31 Ocak 2026 Cumartesi

TRUMP'IN FED BAŞKANLIĞINA ADAY GÖSTERDİĞİ KEVIN M. WARSH KİMDİR?

Kevin M. Warsh

Kevin M. Warsh, 24 Şubat 2006'da Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu üyesi olarak yemin etti ve 31 Mart 2011'de Kuruldan ayrıldı.

Warsh, Albany, New York'ta doğdu. Stanford Üniversitesi'nde ekonomi ve istatistik ağırlıklı kamu politikası eğitimi aldı ve 1992'de onur derecesiyle lisans diplomasını aldı. Warsh, Harvard Hukuk Fakültesi'ne devam ederek hukuk, ekonomi ve düzenleyici politika arasındaki kesişim noktasına odaklandı ve 1995'te hukuk diplomasını aldı. Ayrıca Harvard İşletme Okulu ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün Sloan Yönetim Okulu'nda piyasa ekonomisi ve borç sermaye piyasaları üzerine dersler tamamladı.

1995 yılında Warsh, New York'taki Morgan Stanley & Co.'nun birleşme ve devralmalar departmanında bir pozisyon kabul etti. Bu pozisyonda, imalat, temel malzeme, profesyonel hizmetler ve teknoloji de dahil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki birçok şirkete finansal danışmanlık yaptı. Ayrıca, sermaye piyasası işlemlerinin yapılandırılmasına yardımcı oldu ve sabit gelirli ve öz sermaye finansmanını kolaylaştırdı.

29 Ocak 2026 Perşembe

KARDEMİR KAPANMAKTAN 'TÜRKİYE'YE ÖZGÜ ESOP MODELİ' İLE BÖYLE KURTULDU

Doç. Dr. Gürol 1 Yıllık 'Karabük Deneyimi'ni İnceledi

KARABÜK: TÜRKİYE'YE ÖZGÜ 'ESOP'

Çalışanların Pay Ortaklığı Planı yani İngilizcesi ile 'Employee Stock Ownership Plan (ESOP)' zor durumdaki şirketleri düzlüğe çıkarmak için ABD'de uzun yıllardır başarıyla uygulanıyor. KARDEMİR ise bu şirket kurtarma modelinin Türkiye'deki ilk önemli örneği sayılıyor. 

Cahit UYANIK 

Karabük Demir Çelik İşletmesi (KARDEMİR veya KDÇİ) işçiler ile geçen ay toplu iş sözleşmesi imzaladı. İşçiler yeni imzalanan toplu sözleşmede yüzde 40'lık zamma ses çıkarmadı. Üstelik sözleşme  işçi ve işveren temsilcileri arasında görüşülerek tek oturumda karara bağlandı. Çünkü işçi KARDEMİR'in sahibiydi ve aslında 'kendi kendisi ile' masaya oturmuştu. KARDEMİR işçileri geçen yıl yani 1995 yılı boyunca ise 'sıfır' zamla çalışmıştı. Oysa aynı KARDEMİR işçileri 1989 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerinde tam tersi bir tavır içinde olmuşlardı. Hatta istedikleri zam verilmeyince aylarca greve bile gitmişlerdi. Sert bir grevden zamsız geçen 12 aya giden süreç yani KARDEMİR'deki bu çarpıcı değişimin ardındaki tek gerçek; artık işçilerin çalıştıkları fabrikanın sahibi konumunda bulunmalarıydı.

Türkiye'nin ilk ESOP'u KARDEMİR 

KARDEMİR, 1970'li yıllardan bu yana Batı'da uygulanan ESOP adlı şirket kurtarma yönteminin Türkiye'deki ilk örneği sayılıyor. Employee Stock Ownership Plan (ESOP) yani Çalışanların Pay Ortaklığı Planı olarak da adlandırılan bu yöntemle ABD ve İngiltere'de batma tehlikesindeki birçok şirket ve sanayi kuruluşu düze çıktı. En pratik anlamda ESOP, 'Çalışanların çalıştıkları işyerlerinde sermayeden pay sahibi olabilmelerine imkan sağlayan bir araç' şeklinde tanımlanıyor. Yani tıpkı KARDEMİR'deki gibi... ESOP üzerine iki kitap yazan, araştırmalar yapan ve halen Özelleştirme İdaresinde çalışan Doç. Dr. Mehmet Ali Gürol, KARDEMİR'in geride kalan 1 yılını ESOP çerçevesinde inceledi.

