5 Kasım 2026 Perşembe

VERGİ DENETİMİNİN BAŞINDAYDI; FON VURGUNU NEDENİYLE SERMAYE PİYASALARINDA ADETA ENKAZ DEVRALDI: SPK BAŞKANI MUHSİN ATCI KİMDİR?


1979 yılında Konya/Ereğli’de doğmuştur. Ortaokul ve lise eğitimini Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavında başarı göstererek İvriz Anadolu Öğretmen Lisesinde tamamlamış, sonrasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuştur. 2014 yılında ABD Duke Üniversitesinde Kalkınma Politikası alanında yüksek lisans yapmış olup halen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Maliye bölümünde doktora çalışması devam etmektedir.

FON VURGUNUNUN VATANDAŞA İLK FATURASI TURSG ÜZERİNDEN ÇIKTI: YAKLAŞIK 300 MİLYON DOLAR

 

- FON VURGUNUNUN VATANDAŞA İLK FATURASI TURSG ÜZERİNDEN ÇIKTI

- FATURANIN BÜYÜKLÜĞÜ ŞİMDİLİK 14 MİLYAR TL YANİ YAKLAŞIK 300 MİLYON DOLAR...

- KORKTUĞUM YAŞANMIŞ MEĞER; TÜRKİYE HAYAT VE EMEKLİLİK DE TERA'YA 3,4 MİLYAR TL KAPTIRMIŞ. 

Cahit UYANIK 

Türkiye Sigorta'nın (TURSG) bu yılın ilk 9 ayına ilişkin bilançosu az önce açıklandı. Şirket bu yıl ilk 9 ayda 8,1 milyar TL civarında bir net dönem karı açıkladı. Oysa geçen yılın aynı döneminde karı 14,5 milyar TL'ye yakındı. Yani Genel Müdürü ve Yardımcısı fon vurgununa bulaşan ve rüşvet almakla suçlanan TURSG'nın karı 1 yılda yüzde 44 azaldı. 

Burada TURSG'nın ne kadar kar kaybına uğradığını tahmin etmek için bir.önceki yıl yani 2024 yılının aynı dönemine bakmalıyız ki bu 9,6 milyar TL kardı. Yani az önce 8,1 milyar TL kar açıklayan TURSG'nın karı, nominal olarak bile iki yıl öncesinden de daha az... 

Oysa şirket 2024'ten 2025'e karını 9,6 milyar TL'den 14,5 milyar TL'ye yükseltmişti ve karı  yüzde 50 artmıştı. Eğer fon vurgununa bulaşılmamış olsaydı ve kar artış oranı korunsaydı TURSG'nın karı 22 milyar TL olabilirdi. Bu durumda TURSG'nın yoksun bırakıldığı kar 14 milyar TL oldu. Yani yaklaşık 300 milyon dolar...  

4 Kasım 2026 Çarşamba

TAYLAN ERTEN'İ HİÇ UNUTMAYACAĞIZ


Taylan Erten'i Hiç Unutmayacağız 

Cahit UYANIK (EMD Üyesi / EMD Eski Genel Başkanı)

Elimde 8 yapraklık bir bülten var; adı ‘Ekonomi Basını’... Sayı: 5, Ekim-Kasım 1992 tarihli... Taylan Erten’in ilk EMD Genel Başkanlığı döneminde çıkarılmış... Şu anda ekranda okuduğunuz 'Ekonom' dergisinin atası bu... 'Ekonomi Basını'nın ilk yaprağının sol alt köşesinde Taylan Erten'in 'Vurgu' adını verdiği köşesi yer alıyor; yazısının başlığı 'Rejimler ve Basın'... Okuduğunuzda hayret ederek görüyorsunuz ki bundan 34 yıl önce de mesele, şu anda olduğu gibi basın özgürlüğü ve basının yönetimler ile ilişkisi imiş.

Erten "Basının yönetimlerle ilişkilerinde uyumlu davranması zorunlu mudur? Böyle bir uyum gerekli midir? Yönetimlerle uyum içindeki bir basının kendisine, topluma yararı olabilir mi? Basın; yasama, yürütme ve yargı gibi bir kuvvet ise bu kuvvetler arasında, kendi içlerinde bağımsızlığı da barındıran farklılıklar varsa, basın da kendi farklılığının gerektirdiği yerde durmalıdır. Basının durması gereken yer, yönetimlerin değil yönetilenlerin saflarıdır" diyor. Bugün de kulağımıza küpe olması gerekir bu sözlerin...

3 Kasım 2026 Salı

ANKARA NOTLARI / TÜRKİYE 'ASRIN PETROL ANLAŞMASI' DENİLEN, AZERBAYCAN'IN HAZAR PETROL VE DOĞAL GAZINI İŞLETECEK ULUSLARARASI KONSORSİYUMA 1995 SENESİNDE BÖYLE GİRDİ

ANKARA NOTLARI / PETROL UNSURU TÜRKİYE İÇİN İLK KEZ POZİTİFE DÖNÜYOR

Cahit UYANIK 

BAKÜ / ANKARA - Türkiye'nin Bakü Petrollerindeki payını yüzde 1,75'ten yüzde 6,75'e çıkaran anlaşmada nihayet 'mutlu son' yaşandı. 'Asrın Petrol Anlaşması' Azeri Petrol Şirketi Genel Müdürü Namık Aliyev ile TPAO Genel Müdürü Sıtkı Sancar tarafından imzalandı. Bakü'de imzalanan anlaşmaya Başbakan Tansu Çiller ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev de 'onur imzası' attı.

Türkiye izlediği dış politikada petrol unsurunu hep 'negatif' yönde görmeye alışmış bir ülke. Söz gelimi 1980 öncesinde ihracat gelirimizin hemen hepsi petrol ithalat faturasını karşılamakta kullanılmıştı ve bu durum ödemeler bilançosunu sık sık zafiyete uğratmıştı. Ancak artık Türkiye'nin ham petrol gideri, ihracat gelirinin beşte biri kadar... Önemi azalmış gibi görünse de ham petrol fiyatlarındaki şok bir tırmanış, ödemeler bilançosunu yine alt-üst edebilir. İşte bu açıdan bakıldığında Azeri petrollerindeki payımızın yükselmesi, petrol unsurunun dış politikamıza etkisinin pozitife dönüşmeye başladığının bir işareti sayılabilir. Türkiye Yeni Dünya Düzeninde Orta Doğu'dan Orta Asya'ya kaymaya başlayan petrole dayalı nüfuz sahasında bu anlaşmayla önemli bir köşe başı tuttu. 

Eskiden uluslararası kaynaklarda 'lokal bir şirket' olarak nitelenen TPAO da bu anlaşmayla artık 'çok uluslu' bir nitelik taşıyacak. TPAO; Amaco, Unocal, BP, Exxon gibi 11 dev petrol şirketi ile işbirliği yapacak. Konsorsiyumun yürüteceği 'Azerbaycan Denizi Havzasında Azeri-Çıralı-Güneşli Derin Su Bölümü Sahalarının Geliştirilmesi Projesi'ne TPAO yüzde 6,75 pay ile 'resmen' ortak oldu. Bu rezerv, Bağımsız Devletler Topluluğu içindeki en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden biri... Sahada belirlenmiş rezervler; 3,8 milyar varil (520 milyon ton) petrol ve 155 milyar metreküp doğal gaz olarak açıklandı. Proje için 8 milyar dolar harcanacak ve 2000 yılında bitirileceği tahmin ediliyor.

1 Kasım 2026 Pazar

TURSG'DA 1 YILLIK KÂRIN YARISI, SADECE BİR FİNANSAL İŞLEMLE NASIL BATIRILDI?

Cahit UYANIK 

Dün Türkiye Sigorta (TURSG) tarafından yapılan 16 milyar liralık zararın resmi yazılı açıklamasında bir bölüm ilgimi çekti:

"Buna göre ödünç menkul kıymet işlemleri kapsamında vadesinde iade edilmeyen devlet iç borçlanma senetleri için 8 milyar 963 milyon 261 bin 741 TL risk tutarı belirlendi."

Bugün bu açıklamanın ayrıntısının ne olabileceğini size anlatmak istiyorum. TURSG gibi büyük sigorta şirketleri, dev müşteri kitlesinden topladığı kasko, yangın, konut ve envai tür primleri 'sıfır risk-garantili getiri' sebebiyle Hazine kağıtlarında değerlendirerek enflasyona karşı korur. 

Bu devlet kağıtları başka finansal kuruluşlara ödünç  verilerek ek bir gelir de sağlanabilir. Buna "ödünç menkul kıymet işlemi" denilir. Ama çoğu müdebbir yani tedbirli ve ihtiyatlı yönetici bu tip işlemlere girmek istemez. Hele kendisinden bu kağıtları ödünç isteyen bir özel sektör kuruluşu ise hemen reddeder. Çünkü ne kadar teminat alırsa alsın bu ödünç menkul kıymetlerin iade edilmeme riski her zaman vardır. Bu işlemlerde bazen Takasbank da kullanılır. Ama özel sözleşmeyle de yapılabilir. Nasıl olursa olsun iade edilmeme riski her zaman, sağlanacak ek kazançlardan daha baskın bir duygudur. 

31 Ekim 2026 Cumartesi

'TÜRKİYE SİGORTA' İLE 'TÜRKİYE HAYAT VE EMEKLİLİK' ŞİRKETLERİNİN ACI HİKAYESİ...

