30 Ağustos 2026 Pazar

LİRA BOLLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR: MERKEZ BANKASININ OPERASYONLARI KASIM-1992'YE KAYDI


Merkez Bankası /

Ay ortasında 38 trilyon liraya ulaşan emisyon, hedeflenen 32-33 trilyon liraya çekilemedi ama yine de azaltıldı. Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle asıl 'sünger operasyonu' ise gelecek ay yani Kasım-1992'de gerçekleştirilecek. 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, Ekim-1992 ayı maaş ödemeleri ile birlikte para piyasalarında yaşanan lira bolluğunun önüne geçemiyor. Maaş ödemelerinin hemen ardından gelen hafta sonu tatili, Merkez Bankasının operasyonlarını geciktirici bir rol oynadı. Aynı şekilde bu hafta da Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle Merkez Bankasının operasyonları sınırlı düzeyde kalabilecek. 

Maaş ödemeleri ile birlikte ilk kez 38 trilyon lira sınırını aşan emisyon, bir türlü normal düzeyi olan 32-33 trilyon liraya çekilemezken, hafta ortasında yapılacak yaklaşık 6 trilyon liralık iç borç itfası piyasalardaki lira bolluğunun sürmesine neden olacak. Merkez Bankasının iç borç itfasını geçen haftalarda yaptığı bono satışı ve kısa vadeli avanslara dayanarak karşılaması bekleniyor.

Para piyasalarının ateşinin düşürülmesi önümüzdeki ayın başına ertelenirken; her ayın 15'inde periyodik olarak artan ve piyasaları adeta şoka sokan maaş ödemelerinin Kasım ayındaki etkisinin ne olacağı ise şimdiden bilinmiyor. Ancak bu konuda yapılabilecek tek isabetli tahmin önümüzdeki ay emisyonun ilk kez 40 trilyon lira sınırını aşacağı olabilir.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

PKK YILDA 1,5-3 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİYOR. 28 MiİLYAR DOLAR BİRİKMİŞ PARASI VAR. SİLAH BIRAKINCA PKK"NIN PARASI NE OLACAK?

Terör örgütü PKK ve uzantılarının toplam yıllık gelirinin 1,5 ila 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Örgüt, bu gelirleri küresel ve bölgesel çaptaki yasa dışı faaliyetler ile örgütsel fonlama mekanizmaları üzerinden sağlar.  Geçmiş yıllarda yayınlanan bazı istihbarat analizleri ve medyaya yansıyan iddialarda, örgütün küresel ağları, taşınmazları ve ticari ortaklıkları üzerinden dönemsel olarak milyarlarca dolarlık (çeşitli raporlarda 28 milyar dolar veya geçmiş arşivlerde farklı rakamlar gibi) bir ekonomik büyüklüğe veya fon yönetimine sahip olduğu öne sürülmüştür. 

Net bir "toplam birikim" rakamı verilememekle birlikte, elde edilen yasadışı gelirlerin büyük kısmının lojistik, silah temini, militan/aile iaşesi ve propaganda faaliyetleri için anlık olarak harcandığı, kalan kısmının ise offshore hesaplar ve karmaşık illegal ağlar üzerinden aklandığı değerlendirilmektedir.

​Finans Kaynakları:  

​Uyuşturucu Ticareti: En büyük gelir kalemi olup, Orta Doğu-Avrupa uyuşturucu rotasındaki üretim, transit geçiş "vergisi" ve dağıtımdan yıllık ortalama 1,5 milyar dolar elde edilmektedir. Avrupa pazarındaki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü kontrol eder.  

​İnsan Kaçakçılığı ve Kaçakçılık: Sınır hatlarındaki yasa dışı insan, sigara, yakıt ve sahte ilaç geçişlerinden alınan paylar ve harçlar.  

​Avrupa ve Dış Coğrafya Fonları: "Kampanya", "bağış" ve "vergi" (örneğin Rojava/Kürdistan fonu) adı altında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diyasporadan toplanan yıllık 30 ila 50 milyon avro civarındaki gelir.

​Gümrük ve Şantaj/Haraç: Irak ve Suriye'deki hakimiyet kurduğu veya nüfuz ettiği sınır kapılarından geçen ticari mallardan kesilen "sözde gümrük vergileri" ve iş insanlarından tehdit/şantaj yoluyla toplanan paralar.

