9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

ERDEMİR'in taliplileri kim?

Yani ERDEMİR'in taliplileri şimdilerde ikinci tur için şartların olgunlaşmasını; yabancı banka kredileri sorununun çözülmesi ve kendilerine tebliğ edilecek ihale teminat tutarını bekliyor. Bazı taliplilerin 'ERDEMİR'in kendisi teminat olsun' fikri ise gerek ÖİB gerekse Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından sıcak karşılanmadı. Konuşulan ancak kesinleşmeyen teminat tutarının 1 milyar dolar düzeyinde belirlenmesi halinde bir 'short-list'e gidilmesi ihtimali de var. 

Türkiye'nin en büyük yassı mamül müşterisi Koç Holding 'Üzerinde fazla spekülasyon yapıldığı' gerekçesiyle ERDEMİR ihalesinden ilk tur sonunda çekilmişti. Bu, yerli alıcıların şansını azalttığı gibi şevkini de kırmıştı. Çünkü ERDEMİR ihalesi 'Koç Holding bile çekildi' denilerek gözleri korkutmuştu.

Ancak bu aşamada; otomotiv yatırımlarına hız veren Sabancı Holding Japonların ünlü Marubeni firmasıyla ihaleye iştirak etti. İhale başka alanlarda ortak iş yapan bazı ortakları da ayrı düşürdü. Dünyada pek çok alanda ortak iş yapan Balli Group ile Japon-Marubeni farklı konsorsiyumlarda yer aldı. Marubeni Sabancı ile çalışırken;  Balli ise Global Menkul Değerler ve Hüseyin Bayraktar'la beraber bir başka konsorsiyumda yer aldı. Gerek Marubeni gerekse Balli yıllık 100 milyar dolarlık cirolarıyla ERDEMİR ihalesinde teminat şartını kolayca karşılayabilir. Marubeni ve Balli, aynı zamanda Trabzon Serbest Bölgesi işletmecisi TRANSBAŞ'ın da en büyük ortakları konumunda.

ERDEMİR'in özelleştirilecek yüzde 30'u, yüzde 70'inin kaderini belirleyecek 

İhalenin diğer güçlü ismiyse Japon-Nippon Steel... Nippon, dünyadaki demir-çelik teknolojisinde bayrağı taşıyan şirketlerden... ERDEMİR'in satışında fiyatın yanı sıra gelecekte istenilen teknolojik yatırımlar da Nippon Steel'i ön plana çıkarıyor. Daha önce kazandığı özelleştirme ihaleleri sonrasındaki şaibeli davranışlarıyla gerek ÖİB gerekse SPK'yı kızdıran Uzanlar'a at Rumeli Çelik'e ise ERDEMİR ihalesinde pek şans tanınmıyor. Bu firmanın ihaleden çekilebileceği belirtiliyor.

Yüzde 30'luk payı üzerinden pazarlık yapılan ERDEMİR'i satın alacak konsorsiyum 'çekirdek yatırımcı' statüsüne sahip olacak. Geriye kalan halka açılmış veya küçük ortakların elindeki yüzde 70'lik hissenin kaderi de böylece çekirdek yatırımcıya satılan yüzde 30 ile yakından ilgili hale gelecek. 

Ark ocaklı demir-çelikçiler ne yapacak?

İhaleye Çolakoğlu Grubunun liderliğinde katılan 8 ark ocaklı demir-çelik firması ise teminat ve teknoloji şartlarını karşılayabilecek gibi duruyor. Çünkü dünya piyasalarında ürettikleri uzun ürünlerle hatırı sayılır bir yer edinen bu sanayicilerin, yassı mamül üreten ERDEMİR'i alabilmek için ellerinden geleni yapması bekleniyor.

Türkiye'nin ikinci büyük otomotiv üreticisi,  askerlerin sosyal güvenlik kuruluşu OYAK Grubu ise Bayındır Holding ve ERDEMİR Vakfını yanına alarak ihalede boy gösterdi. OYAK, güçlü mali yapısı ve yatırımları ile teminat şartını karşılayacak durumda; üstelik yanında Bayındır ile ERDEMİR Vakfının desteği var.

ERDEMİR ihalesinde neler yaşanacağı biraz da teknolojik yenileme yatırımları meselesinde düğümleniyor. Çünkü ERDEMİR'in gelecekteki yenileme yatırımları sırasında ödeyeceği yüksek lisans bedelleri de önemli. ERDEMİR'in yatırımlarında bir aksama, İMKB'de işlem gören hisselerini de olumsuz etkileyebilecek. İşte bu yönden; Türkiye'de BMW'nin temsilciliği ile tanınan Borusan Holding de ERDEMİR ihalesinde Ertuğrul Kurdoğlu ile Amerikan USX Engineers'ın desteğine güveniyor. Bir başka talipli May Madencilik'in ise tek başına bu kadar büyük ve hacimli bir hisse devrini mali olarak karşılayamayacağı ileri sürülüyor.