- BU İKİ ŞİRKET SİNERJİ YARATARAK SEKTÖRDEKİ YABANCI AĞIRLIĞINI DENGELEMEK İÇİN 6 KAMU SİGORTA ŞİRKETİNİN BİRLEŞTİRİLMESİYLE KURULMUŞTU

- BU İYİ NİYETLİ GİRİŞİM MAALESEF BİR 'FİNANS VE SİGORTA OTOKRATI'NIN (TAHA ÇAKMAK) AÇGÖZLÜLÜK VE BASİRETSİZLİĞİ DUVARINA ÇARPTI

- TÜRKİYE SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ TAHA ÇAKMAK, ÜLKEMİZDEKİ 170-180 YILLIK GİRİŞİMCİ-BÜROKRATLIĞIN (GİROKRAT) EN BERBAT ÖRNEKLERİNDEN BİRİ OLARAK TARİHE GEÇTİ

Cahit UYANIK 

'Türkiye Sigorta' ile 'Türkiye Hayat ve Emeklilik' şirketleri bundan 6 yıl önce kamunun tüm sigorta şirketlerinin birleştirilmesiyle kuruldular. Ancak bunlardan Türkiye Sigorta maalesef fon soygununun 'numunelik' şirketi oldu. 

Oysa bu birleşme sinerji yaratarak, sigorta ve re-asürans (sigortayı sigorta etmek) sektöründe yabancı şirket ağırlığını dengelemek ve azaltmak için Türkiye Varlık Fonu tarafından gerçekleştirilmişti. Yani bu fakir milletin varlıkları daha iyi değerlendirilebilsin diye uygulamaya konmuştu. "Kamu parasında tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır" kültüründen habersiz bir 'yağmacı ve basiretsiz idareci faciası' sebebiyle bu güzel hedef hüsrana uğradı. 

Söylemek 'dile kolay' geliyor olsa da, Türkiye Sigorta ile Türkiye Hayat  ve Emeklilik şirketleri aslında 6 ayrı şirket demekti... Kamunun 2020 yılında birleşen sigorta şirketleri şunlardı:


1) ​Ziraat Sigorta

2) ​Halk Sigorta

3) ​Güneş Sigorta (Vakıfbank iştiraki)

4) ​Ziraat Hayat ve Emeklilik 

5) ​Halk Hayat ve Emeklilik

6) ​Vakıf Hayat ve Emeklilik

Elementer (hayat dışı) sigorta tarafı 'Türkiye Sigorta'; bireysel emeklilik ve hayat sigortası tarafı ise 'Türkiye Hayat ve Emeklilik' adı altında birleştirilmişti. Türkiye Sigorta artık borsada işlem gören Güneş Sigortayı kapsadığı için BİST şirketi de oldu. Türkiye Hayat ve Emeklilik ise borsada işlem görmüyordu.  

30 Ekim 2026 Cuma

EMEKLİ MAAŞLARI İÇİN İNTİBAK KANUNU ÇIKARILMASI NE DEMEK?

 - EMEKLİ MAAŞLARI ASLINDA NASIL YENİDEN DÜZENLENMELİ?

- MAAŞLAR NASIL İNTİBAK (DEĞİŞEN ŞARTLARA SÜREKLİ UYUM) ETTİRİLMELİ?

Cahit UYANIK 

Emekli maaşlarına yeni yılda bir düzenleme yapılacağı kesinleşti. Ancak yapılması düşünülen düzenlemelerin yeni adaletsizliklere yol açacağı maalesef hemen anlaşıldı. 

65 yaş altına düşük, 65 yaş üstüne daha yüksek zam formülü bunun en tipik örneği... Anayasada eşit vatandaşlık hakkını ihlal eden bu düzenleme yasalaşırsa Anayasa Mahkemesinden dönecektir. (Tabii ki karara uyulmayacaktır, orası ayrı...)

Oysa insanlar ulufeye benzeyen düzenlemeler değil; sisteme ödedikleri prim günü ve tutarlarına bağlı, adaletli şekilde ayarlanmış maaş zamları bekliyor. 

Aslında bu mesele son 10-15 yıldır tartışılıyor ve çözümün bir İntibak Kanunu çıkarmaktan geçtiği, meseleyi ciddiyetle ele alanlarca kabul ediliyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı AKP'li Faruk Çelik de İntibak Kanunu ile emeklilerin sorunlarının önemli bir kısmının kolayca çözülebileceğini Meclis kürsüsünde dile getirmişti. 

Peki nedir bu İntibak (Değişen şartlara sürekli uyum) Kanunu? İçeriğinde neler olmalı? Buyrun okuyabilirsiniz:

İntibak düzenlemesi, en düşük emekli aylığı (taban aylık) uygulamasının yarattığı prim-maaş adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışmadır ve   Kademeli/Parametrik Düzeltme olduğu için 'İntibak' denilir. 

​Bu düzenleme teklifinin öne çıkan muhtemel içeriği ve teknik detayları şunlardır:

​1. Prim ve Gün Sayısına Göre İntibak (Derecelendirme)

​Prim Adaleti: Taban aylık uygulaması yüzünden 10 yıl (3.600 gün) prim ödeyen ile 25–30 yıl (9.000 gün) prim ödeyen emeklinin aynı maaşta eşitlenmesi sorununu çözer.  

27 Ekim 2026 Salı

TÜRKİYE, AB İLE GÜMRÜK BİRLİĞİNE GİRDİ; TAM ÜYE OLAN YUNANİSTAN, PORTEKİZ VE İSPANYA GİBİ 'İTHALAT ŞOKU' YAŞADI. ANCAK TÜRKİYE AB'DEN DİĞER ÜÇ ÜLKE KADAR CİDDİ MALİ YARDIM ALAMADI

Avrupa Birliği / 

AB, TÜRKİYE'YE BENZEYEN ÜÇ ÜYEYİ NASIL ETKİLEDİ?

Gümrük Birliği, Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir? Herkesin sorduğu soru bu... AB'ye tam üye olan ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyim, kafalardaki bu ciddi soruya cevap olabilir. Vakıfbank'ın yayınladığı araştırmadaki bilgiler gösteriyor ki tam üyelik sonrası üç ülkede ilk yıllarda yaşanan ciddi ithalat artışının, Türkiye'de Gümrük Birliği ile bir benzerinin tekrarlanması kaçınılmaz. 

Cahit UYANIK 

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde kritik dönemece Eylül-1995 ayında girilecek. Sonbaharda Avrupa Parlamentosu Türkiye ile Gümrük Birliği Kararını onaylayacak veya onaylamak için bazı şartların yerine getirilmesini isteyecek. Herşeye rağmen en geç Temmuz-1996 ayında Gümrük Birliği Kararı yürürlüğe girecek. Çünkü her iki taraf da bu konuda ciddi anlamda olumlu niyet beyanında bulundu.

Gümrük Birliğinin Türkiye ekonomisine nasıl etkiler yapacağı konusunda negatif  ve pozitif görüşler ileri sürülüyor. Bunların çoğu tahminden ibaret ama bu konuda Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. AB'ye son katılan  ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen üç Akdeniz Havzası ülkesi Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyimlerden kendimiz için olumlu ve olumsuz dersler çıkartmak mümkün.

Bu ülkelerde tam üyelikle beraber ithalat şoku yaşanmış ancak incelendiğinde görülüyor ki,  tam üye olan üç ülkeye AB Bütçesinden yapılan mali yardımlar ciddi boyutlara ulaşmış. Öyle ki Gümrük Birliği sonrası Türkiye'ye verilmesi öngörülen 3,2 milyar dolar, üç ülkeye verilen yardımlarla karşılaştırıldığında devede kulak kalıyor. Üç ülkenin yaşadıkları gösteriyor ki Türk insanının Gümrük Birliğine girmek için bile 'daha az olumlu beklenti içerisinde olması' gerek... Vakıfbank'ın 'Gümrük Birliğinin Türkiye Ekonomisine Muhtemel Etkileri' konulu araştırmasında varılan sonuçlara göre Yunanistan, Portekiz ve İspanya ekonomilerinin tam üyeliğe girişle beraber yaşadıkları ve sağlanan mali yardımlar şöyle:

YUNANİSTAN: 1981 yılında Avrupa Topluluğuna (AT) tam üye oldu. Ülke, tam üyelik sonrasında ekonomik, kurumsal ve sosyal değişimler yaşadı. Ekonomisindeki ilk etki 'İthalat şoku' ile görüldü. Yunanistan, mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu bazı mallarda bile AB'den gelen ithalata yenik düştü. İthalat, sanayi şirketlerinin kar marjlarını da azalttı. Özellikle yatırım ile ara mallarında ciddi bir rekabet baskısı yaşandı. Toplam ithalat içinde AB ülkelerinin payı yüzde 42'den yüzde 58'e kadar yükseldi. İthalat artışı üretken sektörleri hemen etkiledi. İmalat sanayisinin iç pazardaki payının düşmesi ciddi bir işsizlik tehlikesini gündeme getirdi. Birçok işletme işçi çıkarttı ve çoğu kapısına kilit astı. İmalat sanayisi 1981-1992 yılları arasında yılda ancak binde 2 oranında büyüyebildi. İmalat sanayisinin toplam üretimdeki payı 1980 yılında yüzde 21,4 iken 1992'de yüzde 17,4'e geriledi. 