​Meşru Görünümlü Ticari Yapılar: Avrupa ve Orta Doğu'daki vakıf, dernek, medya organı ve ticari işletmeler üzerinden yürütülen aklama faaliyetleri...

23 Ağustos 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BÜYÜK DEVALÜASYON BİTTİ, TÜRK EXİMBANK SAHAYA ÇIKTI: SEVK ÖNCESİ İHRACAT KREDİ HACMİ YÜZDE 127 ARTIŞLA 44 TRİLYON LİRAYA YÜKSELTİLECEK

Ersoy Volkan 
Türk Eximbank Genel Müdürü Ersoy Volkan'dan müjde: 

"44 TRİLYON LİRALIK KREDİ İHRACATÇIYI BEKLİYOR"

İhracat artışı sağlamak için kollar sıvandı. Türk Eximbank, ihracatçılara üretim aşamasında kullandırdığı ve geçen yıl 19,4 trilyon liralık hacme ulaşan sevk öncesi ihracat kredilerini kriz yılı 1994'te yüzde 127'lik artışla 44 trilyon liraya yükseltecek.

Cahit UYANIK 

Türkiye, uzun zamandır ihracatını artırmak için uğraşıyor ama bir türlü başaramıyordu. Yılbaşından bu yana döviz kurlarındaki hızlı tırmanışın da desteği ile ihracatta ilk olumlu sinyaller gelmeye başladı. Bundan sonra ise -deyim yerindeyse-  top Türk Eximbank'a geçti. Türk Eximbank'ın çiçeği burnunda Genel Müdürü Ersoy Volkan, Ekonomik Trend'e yaptığı açıklamada bu yıl toplam 44 trilyon lira kredi kullandıracaklarını bildirdi. Sorularımızı cevaplandiran Volkan, ihracat kredilerine uygulanan faiz oranlarında ise yeni bir artışa gitmeyi düşünmediklerini ifade etti: 

Ekonomik Trend: Türk Eximbank, ihracat olgusu ve ihracatın desteklenmesi açısından bakıldığında nereye konumlanmış durumda?

Volkan: Gelişmiş ülkelerde ihracat desteklerinin doğrudan parasal teşviklerden ziyade kredi, ihracat garantisi ve ihracat sigortası mekanizmaları ile 'dolaylı olarak' sağlandığı; üretim sürecinden başlayarak teşvikler uygulandığı görülüyor. Yani ihracatın desteklenmesi 'ön yatırım teşvikleri' ile oluyor. Daha sonra da yine üretim aşamasında; ihraç malları girdilerine sübvansiyonlar verilip ürünün maliyeti azaltılıyor. Son aşamada ise ihracat garantisi ve ihracat sigortası yoluyla ihraç edilecek mala uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazandırılması amaçlanıyor. 

Türk Eximbank kurulduğu günden beri ihracatçılar için çeşitli kredi, garanti ve sigorta programları geliştiriyor. İhracatçılar ve yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlere, gelişmiş ülke ihracat finansman kuruluşlarının yıllardır kullandırdığı enstrümanların aynısından yararlanma imkanı sağlıyoruz. İhracata sağlanan teşviklerde sektörel tercihler ortaya koyuyoruz.  Bu tercihlerin ise dinamik mukayeseli üstünlükler ile rekabetçi potansiyeli olan sektörler lehine yapılmasını sağlıyoruz ki, kaynakları etkin kullanabilelim.

- Yaşanan ekonomik krizle mücadelede Türk Eximbank bu yıl neler yapmayı planlıyor?

