:

- TESTAŞ özelleştirme açısından hangi aşamada bulunuyor?

Mahmutoğlu: TESTAŞ'ın 1992 tahmini bütçesi ayda 4-5 milyar lira zarar gösteriyor. Şirket yıllardır çelik bir çember içinde. Biz bu çemberi toplu iğneyle bile olsa kazıya kazıya kıracağız. Ama özelleştirmeye giderken milli servetin çarçur edilmesini de istemem. Hedefimiz TESTAŞ'ı özelleştirmeye hazır hale getirmek. Zaten şirketi bu haliyle özelleştirmeye kalksak, gelip alan olmaz. 

- Neden?

Mahmutoğlu: Türkiye'de her yıl piyasaya giren taksi ve ağır vasıtanın sayısı sınırlı iken TESTAŞ taksimetre ve takografa takılmış kalmış. Aydın'daki Direnç ve Kondansatör  Fabrikasında yıllardan beri teknoloji yenilenmemiş. Teknoloji eski olduğu için fazla bir müşterimiz de yok. 40 liraya malettiğimiz direnci, ithalatçılarla rekabet edebilmek için 35 liraya satmak zorundayız.

- Peki TESTAŞ'ın özelleştirmeye hazır hale gelmesi için neler yapılıyor?

Mahmutoğlu: Yurt içi ve dışındaki firmalarla ortak yatırıma gitmeye çalışıyoruz. Yabancı firmalarla Türkiye'de gerçekleştirmeyi düşündüğümüz üç projemiz var. Amacımız öncelikle para kazanmak... Çünkü personelin maaşını ödemekte zorlanıyoruz. Bir de sürekli yeni proje bulma gayreti içindeyiz. Elektronik sanayisinde iki saat önce bulduğunuz ürün iki saat sonra demode olabiliyor. Geçenlerde bir Japon firması kredi verecekti, projemiz yok! Bunun için şimdi bir 'Araştırma ve Proje Dairesi' kurdum.

1 Eylül 2026 Salı

1 EYLÜL 2026 İTİBARIYLA ASGARİ ÜCRETE AÇLIK SINIRI KADAR ZAM YAPILACAK OLSA, ZAM ORANI YÜZDE 33,2 OLURDU

- ASGARİ ÜCRET 2,5 YILDIR NEDEN AÇLIK SINIRININ ALTINDA TUTULUYOR?

Cahit UYANIK 

Bu grafikler ne anlatıyor?

Asgari ücret 2 yıl 6 aydır açlık sınırının altında bulunuyor. (Asgari ücret 2024-Şubat ayında açlık sınırının üzerine çıkmış sadece... Sonrasında hep altında...)

Üstelik asgari ücrete 2 defa zam yapılmış olmasına rağmen yaşanmış bu sıra dışı durum...

Sadece 2025-Şubat ayında 'başabaş' gelmişler, o kadar...

Makas son 1 yıl 6 aydır ise giderek büyümüş.

Bundan 3 ay sonra 2027 yılı asgari ücreti için masaya oturulacak iken bunu paylaşmak istedim. 

Çalışanların yüzde 60'ının asgari ücret veya komşu ücretler aldığı Türkiye gibi bir ülkede asgari ücret neden baskılanır, onu da açık açık yazayım:

30 Ağustos 2026 Pazar

LİRA BOLLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR: MERKEZ BANKASININ OPERASYONLARI KASIM-1992'YE KAYDI


Merkez Bankası /

Ay ortasında 38 trilyon liraya ulaşan emisyon, hedeflenen 32-33 trilyon liraya çekilemedi ama yine de azaltıldı. Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle asıl 'sünger operasyonu' ise gelecek ay yani Kasım-1992'de gerçekleştirilecek. 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, Ekim-1992 ayı maaş ödemeleri ile birlikte para piyasalarında yaşanan lira bolluğunun önüne geçemiyor. Maaş ödemelerinin hemen ardından gelen hafta sonu tatili, Merkez Bankasının operasyonlarını geciktirici bir rol oynadı. Aynı şekilde bu hafta da Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle Merkez Bankasının operasyonları sınırlı düzeyde kalabilecek. 

Maaş ödemeleri ile birlikte ilk kez 38 trilyon lira sınırını aşan emisyon, bir türlü normal düzeyi olan 32-33 trilyon liraya çekilemezken, hafta ortasında yapılacak yaklaşık 6 trilyon liralık iç borç itfası piyasalardaki lira bolluğunun sürmesine neden olacak. Merkez Bankasının iç borç itfasını geçen haftalarda yaptığı bono satışı ve kısa vadeli avanslara dayanarak karşılaması bekleniyor.

Para piyasalarının ateşinin düşürülmesi önümüzdeki ayın başına ertelenirken; her ayın 15'inde periyodik olarak artan ve piyasaları adeta şoka sokan maaş ödemelerinin Kasım ayındaki etkisinin ne olacağı ise şimdiden bilinmiyor. Ancak bu konuda yapılabilecek tek isabetli tahmin önümüzdeki ay emisyonun ilk kez 40 trilyon lira sınırını aşacağı olabilir.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

PKK YILDA 1,5-3 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİYOR. 28 MiİLYAR DOLAR BİRİKMİŞ PARASI VAR. SİLAH BIRAKINCA PKK"NIN PARASI NE OLACAK?

