1 Kasım 2026 Pazar

TURSG'DA 1 YILLIK KARIN YARISI, SADECE BİR FİNANSAL İŞLEMLE NASIL BATIRILDI?

Cahit UYANIK 

Dün Türkiye Sigorta (TURSG) tarafından yapılan 16 milyar liralık zararın resmi yazılı açıklamasında bir bölüm ilgimi çekti:

"Buna göre ödünç menkul kıymet işlemleri kapsamında vadesinde iade edilmeyen devlet iç borçlanma senetleri için 8 milyar 963 milyon 261 bin 741 TL risk tutarı belirlendi."

Bugün bu açıklamanın ayrıntısının ne olabileceğini size anlatmak istiyorum. TURSG gibi büyük sigorta şirketleri, dev müşteri kitlesinden topladığı kasko, yangın, konut ve envai tür primleri 'sıfır risk-garantili getiri' sebebiyle Hazine kağıtlarında değerlendirerek enflasyona karşı korur. 

Bu devlet kağıtları başka finansal kuruluşlara ödünç  verilerek ek bir gelir de sağlanabilir. Buna "ödünç menkul kıymet işlemi" denilir. Ama çoğu müdebbir yani tedbirli ve ihtiyatlı yönetici bu tip işlemlere girmek istemez. Hele kendisinden bu kağıtları ödünç isteyen bir özel sektör kuruluşu ise hemen reddeder. Çünkü ne kadar teminat alırsa alsın bu ödünç menkul kıymetlerin iade edilmeme riski her zaman vardır. Bu işlemlerde bazen Takasbank da kullanılır. Ama özel sözleşmeyle de yapılabilir. Nasıl olursa olsun iade edilmeme riski her zaman, sağlanacak ek kazançlardan daha baskın bir duygudur. 

31 Ekim 2026 Cumartesi

'TÜRKİYE SİGORTA' İLE 'TÜRKİYE HAYAT VE EMEKLİLİK' ŞİRKETLERİNİN ACI HİKAYESİ...

- BU İKİ ŞİRKET SİNERJİ YARATARAK SEKTÖRDEKİ YABANCI AĞIRLIĞINI DENGELEMEK İÇİN 6 KAMU SİGORTA ŞİRKETİNİN BİRLEŞTİRİLMESİYLE KURULMUŞTU

- BU İYİ NİYETLİ GİRİŞİM MAALESEF BİR 'FİNANS VE SİGORTA OTOKRATI'NIN (TAHA ÇAKMAK) AÇGÖZLÜLÜK VE BASİRETSİZLİĞİ DUVARINA ÇARPTI

- TÜRKİYE SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ TAHA ÇAKMAK, ÜLKEMİZDEKİ 170-180 YILLIK GİRİŞİMCİ-BÜROKRATLIĞIN (GİROKRAT) EN BERBAT ÖRNEKLERİNDEN BİRİ OLARAK TARİHE GEÇTİ

Cahit UYANIK 

'Türkiye Sigorta' ile 'Türkiye Hayat ve Emeklilik' şirketleri bundan 6 yıl önce kamunun tüm sigorta şirketlerinin birleştirilmesiyle kuruldular. Ancak bunlardan Türkiye Sigorta maalesef fon soygununun 'numunelik' şirketi oldu. 

Oysa bu birleşme sinerji yaratarak, sigorta ve re-asürans (sigortayı sigorta etmek) sektöründe yabancı şirket ağırlığını dengelemek ve azaltmak için Türkiye Varlık Fonu tarafından gerçekleştirilmişti. Yani bu fakir milletin varlıkları daha iyi değerlendirilebilsin diye uygulamaya konmuştu. "Kamu parasında tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır" kültüründen habersiz bir 'yağmacı ve basiretsiz idareci faciası' sebebiyle bu güzel hedef hüsrana uğradı. 

Söylemek 'dile kolay' geliyor olsa da, Türkiye Sigorta ile Türkiye Hayat  ve Emeklilik şirketleri aslında 6 ayrı şirket demekti... Kamunun 2020 yılında birleşen sigorta şirketleri şunlardı:


1) ​Ziraat Sigorta

2) ​Halk Sigorta

3) ​Güneş Sigorta (Vakıfbank iştiraki)

4) ​Ziraat Hayat ve Emeklilik 

5) ​Halk Hayat ve Emeklilik

6) ​Vakıf Hayat ve Emeklilik

Elementer (hayat dışı) sigorta tarafı 'Türkiye Sigorta'; bireysel emeklilik ve hayat sigortası tarafı ise 'Türkiye Hayat ve Emeklilik' adı altında birleştirilmişti. Türkiye Sigorta artık borsada işlem gören Güneş Sigortayı kapsadığı için BİST şirketi de oldu. Türkiye Hayat ve Emeklilik ise borsada işlem görmüyordu.  

30 Ekim 2026 Cuma

EMEKLİ MAAŞLARI İÇİN İNTİBAK KANUNU ÇIKARILMASI NE DEMEK?

 - EMEKLİ MAAŞLARI ASLINDA NASIL YENİDEN DÜZENLENMELİ?