Volkan: Türk Eximbank 1994 yılında da Türk ihracatçısı ve taahhüt sektörünü elindeki tüm kaynaklarla desteklemeye devam edecek. Mevcut uygulanan ve ihracatçılarımızı daha üretim aşamasında desteklediğimiz Sevk Öncesi İhracat Kredisi (SÖİK) uygulaması ihracat artışına paralel olarak genişletilecek. Ayrıca KOBİ'ler için ayrı bir kredi uygulaması da başlatıldı. Kredi programlarında -talep edildiği şekilde- döviz seçenekli kullanım ise 'İhracat Döviz Kredisi' ile uygulamaya alındı. Ayrıca; ihracatçımız çeşitli ülkelere 'kabul kredili ihracat' yapıyor. Yani alıcı, bizden ithal ettiği malı ancak sattıktan sonra ihracatçımıza ödeme yapıyor. Bu, ihracatçı için bir finansman ihtiyacı doğuruyor. Bu tip ihracata 'köprü döviz kredisi' şeklinde finansman imkanı yaratmak da istiyoruz ve başvuruları değerlendiriyoruz. Dış müteahhitlik hizmetlerinin desteklenmesi amacıyla da kredi programlarının uygulamaya konulması planlandı ve başvurular alınmaya başlandı. 

Ancak kriz, mali sektördeki etkisini bilinen boyutlarda gösterdi. Bu ortamda Türk Eximbank ihracatçılara kullandırdığı kısa vadeli SÖİK'te herhangi bir aksama olmaması için tüm tedbirleri aldı ve almaya devam ediyor. Yeni ekonomik tedbirlerin uygulamaya girdiği Nisan-1994'ten Mayıs ayı ortasına kadar yani 1,5 ayda 4,6 trilyon liralık kredi kullandirdık. Temin edeceğimiz 4 trilyon lira ek kaynak ile 1994 yıl sonuna kadar en az 44 trilyon lira mertebesinde ihracat kredisi vermeyi planlıyoruz. Mayıs ayından itibaren kısa vadeli döviz kredilerinde de artışlar var. Aracı bankalar üzerinden verilen 1 yıla kadar vadeli döviz kredilerini son 1 ay içinde 30 milyon dolardan fazla kullandırdık. Yıl içinde bu döviz kredilerinin daha artarak 750 milyon dolarlık ihracatı destekleyecek bir boyuta yükseleceğini düşünüyoruz.

- Kullandırdığınız kredilerin faizlerini neden artırdınız? Yeni bir faiz artışı olacak mı?

Volkan: Mali piyasalarda yaşanan gelişmeler ve Merkez Bankasının kısa vadeli reeskont oranını 21 Nisan 1994'ten itibaren yükseltmesine paralel olarak ihracat kredi faiz oranlarını 30 puan artırdık. Türk Eximbank'ın kullandırdığı SÖİK'te kullanım süresine bakılmadan yıllık yüzde 49 olan faiz de yüzde 79'a çıkarıldı. Hedef Pazar İhracat Kredisi faiz oranı da yüzde 39'dan yüzde 69'a yükseltildi. Biz Türk bankacılık sisteminin içine girdiği yüksek faiz döneminde, yüzde 70'ler düzeyinde sübvansiyonlu krediler kullandırarak ihracatçılara hizmet vermeye devam ediyoruz. Halen uyguladığımız faiz oranlarında da herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz.

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

14 Ağustos 2026 Cuma

LACİVERT KUMAŞ TAKKE, KUMAŞ PANTOLON VE GONCA KURİŞ...

Cahit UYANIK 

Süleymancılar'a operasyon yapılmış.

Süleyman Hilmi Tunahan'miş kurucuları...

İki Süleyman tanıyorum oysa ben: Kanuni Sultan Süleyman ve Süleyman Demirel. 

Sempatik Yeşilçam aktörü Süleyman Turan, karizmatik BJK Başkanı Süleyman Seba, efsanevi istihbaratçı Süleyman Askeri Bey vd. saymazsak tabii...


Yine de meraktan arastirmistim bu grubu bir ara... Süleymancilar'in iki nişanesi bulunuyor: 

1) Lacivert kumaş takke takmaları

2) Kumaş pantolondan başka birsey giymemeleri...


Rahmetli babam terzi olduğu için belki...

Bendeniz de kumaş pantolonu çok severim. 

Bunu öğrenince birkaç kot, kanvas pantolon daha almadım değil hani...

Yapay zekayı çalıştırdım yine, boş durmasin; bakalım tek tip kıyafetlerle ilgili ne dedi?


Aynı tip kıyafet giyen insan grupları veya hareketler, bireyselliğin yok oluşunu ve katı bir itaati simgelediği için psikolojik olarak korku veya tedirginlik yaratabilir.Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan derin anlamlar taşır.