---------------

Ufuk Söylemez (Özelleştirme İdaresi Başkanı)

"İHALENİN İKİNCİ TURUNDA ERDEMİR'E YENİ 

KONSORSİYUMLAR TALİP OLABİLİR"

İntermedya Ekonomi: IMF Heyeti ile görüşmeleriniz nasıl geçti?

Söylemez: IMF genel bir görüşme yapmak için Türkiye'ye geldi. Bizimle de randevuları vardı. ÖİB yaptığı programı, şeffaf ve herkese açık yarışma ile gerçekleştireceğini daha önce açıklamıştı. Daha önce Haziran ayında gelmişlerdi. Ağustos sonu itibarıyla brüt 542 milyon dolar özelleştirme gerçekleştirdik. Bunun 465 milyonu son 3 aydaydı. Sümerbank onaylanırsa 336 milyon doları nakit olarak Fon'a girecek. Kendileri 3 ayda 8-10 KİT'in ihaleye çıkıp onaylanmasından, hiç bir iptal yaşanmamasından, kararlı, şeffaf bir program uygulanmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Programı umut verici bulduklarını söyledi. Özel bir konu üzerinde yoğunlaşılmadı.

- ÖİB portföyüne yeni KİT'ler girecek mi?

Söylemez:  7 çimento fabrikası ile 4 elektrik santralini daha yeni portföye dahil ettik. Yeni KİT'ler alarak gündemi tıkamak istemiyoruz. Öncelikle küçük ve orta ölçeklileri özelleştirdik. Daha büyük ve komplike olanlara zaman içinde gireceğiz. Ekim-Kasım ayında bakarız, hedeflerimize ulaşıyor gibi isek yenilerini portföye alırız. Gündemi rahatlatamazsak bekleyip önümüzdeki yıl alırız. Özelleştirmeyi 6 aylık, 1 yıllık diye düşünmüyoruz. Kısa bir zaman dilimine sıkıştırıp bitirecek halimiz yok. Özelleştirme bir maraton ve 2000 yılına kadar sürecektir.

- GSM lisansının satışı konusu ne zaman sona erebilir?

Söylemez: GSM'i Ekim ayında bitireceğimizi umuyorum. Onunla ilgili danışman konsorsiyumlar, inter-konnekt denilen bağlantı ve lisans sözleşmeleri hazırlanıyor. Daha sonra görüşmelere geçilecek. 

- ERDEMİR özelleştirmesi ne zamana bitebilir?

Söylemez: ERDEMİR için Ekim ayı sonu, Kasım ayı başını hedefliyoruz. Ancak orada dış borç meselesi var. ERDEMİR'in 40'a yakın bankaya dış borcu var. Bunlar 1 ila 15 yıl arasında çeşitli vadelere yayılmış. Her birinin anlaşmasında farklı maddeler mevcut. Mesela ERDEMİR'in ortak yapısı değişince vadeyi kısaltırım diyor anlaşma... Bir başkası paramı hemen isterim diyor... Bunlara bir çözüm bulmamız gerekiyor. İğneyle kuyu kazmak gibi birşey...

- Bu sorun çözülmeden ikinci tura başlamak mümkün değil anlaşılan...

Söylemez: Bu işi 1 hafta-10 gün içinde çözeceğiz. Bittikten sonra ikinci tura başlayacağız. Hedefimiz 1995 yılı içinde GSM'in de ERDEMİR'in de kesinlikle bitirilmesidir.

- Kaç tur daha görüşme olacak? Çünkü bazı konsorsiyumların çekilebileceği söyleniyor...

Söylemez:  Şu anda bilemiyorum. Belki bir short-list'e gidilebilir. Henüz karar vermedik. Bizim istediğimiz teminat şartları da henüz netleşmedi. Ancak görüşmeler safhasında ne olur bilemiyorum. Ayrılacaklar bir yana mesela bazı konsorsiyumların da katılacağı söyleniyor ikinci tura... Biz yeni konsorsiyumların girmesine olanak tanıyoruz. Dedikoduyla iş yapmayız.

(Bu haber haftalık İntermedya Ekonomi dergisinin 10-16 Eylül 1995 tarihli, Yıl:2, Sayı: 32'de yayınlanmıştır.)

--------------

NOT:  1995 yılı Erdemir ihalesi, şirketin blok satışı yöntemiyle özelleştirilmesi amacıyla Özelleştirme İdaresi tarafından açılan ancak iptal edilerek sonuçlandırılamayan bir süreçtir. 