- MAAŞLAR NASIL İNTİBAK (DEĞİŞEN ŞARTLARA SÜREKLİ UYUM) ETTİRİLMELİ?

Cahit UYANIK 

Emekli maaşlarına yeni yılda bir düzenleme yapılacağı kesinleşti. Ancak yapılması düşünülen düzenlemelerin yeni adaletsizliklere yol açacağı maalesef hemen anlaşıldı. 

65 yaş altına düşük, 65 yaş üstüne daha yüksek zam formülü bunun en tipik örneği... Anayasada eşit vatandaşlık hakkını ihlal eden bu düzenleme yasalaşırsa Anayasa Mahkemesinden dönecektir. (Tabii ki karara uyulmayacaktır, orası ayrı...)

Oysa insanlar ulufeye benzeyen düzenlemeler değil; sisteme ödedikleri prim günü ve tutarlarına bağlı, adaletli şekilde ayarlanmış maaş zamları bekliyor. 

Aslında bu mesele son 10-15 yıldır tartışılıyor ve çözümün bir İntibak Kanunu çıkarmaktan geçtiği, meseleyi ciddiyetle ele alanlarca kabul ediliyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı AKP'li Faruk Çelik de İntibak Kanunu ile emeklilerin sorunlarının önemli bir kısmının kolayca çözülebileceğini Meclis kürsüsünde dile getirmişti. 

Peki nedir bu İntibak (Değişen şartlara sürekli uyum) Kanunu? İçeriğinde neler olmalı? Buyrun okuyabilirsiniz:

İntibak düzenlemesi, en düşük emekli aylığı (taban aylık) uygulamasının yarattığı prim-maaş adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışmadır ve   Kademeli/Parametrik Düzeltme olduğu için 'İntibak' denilir. 

​Bu düzenleme teklifinin öne çıkan muhtemel içeriği ve teknik detayları şunlardır:

​1. Prim ve Gün Sayısına Göre İntibak (Derecelendirme)

​Prim Adaleti: Taban aylık uygulaması yüzünden 10 yıl (3.600 gün) prim ödeyen ile 25–30 yıl (9.000 gün) prim ödeyen emeklinin aynı maaşta eşitlenmesi sorununu çözer.  

27 Ekim 2026 Salı

TÜRKİYE, AB İLE GÜMRÜK BİRLİĞİNE GİRDİ; TAM ÜYE OLAN YUNANİSTAN, PORTEKİZ VE İSPANYA GİBİ 'İTHALAT ŞOKU' YAŞADI. ANCAK TÜRKİYE AB'DEN DİĞER ÜÇ ÜLKE KADAR CİDDİ MALİ YARDIM ALAMADI

Avrupa Birliği / 

AB, TÜRKİYE'YE BENZEYEN ÜÇ ÜYEYİ NASIL ETKİLEDİ?

Gümrük Birliği, Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir? Herkesin sorduğu soru bu... AB'ye tam üye olan ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyim, kafalardaki bu ciddi soruya cevap olabilir. Vakıfbank'ın yayınladığı araştırmadaki bilgiler gösteriyor ki tam üyelik sonrası üç ülkede ilk yıllarda yaşanan ciddi ithalat artışının, Türkiye'de Gümrük Birliği ile bir benzerinin tekrarlanması kaçınılmaz. 

Cahit UYANIK 

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde kritik dönemece Eylül-1995 ayında girilecek. Sonbaharda Avrupa Parlamentosu Türkiye ile Gümrük Birliği Kararını onaylayacak veya onaylamak için bazı şartların yerine getirilmesini isteyecek. Herşeye rağmen en geç Temmuz-1996 ayında Gümrük Birliği Kararı yürürlüğe girecek. Çünkü her iki taraf da bu konuda ciddi anlamda olumlu niyet beyanında bulundu.

Gümrük Birliğinin Türkiye ekonomisine nasıl etkiler yapacağı konusunda negatif  ve pozitif görüşler ileri sürülüyor. Bunların çoğu tahminden ibaret ama bu konuda Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. AB'ye son katılan  ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen üç Akdeniz Havzası ülkesi Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyimlerden kendimiz için olumlu ve olumsuz dersler çıkartmak mümkün.

Bu ülkelerde tam üyelikle beraber ithalat şoku yaşanmış ancak incelendiğinde görülüyor ki,  tam üye olan üç ülkeye AB Bütçesinden yapılan mali yardımlar ciddi boyutlara ulaşmış. Öyle ki Gümrük Birliği sonrası Türkiye'ye verilmesi öngörülen 3,2 milyar dolar, üç ülkeye verilen yardımlarla karşılaştırıldığında devede kulak kalıyor. Üç ülkenin yaşadıkları gösteriyor ki Türk insanının Gümrük Birliğine girmek için bile 'daha az olumlu beklenti içerisinde olması' gerek... Vakıfbank'ın 'Gümrük Birliğinin Türkiye Ekonomisine Muhtemel Etkileri' konulu araştırmasında varılan sonuçlara göre Yunanistan, Portekiz ve İspanya ekonomilerinin tam üyeliğe girişle beraber yaşadıkları ve sağlanan mali yardımlar şöyle:

YUNANİSTAN: 1981 yılında Avrupa Topluluğuna (AT) tam üye oldu. Ülke, tam üyelik sonrasında ekonomik, kurumsal ve sosyal değişimler yaşadı. Ekonomisindeki ilk etki 'İthalat şoku' ile görüldü. Yunanistan, mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu bazı mallarda bile AB'den gelen ithalata yenik düştü. İthalat, sanayi şirketlerinin kar marjlarını da azalttı. Özellikle yatırım ile ara mallarında ciddi bir rekabet baskısı yaşandı. Toplam ithalat içinde AB ülkelerinin payı yüzde 42'den yüzde 58'e kadar yükseldi. İthalat artışı üretken sektörleri hemen etkiledi. İmalat sanayisinin iç pazardaki payının düşmesi ciddi bir işsizlik tehlikesini gündeme getirdi. Birçok işletme işçi çıkarttı ve çoğu kapısına kilit astı. İmalat sanayisi 1981-1992 yılları arasında yılda ancak binde 2 oranında büyüyebildi. İmalat sanayisinin toplam üretimdeki payı 1980 yılında yüzde 21,4 iken 1992'de yüzde 17,4'e geriledi. 

17 Ekim 2026 Cumartesi

IMF VE DÜNYA BANKASI 25-30 YIL ÖNCE BİZE, TÜM FİNANSAL YÖNETİMİN TEK ELDE TOPLANARAK KOORDİNE EDİLECEĞİ 'MALİ PİYASALAR-SEKTÖR ÜST KURULU'NU (MPÜK-MSÜK) KURMAMIZI ÖNERMİŞ AMA KABUL ETTİREMEMİŞTİ; ŞİMDİ CEREMESİNİ ÇEKİYORUZ


TÜRKİYE'DE DEVLETİN FİNANSAL YÖNETİM, GÖZETİM VE DENETİMİ KOORDİNASYONSUZLUKTAN TEL TEL DÖKÜLÜYOR

TÜRKİYE ARTIK MPÜK'Ü KURMAYI CİDDİ CİDDİ DÜŞÜNMELİ

Cahit UYANIK 

Biliyorum, boşa kürek çekiyorum ama yazmasam da olmazdı...

Meclis'teki kapatılan fonlardan tasarrufçulara yapılacak ödemelere ilişkin yasa teklifi görüşmeleri gösterdi ki, Türkiye'de finansal piyasaları düzenlemek, gözetlemek ve denetlemekle görevli kurumlar tel tel dökülüyor. 

Aralarında ciddi bir koordinasyonsuzluk mevcut. Oluşmuş ayrı adacıklarda liyakati tartışmalı adamlar  kendi iktidarını ve keyfini sürüyor. SPK zaten 'bir alem', BDDK birçok şeyi görmesine rağmen sessiz, MASAK ise süper yetkilerine karşın 'elimden birşey gelmiyor' kolaycılığında... 

Borsa İstanbul gözetim ve denetim ayağı unutulan 'finansal bir heyula'ya dönüşmüş, yabancı-yerli önüne geleni korkutuyor. Herkese abilik yapması gereken Merkez Bankası ise 'Bana ne, bana ne? Ben enflasyonla mücadele ediyorum' histerisine kapılmış. 

13 Ekim 2026 Salı

BEN BUNA 'FİNANSAL ENSEST' DİYORUM... AYNI ŞİRKET İÇERİSİNDE NAKİT YARATMAK İÇİN HİÇ DUYULMAMIŞ ŞEKİLDE FİYATI ŞİŞİK HİSSELER TEMİNAT GÖSTERİLİP TERS REPO YAPILIRKEN SPK NASIL UYUDU?


SORULMASI GEREKEN ASIL SORU ŞU: 15 GÜN İÇİNDE 440 FON SOYGUNCUSUNUN 401 MİLYAR LİRASI NEREDEN VE NASIL ÖDENDİ?

Cahit UYANIK 

SPK, yabancı endeks sağlayıcısı kuruluşların uyarı ve isteği üzerine, fonlara çeki-düzen vermek için 29 Ağustos 2026'da yeni bir rehber yayınlıyor.

Şişirilmiş şirketlerin hisse senetleriyle fiyatları arşa çıkmış fonlarda bulunanlar konuyu hemen çakıyor ve çıkış emri veriyor. 

Çünkü yeni düzenlemelerle o astronomik fiyatlı fonların devamı mümkün değil. 12 Eylül günü ise ödemelerin altından kalkamayan  Pusula Portföy'den Muhammet Yarız'ın yurt dışına kaçtığı haberi patlıyor. 

Sabah gazetesinin haberine göre 1-16 Eylül tarihleri arasında Tera ve Pusula fonlarından gerçekleşen toplam sermaye çıkışı 401 milyar 266 milyon 791 bin 742 lira (Yaklaşık 8,2 milyar dolar) olarak belirleniyor.