Terör örgütü PKK ve uzantılarının toplam yıllık gelirinin 1,5 ila 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Örgüt, bu gelirleri küresel ve bölgesel çaptaki yasa dışı faaliyetler ile örgütsel fonlama mekanizmaları üzerinden sağlar.  Geçmiş yıllarda yayınlanan bazı istihbarat analizleri ve medyaya yansıyan iddialarda, örgütün küresel ağları, taşınmazları ve ticari ortaklıkları üzerinden dönemsel olarak milyarlarca dolarlık (çeşitli raporlarda 28 milyar dolar veya geçmiş arşivlerde farklı rakamlar gibi) bir ekonomik büyüklüğe veya fon yönetimine sahip olduğu öne sürülmüştür. 

Net bir "toplam birikim" rakamı verilememekle birlikte, elde edilen yasadışı gelirlerin büyük kısmının lojistik, silah temini, militan/aile iaşesi ve propaganda faaliyetleri için anlık olarak harcandığı, kalan kısmının ise offshore hesaplar ve karmaşık illegal ağlar üzerinden aklandığı değerlendirilmektedir.

​Finans Kaynakları:  

​Uyuşturucu Ticareti: En büyük gelir kalemi olup, Orta Doğu-Avrupa uyuşturucu rotasındaki üretim, transit geçiş "vergisi" ve dağıtımdan yıllık ortalama 1,5 milyar dolar elde edilmektedir. Avrupa pazarındaki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü kontrol eder.  

​İnsan Kaçakçılığı ve Kaçakçılık: Sınır hatlarındaki yasa dışı insan, sigara, yakıt ve sahte ilaç geçişlerinden alınan paylar ve harçlar.  

​Avrupa ve Dış Coğrafya Fonları: "Kampanya", "bağış" ve "vergi" (örneğin Rojava/Kürdistan fonu) adı altında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diyasporadan toplanan yıllık 30 ila 50 milyon avro civarındaki gelir.

​Gümrük ve Şantaj/Haraç: Irak ve Suriye'deki hakimiyet kurduğu veya nüfuz ettiği sınır kapılarından geçen ticari mallardan kesilen "sözde gümrük vergileri" ve iş insanlarından tehdit/şantaj yoluyla toplanan paralar.

​Meşru Görünümlü Ticari Yapılar: Avrupa ve Orta Doğu'daki vakıf, dernek, medya organı ve ticari işletmeler üzerinden yürütülen aklama faaliyetleri...

23 Ağustos 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BÜYÜK DEVALÜASYON BİTTİ, TÜRK EXİMBANK SAHAYA ÇIKTI: SEVK ÖNCESİ İHRACAT KREDİ HACMİ YÜZDE 127 ARTIŞLA 44 TRİLYON LİRAYA YÜKSELTİLECEK

Ersoy Volkan 
Türk Eximbank Genel Müdürü Ersoy Volkan'dan müjde: 

"44 TRİLYON LİRALIK KREDİ İHRACATÇIYI BEKLİYOR"

İhracat artışı sağlamak için kollar sıvandı. Türk Eximbank, ihracatçılara üretim aşamasında kullandırdığı ve geçen yıl 19,4 trilyon liralık hacme ulaşan sevk öncesi ihracat kredilerini kriz yılı 1994'te yüzde 127'lik artışla 44 trilyon liraya yükseltecek.

Cahit UYANIK 

Türkiye, uzun zamandır ihracatını artırmak için uğraşıyor ama bir türlü başaramıyordu. Yılbaşından bu yana döviz kurlarındaki hızlı tırmanışın da desteği ile ihracatta ilk olumlu sinyaller gelmeye başladı. Bundan sonra ise -deyim yerindeyse-  top Türk Eximbank'a geçti. Türk Eximbank'ın çiçeği burnunda Genel Müdürü Ersoy Volkan, Ekonomik Trend'e yaptığı açıklamada bu yıl toplam 44 trilyon lira kredi kullandıracaklarını bildirdi. Sorularımızı cevaplandiran Volkan, ihracat kredilerine uygulanan faiz oranlarında ise yeni bir artışa gitmeyi düşünmediklerini ifade etti: 

Ekonomik Trend: Türk Eximbank, ihracat olgusu ve ihracatın desteklenmesi açısından bakıldığında nereye konumlanmış durumda?

Volkan: Gelişmiş ülkelerde ihracat desteklerinin doğrudan parasal teşviklerden ziyade kredi, ihracat garantisi ve ihracat sigortası mekanizmaları ile 'dolaylı olarak' sağlandığı; üretim sürecinden başlayarak teşvikler uygulandığı görülüyor. Yani ihracatın desteklenmesi 'ön yatırım teşvikleri' ile oluyor. Daha sonra da yine üretim aşamasında; ihraç malları girdilerine sübvansiyonlar verilip ürünün maliyeti azaltılıyor. Son aşamada ise ihracat garantisi ve ihracat sigortası yoluyla ihraç edilecek mala uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazandırılması amaçlanıyor. 

Türk Eximbank kurulduğu günden beri ihracatçılar için çeşitli kredi, garanti ve sigorta programları geliştiriyor. İhracatçılar ve yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlere, gelişmiş ülke ihracat finansman kuruluşlarının yıllardır kullandırdığı enstrümanların aynısından yararlanma imkanı sağlıyoruz. İhracata sağlanan teşviklerde sektörel tercihler ortaya koyuyoruz.  Bu tercihlerin ise dinamik mukayeseli üstünlükler ile rekabetçi potansiyeli olan sektörler lehine yapılmasını sağlıyoruz ki, kaynakları etkin kullanabilelim.

- Yaşanan ekonomik krizle mücadelede Türk Eximbank bu yıl neler yapmayı planlıyor?