13 Ocak 1995 tarihinde duyurusu yapılan bu ihale, Erdemir'in özelleştirme tarihindeki en hareketli ve tartışmalı dönemlerden birini oluşturur.
İhale Süreci ve Gelişmeler
  • Yoğun Talep: İhale açıldıktan sonra Erdemir'e yatırım yapmak isteyen 8 ila 10 konsorsiyum resmi olarak teklif sundu.
  • En Yüksek Teklif: Süreç boyunca en yüksek ve dikkat çekici teklif Uzan Grubu tarafından verildi.
  • Uzayan Görüşmeler: Tekliflerin ardından Özelleştirme İdaresi ile firmalar arasında yapılan pazarlık turları uzun süre devam etti ancak taraflar arasında mutabakat sağlanamadı.
  • İptal Kararı: İhale komisyonu uzayan görüşmelerden net bir sonuç alamayınca, süreç 7 Mayıs 1996 tarihinde resmi olarak iptal edildi.
İhalenin İptal Nedenleri ve Arka Planı
  • Toplumsal ve Sendikal Tepkiler: Özelleştirme kararı başta Türk Metal Sendikası olmak üzere işçiler ve sivil toplum örgütleri tarafından büyük bir dirençle karşılandı. Yaklaşık 10 bin işçinin işsiz kalacağı endişesiyle Karadeniz Ereğli'de 15 binden fazla kişinin katıldığı "Özelleştirmeye Hayır" yürüyüşleri ve geniş çaplı protestolar düzenlendi. 
  • Stratejik Önemi: Erdemir'in Türkiye'nin tek entegre yassı çelik üreticisi olması, kamuoyunda ve siyasi arenada satışa karşı direnç oluşturdu.
  • Ekonomik Belirsizlikler: Dönemin istikrarsız ekonomik yapısı ve blok satış şartlarındaki anlaşmazlıklar masadaki uzlaşmayı engelledi.
Sürecin Devamı (Erdemir Nasıl Özelleşti?)
1995 yılındaki bu başarısız denemenin ardından süreç şu şekilde ilerlemiştir:
  1. 1997 İhalesi: Refahyol Hükümeti döneminde yeniden ihale açıldı ancak yine iptal edildi.
  2. 2005 Kesin Satış: Erdemir, nihayet 2005 yılında yapılan blok satış ihalesiyle 2 milyar 770 milyon dolar bedelle OYAK Grubu'na satılarak özelleştirildi. 
(Kaynak: Gemini AI)





























6 Ağustos 2026 Perşembe

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN İFADE ETTİĞİ TERÖRÜN TÜRKİYEYE 2,3 TRİLYON DOLARLIK MALİYETİNİN AYRINTILARI BELLİ Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın belirttiği 2,3 trilyon dolarlık terör maliyetine ilişkin resmî ve kalem kalem ayrıştırılmış ayrıntılı bir hesaplama tablosu henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

​Buna karşın yapılan resmî açıklamalarda ve ilgili makroekonomik değerlendirmelerde, bu tutarın hangi temel bileşenlerden oluştuğuna dair şu ana başlıklar öne çıkmaktadır:

​Öne Çıkan Başlıklar ve Hesaplama Boyutu

​Yıllık ve Fırsat Maliyeti: Terörün yıllık ortalama maliyetinin 50 milyar doları aştığı; doğrudan ve dolaylı kayıplara "fırsat maliyeti" (yapılamayan yatırımlar, kaçırılan ekonomik potansiyel) eklendiğinde toplam ekonomik kaybın bu rakamların da üzerine çıktığı vurgulanmaktadır.

4 Ağustos 2026 Salı

35 YIL ÖNCE DE YÜKSEK ELEKTRİK FİYATLARI SORUNDU... ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI ARICI, ELEKTRİKTE SÜRÜMDEN KAZANARAK FİYAT DÜŞÜRMEYİ BİLE ÖNERMİŞTİ

Muzaffer Arıcı

Söyleşi / Muzaffer Arıcı

"ELEKTRİĞİ UCUZLATMAYA ÇALIŞIYORUM"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Türkiye'de kapasitenin altında elektrik üretildiğini, daha fazla elektrik üretilip satılırsa fiyatın ucuzlayabileceğini söyledi. Arıcı, mülkiyetin devlette kalacağı, işletmecilik benzeri bir 'tip sözleşme' hazırladıklarını, Türkiye Elektrik Kurumunun (TEK) özelleştirilmesi kapsamında Batı Anadolu'da elektrik dağıtım ve satışını üstlenmek isteyen özel girişimcilerle ihale ve görüşme sürecine gireceklerini bildirdi. Arıcı, 'Maden Genel Müdürlüğü'nü kuracaklarını da vurguladı.