TERA fonundan 1-16 Eylül tarihleri arasında 100 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan yatırımcı sayısı 168 kişi. Bu 168 yatırımcının fondan çektiği toplam miktar 335 milyar 912 milyon 421 bin 253 lira olarak kayıtlara geçti.

Aynı tarihlerde Pusula fonunda ise 50 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan yatırımcı sayısı 272 kişi. Bu kişilerin fondan çıkardığı toplam tutar 65 milyar 354 milyon 370 bin 489 lira. 

Böylece sadece iki fondan 16 günlük zaman dilimi içerisinde 440 kişi tarafından çekilen toplam para 401 milyar 266 milyon lirayı aşıyor.

İşin ilginç yanı bu 440 kişiye ödenen 401,3 milyar TL'nin nereden bulunduğu konusu üzerinde haberde hiç durulmuyor. Onu da ben anlatayım... Havadan gelmedi ya bu para... 

11 Ekim 2026 Pazar

İLACA PATENT VERMEYEN 4 ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE... GATT'A İMZA ATILMASI VE GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BERABER İLACA PATENT VERME DÖNEMİ BAŞLIYOR. YERLİ İLAÇ SANAYİCİSİ AR-GE'NİN YÜKSEK MALİYETİNDEN ÇEKİNDİĞİ İÇİN İLACA PATENT İSTEMİYOR

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Yalçıner:

ENSTİTÜ, PATENT YASASINI BEKLİYOR 

Yapılanmasını tamamlamak için uluslararası kuruluşlardan kredi isteyen Türk Patent Enstitüsünün kadrosu tamam. Fakat Patent Yasası ve diğer ilgili yasaların çıkmaması, vekillik müessesesi ile ihtisas mahkemelerinin kurulmamış olması nedeniyle buluşçular ve iş dünyasına henüz tam anlamıyla hizmet sunulamıyor. Türkiye GATT'a imza atması ve Gümrük Birliği sonrası ilaçlara patent verme sürecini ise resmen başlattı. Ancak yerli ilaç sanayicisi buna karşı çıkıyor.

Cahit UYANIK 

Geçen yaz aylarında Türk Patent Enstitüsü (TPE) sessiz sedasız kuruldu ve çalışmaya başladı. İkinci Abdülhamid döneminden kalma (1879)  bir yasa ile korunmaya çalışılan buluşlar ve buluş sahipleri bu duruma çok sevindi. Ancak Batılı standartlardaki Patent Yasası hala Meclis'te yasalaşmayı bekliyor. Uzun süre Sınai Mülkiyet Daire Başkanlığı görevini yaptıktan sonra TPE Başkanlığına getirilen Uğur Yalçıner ile patent yasasının geleceğini görüştük:

İntermedya Ekonomi: Türkiye'de bir Patent Enstitüsünün kuruluşu neden bu kadar gecikti?

Yalçıner:  1925'te imzaladığımız Paris Anlaşması gereği TPE'nin kurulması zorunluydu. Ama birçok kez denendiği halde olmamış. Son üç deneme 1992'den sonra yapıldı. Türkiye'nin mevcut yapısı içinde yeni bir kurum oluşturmak zor. Ancak sınai haklar ve mülkiyet sistemini kurmak için TPE tek başına yeterli de değil. Sistemin ilk parçası TPE idi. Arkasından diğer kanunlar ve vekillik müessesesi gelmeliydi. Dördüncü adım ise ihtisas mahkemeleriydi. Bu mahkemeler de henüz kurulamadı. TPE sistemin ana ögesi olarak 1994-Haziran ayında kuruldu. Enstitü, diğer ülkelerin patent ofislerine çok benzer, yarı özerk bir yapısı var. Üst kademe yönetici atamaları hükümet tarafından, diğer atamalar TPE Yönetim Kurulunca yapılıyor. Finansal özerkliğe de sahip. Bu, verdiği hizmet karşılığı ücret alması demektir. TPE kurulduğundan bugüne bina, ekipman ve eleman istihdamı işlerini yaptı. 1995 yılı içinde yeni uzmanlar alıp eğitimlerini gerçekleştireceğiz. Organizasyonumuz bu yıl bitecek yani...

- Enstitüde kaç kişi çalışıyor ve daha kaç kişiye ihtiyaç var?

Yalçıner: 105 kişi çalışıyor ama 209 kişilik kadro imkanı var. Patent ve marka mevzuatını uygulamak için bu yeterli. Gelecekte tasarım uygulamaları da TPE bünyesinde belgelendirileceği için sayıyı biraz arttırmak gerekir. Diğer ülkelerle mukayese edersek mantıklı bir rakam bu mevcut olan... ABD'de 5 bin kişinin çalıştığı ofis var ama iş hacimleri çok fazla... Avusturya'da 300, Bulgaristan'da 250, Benelüks'te 100 kişi çalışıyor. TPE iyi organize olmuş bir bilgisayar desteği ile çalışırsa rahatça ilk kuruluş aşamasındaki yükü kaldırır. Bilgisayar olanaklarımız da diğer ülke ofislerine nazaran güçlü. Her yeni kuruluşun olduğu gibi bizim de mali sıkıntımız var. Ama verdiğimiz hizmet karşılığında para aldığımız için zamanla bunu da çözeceğiz. Uluslararası kuruluşlardan proje kredisi talep ettik; Dünya Bankası, AB ve BM'ye bağlı UNDP ve Almanya'dan... ABD'den ise hiç bir destek yok. Onlar 'Önce mevzuat oluşturun, teknik ve finansal desteği sonra sağlarız' diyor. Kredilerin önemli kısmını bu yıl içinde realize edeceğiz. Üç sene sonra rahat işleyen bir yapıya gelmiş olacağız. Olaya kötümser bakmıyorum.