Volkan: Türk Eximbank 1994 yılında da Türk ihracatçısı ve taahhüt sektörünü elindeki tüm kaynaklarla desteklemeye devam edecek. Mevcut uygulanan ve ihracatçılarımızı daha üretim aşamasında desteklediğimiz Sevk Öncesi İhracat Kredisi (SÖİK) uygulaması ihracat artışına paralel olarak genişletilecek. Ayrıca KOBİ'ler için ayrı bir kredi uygulaması da başlatıldı. Kredi programlarında -talep edildiği şekilde- döviz seçenekli kullanım ise 'İhracat Döviz Kredisi' ile uygulamaya alındı. Ayrıca; ihracatçımız çeşitli ülkelere 'kabul kredili ihracat' yapıyor. Yani alıcı, bizden ithal ettiği malı ancak sattıktan sonra ihracatçımıza ödeme yapıyor. Bu, ihracatçı için bir finansman ihtiyacı doğuruyor. Bu tip ihracata 'köprü döviz kredisi' şeklinde finansman imkanı yaratmak da istiyoruz ve başvuruları değerlendiriyoruz. Dış müteahhitlik hizmetlerinin desteklenmesi amacıyla da kredi programlarının uygulamaya konulması planlandı ve başvurular alınmaya başlandı. 

Ancak kriz, mali sektördeki etkisini bilinen boyutlarda gösterdi. Bu ortamda Türk Eximbank ihracatçılara kullandırdığı kısa vadeli SÖİK'te herhangi bir aksama olmaması için tüm tedbirleri aldı ve almaya devam ediyor. Yeni ekonomik tedbirlerin uygulamaya girdiği Nisan-1994'ten Mayıs ayı ortasına kadar yani 1,5 ayda 4,6 trilyon liralık kredi kullandirdık. Temin edeceğimiz 4 trilyon lira ek kaynak ile 1994 yıl sonuna kadar en az 44 trilyon lira mertebesinde ihracat kredisi vermeyi planlıyoruz. Mayıs ayından itibaren kısa vadeli döviz kredilerinde de artışlar var. Aracı bankalar üzerinden verilen 1 yıla kadar vadeli döviz kredilerini son 1 ay içinde 30 milyon dolardan fazla kullandırdık. Yıl içinde bu döviz kredilerinin daha artarak 750 milyon dolarlık ihracatı destekleyecek bir boyuta yükseleceğini düşünüyoruz.

- Kullandırdığınız kredilerin faizlerini neden artırdınız? Yeni bir faiz artışı olacak mı?

Volkan: Mali piyasalarda yaşanan gelişmeler ve Merkez Bankasının kısa vadeli reeskont oranını 21 Nisan 1994'ten itibaren yükseltmesine paralel olarak ihracat kredi faiz oranlarını 30 puan artırdık. Türk Eximbank'ın kullandırdığı SÖİK'te kullanım süresine bakılmadan yıllık yüzde 49 olan faiz de yüzde 79'a çıkarıldı. Hedef Pazar İhracat Kredisi faiz oranı da yüzde 39'dan yüzde 69'a yükseltildi. Biz Türk bankacılık sisteminin içine girdiği yüksek faiz döneminde, yüzde 70'ler düzeyinde sübvansiyonlu krediler kullandırarak ihracatçılara hizmet vermeye devam ediyoruz. Halen uyguladığımız faiz oranlarında da herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz.

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

14 Ağustos 2026 Cuma

LACİVERT KUMAŞ TAKKE, KUMAŞ PANTOLON VE GONCA KURİŞ...

Cahit UYANIK 

Süleymancılar'a operasyon yapılmış.

Süleyman Hilmi Tunahan'miş kurucuları...

İki Süleyman tanıyorum oysa ben: Kanuni Sultan Süleyman ve Süleyman Demirel. 

Sempatik Yeşilçam aktörü Süleyman Turan, karizmatik BJK Başkanı Süleyman Seba, efsanevi istihbaratçı Süleyman Askeri Bey vd. saymazsak tabii...


Yine de meraktan arastirmistim bu grubu bir ara... Süleymancilar'in iki nişanesi bulunuyor: 

1) Lacivert kumaş takke takmaları

2) Kumaş pantolondan başka birsey giymemeleri...


Rahmetli babam terzi olduğu için belki...

Bendeniz de kumaş pantolonu çok severim. 

Bunu öğrenince birkaç kot, kanvas pantolon daha almadım değil hani...

Yapay zekayı çalıştırdım yine, boş durmasin; bakalım tek tip kıyafetlerle ilgili ne dedi?


Aynı tip kıyafet giyen insan grupları veya hareketler, bireyselliğin yok oluşunu ve katı bir itaati simgelediği için psikolojik olarak korku veya tedirginlik yaratabilir.Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan derin anlamlar taşır.

13 Ağustos 2026 Perşembe

BİR GÜNÜN BEYLİĞİ, BEYLİKTİR VEYA ANTİ-KAMUFLASYONUN HİKMETİ: 70 TL'YE DÜŞEN DİZEL FİYATI...

Cahit UYANIK 

Son zamanlarda ekonomi ile ilgili duyduğum ve yaratılmış en güzel kavram, 'kamuflasyon'...

Yani 'Hatalı davranışları ve yanlış fiyatlandırmaları dolayısıyla kamunun sebep olduğu  enflasyon' anlamına geliyor. Özellikle son 10 yılın hükümetlerinde bunların örnekleri yazılsa, eski deyimle ansiklopedi olur.