Cahit UYANIK 

Denizli Milletvekili Muzaffer Arıcı, Mesut Yılmaz Kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevini üstlendi. Önce elektrik fiyatlarına yapılan zam, daha sonra 'peşin elektrik satışı' ve 'dolar üzerinden elektrik satışı' gibi projeleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Arıcı, şimdilerde hızlı bir şekilde TEK'in dağıtım işlerini özelleştirmeye hazırlanıyor. Bakanlık görevine getirildiğinde çalışma süresinin fazla olamayacağını bildiğini ifade eden Arıcı, Ekim ayı sonuna kadar Batı Anadolu'daki dağıtım işlerini özel şirketlere devretmeyi planlarken, özelleştirme ile ilgili 'tip sözleşme'lerin hazırlandığını belirtiyor. TRT'de uzun yıllar çalışan Arıcı, gündemdeki özel televizyonlar konusunda ise geç bile kalındığını vurguluyor:

Ekonomik Panorama: Seçimlerin Ekim ayında yapılması kesinleşti gibi... Bu durumda kısa bir bakanlık dönemi sizi bekliyor. Önümüzdeki iki ay içinde neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Arıcı: Siyaseti mantık çerçevesinde yapmak lazım, hissi siyaset yapmayı sevmem. Kesin bir bilgim yoktu ama tahminim vardı; bu göreve geldiğimde çalışma süresinin çok kısa olacağını biliyordum. Şimdi tamamı olmasa bile, TEK'in mevcut şartlarda özelleştirilmesi üzerinde çalışıyorum. Ama şunu eskiden beri siyasetçi olarak çok iyi biliyorum ki personel rejiminin yerine oturmasının temel ilkesi özelleştirmenin sağlanmasıdır. Aksi takdirde devletin personel rejimi rayına oturamaz. Görüyoruz gelişmeleri... İş verimini artıracak bir düzen kuramamışız.

- Bu sözleriniz TEK personelini de kapsıyor sanırım...

Arıcı: TEK'in 47 bin işçisi ve toplam 68 bin personeli var. 'Şu kadar da çalışsam, bu kadar da çalışsam aynı parayı alıyorum' şeklindeki devlet memurluğu zihniyeti yıkılmalı. Özelleştirme sayesinde hem çalışanları hem de sektörü rekabete açacağız. Vatandaşa daha kaliteli hizmet verilecek. Kısa çalışma süremde bu konuyu başarabilirim.

- TEK'in özelleştirilmesi için nasıl bir yöntem öneriyorsunuz?

Arıcı: Tesislerin mülkiyeti devlette kalarak, bir nevi işletmecilik şeklinde bir özelleştirme benimkisi... Bakanlık ile dağıtım şirketi arasında yapılacak sözleşmenin tip örneğini hazırladık. 'Ben bu işi istiyorum' diyenlere 'Buyrun, bizim sözleşmemiz... Sistem hoşunuza gittiyse konuşalım' diyeceğiz. Ana fikrimiz şu: TEK, 1 kwh elektrik enerjisini tüketiciye götürmek için ne kadar masraf yapıyor? Yani işe öncelikle müesseselerimizin hesabına inanmayarak başlıyoruz. Hakiki maliyetimizi öğrenmek istiyoruz ki, TEK aldatılmasin. Bu çalışmalara o illerin elektrik dağıtımına talip olan şirketlerden de yetkili çağırıyoruz. Hesapların yapılışında bulunsun ve imzalasın diye...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

EKONOMİ HABERLERİ 'ÇEKTİ' SÖZCÜĞÜNDEN ÇOK ACI ÇEKİYOR

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğinin son baş belası "çekti" sözcüğü...
"Merkez Bankası faizi yüzde 12'ye çekti" yazıyorlar.
Nereden nereye çekti, belirsiz...
Azalttı mı, artırdı mı; mesajsız... 
Kısır bir anlatım tarzı.

Bir rakam azalsa da artsa da "çekildi" veya "çekti" diye yazıyorlar.
"Azalttı", "düşürdü" veya "artırdı", "yükseltti"nin suyu çıkmış olmalı, hayret...
Güzel Türkçemizi kısırlaştırmayalım, zenginleştirelim lütfen...

(Bu yazı 22 Eylül 2022 tarihinde Twitter sayfamda yayınlanmıştır.)

'ÖRÜMCEK AĞI'NA DÜŞMÜŞ TÜRK SOĞANINI, NEDEN 'ÖRÜMCEK ADAM' GELSE KURTARAMAZ?


Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) eski başkanlarından, meslek büyüğümüz Zülfikar Doğan Radyo Sputnik'teki yayınında diyor ki: 

🔸Soğanın tarladaki fiyatı geçen yıl 5 liraydı, bu yıl 33 liraya çıktı; markette ise 50-60 liraya dayandı.

🔸Üretici zarar ettiği için bu yıl soğan ve patates ekmedi. Üretim açığı ortaya çıkınca ithalat kapısı açıldı.