17 Ekim 2026 Cumartesi

IMF VE DÜNYA BANKASI 25-30 YIL ÖNCE BİZE, TÜM FİNANSAL YÖNETİMİN TEK ELDE TOPLANARAK KOORDİNE EDİLECEĞİ 'MALİ PİYASALAR-SEKTÖR ÜST KURULU'NU (MPÜK-MSÜK) KURMAMIZI ÖNERMİŞ AMA KABUL ETTİREMEMİŞTİ; ŞİMDİ CEREMESİNİ ÇEKİYORUZ


TÜRKİYE'DE DEVLETİN FİNANSAL YÖNETİM, GÖZETİM VE DENETİMİ KOORDİNASYONSUZLUKTAN TEL TEL DÖKÜLÜYOR

TÜRKİYE ARTIK MPÜK'Ü KURMAYI CİDDİ CİDDİ DÜŞÜNMELİ

Cahit UYANIK 

Biliyorum, boşa kürek çekiyorum ama yazmasam da olmazdı...

Meclis'teki kapatılan fonlardan tasarrufçulara yapılacak ödemelere ilişkin yasa teklifi görüşmeleri gösterdi ki, Türkiye'de finansal piyasaları düzenlemek, gözetlemek ve denetlemekle görevli kurumlar tel tel dökülüyor. 

Aralarında ciddi bir koordinasyonsuzluk mevcut. Oluşmuş ayrı adacıklarda liyakati tartışmalı adamlar  kendi iktidarını ve keyfini sürüyor. SPK zaten 'bir alem', BDDK birçok şeyi görmesine rağmen sessiz, MASAK ise süper yetkilerine karşın 'elimden birşey gelmiyor' kolaycılığında... 

Borsa İstanbul gözetim ve denetim ayağı unutulan 'finansal bir heyula'ya dönüşmüş, yabancı-yerli önüne geleni korkutuyor. Herkese abilik yapması gereken Merkez Bankası ise 'Bana ne, bana ne? Ben enflasyonla mücadele ediyorum' histerisine kapılmış. 

13 Ekim 2026 Salı

BEN BUNA 'FİNANSAL ENSEST' DİYORUM... AYNI ŞİRKET İÇERİSİNDE NAKİT YARATMAK İÇİN HİÇ DUYULMAMIŞ ŞEKİLDE FİYATI ŞİŞİK HİSSELER TEMİNAT GÖSTERİLİP TERS REPO YAPILIRKEN SPK NASIL UYUDU?


SORULMASI GEREKEN ASIL SORU ŞU: 15 GÜN İÇİNDE 440 FON SOYGUNCUSUNUN 401 MİLYAR LİRASI NEREDEN VE NASIL ÖDENDİ?

Cahit UYANIK 

SPK, yabancı endeks sağlayıcısı kuruluşların uyarı ve isteği üzerine, fonlara çeki-düzen vermek için 29 Ağustos 2026'da yeni bir rehber yayınlıyor.

Şişirilmiş şirketlerin hisse senetleriyle fiyatları arşa çıkmış fonlarda bulunanlar konuyu hemen çakıyor ve çıkış emri veriyor. 

Çünkü yeni düzenlemelerle o astronomik fiyatlı fonların devamı mümkün değil. 12 Eylül günü ise ödemelerin altından kalkamayan  Pusula Portföy'den Muhammet Yarız'ın yurt dışına kaçtığı haberi patlıyor. 

Sabah gazetesinin haberine göre 1-16 Eylül tarihleri arasında Tera ve Pusula fonlarından gerçekleşen toplam sermaye çıkışı 401 milyar 266 milyon 791 bin 742 lira (Yaklaşık 8,2 milyar dolar) olarak belirleniyor.

TERA fonundan 1-16 Eylül tarihleri arasında 100 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan yatırımcı sayısı 168 kişi. Bu 168 yatırımcının fondan çektiği toplam miktar 335 milyar 912 milyon 421 bin 253 lira olarak kayıtlara geçti.

Aynı tarihlerde Pusula fonunda ise 50 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan yatırımcı sayısı 272 kişi. Bu kişilerin fondan çıkardığı toplam tutar 65 milyar 354 milyon 370 bin 489 lira. 

Böylece sadece iki fondan 16 günlük zaman dilimi içerisinde 440 kişi tarafından çekilen toplam para 401 milyar 266 milyon lirayı aşıyor.

İşin ilginç yanı bu 440 kişiye ödenen 401,3 milyar TL'nin nereden bulunduğu konusu üzerinde haberde hiç durulmuyor. Onu da ben anlatayım... Havadan gelmedi ya bu para... 

11 Ekim 2026 Pazar

İLACA PATENT VERMEYEN 4 ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE... GATT'A İMZA ATILMASI VE GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BERABER İLACA PATENT VERME DÖNEMİ BAŞLIYOR. YERLİ İLAÇ SANAYİCİSİ AR-GE'NİN YÜKSEK MALİYETİNDEN ÇEKİNDİĞİ İÇİN İLACA PATENT İSTEMİYOR

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Yalçıner:

ENSTİTÜ, PATENT YASASINI BEKLİYOR 

Yapılanmasını tamamlamak için uluslararası kuruluşlardan kredi isteyen Türk Patent Enstitüsünün kadrosu tamam. Fakat Patent Yasası ve diğer ilgili yasaların çıkmaması, vekillik müessesesi ile ihtisas mahkemelerinin kurulmamış olması nedeniyle buluşçular ve iş dünyasına henüz tam anlamıyla hizmet sunulamıyor. Türkiye GATT'a imza atması ve Gümrük Birliği sonrası ilaçlara patent verme sürecini ise resmen başlattı. Ancak yerli ilaç sanayicisi buna karşı çıkıyor.

Cahit UYANIK 

Geçen yaz aylarında Türk Patent Enstitüsü (TPE) sessiz sedasız kuruldu ve çalışmaya başladı. İkinci Abdülhamid döneminden kalma (1879)  bir yasa ile korunmaya çalışılan buluşlar ve buluş sahipleri bu duruma çok sevindi. Ancak Batılı standartlardaki Patent Yasası hala Meclis'te yasalaşmayı bekliyor. Uzun süre Sınai Mülkiyet Daire Başkanlığı görevini yaptıktan sonra TPE Başkanlığına getirilen Uğur Yalçıner ile patent yasasının geleceğini görüştük:

İntermedya Ekonomi: Türkiye'de bir Patent Enstitüsünün kuruluşu neden bu kadar gecikti?

Yalçıner:  1925'te imzaladığımız Paris Anlaşması gereği TPE'nin kurulması zorunluydu. Ama birçok kez denendiği halde olmamış. Son üç deneme 1992'den sonra yapıldı. Türkiye'nin mevcut yapısı içinde yeni bir kurum oluşturmak zor. Ancak sınai haklar ve mülkiyet sistemini kurmak için TPE tek başına yeterli de değil. Sistemin ilk parçası TPE idi. Arkasından diğer kanunlar ve vekillik müessesesi gelmeliydi. Dördüncü adım ise ihtisas mahkemeleriydi. Bu mahkemeler de henüz kurulamadı. TPE sistemin ana ögesi olarak 1994-Haziran ayında kuruldu. Enstitü, diğer ülkelerin patent ofislerine çok benzer, yarı özerk bir yapısı var. Üst kademe yönetici atamaları hükümet tarafından, diğer atamalar TPE Yönetim Kurulunca yapılıyor. Finansal özerkliğe de sahip. Bu, verdiği hizmet karşılığı ücret alması demektir. TPE kurulduğundan bugüne bina, ekipman ve eleman istihdamı işlerini yaptı. 1995 yılı içinde yeni uzmanlar alıp eğitimlerini gerçekleştireceğiz. Organizasyonumuz bu yıl bitecek yani...

- Enstitüde kaç kişi çalışıyor ve daha kaç kişiye ihtiyaç var?

Yalçıner: 105 kişi çalışıyor ama 209 kişilik kadro imkanı var. Patent ve marka mevzuatını uygulamak için bu yeterli. Gelecekte tasarım uygulamaları da TPE bünyesinde belgelendirileceği için sayıyı biraz arttırmak gerekir. Diğer ülkelerle mukayese edersek mantıklı bir rakam bu mevcut olan... ABD'de 5 bin kişinin çalıştığı ofis var ama iş hacimleri çok fazla... Avusturya'da 300, Bulgaristan'da 250, Benelüks'te 100 kişi çalışıyor. TPE iyi organize olmuş bir bilgisayar desteği ile çalışırsa rahatça ilk kuruluş aşamasındaki yükü kaldırır. Bilgisayar olanaklarımız da diğer ülke ofislerine nazaran güçlü. Her yeni kuruluşun olduğu gibi bizim de mali sıkıntımız var. Ama verdiğimiz hizmet karşılığında para aldığımız için zamanla bunu da çözeceğiz. Uluslararası kuruluşlardan proje kredisi talep ettik; Dünya Bankası, AB ve BM'ye bağlı UNDP ve Almanya'dan... ABD'den ise hiç bir destek yok. Onlar 'Önce mevzuat oluşturun, teknik ve finansal desteği sonra sağlarız' diyor. Kredilerin önemli kısmını bu yıl içinde realize edeceğiz. Üç sene sonra rahat işleyen bir yapıya gelmiş olacağız. Olaya kötümser bakmıyorum.