10 Ekim 2026 Cumartesi

'CARRIE: GÜNAH TOHUMU' 50 YIL SONRA DİZİ OLARAK GERİ DÖNÜŞ YAPMIŞ


DİZİ, OKUL SALDIRILARI VE AKRAN ZORBALIĞI İLE BOĞUŞAN TÜRKİYE İÇİN DE MESAJLAR İÇERİYOR

Cahit UYANIK

Amazon Prime'da 'Carrie'nin 50 yıl sonra dizi olarak çekildiğini görünce hemen takıldım. 

1970'lerin ABD'sini canlandırmak yerine günümüz ortamı ve meselelerine uyarlanmıştı bu ünlü roman ve filmin dizi hali... 

Ergenlerin sosyal medya zorbalığının odağa alındığı Carrie,  bugünlerde okul saldırıları ve pik yapmış akran zorbalığı ile boğuşan Türkiye için de esintiler ve mesajlar taşıyordu aslında... Okullardaki saldırı tatbikatları, kilit takılmış sınıf kapıları, akran zorbalığı karşısında etkisiz kalan idareciler vs. vs. vs...

Netameli okul yangını, Carrie'nin alüminyum içecek kutusu gibi  eğip-büktüğü araba, havada uçuşan mutfak bıçaklarıyla infaz edilen  

anne... Filmin sonundaki olaylar dizide de pek değişmemişti. Ama ucu açık bırakılan bazı olaylar sebebiyle bende dizinin 2. sezonunun da çekileceği hissini uyandırdı.  



'Carrie: Günah Tohumu'...

Stephen King'in ilk romanından uyarlanan bu filmi bilmem ne zaman izlemiştim...

Yapım yılı 1976 imiş. 

Büyük ihtimal Gaziantep'te bir sinemadadır Carrie ile tanışmam...

6 Ekim 2026 Salı

EYVAH EYVAH...TAKASBANK'I MEVDUAT BANKASI, BİRLEŞİK FON BANKASINI 'FONLARI TASFİYE ETMEK İÇİN KURULAN BANKA' SANANLAR KLAVYE BAŞINA GEÇTİ


- 25 YIL ÖNCE DE  CEVAP ALAMADIĞIM SORU: FON SOYGUNU HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE TASARLANIRKEN, DEVLETİN İSTİHBARAT VE MİLLİ GÜVENLİK KURUMLARI NEDEN BU RİSKİ BELİRLEYEMEDİ?

Cahit UYANIK 

Evet o tehlike yine baş gösterdi...

Her büyük krizimizden 1 hafta -10 gün sonra, o krizin ana konusu hakkında uzman kesiliyoruz...

Fon soygunundan sonra da böyle oluverdi ve herkes sermaye piyasası, BİST, yatırım fonları kompetanı oldu çıktı...

Klavyenin başına çöken çok bilmişler döktürüyor X'te...

Takasbank'ı mevduat bankası sananlar, Birleşik Fon Bankası A.Ş (BFB) için neredeyse 'Fonları tasfiye için banka kurmuşlar laaaa..." diyebilme noktasındaki tipler yazıyor, çiziyor,  konuşuyor. 

Takasbank'ın fon alım-satımlarının fiilen gerçekleştiği, aldığınız fonların saklandığı yer olduğunu, batan fonlardan para kurtarılacaksa buradan şahsi hesabınıza geleceğini bilmek isteyen pek yok. 

FBSK'nın cebellezi ettiği paranın dün iadesini gerçekleştirdiği BFB'nin fonların tasfiyesi için değil TMSF'nin batan ve ismi dahil hiçbir şeyini satamadığı bankaları devrettiği bir banka (Buna bankacılıkta 'kötü banka' da deniliyor) olduğunu duymak isteyen yok. BFB'nin  kökeninin 1958'de kurulan Çaybank'a kadar gittiği, BFB isminde geçen 'Fon' sözcüğünün TMSF'yi temsil ettiğini ve 2005 yılında resmen bu unvanı aldığını kimse pek bilmiyor, bilmek istemiyor. Bilmek istemeyince anlamıyor ama buna rağmen de yorum yapmaya çalışınca absürt oluyor; o kadar...

Bakalım bu cehalet rüzgarı daha ne kadar esip gidecek, göreceğiz. 