🔸Tarım ve Orman Bakanlığı 2024’te soğan ve patatesin de bulunduğu 13 stratejik üründe planlı üretime geçildiğini açıkladı. Ancak ortaya çıkan tablo, ‘Planlı üretim bunun neresinde?’ sorusunu gündeme getiriyor.


Evet, çok haklı sorular bunlar... Neden bunu yaşadığımızın cevabı ise vardır. Üniversitede ekonomi veya komşu bir lisans dalı okuyorsanız öğreneceğiniz ilk şeylerden biri de "Cobweb (Örümcek Ağı) Teoremi"dir. Neymiş bu teorem peki?

"Örümcek Ağı Teoremi, fiyattaki değişikliklere arz ve talebin anında tepki veremediği piyasalarda, fiyat ve miktar dalgalanmalarının zamanla nasıl dengeye ulaştığını veya dengeden uzaklaştığını açıklayan iktisadi bir modeldir.

​Özellikle tarım ürünleri gibi üretimi zaman alan (gecikmeli arz) piyasaları açıklamak için kullanılır. Üreticiler gelecekteki üretimi güncel piyasa fiyatına bakarak planlar; ancak ürün piyasaya çıktığında oluşan arz fazlası veya eksikliği fiyatı değiştirir ve bu durum döngüsel bir ağ görünümü yaratır."

Türk tarımı, ben mesleki yönden kendimi bildim bileli 'Örümcek Ağı'na takılıp kalmış bir sektördür. Bunu aşmak için bazı ürünlerde devletçe alım fiyatı ilan edilir. Söz gelimi buğday-arpa, fındık, çay gibi... Amaç, üreticiye üstü kapalı bir fiyat garantisi vererek ertesi yılın üretim miktarını sağlama almaktır. Bu; siyasetçilerin çiftçilerden oy alabilme kaygısıyla, 2000 yılı öncesine kadar öyle katı ve hesapsız-kitapsız uygulanıyordu ki mesela üreticiden alınan fazla ürün toprak altına gömülerek çürümeye terk ediliyor, yakılıyor veya denize dökülüyordu. Devlet, tüketilemeyecek veya ihraç edilemeyecek kadar çok aldığı, yani ne yapsa satamayacağı bir malı aldığı için sürekli bütçeye görev zararı yazıyor, bu da enflasyona sebep  oluyordu. 2000 yılından sonra destekleme alımları sınırlandırıldı ve o ürünün piyasa fiyatları ile bağı kuruldu. Artık toprağa gömülen buğday, denize dökülen çay haberleri okumuyoruz. 

26 Temmuz 2026 Pazar

KENTLİLEŞTİKÇE VE SIKLAŞAN EKONOMİK KRİZLER SEBEBİYLE DAHA AZ ÇOĞALABİLDİK... DİE "2000'DE 73, 2005'TE 78, 2010 YILINDA 87 MİLYON OLACAĞIZ" DEMİŞTİ ANCAK 2010'DA 73,7 MİLYONDA KALDIK. TÜRKİYE NÜFUSU 2026'DA HALA 86,1 MİLYON KİŞİ...

70 milyona çeyrek kala...

NÜFUS BOMBASI PATLIYOR

Hepsi hepsi 2000 yılında yani 9 yıl sonra Türkiye Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacak. Ve Özal'ın '70 milyonluk Türkiye' hayali gerçekleşecek. Ama 70 milyonluk Türkiye, güçlü bir Türkiye olacak mı?

Cahit UYANIK 

"Bugün 50, 15 sene sonra 70 milyon olacağız. O zaman bunların hesabını sorarız"... Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde Bulgaristan'daki Türklere yapılan zulüm karşısında söylediği sözler bunlar... Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) verilerine göre Özal'ın büyük önem verdiği '70 milyonluk Türkiye' hayaline tahminlerden çok daha önce ulaşacağız. DİE'nin geçtiğimiz yıllarda 1990 yılı için yaptığı nüfus tahmini 57 milyondu ve bu tahmin yaşayarak doğrulandı. DİE'nin 2000 yılı nüfusu için yaptığı tahmin ise 73 milyon. Nüfusumuz 2005 yılinda 78, 2010 yılinda 87 milyon kişiye yükselecek. Ve bu tahminler de muhtemelen doğrulanacak.

Artık 'kentli' olduk; İstanbul 17 milyon olacak

DİE 1990 yılı nüfus sayımı verilerinden yola çıkarak 72 ilin nüfusunun ne kadar olacağını 5'er yıllık aralarla tahmin etti. Bu tahminlere göre kentleşmedeki artış hız kesmeyecek. Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1985'te Türkiye makus talihini yenmiş ve yüzde 53 ile kentli nüfus kırsal nüfusu geçmişti. Geçen nüfus sayımında ise yüzde 59'a ulaşan kentli nüfus oranı, önümüzdeki yüzyılın başında yüzde 66'ya, 2010 yılinda ise yüzde 72'ye kadar yükselecek. Günümüzden 20 yıl sonra toplam nüfusun yarısı 10 kentte toplanacak ve sadece İstanbul'un nüfusu 17 milyonu bulacak. 