(Yanlış bilmiyorsam kamuflasyon kavramının mucidi, tecrübeli ekonomi gazetecisi Şeref Oğuz... )

İşte birkaç gündür yine kamuflasyon ile uğraşıyoruz. Daha 2 gün önce dizelin satış fiyatının bazı kentlerimizde 89 TL'ye kadar yükseleceğini yazmıştım. Böylesi bir durumun enflasyona doğrudan ve zamana yayılmış aşamalı etkileri olacağı, yıl sonu enflasyon rakamının yüzde 30'u aşacağını herkes görüyordu. Çünkü açıklanacak ağustos ayı enflasyonu ilk tahminleri şimdiden yüzde 2,5'u geçmişti.

Ne yapıldı peki? Anti-kamuflasyoncu bir davranışla dizelde ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. Sonraki aylarda da 3'er TL 3'er TL artırılarak  yıl sonunda 13,9 TL'ye yükseltilmesi (3-6-9-12 ve 13,9 TL) öngörüldü   Burada gizli hedef şu: 'Ham petrol fiyatları yeniden 65-70 dolara düşerse, biz de 13,9 TL ÖTV'ye ulaştığımızda ayar çekip dizel fiyatını en fazla 80 TL'de tutarız' diye düşünülüyor. Böylece yıl sonu enflasyonu da yüzde 28-29'da kalabilir. 

12 Ağustos 2026 Çarşamba

MARANGOZ KESERİ, VERGİ KESERİ VE... VERGİNİN VERGİSİNİN VERGİSİNİ ALMAK...

Cahit UYANIK 

Türkiye'de bu gece yarısından itibaren yeni zamla dizel fiyatı 89 TL'ye (1,62 Euro) kadar yükselecek. Bazı yorumcular devletin gizli hedefinin devam edecek zamlarla 2 Euro yani 110-115 TL civarı olduğunu söylüyor. Göreceğiz onu...


Bu tartışmalar bir yana...

Türkiye'de uzun yıllardır 'verginin vergisinin vergisinin' alındığını biliyor musunuz?

Cevabınız 'hayır' ise akaryakıt fiyat oluşumu ve sonrasına beraber   bakalım derim...


Bir akaryakıt ürünü rafineriden çıkarken devlet ondan litre başına sabit bir Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alır. 

Sonra bu vergili  akaryakıt ürünü fiyatına Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) payı, marker masrafı, taşıma masrafı, ana dağıtıcı kar payı, akaryakıt bayisi kar payı eklenir. 

İşte buraya dikkat...

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

6 Ağustos 2026 Perşembe

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN İFADE ETTİĞİ TERÖRÜN TÜRKİYEYE 2,3 TRİLYON DOLARLIK MALİYETİNİN AYRINTILARI BELLİ Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın belirttiği 2,3 trilyon dolarlık terör maliyetine ilişkin resmî ve kalem kalem ayrıştırılmış ayrıntılı bir hesaplama tablosu henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

​Buna karşın yapılan resmî açıklamalarda ve ilgili makroekonomik değerlendirmelerde, bu tutarın hangi temel bileşenlerden oluştuğuna dair şu ana başlıklar öne çıkmaktadır:

​Öne Çıkan Başlıklar ve Hesaplama Boyutu

​Yıllık ve Fırsat Maliyeti: Terörün yıllık ortalama maliyetinin 50 milyar doları aştığı; doğrudan ve dolaylı kayıplara "fırsat maliyeti" (yapılamayan yatırımlar, kaçırılan ekonomik potansiyel) eklendiğinde toplam ekonomik kaybın bu rakamların da üzerine çıktığı vurgulanmaktadır.

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

EKONOMİ HABERLERİ 'ÇEKTİ' SÖZCÜĞÜNDEN ÇOK ACI ÇEKİYOR

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğinin son baş belası "çekti" sözcüğü...
"Merkez Bankası faizi yüzde 12'ye çekti" yazıyorlar.
Nereden nereye çekti, belirsiz...
Azalttı mı, artırdı mı; mesajsız... 
Kısır bir anlatım tarzı.

Bir rakam azalsa da artsa da "çekildi" veya "çekti" diye yazıyorlar.
"Azalttı", "düşürdü" veya "artırdı", "yükseltti"nin suyu çıkmış olmalı, hayret...
Güzel Türkçemizi kısırlaştırmayalım, zenginleştirelim lütfen...

(Bu yazı 22 Eylül 2022 tarihinde Twitter sayfamda yayınlanmıştır.)

'ÖRÜMCEK AĞI'NA DÜŞMÜŞ TÜRK SOĞANINI, NEDEN 'ÖRÜMCEK ADAM' GELSE KURTARAMAZ?


Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) eski başkanlarından, meslek büyüğümüz Zülfikar Doğan Radyo Sputnik'teki yayınında diyor ki: 

🔸Soğanın tarladaki fiyatı geçen yıl 5 liraydı, bu yıl 33 liraya çıktı; markette ise 50-60 liraya dayandı.

🔸Üretici zarar ettiği için bu yıl soğan ve patates ekmedi. Üretim açığı ortaya çıkınca ithalat kapısı açıldı.

🔸Tarım ve Orman Bakanlığı 2024’te soğan ve patatesin de bulunduğu 13 stratejik üründe planlı üretime geçildiğini açıkladı. Ancak ortaya çıkan tablo, ‘Planlı üretim bunun neresinde?’ sorusunu gündeme getiriyor.