10 Ekim 2026 Cumartesi

'CARRIE: GÜNAH TOHUMU' 50 YIL SONRA DİZİ OLARAK GERİ DÖNÜŞ YAPMIŞ


DİZİ, OKUL SALDIRILARI VE AKRAN ZORBALIĞI İLE BOĞUŞAN TÜRKİYE İÇİN DE MESAJLAR İÇERİYOR

Cahit UYANIK

Amazon Prime'da 'Carrie'nin 50 yıl sonra dizi olarak çekildiğini görünce hemen takıldım. 

1970'lerin ABD'sini canlandırmak yerine günümüz ortamı ve meselelerine uyarlanmıştı bu ünlü roman ve filmin dizi hali... 

Ergenlerin sosyal medya zorbalığının odağa alındığı Carrie,  bugünlerde okul saldırıları ve pik yapmış akran zorbalığı ile boğuşan Türkiye için de esintiler ve mesajlar taşıyordu aslında... Okullardaki saldırı tatbikatları, kilit takılmış sınıf kapıları, akran zorbalığı karşısında etkisiz kalan idareciler vs. vs. vs...

Netameli okul yangını, Carrie'nin alüminyum içecek kutusu gibi  eğip-büktüğü araba, havada uçuşan mutfak bıçaklarıyla infaz edilen  

anne... Filmin sonundaki olaylar dizide de pek değişmemişti. Ama ucu açık bırakılan bazı olaylar sebebiyle bende dizinin 2. sezonunun da çekileceği hissini uyandırdı.  



'Carrie: Günah Tohumu'...

Stephen King'in ilk romanından uyarlanan bu filmi bilmem ne zaman izlemiştim...

Yapım yılı 1976 imiş. 

Büyük ihtimal Gaziantep'te bir sinemadadır Carrie ile tanışmam...

6 Ekim 2026 Salı

EYVAH EYVAH...TAKASBANK'I MEVDUAT BANKASI, BİRLEŞİK FON BANKASINI 'FONLARI TASFİYE ETMEK İÇİN KURULAN BANKA' SANANLAR KLAVYE BAŞINA GEÇTİ


- 25 YIL ÖNCE DE  CEVAP ALAMADIĞIM SORU: FON SOYGUNU HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE TASARLANIRKEN, DEVLETİN İSTİHBARAT VE MİLLİ GÜVENLİK KURUMLARI NEDEN BU RİSKİ BELİRLEYEMEDİ?

Cahit UYANIK 

Evet o tehlike yine baş gösterdi...

Her büyük krizimizden 1 hafta -10 gün sonra, o krizin ana konusu hakkında uzman kesiliyoruz...

Fon soygunundan sonra da böyle oluverdi ve herkes sermaye piyasası, BİST, yatırım fonları kompetanı oldu çıktı...

Klavyenin başına çöken çok bilmişler döktürüyor X'te...

Takasbank'ı mevduat bankası sananlar, Birleşik Fon Bankası A.Ş (BFB) için neredeyse 'Fonları tasfiye için banka kurmuşlar laaaa..." diyebilme noktasındaki tipler yazıyor, çiziyor,  konuşuyor. 

Takasbank'ın fon alım-satımlarının fiilen gerçekleştiği, aldığınız fonların saklandığı yer olduğunu, batan fonlardan para kurtarılacaksa buradan şahsi hesabınıza geleceğini bilmek isteyen pek yok. 

FBSK'nın cebellezi ettiği paranın dün iadesini gerçekleştirdiği BFB'nin fonların tasfiyesi için değil TMSF'nin batan ve ismi dahil hiçbir şeyini satamadığı bankaları devrettiği bir banka (Buna bankacılıkta 'kötü banka' da deniliyor) olduğunu duymak isteyen yok. BFB'nin  kökeninin 1958'de kurulan Çaybank'a kadar gittiği, BFB isminde geçen 'Fon' sözcüğünün TMSF'yi temsil ettiğini ve 2005 yılında resmen bu unvanı aldığını kimse pek bilmiyor, bilmek istemiyor. Bilmek istemeyince anlamıyor ama buna rağmen de yorum yapmaya çalışınca absürt oluyor; o kadar...

Bakalım bu cehalet rüzgarı daha ne kadar esip gidecek, göreceğiz. 

Ben de klavye başına geçmişken 'necip' Türk medyamız ve 'nevrotik' sosyal medyamızda ele alınmayan bir başka mevzuya değinmek istiyor ve şu soruyu soruyorum: 

'Bu kadar büyük bir finansal soygun tezgahlanırken, bu tezgah da gözler önünde iken istihbarat ve ulusal güvenlikle ilgili kurumlarımız ne yapıyordu?'

2 Ekim 2026 Cuma

FON SOYGUNCULARI DEVLETİN İLAN ETTİĞİ IBAN'LARA İADE PARASI YATIRIR MI?



KAÇIŞ PLANI SOYGUNLARDA DAHA BAŞTA YAPILIR VE SOYGUNUN KENDİSİ KADAR ÖNEMLİDİR

Cahit UYANIK 


Siyasi bir güdü ile yazmıyorum ama...

'Fonzi' skandalında...

Zaman ilerledikçe ve bilgiler deşelendikçe...

Soygun organizasyonunun çeşitli düzeydeki AKP'liler ve/veya yakınları tarafından gerçekleştirildiği, geçmişte şikayet edildiğinde ise ponzi şemalarının bu siyasi bağlantılar üzerinden korunup kollandığı iyice ortaya çıkıyor. 


Benim tespit edebildiğim organizasyona göre Tera ve Emre Tezmen ile  Pusula ve Muhammed Yarız başrolde tamam ama onu başrole getiren ve sürekli başrolde kalmasını sağlayanlar AKP'liler olmuş. Özellikle son 2 yılda açık bir saadet zinciri ve acımasız bir yağmaya dönüşen bu soygun organizasyonunda yıllardır borsada faaliyet gösteren, SPK'nın da yakından tanıdığı geleneksel anlamdaki manipülatörler de (Cengiz Avcı, Enver Çevik vd.) fütursuzca kullanılmış. 


Şimdilerde bence el altından uyarılarak, sopa gösterilerek, daha az zahmet yöntemiyle  -SPK'nın deyimi ile- 'fahiş kazançlar' iade alınmaya çalışılıyor.  Daha 2 gün önce SPK, bu fahiş kazançların nereye iade edileceğine ilişkin ayrıntılı hesap listeleri yayınladı. Evet bu bile, yani 'nedamet getirecek hırsızların imana gelmesini beklemek' bile, fon soygununun geçmişte bilindiği ve göz göre göre yapıldığının işareti sayılmalı bence... Devlet  soygun sürerken nasıl pasif yaklaşım sergiledi ise paraların geri alınmasında da (siyasi bağlantıların daha fazla ortaya çıkmaması için) aynı tavrı sergiliyor.


Neden mi böyle düşünüyorum? Yapay zekaya dünyanın değişik ülkelerindeki benzer soygun vakalarında SPK'nın başvurduğu şekilde bir geri ödeme yöntemi olup olmadığını araştırttım. 

1 Ekim 2026 Perşembe

EKONOMİ FIKRALARI / TAVŞAN DOKTORA YAPARSA...

Bir gün tavşan, oldukça gergin ve yorgun bir halde mağaradan çıkmış. Tam o sırada mağaranın önünde bekleyen kurt saldırmadan önce seslenmiş:

"Hayrola tavşan kardeş, neyin var?"

Tavşan iç çekmiş:

"Sorma, doktora tezimi yazıyorum. Hem de İngilizce..."

Kurt meraklanmış: "Konu ne peki?"

Tavşan gayet ciddi bir ifadeyle cevap vermiş:

"The Comparative Advantages of Rabbits over Wolves and Foxes."

Kurt bunu duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:

"Sen mi kurtlar ve tilkiler üzerinde üstünlük kuruyorsun? Buna kim inanır?"

Tavşan sakin bir şekilde:

"İstersen gel, göstereyim." demiş.

Tavşan önde, kurt arkada mağaraya girmişler. Bir süre sonra tavşan tek başına dışarı çıkmış.

Uzaktan olanları izleyen tilki yaklaşmış:

"Az önce kurtla ne konuşuyordunuz?"

BAKAN EVLADI, FON YOLSUZLUĞUNUN KURGULANDIĞI DÖNEMDE SPK'YI YÖNETEN İSİMDİ: SPK ESKİ BAŞKANI ÖMER GÖNÜL KİMDİR?

Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, Ankara'da doğdu. Bilkent Üniversitesi Ekonomi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nde İşletme alanında yüksek lisans ve Siyasal Ekonomi alanında doktora derecesi aldı.

Profesyonel kariyerine Şekerbank T.A.Ş. Sabit Gelirli Menkul Kıymetler Bölümünde Uzman Yardımcısı olarak başlayan Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, ardından Türk Lirası Fon İşlemleri Uzmanı unvanıyla fon yönetimi alanında çalıştı. 2004 yılında Sermaye Piyasası Kuruluna geçiş yaparak Kurumsal Yatırımcılar Dairesindeki görevinin ardından sırasıyla Personel Müdürü ve İdari ve Mali İşler Dairesi Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. 2014 yılında Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Yardımcılığına atanan Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, bu görevinin yanı sıra, sermaye piyasalarındaki değerleme faaliyetlerinin kalitesini artırmak amacıyla kurulan Merkezi Kayıt Kuruluşu Gayrimenkul Bilgi Merkezi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de eş zamanlı olarak yürüttü.