13 Ağustos 2026 Perşembe

BİR GÜNÜN BEYLİĞİ, BEYLİKTİR VEYA ANTİ-KAMUFLASYONUN HİKMETİ: 70 TL'YE DÜŞEN DİZEL FİYATI...

Cahit UYANIK 

Son zamanlarda ekonomi ile ilgili duyduğum ve yaratılmış en güzel kavram, 'kamuflasyon'...

Yani 'Hatalı davranışları ve yanlış fiyatlandırmaları dolayısıyla kamunun sebep olduğu  enflasyon' anlamına geliyor. Özellikle son 10 yılın hükümetlerinde bunların örnekleri yazılsa, eski deyimle ansiklopedi olur.

(Yanlış bilmiyorsam kamuflasyon kavramının mucidi, tecrübeli ekonomi gazetecisi Şeref Oğuz... )

İşte birkaç gündür yine kamuflasyon ile uğraşıyoruz. Daha 2 gün önce dizelin satış fiyatının bazı kentlerimizde 89 TL'ye kadar yükseleceğini yazmıştım. Böylesi bir durumun enflasyona doğrudan ve zamana yayılmış aşamalı etkileri olacağı, yıl sonu enflasyon rakamının yüzde 30'u aşacağını herkes görüyordu. Çünkü açıklanacak ağustos ayı enflasyonu ilk tahminleri şimdiden yüzde 2,5'u geçmişti.

Ne yapıldı peki? Anti-kamuflasyoncu bir davranışla dizelde ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. Sonraki aylarda da 3'er TL 3'er TL artırılarak  yıl sonunda 13,9 TL'ye yükseltilmesi (3-6-9-12 ve 13,9 TL) öngörüldü   Burada gizli hedef şu: 'Ham petrol fiyatları yeniden 65-70 dolara düşerse, biz de 13,9 TL ÖTV'ye ulaştığımızda ayar çekip dizel fiyatını en fazla 80 TL'de tutarız' diye düşünülüyor. Böylece yıl sonu enflasyonu da yüzde 28-29'da kalabilir. 

12 Ağustos 2026 Çarşamba

MARANGOZ KESERİ, VERGİ KESERİ VE... VERGİNİN VERGİSİNİN VERGİSİNİ ALMAK...

Cahit UYANIK 

Türkiye'de bu gece yarısından itibaren yeni zamla dizel fiyatı 89 TL'ye (1,62 Euro) kadar yükselecek. Bazı yorumcular devletin gizli hedefinin devam edecek zamlarla 2 Euro yani 110-115 TL civarı olduğunu söylüyor. Göreceğiz onu...


Bu tartışmalar bir yana...

Türkiye'de uzun yıllardır 'verginin vergisinin vergisinin' alındığını biliyor musunuz?

Cevabınız 'hayır' ise akaryakıt fiyat oluşumu ve sonrasına beraber   bakalım derim...


Bir akaryakıt ürünü rafineriden çıkarken devlet ondan litre başına sabit bir Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alır. 

Sonra bu vergili  akaryakıt ürünü fiyatına Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) payı, marker masrafı, taşıma masrafı, ana dağıtıcı kar payı, akaryakıt bayisi kar payı eklenir. 

İşte buraya dikkat...

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

6 Ağustos 2026 Perşembe

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN İFADE ETTİĞİ TERÖRÜN TÜRKİYEYE 2,3 TRİLYON DOLARLIK MALİYETİNİN AYRINTILARI BELLİ Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın belirttiği 2,3 trilyon dolarlık terör maliyetine ilişkin resmî ve kalem kalem ayrıştırılmış ayrıntılı bir hesaplama tablosu henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

​Buna karşın yapılan resmî açıklamalarda ve ilgili makroekonomik değerlendirmelerde, bu tutarın hangi temel bileşenlerden oluştuğuna dair şu ana başlıklar öne çıkmaktadır:

​Öne Çıkan Başlıklar ve Hesaplama Boyutu

​Yıllık ve Fırsat Maliyeti: Terörün yıllık ortalama maliyetinin 50 milyar doları aştığı; doğrudan ve dolaylı kayıplara "fırsat maliyeti" (yapılamayan yatırımlar, kaçırılan ekonomik potansiyel) eklendiğinde toplam ekonomik kaybın bu rakamların da üzerine çıktığı vurgulanmaktadır.