Evet, çok haklı sorular bunlar... Neden bunu yaşadığımızın cevabı ise vardır. Üniversitede ekonomi veya komşu bir lisans dalı okuyorsanız öğreneceğiniz ilk şeylerden biri de "Cobweb (Örümcek Ağı) Teoremi"dir. Neymiş bu teorem peki?

"Örümcek Ağı Teoremi, fiyattaki değişikliklere arz ve talebin anında tepki veremediği piyasalarda, fiyat ve miktar dalgalanmalarının zamanla nasıl dengeye ulaştığını veya dengeden uzaklaştığını açıklayan iktisadi bir modeldir.

​Özellikle tarım ürünleri gibi üretimi zaman alan (gecikmeli arz) piyasaları açıklamak için kullanılır. Üreticiler gelecekteki üretimi güncel piyasa fiyatına bakarak planlar; ancak ürün piyasaya çıktığında oluşan arz fazlası veya eksikliği fiyatı değiştirir ve bu durum döngüsel bir ağ görünümü yaratır."

Türk tarımı, ben mesleki yönden kendimi bildim bileli 'Örümcek Ağı'na takılıp kalmış bir sektördür. Bunu aşmak için bazı ürünlerde devletçe alım fiyatı ilan edilir. Söz gelimi buğday-arpa, fındık, çay gibi... Amaç, üreticiye üstü kapalı bir fiyat garantisi vererek ertesi yılın üretim miktarını sağlama almaktır. Bu; siyasetçilerin çiftçilerden oy alabilme kaygısıyla, 2000 yılı öncesine kadar öyle katı ve hesapsız-kitapsız uygulanıyordu ki mesela üreticiden alınan fazla ürün toprak altına gömülerek çürümeye terk ediliyor, yakılıyor veya denize dökülüyordu. Devlet, tüketilemeyecek veya ihraç edilemeyecek kadar çok aldığı, yani ne yapsa satamayacağı bir malı aldığı için sürekli bütçeye görev zararı yazıyor, bu da enflasyona sebep  oluyordu. 2000 yılından sonra destekleme alımları sınırlandırıldı ve o ürünün piyasa fiyatları ile bağı kuruldu. Artık toprağa gömülen buğday, denize dökülen çay haberleri okumuyoruz. 

26 Temmuz 2026 Pazar

KENTLİLEŞTİKÇE VE SIKLAŞAN EKONOMİK KRİZLER SEBEBİYLE DAHA AZ ÇOĞALABİLDİK... DİE "2000'DE 73, 2005'TE 78, 2010 YILINDA 87 MİLYON OLACAĞIZ" DEMİŞTİ ANCAK 2010'DA 73,7 MİLYONDA KALDIK. TÜRKİYE NÜFUSU 2026'DA HALA 86,1 MİLYON KİŞİ...

70 milyona çeyrek kala...

NÜFUS BOMBASI PATLIYOR

Hepsi hepsi 2000 yılında yani 9 yıl sonra Türkiye Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacak. Ve Özal'ın '70 milyonluk Türkiye' hayali gerçekleşecek. Ama 70 milyonluk Türkiye, güçlü bir Türkiye olacak mı?

Cahit UYANIK 

"Bugün 50, 15 sene sonra 70 milyon olacağız. O zaman bunların hesabını sorarız"... Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde Bulgaristan'daki Türklere yapılan zulüm karşısında söylediği sözler bunlar... Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) verilerine göre Özal'ın büyük önem verdiği '70 milyonluk Türkiye' hayaline tahminlerden çok daha önce ulaşacağız. DİE'nin geçtiğimiz yıllarda 1990 yılı için yaptığı nüfus tahmini 57 milyondu ve bu tahmin yaşayarak doğrulandı. DİE'nin 2000 yılı nüfusu için yaptığı tahmin ise 73 milyon. Nüfusumuz 2005 yılinda 78, 2010 yılinda 87 milyon kişiye yükselecek. Ve bu tahminler de muhtemelen doğrulanacak.

Artık 'kentli' olduk; İstanbul 17 milyon olacak

DİE 1990 yılı nüfus sayımı verilerinden yola çıkarak 72 ilin nüfusunun ne kadar olacağını 5'er yıllık aralarla tahmin etti. Bu tahminlere göre kentleşmedeki artış hız kesmeyecek. Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1985'te Türkiye makus talihini yenmiş ve yüzde 53 ile kentli nüfus kırsal nüfusu geçmişti. Geçen nüfus sayımında ise yüzde 59'a ulaşan kentli nüfus oranı, önümüzdeki yüzyılın başında yüzde 66'ya, 2010 yılinda ise yüzde 72'ye kadar yükselecek. Günümüzden 20 yıl sonra toplam nüfusun yarısı 10 kentte toplanacak ve sadece İstanbul'un nüfusu 17 milyonu bulacak. 

Peki kentlerin alt yapısı bu artan nüfusun sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesine elverişli mi? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Prof Dr. Erdoğan Alkin'e göre hızlı nüfus yoğunlaşmasının getireceği sorunların başında 'kentsel yozlaşma' geliyor:

"Alt yapısı tamamlanmamış bu kentlerin yeni baştan düzenlenmesi gibi, gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Kültür yozlaşmasını önlemek için, yine fakir ülkelerin ya da gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir eğitim programı uygulamak gerekecektir. Güvenlik, sağlık gibi konularda çok önemli sorunlar belirecektir. Hızla artan nüfusa uygun bir alt yapıyı geliştirmeye hiç bir şehrin bütçesinin yetmesi mümkün değildir. Bugün New York'ta bile alt yapıyı geliştiremiyorlar."