Ben de klavye başına geçmişken 'necip' Türk medyamız ve 'nevrotik' sosyal medyamızda ele alınmayan bir başka mevzuya değinmek istiyor ve şu soruyu soruyorum: 

'Bu kadar büyük bir finansal soygun tezgahlanırken, bu tezgah da gözler önünde iken istihbarat ve ulusal güvenlikle ilgili kurumlarımız ne yapıyordu?'

2 Ekim 2026 Cuma

FON SOYGUNCULARI DEVLETİN İLAN ETTİĞİ IBAN'LARA İADE PARASI YATIRIR MI?



KAÇIŞ PLANI SOYGUNLARDA DAHA BAŞTA YAPILIR VE SOYGUNUN KENDİSİ KADAR ÖNEMLİDİR

Cahit UYANIK 


Siyasi bir güdü ile yazmıyorum ama...

'Fonzi' skandalında...

Zaman ilerledikçe ve bilgiler deşelendikçe...

Soygun organizasyonunun çeşitli düzeydeki AKP'liler ve/veya yakınları tarafından gerçekleştirildiği, geçmişte şikayet edildiğinde ise ponzi şemalarının bu siyasi bağlantılar üzerinden korunup kollandığı iyice ortaya çıkıyor. 


Benim tespit edebildiğim organizasyona göre Tera ve Emre Tezmen ile  Pusula ve Muhammed Yarız başrolde tamam ama onu başrole getiren ve sürekli başrolde kalmasını sağlayanlar AKP'liler olmuş. Özellikle son 2 yılda açık bir saadet zinciri ve acımasız bir yağmaya dönüşen bu soygun organizasyonunda yıllardır borsada faaliyet gösteren, SPK'nın da yakından tanıdığı geleneksel anlamdaki manipülatörler de (Cengiz Avcı, Enver Çevik vd.) fütursuzca kullanılmış. 


Şimdilerde bence el altından uyarılarak, sopa gösterilerek, daha az zahmet yöntemiyle  -SPK'nın deyimi ile- 'fahiş kazançlar' iade alınmaya çalışılıyor.  Daha 2 gün önce SPK, bu fahiş kazançların nereye iade edileceğine ilişkin ayrıntılı hesap listeleri yayınladı. Evet bu bile, yani 'nedamet getirecek hırsızların imana gelmesini beklemek' bile, fon soygununun geçmişte bilindiği ve göz göre göre yapıldığının işareti sayılmalı bence... Devlet  soygun sürerken nasıl pasif yaklaşım sergiledi ise paraların geri alınmasında da (siyasi bağlantıların daha fazla ortaya çıkmaması için) aynı tavrı sergiliyor.


Neden mi böyle düşünüyorum? Yapay zekaya dünyanın değişik ülkelerindeki benzer soygun vakalarında SPK'nın başvurduğu şekilde bir geri ödeme yöntemi olup olmadığını araştırttım. 

1 Ekim 2026 Perşembe

EKONOMİ FIKRALARI / TAVŞAN DOKTORA YAPARSA...

Bir gün tavşan, oldukça gergin ve yorgun bir halde mağaradan çıkmış. Tam o sırada mağaranın önünde bekleyen kurt saldırmadan önce seslenmiş:

"Hayrola tavşan kardeş, neyin var?"

Tavşan iç çekmiş:

"Sorma, doktora tezimi yazıyorum. Hem de İngilizce..."

Kurt meraklanmış: "Konu ne peki?"

Tavşan gayet ciddi bir ifadeyle cevap vermiş:

"The Comparative Advantages of Rabbits over Wolves and Foxes."

Kurt bunu duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:

"Sen mi kurtlar ve tilkiler üzerinde üstünlük kuruyorsun? Buna kim inanır?"

Tavşan sakin bir şekilde:

"İstersen gel, göstereyim." demiş.

Tavşan önde, kurt arkada mağaraya girmişler. Bir süre sonra tavşan tek başına dışarı çıkmış.

Uzaktan olanları izleyen tilki yaklaşmış:

"Az önce kurtla ne konuşuyordunuz?"

BAKAN EVLADI, FON YOLSUZLUĞUNUN KURGULANDIĞI DÖNEMDE SPK'YI YÖNETEN İSİMDİ: SPK ESKİ BAŞKANI ÖMER GÖNÜL KİMDİR?

Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, Ankara'da doğdu. Bilkent Üniversitesi Ekonomi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nde İşletme alanında yüksek lisans ve Siyasal Ekonomi alanında doktora derecesi aldı.

Profesyonel kariyerine Şekerbank T.A.Ş. Sabit Gelirli Menkul Kıymetler Bölümünde Uzman Yardımcısı olarak başlayan Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, ardından Türk Lirası Fon İşlemleri Uzmanı unvanıyla fon yönetimi alanında çalıştı. 2004 yılında Sermaye Piyasası Kuruluna geçiş yaparak Kurumsal Yatırımcılar Dairesindeki görevinin ardından sırasıyla Personel Müdürü ve İdari ve Mali İşler Dairesi Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. 2014 yılında Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Yardımcılığına atanan Dr. İbrahim Ömer GÖNÜL, bu görevinin yanı sıra, sermaye piyasalarındaki değerleme faaliyetlerinin kalitesini artırmak amacıyla kurulan Merkezi Kayıt Kuruluşu Gayrimenkul Bilgi Merkezi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de eş zamanlı olarak yürüttü.