30 Eylül 2026 Çarşamba

AKP'NİN MODERNİZE ETTİĞİ ARPALIK MODELİ, BORSA YÖNETİMİNE YÜKSEK TUTARDA HUZUR HAKKI ALAN ADAM YERLEŞTİRDİ AMA PONZİLER MAALESEF YAKALANAMADI


BİST YÖNETİMİNDEN AYRILAN DDK BAŞKANININ AYLIK HUZUR HAKKININ 125-140 BİN TL OLDUĞUNU HESAPLIYORUM

Cahit UYANIK 

Bundan 40 yıl kadar önce 

ANAP iktidarda iken...

'Arpalık' denilen bir kavram vardı. 

ANAP'tan aday olup da seçilemeyen...

Genel Başkan ve çevresine yakın isimler KİT Yönetim Kurullarına Yönetim Kurulu Başkanı (YKB) veya Yönetim Kurulu Üyesi (YKÜ) yapılırdı. 

O kişi de maaş-huzur hakkı, makam odası, sekreter-özel kalem müdürü, danışman(lar), gazete takımı ve tüm KİT üzerinde bir hakimiyet hakkı kazanırdı. İşe alımlar, yükselmeler, görevden almalar çoğunlukla bu siyasi kartvizit sahibi arpalık mensubunca yürütülürdü.

Devlette KİT çok o zamanlar... 

Böyle yüzlerce arpalık mensubu vardı. 


Araştırdım 'arpalık' kavramı Osmanlı'dan geliyormuş. Osmanlı'da devlet görevlerinden ayrılan veya çıkarılan üst düzey memurlara 'arpalık' denilen genişçe bir arazi verilir, orada ekip biçtiği ile geçinir gidermiş.  ANAP bunu modernize etmiş; araziyi KİT YKB veya YKÜ yapmış.  

Hatırlıyorum ANAP'lı Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı, ANAP'lı Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığında gidilen 1991 seçimlerinde; 'Baba' yani DYP'li Süleyman Demirel'in en önemli seçim vaatlerinden biri 'Arpalıkları kaldıracağız' şeklindeydi. Seçimi kazanınca ve Başbakan olunca da öyle yaptı. KİT özelleştirmeleri ile de bu kavram tavsadı ve unutuldu. (Arpalık mensuplarına verilen ödeme ve imkanlar, 90'lı yıllarda özelleştirme yanlılarının en önemli gerekçelerinden biriydi zaten...)

Ancak AKP iktidara geldikten 10 yıl kadar sonra unutulan arpalık olayını kendine göre modernize etti. Hem eski vekilleri hem de üst düzey bürokratları devletin yönetimindeki veya ortağı olduğu çeşitli kurum ve kuruluşlarda YKB veya YKÜ yaptı. Yalnız buradaki yenilik, bazı partili bürokratların normal maaşlarının yanı sıra 2. ve hatta 3. maaşa kavuşmalarıydı. Tabii bu konu toplumda büyük bir rahatsızlık yarattı.

27 Eylül 2026 Pazar

FON SKANDALINDA 2 MİLYAR TL'LİK BİST'TEKİ HAKSIZ KAZANÇ SEBEBİYLE AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞINDAN İSTİFA ETTİ: ÇİFT DİPLOMALI (MÜHENDİSLİK VE TIP) DR. FATMA BETÜL SAYAN KAYA KİMDİR?

Dr. Fatma Betül Sayan Kaya
1981 yılında İstanbul'da doğan 
Dr. Fatma Betül Sayan Kaya, burslu okuduğu Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden mezun oldu. NYU-Poly’de meme kanserinin görüntülenmesi üzerine lisansüstü çalışmalar yapan Fatma Betül Sayan Kaya, daha sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirerek Tıp Doktoru ünvanını aldı.

2009 yılında AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi. 2010-2012 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yürüttü. 2012 yılında yapılan kongreyle tekrar AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi ve AK Parti İstanbul Tanıtım Medya’dan sorumlu İl Başkan Yardımcılığına atandı.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ERDOĞAN İSTANBUL seçim ofisi Tanıtım Medya Sorumlusu olarak görev yaptı. 12 Eylül 2015 tarihinde yapılan AK Parti 5.Olağan Kongresi’nde MKYK üyeliğine seçildi ve AR-GE’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atandı.

MESUT YILMAZ'IN BAŞBAKAN OLDUĞU ANAYOL AZINLIK HÜKÜMETİ GENSORU İLE DÜŞME YOLUNDA; ANKARA'DA 'KABAK TADI VEREN' YENİ HÜKÜMET SENARYOLARI TEKRAR GÜNDEMDE...


Gensoru Önergesi / 

KABAK TADI VEREN SENARYOLAR

Ankara, kabul edildiğinde ANAYOL Azınlık Hükümetinin düşeceği gensoru görüşmesi haftasına bir sonraki hükümetin nasıl kurulabileceğine ilişkin artık kabak tadı veren senaryolarla giriyor. Milli Mutabakat, ANAYOL-SOL, RP+ANAP, RP+DYP ile DYP ortaklığında RP Lideri Erbakan'ın Başbakan olacağı erken seçim hükümeti kulislerde konuşuluyor. 

Cahit UYANIK 

Türkiye yine bu haftaya siyasi çalkantılarla giriyor. 2 Haziran 1996 Yerel Ara Seçimi sonuçları bu çalkantının ilk kaynağı... Partiler, bu seçime büyük önem veriyor. Çünkü Türkiye'deki seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 2'si 6 aylık aradan sonra bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim partiler için 'Devlet kesesinden yapılan büyük bir kamuoyu yoklaması' gibi... Seçim sonuçları hafta boyunca zihinleri meşgul edecek olan 'Gensoru önergesi kabul mü, ret mi edilecek?" sorusunun cevabının verilmesini belki de daha kolaylaştıracak. 

TBMM, Pazartesi günü toplanarak Refah Partisi (RP) tarafından verilen gensoru önergesi için ilk adımı atacak. Bu görüşmede Meclis, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağını tartışacak. Aslında gensorunun kaderini bu oylamanın belirleyeceğini söylemek pek yanlış olmaz. Eğer gensorunun gündeme alınması kabul görürse, Çarşamba günü esas görüşmeye geçilecek. Gensorunun kabul edilip edilmeyeceği de 7 Haziran 1996-Cuma günü belli olacak. Kendisini hedefleyen gensoru  kabul edildiği takdirde, Başbakan Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sunacak. Böylece Türkiye Cumhuriyetinin 53. Hükümeti bir gensoru önergesi sonucu tarihe karışacak.

Artık azınlık hükümetine kimse cesaret edemez

Ankara kulislerinde konuşulanlara göre -son anda sürpriz bir gelişme olmazsa- Mesut Yılmaz Hükümetinin düşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü RP, DYP, CHP ve BBP liderleri kesin tavırlarını 'Gensoruyu kabul' yönünde açıkladı. Bu dört partinin toplam milletvekili sayısı 300'ü aşıyor. Meclis'teki tüm siyasi partiler yeni bir hükümet kurulabileceğini belirtiyor ama bunun nasıl olacağı konusunda kimse net bir fikir ileri süremiyor. Ancak Ankara'da  iyice netleşen tek siyasi sonuç şu: Artık kimse azınlık hükümetine cesaret edemez. Azınlık hükümeti yerine seçim yapmak daha isabetlidir. 

24 Eylül 2026 Perşembe

SERMAYE PİYASASI ŞİRKETİNDE, SERMAYE PİYASALARINDAN ANLAMAYAN BAĞIMSIZ YÖNETİM KURULU ÜYESİ OLMAZ, OLAMAZ


KEREM ALKİN, HAZIRLADIĞI RİSK RAPORUNDA "TERA'DA SAADET ZİNCİRİ SEZİYORUM" DİYE YAZABİLSE,  SAVCILIKTAN SERBEST KALIRDI 

Cahit UYANIK 

Tanıdığım bir bağımsız yönetim kurulu üyesi üniversite hocası vardı.

Hep janti gezer; en pahalı kıyafetler, cekette 5 km. koşmuş köpek dili gibi dışarı fırlamış bir mendil, gıdısında rengarenk fularlar, tahminimce her hafta kuaförde, saçı hep düzenli ve aynı uzunlukta... İki laf edersin, bir kibir bir kibir... Kibrinden cevap vermez, verse anlamazsın. Öyle bir tip işte... Başta bana çok garip gelen bu tipi araştırınca... 

Birçok şirkette bağımsız yönetim kurulu üyesi olduğunu öğrenmiştim. Tabii ki hesabına oldukça yüksek tutarlarda 'huzur hakkı' yatıyordu her ay... Para, kibrini besleyip canavara dönüştürmüştü adamcağızı...

Tera Portföy'ün bağımsız denetim kurulu üyeleri Kerem- Emre Alkin kardeşlerin tutuklanmaları öncesi savcılık ifadelerini okuyunca tanıdığım işte o kibirli hoca aklıma geldi ve "Bizde bağımsız yönetim kurulu üyeleri niye böyle ki?" diye düşündüm. 

Benden bundan 34 yıl önce Amerikan İç Borçlanma Modeli makalesini isteyen Kerem Alkin'in "Sermaye piyasalarından anlamam. 16 ayda zaten 3 defa Yönetim Kurulu toplantısı yaptık. Benim bu olaylarda bir etkim yok" sözlerini okuyunca çok şaşırdım. Çünkü aynı Kerem ifadesinde, "Bağımsız üye olarak Risk Komitesini yönetiyorum. Yönetim Kuruluna 54 sayfalık detaylı bir risk raporu hazırladım. Fonlardan ani çıkış riskine dikkat çektim" diyerek aslında kendi kendini yalanlamış. 