24 Temmuz 2026 Cuma

İKİ 'YENİ PARTİ', YUSUF BOZKURT ÖZAL, ÖZGÜR ÖZEL VE JOHN LENNON...

YUSUF BOZKURT ÖZAL'IN VE ÖZGÜR ÖZEL'İN 'YENİ PARTİ'Sİ ÜZERİNDEN BİR SİYASET VE HAYAT OKUMASI... 

MESLEK BÜYÜĞÜM MERHUM HAZARDAĞLI'DAN SİYASİLERİN BOŞ BOŞ KONUŞTUĞU UÇAK DEMEÇLERİ ANALİZİ...

Cahit UYANIK

Yusuf Bozkurt Özal'ı anımsayan var mı? 

Turgut Özal'ın küçük kardeşiydi.  

Özal, seçimleri kazanınca onu DPT Müsteşarı yapmıştı.

Kendisi de zamanında (1967-71 ve 1979-80 vekaleten) aynı görevi üstlenmişti çünkü...  

DPT'nin ne kadar önemli bir kurum olduğunu biliyordu.

Yusuf Bozkurt Özal 4 yıllık müsteşarlığı takiben 1987-1989 arasında yani Turgut Özallı ANAP inişe geçtiği yıllarda...

Siyasete 'resmen' geçip Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı da yapmıştı... 


1988-89, ANAP'ın sebep olduğu ilk önemli ekonomik krizin de senesiydi. 

Kafası 'büyücek' olduğu için esprilere konu edilen Yusuf Bozkurt'un aklı, -abisinin desteğine rağmen- krizi önlemeye ve çözmeye pek yetmemişti.

Krizin sebepleri, şu anda da yaşadıklarımızdan pek farklı değildi çünkü...Kişisel beceri ile çözülecek şeyler sayilmazdi. Aşırı değerli TL, yükselişe geçen enflasyonu önemsememek, devletin abartılı gösteriş tüketimi, yolsuzluklar, nepotizm, siyasi kayırmacılık,  Papatyalar vb... 1987'de ABD ekonomisinde yaşanan Kara Cuma'nın etkisi oldukça azdı. 

18 Temmuz 2026 Cumartesi

'HER KENTE BİR HAVAALANI' ERDOĞAN'IN DEĞİL ÇİLLER'İN PROJESİYMİŞ


Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek:

"HER KENTE BİR HAVAALANI, 25 YENİ YAT LİMANI..."

Havaalanı projeleri, Boğaz Tüp Geçişi, demiryolları, hava ulaştırma güvenliği ve yeni yat limanları... Ulaştırma Bakanı Erek; biten, inşası süren, ihale, proje ve planlama aşamasındaki milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerini tüm ayrıntıları ile anlattı. Erek, her kentte en az bir havaalanı olmasını istediklerini ve 3 yılda 40 havaalanını hizmete açmayı hedeflediklerini bildirdi. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Ali Şevki Erek

Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek, 2000'li yıllara doğru Türkiye'nin ulaştırma proje ve planlarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Ulaştırma Bakanlığı önümüzdeki günler için neler planlıyor?

Erek: Hizmetteki ana prensibimiz, her siyasetçi için geçerli olan ilke; devraldığı kurumu daha ileriye götürmektir. Şüphesiz aynı duyguyu biz de taşıyoruz. Aldığımız Ulaştırma Bakanlığı bayrağını çok daha ileri uçlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bakanlığın amacı, asgariden her kente bir havaalanı... Bu, 21. Yüzyılın gereğidir. Ancak ihracat, ithalat, ticaret, fabrika ve turizm yoğunluğu bulunan kentlerimizde ihtiyaca göre 1'den fazla hava alanı da olacak.

- Bu hedef için kaç havaalanı yapılması gerekiyor ve maliyetleri ne?

Erek: 1995, '96, '97 yıllarında 40 havaalanı hizmete sokmak kararındayız. Bunların bir kısmının etüt-proje, bir kısmının ihale, bir kısmının üzerinde ilk çalışmalar süratle devam ediyor. Bir kısmı da açılışa hazır hale gelmiş. Resmi açılış töreni yapılması çalışmaları son aşamaya gelmiş olan hava alanları Gümüşhane, Çanakkale, İskenderun, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Manisa, Siirt, Tokat, Aydın, Eskişehir, Isparta-Merkez'dir. Bunların bir kısmı resmen açılmamış olsa da çalışıyor. Kalanları Eylül'de, Ekim'de, Kasım'da veya yıl sonunda çalışmaya başlayacak. Mesela Isparta'yı Kasım'a bitirmeyi amaçlıyoruz. Kastamonu'yu bu yıl sonunda bitiremezsek önümüzdeki sezonda devreye alacağız. Ağrı'da şartlar müsait olursa Ekim, Nevşehir'de ise bu yıl sonuna veya en geç önümüzdeki turizm sezonunun başına hazır etme mücadelesini veriyoruz. Havaalanlarının maliyeti pist uzunluğuna göre, terminalin iç ve dış hatlara hizmet vermesine göre değişir. Ama bir havaalanının en asgarisiyle bugünkü maliyeti 100 milyar lira...

17 Temmuz 2026 Cuma

EKONOMİ FIKRALARI / BİR YAHUDİ BİR ARAP ŞEYHİNE KAN BAĞIŞINDA BULUNURSA...

 YAHUDİ DOSTLARIMA BİR FIKRA...

Çok varlıklı bir Arap şeyh kalp ameliyatı olacaktır ancak kanı nadir bulunan gruptan.