30 Eylül 2026 Çarşamba

AKP'NİN MODERNİZE ETTİĞİ ARPALIK MODELİ, BORSA YÖNETİMİNE YÜKSEK TUTARDA HUZUR HAKKI ALAN ADAM YERLEŞTİRDİ AMA PONZİLER MAALESEF YAKALANAMADI


BİST YÖNETİMİNDEN AYRILAN DDK BAŞKANININ AYLIK HUZUR HAKKININ 125-140 BİN TL OLDUĞUNU HESAPLIYORUM

Cahit UYANIK 

Bundan 40 yıl kadar önce 

ANAP iktidarda iken...

'Arpalık' denilen bir kavram vardı. 

ANAP'tan aday olup da seçilemeyen...

Genel Başkan ve çevresine yakın isimler KİT Yönetim Kurullarına Yönetim Kurulu Başkanı (YKB) veya Yönetim Kurulu Üyesi (YKÜ) yapılırdı. 

O kişi de maaş-huzur hakkı, makam odası, sekreter-özel kalem müdürü, danışman(lar), gazete takımı ve tüm KİT üzerinde bir hakimiyet hakkı kazanırdı. İşe alımlar, yükselmeler, görevden almalar çoğunlukla bu siyasi kartvizit sahibi arpalık mensubunca yürütülürdü.

Devlette KİT çok o zamanlar... 

Böyle yüzlerce arpalık mensubu vardı. 


Araştırdım 'arpalık' kavramı Osmanlı'dan geliyormuş. Osmanlı'da devlet görevlerinden ayrılan veya çıkarılan üst düzey memurlara 'arpalık' denilen genişçe bir arazi verilir, orada ekip biçtiği ile geçinir gidermiş.  ANAP bunu modernize etmiş; araziyi KİT YKB veya YKÜ yapmış.  

Hatırlıyorum ANAP'lı Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı, ANAP'lı Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığında gidilen 1991 seçimlerinde; 'Baba' yani DYP'li Süleyman Demirel'in en önemli seçim vaatlerinden biri 'Arpalıkları kaldıracağız' şeklindeydi. Seçimi kazanınca ve Başbakan olunca da öyle yaptı. KİT özelleştirmeleri ile de bu kavram tavsadı ve unutuldu. (Arpalık mensuplarına verilen ödeme ve imkanlar, 90'lı yıllarda özelleştirme yanlılarının en önemli gerekçelerinden biriydi zaten...)

Ancak AKP iktidara geldikten 10 yıl kadar sonra unutulan arpalık olayını kendine göre modernize etti. Hem eski vekilleri hem de üst düzey bürokratları devletin yönetimindeki veya ortağı olduğu çeşitli kurum ve kuruluşlarda YKB veya YKÜ yaptı. Yalnız buradaki yenilik, bazı partili bürokratların normal maaşlarının yanı sıra 2. ve hatta 3. maaşa kavuşmalarıydı. Tabii bu konu toplumda büyük bir rahatsızlık yarattı.

27 Eylül 2026 Pazar

FON SKANDALINDA 2 MİLYAR TL'LİK BİST'TEKİ HAKSIZ KAZANÇ SEBEBİYLE AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞINDAN İSTİFA ETTİ: ÇİFT DİPLOMALI (MÜHENDİSLİK VE TIP) DR. FATMA BETÜL SAYAN KAYA KİMDİR?

Dr. Fatma Betül Sayan Kaya
1981 yılında İstanbul'da doğan 
Dr. Fatma Betül Sayan Kaya, burslu okuduğu Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden mezun oldu. NYU-Poly’de meme kanserinin görüntülenmesi üzerine lisansüstü çalışmalar yapan Fatma Betül Sayan Kaya, daha sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirerek Tıp Doktoru ünvanını aldı.

2009 yılında AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi. 2010-2012 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yürüttü. 2012 yılında yapılan kongreyle tekrar AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi ve AK Parti İstanbul Tanıtım Medya’dan sorumlu İl Başkan Yardımcılığına atandı.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ERDOĞAN İSTANBUL seçim ofisi Tanıtım Medya Sorumlusu olarak görev yaptı. 12 Eylül 2015 tarihinde yapılan AK Parti 5.Olağan Kongresi’nde MKYK üyeliğine seçildi ve AR-GE’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak atandı.

MESUT YILMAZ'IN BAŞBAKAN OLDUĞU ANAYOL AZINLIK HÜKÜMETİ GENSORU İLE DÜŞME YOLUNDA; ANKARA'DA 'KABAK TADI VEREN' YENİ HÜKÜMET SENARYOLARI TEKRAR GÜNDEMDE...