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

EKONOMİ HABERLERİ 'ÇEKTİ' SÖZCÜĞÜNDEN ÇOK ACI ÇEKİYOR

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğinin son baş belası "çekti" sözcüğü...
"Merkez Bankası faizi yüzde 12'ye çekti" yazıyorlar.
Nereden nereye çekti, belirsiz...
Azalttı mı, artırdı mı; mesajsız... 
Kısır bir anlatım tarzı.

Bir rakam azalsa da artsa da "çekildi" veya "çekti" diye yazıyorlar.
"Azalttı", "düşürdü" veya "artırdı", "yükseltti"nin suyu çıkmış olmalı, hayret...
Güzel Türkçemizi kısırlaştırmayalım, zenginleştirelim lütfen...

(Bu yazı 22 Eylül 2022 tarihinde Twitter sayfamda yayınlanmıştır.)

'ÖRÜMCEK AĞI'NA DÜŞMÜŞ TÜRK SOĞANINI, NEDEN 'ÖRÜMCEK ADAM' GELSE KURTARAMAZ?


Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) eski başkanlarından, meslek büyüğümüz Zülfikar Doğan Radyo Sputnik'teki yayınında diyor ki: 

🔸Soğanın tarladaki fiyatı geçen yıl 5 liraydı, bu yıl 33 liraya çıktı; markette ise 50-60 liraya dayandı.

🔸Üretici zarar ettiği için bu yıl soğan ve patates ekmedi. Üretim açığı ortaya çıkınca ithalat kapısı açıldı.

🔸Tarım ve Orman Bakanlığı 2024’te soğan ve patatesin de bulunduğu 13 stratejik üründe planlı üretime geçildiğini açıkladı. Ancak ortaya çıkan tablo, ‘Planlı üretim bunun neresinde?’ sorusunu gündeme getiriyor.


Evet, çok haklı sorular bunlar... Neden bunu yaşadığımızın cevabı ise vardır. Üniversitede ekonomi veya komşu bir lisans dalı okuyorsanız öğreneceğiniz ilk şeylerden biri de "Cobweb (Örümcek Ağı) Teoremi"dir. Neymiş bu teorem peki?

"Örümcek Ağı Teoremi, fiyattaki değişikliklere arz ve talebin anında tepki veremediği piyasalarda, fiyat ve miktar dalgalanmalarının zamanla nasıl dengeye ulaştığını veya dengeden uzaklaştığını açıklayan iktisadi bir modeldir.

​Özellikle tarım ürünleri gibi üretimi zaman alan (gecikmeli arz) piyasaları açıklamak için kullanılır. Üreticiler gelecekteki üretimi güncel piyasa fiyatına bakarak planlar; ancak ürün piyasaya çıktığında oluşan arz fazlası veya eksikliği fiyatı değiştirir ve bu durum döngüsel bir ağ görünümü yaratır."

Türk tarımı, ben mesleki yönden kendimi bildim bileli 'Örümcek Ağı'na takılıp kalmış bir sektördür. Bunu aşmak için bazı ürünlerde devletçe alım fiyatı ilan edilir. Söz gelimi buğday-arpa, fındık, çay gibi... Amaç, üreticiye üstü kapalı bir fiyat garantisi vererek ertesi yılın üretim miktarını sağlama almaktır. Bu; siyasetçilerin çiftçilerden oy alabilme kaygısıyla, 2000 yılı öncesine kadar öyle katı ve hesapsız-kitapsız uygulanıyordu ki mesela üreticiden alınan fazla ürün toprak altına gömülerek çürümeye terk ediliyor, yakılıyor veya denize dökülüyordu. Devlet, tüketilemeyecek veya ihraç edilemeyecek kadar çok aldığı, yani ne yapsa satamayacağı bir malı aldığı için sürekli bütçeye görev zararı yazıyor, bu da enflasyona sebep  oluyordu. 2000 yılından sonra destekleme alımları sınırlandırıldı ve o ürünün piyasa fiyatları ile bağı kuruldu. Artık toprağa gömülen buğday, denize dökülen çay haberleri okumuyoruz. 