Hastane kayıtlarından tarama yapılır ve 4 kişi belirlenip hemen temasa geçelir. 

Birincisi kısa süre önce trafik kazasında ölmüştür, ikincisi yurt dışındadır, üçüncüsü kan vermeyi kabul etmez.

Ancak dördüncü kişi Kudüs'te yaşayan orta halli bir Yahudi'dir. "İnsanlık görevi" diyerek istenen kanı verir. 

Şeyh başarılı bir ameliyat geçirir ve bir hafta sonra Yahudi'nin hesabına 1 milyon Dolar havale çıkarır, ayrıca telefon açıp şükranlarını sunar.

Aradan bir süre geçer, şeyhin kalbi yine tekleyince ikinci ameliyat zorunlu hale gelir ve Yahudi'den yine kan istenir. 

16 Temmuz 2026 Perşembe

EKONOMİ FIKRALARI / BACAYA DÜŞEN İKİ ADAMDAN HANGİSİ TEMİZ ÇIKAR?

 

Papazın biri dostlarından Haham’a “Bana Tevrat’ı öğretmenizi isterim” der.

Haham “Olmaz. Sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz, Tevrat’ın kelamını anlaman mümkün değil…” der.

Papaz çok ısrar edince, Haham razı olur, ama bir koşulu vardır: “Soracağım soruya doğru yanıt verirsen, öğretirim” der. 

Papaz kabul eder. 

Haham: “İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?” 

Papaz bundan kolay ne var diye atılır. “Kirlenen yıkanır, temiz kalan yıkanmaz.” 

Haham içini çeker, “Sana Tevrat’ın kelamını asla anlayamayacağını söylemiştim! Doğrusu tam tersi. Temiz kalan adam ötekinin  kirlendiğini görünce, kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır. Kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaya gerek duymaz.” 

Papazın kafası karışır. “Bak bu aklıma hiç gelmemişti. Bir soru daha sorar mısın?" der.

Haham aynı soruyu yeniden sorar: “İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki temiz çıkar. Hangisi yıkanır?” 

Papaz artık doğru yanıtı bildiğinden emin şekilde “Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp, yıkanır. Kirlenen, ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz!” 

Haham başını sallar. 

- Bak yine yanıldın. Sana söylemiştim asla anlayamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendiğin görünce, gidip yıkanır.” 

15 Temmuz 2026 Çarşamba

EKONOMİ FIKRALARI / KAYSERİLİ BABA İLE EVLADI

Kayserilinin oğlu babasından 5.000 lira istemiş. Babası “Bak utanmaza, 2.000 lira neyine yetmiyor, al sana 1.000 lira” diyerek 500 lirayı uzatmış. 

Oğlu da gülerek “Baba, böyle yapacağını bildiğim için 5.000 lira dedim, aslında 500 lira lazımdı” demiş. Babası “Bak eşek sıpasına, sahte para vermesem beni kandıracaktı” demiş.

(Anonim)

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

3 Temmuz 2026 Cuma

BAŞKANLIK MODELİ 'DOMATES-BİBER- PATLICAN UCUZLUĞU'NU UNUTTURDU...

'DOMATES-BİBER-PATLICAN UCUZLUĞU'NU EN SON 9 YIL ÖNCE YAŞAMIŞIZ..

Türkiye'de yaz ayları itibarıyla en son 2017-Haziran ayında 'domates-biber-patlıcan ucuzluğu' yaşanmış.  Başkanlık  modeli yönetim, vatandaşa enflasyonda yaz ayları rahatlığını hiç yaşatamadı 

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğine başladığım dönemde...

Yani 1988 yılında ve sonrasında

Fiyat artışı istatistiği görünce...

Öğrendiğim ilk şeylerden biri...

Haziran denildi mi...

Endeksin eksiye geçebileceği yani fiyatlar genel düzeyinin  azalabileceği idi...

Yaz aylarına girilince çoğu zaman tüketici fiyat artışı eksi olarak hesaplanır, açıklanır yani fiyatlar ucuzlardı. 

Buna halk arasında tarımsal ürünlerin bollaşması sonucu 

'Domates-biber-patlıcan ucuzluğu' denilirdi. 

2 Temmuz 2026 Perşembe

RUSYA VEYA SOVYETLER BİRLİĞİ, KURTULUŞ SAVAŞIMIZA NE KADARLIK MALİ YARDIMDA BULUNDU?

Cahit UYANIK 

Şimdiki Rusya, 1920'lerin Sovyetler Birliği; Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde, 1919-1922 yılları arasında yürüttüğümüz Kurtuluş Savaşımıza ne kadarlık mali yardımda bulundu? 

Bu konu Türkiye'de zaman zaman tartışılıyor. Tartışmalarda bazen 'Sovyetlerden yardım alınmadı' diyen bilgisiz ve cahil insanlara da rastlanabiliyor. 

Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği, 30 Haziran 2026 tarihinde bir paylaşımda bulunarak bu konulara belgelere dayanan açıklamalar getirdi ve Sovyetlerin Kurtuluş Savaşımıza 900 milyon dolar civarında mali yardım sağladığını bildirdi.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

MERKEZ BANKASI, PARA PİYASALARINDAKİ LİRA BOLLUĞUNU SÜNGER GİBİ EMDİ

Merkez Bankası Sonunda İstediğini Yapabildi 

SÜNGER OPERASYONU BAŞARILI OLDU

1992-Ekim ayı sonunda 35 trilyon lira dolayındaki emisyon hacmi 33 trilyon liraya çekildi ve bu tutarın 1-2 trilyon daha geriletileceği tahmin ediliyor. Geçen haftaki iç borçlanma ihalesindeki satış ise minimum düzeyde idi. Bu hafta düzenlenecek olan ve 'repoluk' diye bilinen 3 aylık bono ihalesine güçlü bir talep olacağı beklentisi var. 