23 Eylül 2026 Çarşamba

IMF YÜKSEK AÇIKLANAN HUBUBAT FİYATINI BAŞBAKAN YILMAZ'IN KENDİLERİYLE ANLAŞMAK İSTEMEMESİNE YORUMLADI VE ANİDEN DEĞİŞEN SİYASİ KOŞULLARA BAKARAK TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

Martin Hardy
IMF TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

'Nezaket-teftiş' karışımı bir ziyarette bulunan IMF Heyeti, 15 gün içinde değişen iki farklı kamu finansman tablosunu yanına alarak Türkiye'den 'şaşkın' ayrıldı. IMF, yüksek açıklanan hububat fiyatını ise Başbakan Yılmaz'ın kendileriyle anlaşmak istememesine yorumladı. 

Cahit UYANIK 

Uluslararası Para Fonu (IMF) Avrupa Bölümü Müdür Yardımcısı Martin Hardy, 1995-Eylül ayında Türkiye Masası Şefi sorumluluğuna getirildiğinde kim bilir aklından neler geçiriyordu? Çünkü bu atamanın iki ay sonrası Türkiye ile işler değişivermişti bir anda... 1995-Kasım ayında, bitimine 3 ay kala iptal edilen stand-by anlaşması, Türkiye'de uzun sürebilen bir siyasi istikrarsızlığın en önemli habercisi olarak yorumlanmaya başladı. IMF de Aralık-1995'teki genel seçimden istikrarlı bir hükümet çıkacağına inansa, bu stand-by anlaşmasını büyük ihtimalle iptal etmeyecekti. Hardy ise böylece Eylül ayındaki psikolojisini koruyacaktı. 

Hardy'nin bu iptalin ardından ilk Türkiye ziyareti IMF Kuruluş Yasasının 4. Maddesi (Article Four) çerçevesinde 7 ay sonra oldu. Her IMF üyesi ülkeye düzenlenen ve 5-6 güne sığdırılan bu olağan gezi ANAYOL Hükümetinin 'ekonomide kararlı bir tavır takınacağı' düşüncesiyle rutin dışına çıkılarak 15 güne uzatıldı. Üstelik Haziran ayı başında yapılması planlanan Türkiye seyahati Mayıs ayı ortasına yani erkene alındı. Çünkü Nisan ayı sonunda Washington'daki IMF İlkbahar Yarıyıl Toplantılarına katılan Türk heyeti "Elinizi çabuk tutun. Eğer bize destek vermezseniz ekonomimiz bu yılı kolay kolay çıkaramaz" demişti. Ziyaretin normal zamanından önce yapılmasının sebebi de buydu.

IMF bütçe açığına itiraz etti ama...

IMF'nin 'nezaket-teftiş karışımı' gezisi işte bu hava ve ortamda başladı. Başbakan Mesut Yılmaz aynı hafta başında bir basın toplantısı düzenleyerek ANAYOL'un hedeflerini anlatmıştı. Ancak bu basın toplantısına hiçbir DYP'li bakanın katılmaması IMF Heyetinin de tuhafına gitmişti ama fazla üzerinde durmadılar. Ne de olsa resmi olarak 'Article Four' ziyaretindeydiler.

22 Eylül 2026 Salı

BEŞEVLER'DE SPK BİNASININ HEMEN KARŞISINDAKİ BORSA KÜÇÜK YATIRIMCILARI KAHVEHANESİNE NİYE GİTTİM? SPK 35 YIL ÖNCE YATIRIM KULÜPLERİNE İZİN VERSEYDİ, BORSA BAĞLANTILI YATIRIM FONU SOYGUNU YAŞANMAZDI


- 35 YIL ÖNCE  KAHVEHANEDE TOPLAŞAN KÜÇÜK YATIRIMCILARIN 'YATIRIM KULÜBÜNE DÖNÜŞELİM' TALEBİNE SPK OLUMLU CEVAP VERSEYDİ, ŞİMDİKİ FON SOYGUNU YAŞANMAZDI

- BİZDEKİ 'ALTIN GÜNÜ", 'DOLAR GÜNÜ' UYGULAMASINA BENZEYEN YATIRIM KULÜPLERİ ABD'DE ÇOK YAYGIN VE GÜÇLÜ... 

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Türkiye'nin ilk özerk kurulu... 1980-1981 yılında yaşanan Bankerler Faciası sonrası, bu alandaki düzenleme yetersizliği ve denetimsizliğe tepki olarak kuruldu. 

SPK'nın ilk başkanı ise Mülkiye'nin ünlü Maliye hocalarından İsmail Türk'tü. Az konuşması ile ünlü bu başkanın döneminde SPK Meşrutiyet Caddesindeki İş Bankası şubesinin üstündeydi. Ben de bazen oraya uğrar, sarı saman kağıda basılı 'Haftalık Bülten'i alır ve pek birşey anlamadan yüzüne bakar dururdum. Sermaye piyasaları alanında Türkiye'de doğru dürüst bir yayın, kitap yoktu.1991 yılında İMKB Başkanı Muharrem Karslı bir kitap çıkarttı da okuyup öğrenebildik. 

SPK sonra 90'ların başında Beşevler semtinde konservatuarın karşısında bir bina yaptırdı ve oraya taşındı.  Trend dergisinde çalışırken vatandaşın biri aradı. Borsa yatırımcısı olduğunu, SPK binası yakınında, Bahçelievler'in Beşevler'e bakan sokaklarından birindeki kahvehanede borsa yatırımcıları olarak toplandıklarını fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Anlaşılan bu, küçük yatırımcının güven arayışında sembolik bir konumlanmaydı. Yoksa Kızılay'da, Ulus'ta, Esat'ta bir kahvehane de  olabilirdi. 

O günler borsada küçük yatırımcılığın emekleme dönemi gibiydi. Trend'de her hafta insanların kendi aralarında kurduğu amatör yatırım kulübü haberlerine yer veriliyordu zaten. Ben de kalkıp Bahçelievler'e gittim, Ankara'dakilerin  haberini yaptım. Pek az hisse konuşuyorlardı, daha çok yatırımcılıktı dertleri... Hisse konuşunca hangilerini konuştuklarını sordum.  "İlke bazında hisse konuşuyoruz. Mesela 'Ota (tarım sektörü hisseleri) boka (gübre şirketi hisseleri) bulaşma!' tavsiyesi veriyoruz birbirimize" dediler ve beni güldürdüler...

İSVİÇRE'DE BULUNAN VE PUSULACI MUHAMMED YARIZ'IN PARA KAÇIRDIĞI EDMOND DE ROTHCHILD BANKASI KİMİNDİR? ARMASINDAKİ SEMBOLLERİN ANLAMI NEDİR? TÜRKİYE BU BANKADAN PARASINI GERİ ALABİLİR Mİ?


Edmond de Rothschild, merkezi Cenevre, İsviçre'de bulunan; özel bankacılık, varlık yönetimi ve kurumsal finansman alanlarında faaliyet gösteren köklü bir bağımsız finans grubudur.  

​Öne Çıkan Özellikleri ve Yapısı:

​Kuruluş ve Yönetim: Banka, 1953 yılında Edmond de Rothschild tarafından kurulmuştur. Günümüzde tamamen Rothschild ailesinin (%100 aile mülkiyeti) kontrolündedir ve CEO'luğunu Ariane de Rothschild yürütmektedir.  

​Faaliyet Alanı: Dünya genelinde yaklaşık 200 milyar İsviçre frangı (CHF) değerinde varlık yönetmekte olup, küresel bazda üst düzey servet sahiplerine (private banking), aile şirketlerine ve kurumsal fonlara hizmet vermektedir.  

​Diğer Rothschild Yapılarından Farkı: Londra merkezli olan ve daha çok yatırım bankacılığıyla tanınan Rothschild & Co grubundan bağımsız, ayrı bir finans kuruluşudur.  

​Geçmişteki Önemli Konular ve Gündem

​Uluslararası Denetimler: Banka, geçmiş yıllarda ABD Adalet Bakanlığı (2015) ve Lüksemburg makamları (1MDB soruşturması) nezdinde mali mevzuat ve uyum süreçlerine ilişkin çeşitli soruşturmalar ve anlaşmalarla gündeme gelmiştir.

​Türkiye Gündemi: Türkiye'deki bazı finansal ve fon soruşturmalarında (MASAK raporları kapsamında) yüksek tutarlı yurt dışı transferlerin yapıldığı aracı kuruluşlardan biri olarak adı geçmiştir.  

Finans dünyasının en tanınmış ailelerinden biri olan Edmond de Rothschild Grubu'nun kurucu koluyla ilgili detaylar şu şekildedir:

​Edmond kimin oğlu? Edmond de Rothschild grubuna adını veren Baron Edmond Adolphe de Rothschild (1926–1997), Maurice de Rothschild'in oğludur. 

20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Rahmetli Uğur Mumcu ise Baba Alkin'e verdiği danışmanlık hizmetleri nedeniyle 'holding profesörü' derdi. Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

19 Eylül 2026 Cumartesi

BAKAN EVLADI, FRANSIZCA EĞİTİM VEREN TEVFİK FİKRET LİSESİ MEZUNU, ANKARALI FİNANSÇI: TERA PORTFÖY YKB EMRE TEZMEN KİMDİR?