26 Temmuz 2026 Pazar

KENTLİLEŞTİKÇE VE SIKLAŞAN EKONOMİK KRİZLER SEBEBİYLE DAHA AZ ÇOĞALABİLDİK... DİE "2000'DE 73, 2005'TE 78, 2010 YILINDA 87 MİLYON OLACAĞIZ" DEMİŞTİ ANCAK 2010'DA 73,7 MİLYONDA KALDIK. TÜRKİYE NÜFUSU 2026'DA HALA 86,1 MİLYON KİŞİ...

70 milyona çeyrek kala...

NÜFUS BOMBASI PATLIYOR

Hepsi hepsi 2000 yılında yani 9 yıl sonra Türkiye Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacak. Ve Özal'ın '70 milyonluk Türkiye' hayali gerçekleşecek. Ama 70 milyonluk Türkiye, güçlü bir Türkiye olacak mı?

Cahit UYANIK 

"Bugün 50, 15 sene sonra 70 milyon olacağız. O zaman bunların hesabını sorarız"... Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde Bulgaristan'daki Türklere yapılan zulüm karşısında söylediği sözler bunlar... Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) verilerine göre Özal'ın büyük önem verdiği '70 milyonluk Türkiye' hayaline tahminlerden çok daha önce ulaşacağız. DİE'nin geçtiğimiz yıllarda 1990 yılı için yaptığı nüfus tahmini 57 milyondu ve bu tahmin yaşayarak doğrulandı. DİE'nin 2000 yılı nüfusu için yaptığı tahmin ise 73 milyon. Nüfusumuz 2005 yılinda 78, 2010 yılinda 87 milyon kişiye yükselecek. Ve bu tahminler de muhtemelen doğrulanacak.

Artık 'kentli' olduk; İstanbul 17 milyon olacak

DİE 1990 yılı nüfus sayımı verilerinden yola çıkarak 72 ilin nüfusunun ne kadar olacağını 5'er yıllık aralarla tahmin etti. Bu tahminlere göre kentleşmedeki artış hız kesmeyecek. Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1985'te Türkiye makus talihini yenmiş ve yüzde 53 ile kentli nüfus kırsal nüfusu geçmişti. Geçen nüfus sayımında ise yüzde 59'a ulaşan kentli nüfus oranı, önümüzdeki yüzyılın başında yüzde 66'ya, 2010 yılinda ise yüzde 72'ye kadar yükselecek. Günümüzden 20 yıl sonra toplam nüfusun yarısı 10 kentte toplanacak ve sadece İstanbul'un nüfusu 17 milyonu bulacak. 

Peki kentlerin alt yapısı bu artan nüfusun sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesine elverişli mi? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Prof Dr. Erdoğan Alkin'e göre hızlı nüfus yoğunlaşmasının getireceği sorunların başında 'kentsel yozlaşma' geliyor:

"Alt yapısı tamamlanmamış bu kentlerin yeni baştan düzenlenmesi gibi, gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Kültür yozlaşmasını önlemek için, yine fakir ülkelerin ya da gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir eğitim programı uygulamak gerekecektir. Güvenlik, sağlık gibi konularda çok önemli sorunlar belirecektir. Hızla artan nüfusa uygun bir alt yapıyı geliştirmeye hiç bir şehrin bütçesinin yetmesi mümkün değildir. Bugün New York'ta bile alt yapıyı geliştiremiyorlar."

24 Temmuz 2026 Cuma

İKİ 'YENİ PARTİ', YUSUF BOZKURT ÖZAL, ÖZGÜR ÖZEL VE JOHN LENNON...

YUSUF BOZKURT ÖZAL'IN VE ÖZGÜR ÖZEL'İN 'YENİ PARTİ'Sİ ÜZERİNDEN BİR SİYASET VE HAYAT OKUMASI... 

MESLEK BÜYÜĞÜM MERHUM HAZARDAĞLI'DAN SİYASİLERİN BOŞ BOŞ KONUŞTUĞU UÇAK DEMEÇLERİ ANALİZİ...

Cahit UYANIK

Yusuf Bozkurt Özal'ı anımsayan var mı? 

Turgut Özal'ın küçük kardeşiydi.  

Özal, seçimleri kazanınca onu DPT Müsteşarı yapmıştı.