Cahit UYANIK 

1992-Ekim ayı enflasyon oranı yüksek çıkarak bütün dikkatleri üzerinde toplarken, para piyasalarında geçen ay ortasından beri yaşanan lira bolluğunun önüne geçildi. Merkez Bankası hafta başında giriştiği ve 'sünger operasyonu' olarak adlandırılan açık piyasa işlemleriyle ay sonunda 35 trilyon lira sınırında bıraktığı emisyon hacmini 33 trilyon lira düzeyine çekmeyi başardı. Merkez'in bu haftaki müdahaleler ile emisyon hacmini 31-32 trilyon lira düzeyine gerileteceği tahmin ediliyor. 

Geçen hafta Merkez Bankası, Hazine adına düzenlediği iç borçlanma ihalesinde faiz oranlarının yükselmesini önlemek için çok az tutarda kağıt sattı. 6 ay vadeli Hazine bonosu ihalesinde bankalar toplam 789 milyar liralık teklif getirirlerken sadece 65,4 milyar liralık kağıt satıldı.

30 Haziran 2026 Salı

100'E DOĞRU HAREKETLENEN EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİ NASIL YORUMLANMALI?

Ekonomik Güven Endeksinde 100'e doğru bir hareketlenme var. Bu, yaz aylarında fiyat artış hızlarının ve faizlerin düşeceği beklentisi ile bağlantılı olabilir. Üretici üretimi artıracağını, tüketici de zam görmemiş ürün ve hizmetleri daha çok tüketebileceğinin sinyalini veriyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de 2007 yılından bu yana hesaplanmakta olan Ekonomik Güven Endeksi nasıl yorumlanmalıdır? Endeksin 100 olması iyi bir şey midir? Önce Gemini AI yardımıyla şu teknik bilgileri verelim: 

"Türkiye'de Ekonomik Güven Endeksi ilk kez Ocak 2015 tarihinde açıklanmaya başlamış ve tüm zamanların en yüksek değerine Ocak 2011 tarihinde (115 puan) ulaşmıştır.

26 Haziran 2026 Cuma

TEŞVİĞE HAK KAZANMIŞ YATIRIMCI, UCUZ KREDİ İÇİN TÜRKİYE KALKINMA BANKASININ (TKB) KAPISINDA ARTIK 1-1,5 YIL BEKLEMEYECEK

Özal Baysal

Girişimcinin işi kolaylaştı/

KALKINMA BANKASINDAN YATIRIMCIYA 'HIZLI' KREDİ

Eskiden DPT'den teşvik sağlamış birinin Türkiye Kalkınma Bankasından krediyi çıkarttırması, 1-1,5 yılı buluyordu. Şimdiki uygulama ile çalışmalar çok kısa sürede tamamlanacak ve kredi dosyası banka yetkilileriyle girişimcinin hazır bulunduğu bir toplantıda görüşülerek karara bağlanacak.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de son yıllarda yatırım yapabilmek büyük bir cesaret işi... Yüksek enflasyon nedeniyle yüzde 100'leri aşan kredi faizleri girişimcilerin önüne dikilen en büyük engel olma özelliğini taşıyor. Böylesi bir ortamda devlet, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek için girişimcileri teşvikler ve ucuz krediler vererek destekliyor. Bu sayede yatırımcılar bir ölçüde de olsa olumsuz ekonomik şartlardan korunabiliyor.

Türkiye Kalkınma Bankası (TKB), devletin teşvik ve ucuz kredi politikasının en önemli uygulayıcı unsurlarından biri. Devlet Planlama Teşkilatından (DPT) teşvik belgesi sağlayan her yatırımcı soluğu TKB'de alıyor. Girişimciler yatırımın ekonomik kalkınmaya faydası olacağını, geri kalmış yörelerde iş alanları açacağını daha önceden belirlenmiş kıstaslara göre ispatlamaya çalışıyor. Amaç, ucuz kredilerden yararlanmak ve yatırımın bir bölümüne devletin katkısını sağlamak. 

TKB günümüzde turizm kredilerinden leasinge, faktoringten borsacılığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor ve bu haliyle mali piyasalarda etkin bir güç. TKB ayrıca kendi bünyesinde ciddi bir iştirak portföyüne de sahip. Bu görünümü ile  Türk yatırımcısı için büyük önem taşıyan TKB'nin Genel Müdürü Özal Baysal ile bankanın önümüzdeki dönemde neler yapacağı, geçmişte eleştiri konusu olan bazı uygulamalarına ilişkin ne gibi önlemler alındığını görüştük. 

TKB Genel Müdürü Baysal'ın verdiği bilgiye göre bankaya gelen yatırımcının başvurusu bundan sonra en kısa sürede cevaplandırılacak ve karara bağlanacak. Bunu sağlamak için ise bankanın proje değerlendirme ve kredilendirme sistemi değiştirildi. Artık bir girişimci DPT'den teşvik belgesi alıp TKB'ye geldiğinde kendisine hemen bir randevu verilecek. Randevu tarihinde dosya hem projenin teşvik mevzuatına uygunluğu hem de bankanın kredilendirme ilkelerine uyup uymadığı açısından 'aynı anda' değerlendirilecek. Bu toplantıda girişimci de bulunacak.