Gensoru Önergesi / 

KABAK TADI VEREN SENARYOLAR

Ankara, kabul edildiğinde ANAYOL Azınlık Hükümetinin düşeceği gensoru görüşmesi haftasına bir sonraki hükümetin nasıl kurulabileceğine ilişkin artık kabak tadı veren senaryolarla giriyor. Milli Mutabakat, ANAYOL-SOL, RP+ANAP, RP+DYP ile DYP ortaklığında RP Lideri Erbakan'ın Başbakan olacağı erken seçim hükümeti kulislerde konuşuluyor. 

Cahit UYANIK 

Türkiye yine bu haftaya siyasi çalkantılarla giriyor. 2 Haziran 1996 Yerel Ara Seçimi sonuçları bu çalkantının ilk kaynağı... Partiler, bu seçime büyük önem veriyor. Çünkü Türkiye'deki seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 2'si 6 aylık aradan sonra bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim partiler için 'Devlet kesesinden yapılan büyük bir kamuoyu yoklaması' gibi... Seçim sonuçları hafta boyunca zihinleri meşgul edecek olan 'Gensoru önergesi kabul mü, ret mi edilecek?" sorusunun cevabının verilmesini belki de daha kolaylaştıracak. 

TBMM, Pazartesi günü toplanarak Refah Partisi (RP) tarafından verilen gensoru önergesi için ilk adımı atacak. Bu görüşmede Meclis, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağını tartışacak. Aslında gensorunun kaderini bu oylamanın belirleyeceğini söylemek pek yanlış olmaz. Eğer gensorunun gündeme alınması kabul görürse, Çarşamba günü esas görüşmeye geçilecek. Gensorunun kabul edilip edilmeyeceği de 7 Haziran 1996-Cuma günü belli olacak. Kendisini hedefleyen gensoru  kabul edildiği takdirde, Başbakan Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sunacak. Böylece Türkiye Cumhuriyetinin 53. Hükümeti bir gensoru önergesi sonucu tarihe karışacak.

Artık azınlık hükümetine kimse cesaret edemez

Ankara kulislerinde konuşulanlara göre -son anda sürpriz bir gelişme olmazsa- Mesut Yılmaz Hükümetinin düşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü RP, DYP, CHP ve BBP liderleri kesin tavırlarını 'Gensoruyu kabul' yönünde açıkladı. Bu dört partinin toplam milletvekili sayısı 300'ü aşıyor. Meclis'teki tüm siyasi partiler yeni bir hükümet kurulabileceğini belirtiyor ama bunun nasıl olacağı konusunda kimse net bir fikir ileri süremiyor. Ancak Ankara'da  iyice netleşen tek siyasi sonuç şu: Artık kimse azınlık hükümetine cesaret edemez. Azınlık hükümeti yerine seçim yapmak daha isabetlidir. 

24 Eylül 2026 Perşembe

SERMAYE PİYASASI ŞİRKETİNDE, SERMAYE PİYASALARINDAN ANLAMAYAN BAĞIMSIZ YÖNETİM KURULU ÜYESİ OLMAZ, OLAMAZ


KEREM ALKİN, HAZIRLADIĞI RİSK RAPORUNDA "TERA'DA SAADET ZİNCİRİ SEZİYORUM" DİYE YAZABİLSE,  SAVCILIKTAN SERBEST KALIRDI 

Cahit UYANIK 

Tanıdığım bir bağımsız yönetim kurulu üyesi üniversite hocası vardı.

Hep janti gezer; en pahalı kıyafetler, cekette 5 km. koşmuş köpek dili gibi dışarı fırlamış bir mendil, gıdısında rengarenk fularlar, tahminimce her hafta kuaförde, saçı hep düzenli ve aynı uzunlukta... İki laf edersin, bir kibir bir kibir... Kibrinden cevap vermez, verse anlamazsın. Öyle bir tip işte... Başta bana çok garip gelen bu tipi araştırınca... 

Birçok şirkette bağımsız yönetim kurulu üyesi olduğunu öğrenmiştim. Tabii ki hesabına oldukça yüksek tutarlarda 'huzur hakkı' yatıyordu her ay... Para, kibrini besleyip canavara dönüştürmüştü adamcağızı...

Tera Portföy'ün bağımsız denetim kurulu üyeleri Kerem- Emre Alkin kardeşlerin tutuklanmaları öncesi savcılık ifadelerini okuyunca tanıdığım işte o kibirli hoca aklıma geldi ve "Bizde bağımsız yönetim kurulu üyeleri niye böyle ki?" diye düşündüm. 

Benden bundan 34 yıl önce Amerikan İç Borçlanma Modeli makalesini isteyen Kerem Alkin'in "Sermaye piyasalarından anlamam. 16 ayda zaten 3 defa Yönetim Kurulu toplantısı yaptık. Benim bu olaylarda bir etkim yok" sözlerini okuyunca çok şaşırdım. Çünkü aynı Kerem ifadesinde, "Bağımsız üye olarak Risk Komitesini yönetiyorum. Yönetim Kuruluna 54 sayfalık detaylı bir risk raporu hazırladım. Fonlardan ani çıkış riskine dikkat çektim" diyerek aslında kendi kendini yalanlamış.