Kendisi de zamanında (1967-71 ve 1979-80 vekaleten) aynı görevi üstlenmişti çünkü...  

DPT'nin ne kadar önemli bir kurum olduğunu biliyordu.

Yusuf Bozkurt Özal 4 yıllık müsteşarlığı takiben 1987-1989 arasında yani Turgut Özallı ANAP inişe geçtiği yıllarda...

Siyasete 'resmen' geçip Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı da yapmıştı... 


1988-89, ANAP'ın sebep olduğu ilk önemli ekonomik krizin de senesiydi. 

Kafası 'büyücek' olduğu için esprilere konu edilen Yusuf Bozkurt'un aklı, -abisinin desteğine rağmen- krizi önlemeye ve çözmeye pek yetmemişti.

Krizin sebepleri, şu anda da yaşadıklarımızdan pek farklı değildi çünkü...Kişisel beceri ile çözülecek şeyler sayilmazdi. Aşırı değerli TL, yükselişe geçen enflasyonu önemsememek, devletin abartılı gösteriş tüketimi, yolsuzluklar, nepotizm, siyasi kayırmacılık,  Papatyalar vb... 1987'de ABD ekonomisinde yaşanan Kara Cuma'nın etkisi oldukça azdı. 

18 Temmuz 2026 Cumartesi

'HER KENTE BİR HAVAALANI' ERDOĞAN'IN DEĞİL ÇİLLER'İN PROJESİYMİŞ


Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek:

"HER KENTE BİR HAVAALANI, 25 YENİ YAT LİMANI..."

Havaalanı projeleri, Boğaz Tüp Geçişi, demiryolları, hava ulaştırma güvenliği ve yeni yat limanları... Ulaştırma Bakanı Erek; biten, inşası süren, ihale, proje ve planlama aşamasındaki milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerini tüm ayrıntıları ile anlattı. Erek, her kentte en az bir havaalanı olmasını istediklerini ve 3 yılda 40 havaalanını hizmete açmayı hedeflediklerini bildirdi. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Ali Şevki Erek

Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek, 2000'li yıllara doğru Türkiye'nin ulaştırma proje ve planlarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Ulaştırma Bakanlığı önümüzdeki günler için neler planlıyor?

Erek: Hizmetteki ana prensibimiz, her siyasetçi için geçerli olan ilke; devraldığı kurumu daha ileriye götürmektir. Şüphesiz aynı duyguyu biz de taşıyoruz. Aldığımız Ulaştırma Bakanlığı bayrağını çok daha ileri uçlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bakanlığın amacı, asgariden her kente bir havaalanı... Bu, 21. Yüzyılın gereğidir. Ancak ihracat, ithalat, ticaret, fabrika ve turizm yoğunluğu bulunan kentlerimizde ihtiyaca göre 1'den fazla hava alanı da olacak.

- Bu hedef için kaç havaalanı yapılması gerekiyor ve maliyetleri ne?

Erek: 1995, '96, '97 yıllarında 40 havaalanı hizmete sokmak kararındayız. Bunların bir kısmının etüt-proje, bir kısmının ihale, bir kısmının üzerinde ilk çalışmalar süratle devam ediyor. Bir kısmı da açılışa hazır hale gelmiş. Resmi açılış töreni yapılması çalışmaları son aşamaya gelmiş olan hava alanları Gümüşhane, Çanakkale, İskenderun, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Manisa, Siirt, Tokat, Aydın, Eskişehir, Isparta-Merkez'dir. Bunların bir kısmı resmen açılmamış olsa da çalışıyor. Kalanları Eylül'de, Ekim'de, Kasım'da veya yıl sonunda çalışmaya başlayacak. Mesela Isparta'yı Kasım'a bitirmeyi amaçlıyoruz. Kastamonu'yu bu yıl sonunda bitiremezsek önümüzdeki sezonda devreye alacağız. Ağrı'da şartlar müsait olursa Ekim, Nevşehir'de ise bu yıl sonuna veya en geç önümüzdeki turizm sezonunun başına hazır etme mücadelesini veriyoruz. Havaalanlarının maliyeti pist uzunluğuna göre, terminalin iç ve dış hatlara hizmet vermesine göre değişir. Ama bir havaalanının en asgarisiyle bugünkü maliyeti 100 milyar lira...