Emre Tezmen
Emre Tezmen, CFA, 1995 yılında ULB (Université Libre de Bruxelles) Ekonomi Bölümü’nden Yüksek Akademik Başarı derecesiyle mezun olmuş, ardından 1997 yılında VUB (Vrije Universiteit Brussel) İşletme Yüksek Lisansını Üstün Başarı derecesiyle tamamlamıştır. Ayrıca CFA (Chartered Financial Analyst) sertifikasına sahip olup CFA Enstitüsü Asli Üyesidir.

Profesyonel kariyeri boyunca finans ve teknoloji sektörlerinde öncü çalışmalara imza atan Tezmen, Türkiye’nin ilk online işlem platformlarından birini hayata geçirerek inovasyon alanında önemli bir adım atmıştır. Kurucu ortağı olduğu Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Tera Finans Faktoring ve Tera Yatırım Bankası’nda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmakta; aynı zamanda Tera Yatırım Teknoloji Holding, Tera Finansal Yatırımlar Holding, Tera Yatırım Holding ve Peker GYO’da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

16 Eylül 2026 Çarşamba

DÜĞÜN ÜZERİNDEN KARA PARA NASIL AKLANIYOR?

Cahit UYANIK 

Vanlı Kara Haydar örneğinde olduğu gibi...

Düğün üzerinden kara para nasıl aklanıyor?

Elinizde yasa dışı işten elde ettiğiniz veya yasa dışı işten elde edenlerin 'akla şunu, komisyonunu al' diye size verdiği 250 milyon naktiniz var.

Bu paranın bir şekilde bankaya yatırılıp temizlenmesi gerekiyor.

Göstermelik bir düğün yapıyorsunuz, altın görünümlü tenekeleri alıp geline-damada takı diye takıyorsunuz.

Düğün bitince takıları çöpe atıyorsunuz. Vanlı Kara Haydar gibi küçük bir para karşılığı köydeki bir başkasının ahırına da gömebilirsin; 2-3 düğün sonra kullanırım diye... En baştaki 250 milyonu da götürüp bankaya yatırıyorsunuz. Sorulduğunda ise "Düğün yaptım. Ben aşiret üyesiyim. Herkes ziynet taktı" diyorsun...

15 Eylül 2026 Salı

KULİS / DENİZ BAYKAL ANTEPLİLERİ AĞAÇ ETTİ!

Cahit UYANIK 

Allaha şükür, artık Türkiye'nin dört bir yanına uçakla ulaşmak mümkün. Ancak bu durumun faydaları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Nasıl mı? Geçen hafta seçim gezileri çerçevesinde Adıyaman ve Gaziantep'e giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Gaziantep Havaalanında küçük çaplı bir krize yol açtı. Gaziantep'ten Ankara'ya uçmak için vaktinde havaalanına gelen yolcular polis noktasından geçip uçuş kartlarının kontrol edileceği bölüme geçtiler. 35 dereceyi aşan sıcakta kapısı-camı kapalı küçük bir salonda 100'ü aşkın kişi beklemeye başladı. Buraya kadar herşey normaldi.

Ancak uçağa biniş saati gelmesine rağmen hiç kimse aprona çıkıp uçağa geçemedi. Sonunda yolcular iyice sabırsızlandı. Gecikmenin nedeni araştırılıp soruşturulmaya başladı. Öğrenildi ki Baykal yolda ve uçağa yetişecek! "Uçağa alın, orada bekleyelim" önerisi de THY yetkililerince geri çevrilince,  harareti iyice yükselen salon adeta cehenneme dönüştü. Sonunda 1 saat gecikmeyle uçağa binilebildi.

14 Eylül 2026 Pazartesi

KULİS / IMF TÜRKİYE'DE İLK KEZ İŞÇİLERİ DİNLEDİ; HAZİNE GÖRÜŞMEYE 'KÖSTEBEK' SOKTU!

BAYRAM MERAL-THOMAS HARDY GÖRÜŞMESİNDEKİ KÖSTEBEK!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta TÜRK-İŞ, tarihinde ilk kez bir IMF Heyeti tarafından ziyaret edildi. Memleketimizden bugüne kadar onlarca IMF Heyeti geldi geçti de, DPT'sini, Hazinesini, türlü türlü bakanlığı teftiş ettiler de, düşüncelerini dinlediler de garibim TÜRK-İŞ'i aklına getiren hiç olmamıştı. Kısmet IMF'nin yeni Türkiye Masası Şefi Martin Hardy'e imiş. 

Peki bu görüşme öncesinde neler yaşanmıştı dersiniz? IMF'nin randevu talebi TÜRK-İŞ'e ulaşınca haliyle bir miktar şaşkınlığa yol açmış. Ziyaret esnasında da bu durum iyice hissedilmiş ve  hoşbeşten sonra bu ziyaretin ilk olduğunu öğrenen Hardy de şaşkınlık ortamına dahil olmuş.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

BU BİR ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ? VANLI KARA HAYDAR VEYA DİLAN-ENGİN POLAT KARA PARA AKLAMA İDDİALARINA RAĞMEN NEDEN BU YASA DIŞI FAALİYETLERİNİ SOSYAL MEDYADA VİDEO OLARAK PAYLAŞIYOR?

Bu durum, kriminoloji ve psikolojide "dijital narsisizm", "görünürlük paradoksu" ve "sosyal cezasızlık algısı" kavramlarıyla açıklanır. Yasa dışı veya şüpheli işler yapılmasına rağmen bu hayatın sosyal medyada açıkça sergilenmesinin arkasında yatan temel psikolojik ve davranışsal dinamikler şunlardır:

​Dokunulmazlık ve Güç Hissiyatı: Kişiler belirli bir maddi ve sosyal güce ulaştıklarında, yasal yaptırımların kendilerine ulaşmayacağına dair sanal bir "dokunulmazlık" algısına kapılırlar. Bu güç hissi, gizlenme ihtiyacını bastırır.

​Narsistik Onay ve Gösteriş Merakı: Sadece paraya sahip olmak bu profiller için yeterli değildir; paranın getirdiği statünün toplum tarafından onaylanması ve kıskanılması gerekir. Beğeni, takipçi ve lüks gösterisi bir tür psikolojik doyum kaynağıdır.

​Sermayeyi ve İmajı "Aklama" Çabası: Lüks yaşamı sürekli paylaşmak, paranın kaynağını "çok başarılı bir iş insanı", "fenomen" veya "hayırsever" imajının arkasına saklama çabasıdır. Zenginliği meşrulaştırmak için dijital bir vitrin oluşturulur.

7 Eylül 2026 Pazartesi

LOKANTA, HAMBURGERCİ, TATLICI VB. ÜZERİNDEN KARA PARA NEDEN VE NASIL AKLANIR?

Restaurant ve tatlıcı gibi Nakit Akışının Yoğun Olduğu İşletmeler (NIB - Cash-Intensive Businesses), genellikle "miksleme" (blending) yöntemiyle kara para aklamak için kullanılır.

​Temel mantık, yasa dışı elde edilen nakit parayı sanki dükkana gelip yemek yemiş veya tatlı satın almış gerçek müşterilerin ödemesiymiş gibi ticari sisteme sokmaktır. Aklama süreci şu yöntemlerle işler:

​Hızlı Tüketim ve Küçük Satış Tutarları: Burger ve tatlı gibi ürünlerin birim fiyatları görece düşüktür ve gün içinde çok sayıda küçük nakit işlem yapılır. Küçük tutarlı yüzlerce hayali satışı sisteme sokmak, yüksek tutarlı tek bir şüpheli transfer yapmaktan çok daha az dikkat çeker.

​Hayali Müşteri ve Sahte Fiş Oluşturma: İşletme sahibi, kasadan gerçekte hiç satılmayan yüzlerce burger veya tatlı satılmış gibi sahte fiş/fatura keser. Kirli nakit para kasaya girer, karşılığında sisteme "meşru satış geliri" olarak işlenir.

6 Eylül 2026 Pazar

2027-2029 OVP'SİNDE EKONOMİK HEDEFLERDEKİ REALİZM SEÇİM EKONOMİSİNE GİRİŞ İLE AÇIKLANABİLİR

Cahit UYANIK

● OVP'NİN ZAMANINDA AÇIKLANMASI OLUMLU: 2027/2029 Orta Vadeli Programının çok fazla bekletilmeden, öngörüldüğü gibi Eylül'ün ilk haftasında açıklanması olumlu. Berat Albayrak'ın Bakanlığı döneminde OVP'ler neredeyse 2-3 hafta gecikme ile açıklanırdı. Söz gelimi 2018 yılında OVP 20 Eylül'de, ismi de teamüllere aykırı olarak 'Yeni Ekonomik Program' olarak değiştirilerek açıklanmıştı. Bu gecikme ekonomik hedeflerde kararsızlık, düzensizlik ve devletin kendi içinde bile uzlaşamaması algısı doğuruyordu. 

● SEÇİM YILLARI OVP'Sİ:  2027/2029 OVP bir genel seçim (2027 veya 2028) bir yerel seçim (2029), belki de 1 anayasa referandumunu kapsaması açısından 'Seçim yılları OVP'si' olarak değerlendirilmeli. Yani Türkiye en az 3-4 yıllık seçimsiz dönemi geride bırakıyor. OVP hedefleri aynı zamanda seçim ekonomisi etkilerini de kapsıyor ve hedeflerdeki nispi realizm bu etki ile de açıklanabilir. Çünkü seçim yılı yaklaştığında tutmayan bir enflasyon hedefi, normal zamana göre iktidara seçim kaybetme faturası çıkarabilir. Bu bir yerde şişmanlayacağını bilen birinin bir üst beden büyük kıyafet almasına benziyor.