Peki kentlerin alt yapısı bu artan nüfusun sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesine elverişli mi? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Prof Dr. Erdoğan Alkin'e göre hızlı nüfus yoğunlaşmasının getireceği sorunların başında 'kentsel yozlaşma' geliyor:

"Alt yapısı tamamlanmamış bu kentlerin yeni baştan düzenlenmesi gibi, gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Kültür yozlaşmasını önlemek için, yine fakir ülkelerin ya da gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir eğitim programı uygulamak gerekecektir. Güvenlik, sağlık gibi konularda çok önemli sorunlar belirecektir. Hızla artan nüfusa uygun bir alt yapıyı geliştirmeye hiç bir şehrin bütçesinin yetmesi mümkün değildir. Bugün New York'ta bile alt yapıyı geliştiremiyorlar."

24 Temmuz 2026 Cuma

İKİ 'YENİ PARTİ', YUSUF BOZKURT ÖZAL, ÖZGÜR ÖZEL VE JOHN LENNON...

YUSUF BOZKURT ÖZAL'IN VE ÖZGÜR ÖZEL'İN 'YENİ PARTİ'Sİ ÜZERİNDEN BİR SİYASET VE HAYAT OKUMASI... 

MESLEK BÜYÜĞÜM MERHUM HAZARDAĞLI'DAN SİYASİLERİN BOŞ BOŞ KONUŞTUĞU UÇAK DEMEÇLERİ ANALİZİ...

Cahit UYANIK

Yusuf Bozkurt Özal'ı anımsayan var mı? 

Turgut Özal'ın küçük kardeşiydi.  

Özal, seçimleri kazanınca onu DPT Müsteşarı yapmıştı.

Kendisi de zamanında (1967-71 ve 1979-80 vekaleten) aynı görevi üstlenmişti çünkü...  

DPT'nin ne kadar önemli bir kurum olduğunu biliyordu.

Yusuf Bozkurt Özal 4 yıllık müsteşarlığı takiben 1987-1989 arasında yani Turgut Özallı ANAP inişe geçtiği yıllarda...

Siyasete 'resmen' geçip Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı da yapmıştı... 


1988-89, ANAP'ın sebep olduğu ilk önemli ekonomik krizin de senesiydi. 

Kafası 'büyücek' olduğu için esprilere konu edilen Yusuf Bozkurt'un aklı, -abisinin desteğine rağmen- krizi önlemeye ve çözmeye pek yetmemişti.

Krizin sebepleri, şu anda da yaşadıklarımızdan pek farklı değildi çünkü...Kişisel beceri ile çözülecek şeyler sayilmazdi. Aşırı değerli TL, yükselişe geçen enflasyonu önemsememek, devletin abartılı gösteriş tüketimi, yolsuzluklar, nepotizm, siyasi kayırmacılık,  Papatyalar vb... 1987'de ABD ekonomisinde yaşanan Kara Cuma'nın etkisi oldukça azdı. 

18 Temmuz 2026 Cumartesi

'HER KENTE BİR HAVAALANI' ERDOĞAN'IN DEĞİL ÇİLLER'İN PROJESİYMİŞ


Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek:

"HER KENTE BİR HAVAALANI, 25 YENİ YAT LİMANI..."

Havaalanı projeleri, Boğaz Tüp Geçişi, demiryolları, hava ulaştırma güvenliği ve yeni yat limanları... Ulaştırma Bakanı Erek; biten, inşası süren, ihale, proje ve planlama aşamasındaki milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerini tüm ayrıntıları ile anlattı. Erek, her kentte en az bir havaalanı olmasını istediklerini ve 3 yılda 40 havaalanını hizmete açmayı hedeflediklerini bildirdi. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Ali Şevki Erek

Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek, 2000'li yıllara doğru Türkiye'nin ulaştırma proje ve planlarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Ulaştırma Bakanlığı önümüzdeki günler için neler planlıyor?

Erek: Hizmetteki ana prensibimiz, her siyasetçi için geçerli olan ilke; devraldığı kurumu daha ileriye götürmektir. Şüphesiz aynı duyguyu biz de taşıyoruz. Aldığımız Ulaştırma Bakanlığı bayrağını çok daha ileri uçlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bakanlığın amacı, asgariden her kente bir havaalanı... Bu, 21. Yüzyılın gereğidir. Ancak ihracat, ithalat, ticaret, fabrika ve turizm yoğunluğu bulunan kentlerimizde ihtiyaca göre 1'den fazla hava alanı da olacak.

- Bu hedef için kaç havaalanı yapılması gerekiyor ve maliyetleri ne?