4 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK... GENEL MÜDÜRÜN ODASINDA TELEVİZYON, BİLGİSAYAR YOKKEN; TESTAŞ'I DÜNYA ELEKTRONİK DEVLERİNE SATMAYA KALKIŞTIK

Doğan Mahmutoğlu

TESTAŞ'ın Yeni Genel Müdürü Doğan Mahmutoğlu:

"TESTAŞ, BU HALİYLE ÖZELLEŞTİRİLEMEZ"

Taksilerdeki taksimetre, yolcu otobüslerindeki takografları üreten ve özelleştirme kapsamına alınan TESTAŞ, adeta bir kötü yönetim abidesi... TESTAŞ'ta en gelişmiş mikro işlemci teknolojisi ile 'chip' üretilebilir. Ancak gelin görün ki genel müdürün odasında televizyon, video oynatıcı ve bilgisayar yok! TESTAŞ'ın birinci sınıf mühendis kadrosu var ama 60 milyon dolarlık tesiste deneme üretimi bile yapılamıyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. (TESTAŞ) 1976 yılında elektronik sanayisinin gelişmesine öncülük etmesi amacıyla kurulmuş bir KİT veya devlet şirketi. TESTAŞ, 1989 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Seçimlerde DYP'den milletvekili adayı olup kaybeden Doğan Mahmutoğlu ise TESTAŞ'ın yeni genel müdürü... Mahmutoğlu ile TESTAŞ'ın özelleştirme öncesi ne durumda olduğunu görüştük:

- TESTAŞ özelleştirme açısından hangi aşamada bulunuyor?

Mahmutoğlu: TESTAŞ'ın 1992 tahmini bütçesi ayda 4-5 milyar lira zarar gösteriyor. Şirket yıllardır çelik bir çember içinde. Biz bu çemberi toplu iğneyle bile olsa kazıya kazıya kıracağız. Ama özelleştirmeye giderken milli servetin çarçur edilmesini de istemem. Hedefimiz TESTAŞ'ı özelleştirmeye hazır hale getirmek. Zaten şirketi bu haliyle özelleştirmeye kalksak, gelip alan olmaz. 

- Neden?

Mahmutoğlu: Türkiye'de her yıl piyasaya giren taksi ve ağır vasıtanın sayısı sınırlı iken TESTAŞ taksimetre ve takografa takılmış kalmış. Aydın'daki Direnç ve Kondansatör  Fabrikasında yıllardan beri teknoloji yenilenmemiş. Teknoloji eski olduğu için fazla bir müşterimiz de yok. 40 liraya malettiğimiz direnci, ithalatçılarla rekabet edebilmek için 35 liraya satmak zorundayız.

- Peki TESTAŞ'ın özelleştirmeye hazır hale gelmesi için neler yapılıyor?

Mahmutoğlu: Yurt içi ve dışındaki firmalarla ortak yatırıma gitmeye çalışıyoruz. Yabancı firmalarla Türkiye'de gerçekleştirmeyi düşündüğümüz üç projemiz var. Amacımız öncelikle para kazanmak... Çünkü personelin maaşını ödemekte zorlanıyoruz. Bir de sürekli yeni proje bulma gayreti içindeyiz. Elektronik sanayisinde iki saat önce bulduğunuz ürün iki saat sonra demode olabiliyor. Geçenlerde bir Japon firması kredi verecekti, projemiz yok! Bunun için şimdi bir 'Araştırma ve Proje Dairesi' kurdum.

1 Eylül 2026 Salı

1 EYLÜL 2026 İTİBARIYLA ASGARİ ÜCRETE AÇLIK SINIRI KADAR ZAM YAPILACAK OLSA, ZAM ORANI YÜZDE 33,2 OLURDU

- ASGARİ ÜCRET 2,5 YILDIR NEDEN AÇLIK SINIRININ ALTINDA TUTULUYOR?

Cahit UYANIK 

Bu grafikler ne anlatıyor?

Asgari ücret 2 yıl 6 aydır açlık sınırının altında bulunuyor. (Asgari ücret 2024-Şubat ayında açlık sınırının üzerine çıkmış sadece... Sonrasında hep altında...)

Üstelik asgari ücrete 2 defa zam yapılmış olmasına rağmen yaşanmış bu sıra dışı durum...

Sadece 2025-Şubat ayında 'başabaş' gelmişler, o kadar...

Makas son 1 yıl 6 aydır ise giderek büyümüş.

Bundan 3 ay sonra 2027 yılı asgari ücreti için masaya oturulacak iken bunu paylaşmak istedim. 

Çalışanların yüzde 60'ının asgari ücret veya komşu ücretler aldığı Türkiye gibi bir ülkede asgari ücret neden baskılanır, onu da açık açık yazayım:

30 Ağustos 2026 Pazar

LİRA BOLLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR: MERKEZ BANKASININ OPERASYONLARI KASIM-1992'YE KAYDI


Merkez Bankası /

Ay ortasında 38 trilyon liraya ulaşan emisyon, hedeflenen 32-33 trilyon liraya çekilemedi ama yine de azaltıldı. Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle asıl 'sünger operasyonu' ise gelecek ay yani Kasım-1992'de gerçekleştirilecek. 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, Ekim-1992 ayı maaş ödemeleri ile birlikte para piyasalarında yaşanan lira bolluğunun önüne geçemiyor. Maaş ödemelerinin hemen ardından gelen hafta sonu tatili, Merkez Bankasının operasyonlarını geciktirici bir rol oynadı. Aynı şekilde bu hafta da Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle Merkez Bankasının operasyonları sınırlı düzeyde kalabilecek. 

Maaş ödemeleri ile birlikte ilk kez 38 trilyon lira sınırını aşan emisyon, bir türlü normal düzeyi olan 32-33 trilyon liraya çekilemezken, hafta ortasında yapılacak yaklaşık 6 trilyon liralık iç borç itfası piyasalardaki lira bolluğunun sürmesine neden olacak. Merkez Bankasının iç borç itfasını geçen haftalarda yaptığı bono satışı ve kısa vadeli avanslara dayanarak karşılaması bekleniyor.

Para piyasalarının ateşinin düşürülmesi önümüzdeki ayın başına ertelenirken; her ayın 15'inde periyodik olarak artan ve piyasaları adeta şoka sokan maaş ödemelerinin Kasım ayındaki etkisinin ne olacağı ise şimdiden bilinmiyor. Ancak bu konuda yapılabilecek tek isabetli tahmin önümüzdeki ay emisyonun ilk kez 40 trilyon lira sınırını aşacağı olabilir.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

PKK YILDA 1,5-3 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİYOR. 28 MiİLYAR DOLAR BİRİKMİŞ PARASI VAR. SİLAH BIRAKINCA PKK"NIN PARASI NE OLACAK?

Terör örgütü PKK ve uzantılarının toplam yıllık gelirinin 1,5 ila 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Örgüt, bu gelirleri küresel ve bölgesel çaptaki yasa dışı faaliyetler ile örgütsel fonlama mekanizmaları üzerinden sağlar.  Geçmiş yıllarda yayınlanan bazı istihbarat analizleri ve medyaya yansıyan iddialarda, örgütün küresel ağları, taşınmazları ve ticari ortaklıkları üzerinden dönemsel olarak milyarlarca dolarlık (çeşitli raporlarda 28 milyar dolar veya geçmiş arşivlerde farklı rakamlar gibi) bir ekonomik büyüklüğe veya fon yönetimine sahip olduğu öne sürülmüştür. 

Net bir "toplam birikim" rakamı verilememekle birlikte, elde edilen yasadışı gelirlerin büyük kısmının lojistik, silah temini, militan/aile iaşesi ve propaganda faaliyetleri için anlık olarak harcandığı, kalan kısmının ise offshore hesaplar ve karmaşık illegal ağlar üzerinden aklandığı değerlendirilmektedir.

​Finans Kaynakları:  

​Uyuşturucu Ticareti: En büyük gelir kalemi olup, Orta Doğu-Avrupa uyuşturucu rotasındaki üretim, transit geçiş "vergisi" ve dağıtımdan yıllık ortalama 1,5 milyar dolar elde edilmektedir. Avrupa pazarındaki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü kontrol eder.  

​İnsan Kaçakçılığı ve Kaçakçılık: Sınır hatlarındaki yasa dışı insan, sigara, yakıt ve sahte ilaç geçişlerinden alınan paylar ve harçlar.  

​Avrupa ve Dış Coğrafya Fonları: "Kampanya", "bağış" ve "vergi" (örneğin Rojava/Kürdistan fonu) adı altında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diyasporadan toplanan yıllık 30 ila 50 milyon avro civarındaki gelir.

​Gümrük ve Şantaj/Haraç: Irak ve Suriye'deki hakimiyet kurduğu veya nüfuz ettiği sınır kapılarından geçen ticari mallardan kesilen "sözde gümrük vergileri" ve iş insanlarından tehdit/şantaj yoluyla toplanan paralar.

​Meşru Görünümlü Ticari Yapılar: Avrupa ve Orta Doğu'daki vakıf, dernek, medya organı ve ticari işletmeler üzerinden yürütülen aklama faaliyetleri...