Erek: 1995, '96, '97 yıllarında 40 havaalanı hizmete sokmak kararındayız. Bunların bir kısmının etüt-proje, bir kısmının ihale, bir kısmının üzerinde ilk çalışmalar süratle devam ediyor. Bir kısmı da açılışa hazır hale gelmiş. Resmi açılış töreni yapılması çalışmaları son aşamaya gelmiş olan hava alanları Gümüşhane, Çanakkale, İskenderun, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Manisa, Siirt, Tokat, Aydın, Eskişehir, Isparta-Merkez'dir. Bunların bir kısmı resmen açılmamış olsa da çalışıyor. Kalanları Eylül'de, Ekim'de, Kasım'da veya yıl sonunda çalışmaya başlayacak. Mesela Isparta'yı Kasım'a bitirmeyi amaçlıyoruz. Kastamonu'yu bu yıl sonunda bitiremezsek önümüzdeki sezonda devreye alacağız. Ağrı'da şartlar müsait olursa Ekim, Nevşehir'de ise bu yıl sonuna veya en geç önümüzdeki turizm sezonunun başına hazır etme mücadelesini veriyoruz. Havaalanlarının maliyeti pist uzunluğuna göre, terminalin iç ve dış hatlara hizmet vermesine göre değişir. Ama bir havaalanının en asgarisiyle bugünkü maliyeti 100 milyar lira...

17 Temmuz 2026 Cuma

EKONOMİ FIKRALARI / BİR YAHUDİ BİR ARAP ŞEYHİNE KAN BAĞIŞINDA BULUNURSA...

 YAHUDİ DOSTLARIMA BİR FIKRA...

Çok varlıklı bir Arap şeyh kalp ameliyatı olacaktır ancak kanı nadir bulunan gruptan.

Hastane kayıtlarından tarama yapılır ve 4 kişi belirlenip hemen temasa geçelir. 

Birincisi kısa süre önce trafik kazasında ölmüştür, ikincisi yurt dışındadır, üçüncüsü kan vermeyi kabul etmez.

Ancak dördüncü kişi Kudüs'te yaşayan orta halli bir Yahudi'dir. "İnsanlık görevi" diyerek istenen kanı verir. 

Şeyh başarılı bir ameliyat geçirir ve bir hafta sonra Yahudi'nin hesabına 1 milyon Dolar havale çıkarır, ayrıca telefon açıp şükranlarını sunar.

Aradan bir süre geçer, şeyhin kalbi yine tekleyince ikinci ameliyat zorunlu hale gelir ve Yahudi'den yine kan istenir. 

16 Temmuz 2026 Perşembe

EKONOMİ FIKRALARI / BACAYA DÜŞEN İKİ ADAMDAN HANGİSİ TEMİZ ÇIKAR?

 

Papazın biri dostlarından Haham’a “Bana Tevrat’ı öğretmenizi isterim” der.

Haham “Olmaz. Sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz, Tevrat’ın kelamını anlaman mümkün değil…” der.

Papaz çok ısrar edince, Haham razı olur, ama bir koşulu vardır: “Soracağım soruya doğru yanıt verirsen, öğretirim” der. 

Papaz kabul eder. 

Haham: “İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?” 

Papaz bundan kolay ne var diye atılır. “Kirlenen yıkanır, temiz kalan yıkanmaz.” 

Haham içini çeker, “Sana Tevrat’ın kelamını asla anlayamayacağını söylemiştim! Doğrusu tam tersi. Temiz kalan adam ötekinin  kirlendiğini görünce, kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır. Kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaya gerek duymaz.” 

Papazın kafası karışır. “Bak bu aklıma hiç gelmemişti. Bir soru daha sorar mısın?" der.

Haham aynı soruyu yeniden sorar: “İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki temiz çıkar. Hangisi yıkanır?” 

Papaz artık doğru yanıtı bildiğinden emin şekilde “Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp, yıkanır. Kirlenen, ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz!” 

Haham başını sallar. 

- Bak yine yanıldın. Sana söylemiştim asla anlayamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendiğin görünce, gidip yıkanır.” 

15 Temmuz 2026 Çarşamba

EKONOMİ FIKRALARI / KAYSERİLİ BABA İLE EVLADI

Kayserilinin oğlu babasından 5.000 lira istemiş. Babası “Bak utanmaza, 2.000 lira neyine yetmiyor, al sana 1.000 lira” diyerek 500 lirayı uzatmış. 

Oğlu da gülerek “Baba, böyle yapacağını bildiğim için 5.000 lira dedim, aslında 500 lira lazımdı” demiş. Babası “Bak eşek sıpasına, sahte para vermesem beni kandıracaktı” demiş.

(Anonim)

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

3 Temmuz 2026 Cuma

BAŞKANLIK MODELİ 'DOMATES-BİBER- PATLICAN UCUZLUĞU'NU UNUTTURDU...

'DOMATES-BİBER-PATLICAN UCUZLUĞU'NU EN SON 9 YIL ÖNCE YAŞAMIŞIZ..

Türkiye'de yaz ayları itibarıyla en son 2017-Haziran ayında 'domates-biber-patlıcan ucuzluğu' yaşanmış.  Başkanlık  modeli yönetim, vatandaşa enflasyonda yaz ayları rahatlığını hiç yaşatamadı 

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğine başladığım dönemde...

Yani 1988 yılında ve sonrasında

Fiyat artışı istatistiği görünce...

Öğrendiğim ilk şeylerden biri...

Haziran denildi mi...

Endeksin eksiye geçebileceği yani fiyatlar genel düzeyinin  azalabileceği idi...

Yaz aylarına girilince çoğu zaman tüketici fiyat artışı eksi olarak hesaplanır, açıklanır yani fiyatlar ucuzlardı. 

Buna halk arasında tarımsal ürünlerin bollaşması sonucu 

'Domates-biber-patlıcan ucuzluğu' denilirdi. 

2 Temmuz 2026 Perşembe

RUSYA VEYA SOVYETLER BİRLİĞİ, KURTULUŞ SAVAŞIMIZA NE KADARLIK MALİ YARDIMDA BULUNDU?

Cahit UYANIK 

Şimdiki Rusya, 1920'lerin Sovyetler Birliği; Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde, 1919-1922 yılları arasında yürüttüğümüz Kurtuluş Savaşımıza ne kadarlık mali yardımda bulundu? 

Bu konu Türkiye'de zaman zaman tartışılıyor. Tartışmalarda bazen 'Sovyetlerden yardım alınmadı' diyen bilgisiz ve cahil insanlara da rastlanabiliyor. 

Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği, 30 Haziran 2026 tarihinde bir paylaşımda bulunarak bu konulara belgelere dayanan açıklamalar getirdi ve Sovyetlerin Kurtuluş Savaşımıza 900 milyon dolar civarında mali yardım sağladığını bildirdi.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

MERKEZ BANKASI, PARA PİYASALARINDAKİ LİRA BOLLUĞUNU SÜNGER GİBİ EMDİ

Merkez Bankası Sonunda İstediğini Yapabildi 

SÜNGER OPERASYONU BAŞARILI OLDU

1992-Ekim ayı sonunda 35 trilyon lira dolayındaki emisyon hacmi 33 trilyon liraya çekildi ve bu tutarın 1-2 trilyon daha geriletileceği tahmin ediliyor. Geçen haftaki iç borçlanma ihalesindeki satış ise minimum düzeyde idi. Bu hafta düzenlenecek olan ve 'repoluk' diye bilinen 3 aylık bono ihalesine güçlü bir talep olacağı beklentisi var. 

Cahit UYANIK 

1992-Ekim ayı enflasyon oranı yüksek çıkarak bütün dikkatleri üzerinde toplarken, para piyasalarında geçen ay ortasından beri yaşanan lira bolluğunun önüne geçildi. Merkez Bankası hafta başında giriştiği ve 'sünger operasyonu' olarak adlandırılan açık piyasa işlemleriyle ay sonunda 35 trilyon lira sınırında bıraktığı emisyon hacmini 33 trilyon lira düzeyine çekmeyi başardı. Merkez'in bu haftaki müdahaleler ile emisyon hacmini 31-32 trilyon lira düzeyine gerileteceği tahmin ediliyor. 

Geçen hafta Merkez Bankası, Hazine adına düzenlediği iç borçlanma ihalesinde faiz oranlarının yükselmesini önlemek için çok az tutarda kağıt sattı. 6 ay vadeli Hazine bonosu ihalesinde bankalar toplam 789 milyar liralık teklif getirirlerken sadece 65,4 milyar liralık kağıt satıldı.

30 Haziran 2026 Salı

100'E DOĞRU HAREKETLENEN EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİ NASIL YORUMLANMALI?

Ekonomik Güven Endeksinde 100'e doğru bir hareketlenme var. Bu, yaz aylarında fiyat artış hızlarının ve faizlerin düşeceği beklentisi ile bağlantılı olabilir. Üretici üretimi artıracağını, tüketici de zam görmemiş ürün ve hizmetleri daha çok tüketebileceğinin sinyalini veriyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de 2007 yılından bu yana hesaplanmakta olan Ekonomik Güven Endeksi nasıl yorumlanmalıdır? Endeksin 100 olması iyi bir şey midir? Önce Gemini AI yardımıyla şu teknik bilgileri verelim: 

"Türkiye'de Ekonomik Güven Endeksi ilk kez Ocak 2015 tarihinde açıklanmaya başlamış ve tüm zamanların en yüksek değerine Ocak 2011 tarihinde (115 puan) ulaşmıştır.