AB de zora düşen şirketleri destekliyor 

Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'de ilk yılını dolduran ESOP denemesini incelemeye fabrikanın devri sırasında şirkete yapılan maddi ve ayni yardımları eleştirenleri cevaplayarak başlıyor. Doç. Dr. Gürol'un verdiği bilgilere göre özelleştirme kapsamındaki kuruluşlara KARDEMİR benzeri yardımların yapılması alışılagelmedik bir uygulama değil. Örneğin Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Air France'a 20 milyar franklık bir yardımı onaylamış. Bunun ardından Fransız bilgisayar üreticisi Bull Group'a da 11,1 milyar frank verilmesini de kabul etmiş. Özellikle AB üyesi Fransa, ulusal bazda da ekonominin lokomotifi sayılan kuruluşlara yardım konusunda kararlı bir tutum izliyor. Fransa bu çerçevede son 2 yılda 11,4 milyar frank zarar eden Credit Lyonnais Bankasını kurtarmak için bir plan uygulamaya koymuş.

Doç. Dr. Gürol "AB'deki bu örnekler dikkate alındığında KARDEMİR'in hem işçilere devredilmesi hem de devlet yardımı alması kesinlikle tutarsızlık değildir" diyor. Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'in devri ve geride kalan 1 yılda ulaşılan sonuçları ESOP çerçevesinde yorumlarken şu konulara dikkat çekiyor:

■ KARDEMİR'de sermaye hisselerinin dört kesim (işçiler, sanayi ve ticaret odası, esnaf dernekleri, yöre halkı ve emekliler) arasında dağıtımı akılcıdır. KARDEMİR'in, KARDEMİR A.Ş'ye bedelsiz ve borçları devlet tarafından üstlenilmiş şekilde devri, kısa vadede kamuya bir külfet olarak görülebilir. Ancak alınan önlemlerle tesisin rantabl çalışması, uzun vadede makro bazda daha olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Bu, sosyal barış açısından da isabetli bir uygulama şeklidir.

■ Ancak KARDEMİR A.Ş hisselerinin tamamının ilk etapta dört kesime devredilerek kamu payının sıfırlanması gerçekçi bir uygulama olmamıştır. Hisselerin yüzde 55'inin çalışanlar, özel kesim ve halkın elinde; geriye kalan yüzde 45'inin kamunun elinde bulunmasi girişimin ortaklık yapısının oturması ve ortaklar arasında dengenin sağlanması yanında kamunun yönetim tecrübesinden yararlanma açısından daha uygun olabilirdi. Kamunun elindeki yüzde 45 pay, birkaç yıl içinde diğer ortaklara devredilebilirdi.

■ Tesisin rantabl çalışması açısından KARDEMİR A.Ş Müteşebbis Heyetinde bu konuda deneyimli olan profesyonel bir kadroya yer verilmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak kuruluş genelde bir işçi ve yöre halkı şirketi niteliğinde olduğundan yönetimde bu kesimin ağırlığını hissettirmesi gereklidir. Payların çalışanlara tahsisinde ABD''de uygulanan 'vesting' sistemi geçerli kılınmalı ve pay dağıtımı kıdem ve sair unsurlar dikkate alınarak yapılmalıydı. 

■ Dünya genelinde bu alandaki uygulamalar örnek alınarak ortaklara satılan paylar, karşılıkları ödeninceye kadar emanette tutulmalıdır. Hiç değilse ilk 5 yıl başka kişilere satışı engellenmelidir. Hisse bedellerinin temettüler yoluyla ödenmesi uygulaması getirilmelidir. Karşılıkları ödenen hisseler, ancak diğer ortaklar tarafından talep gelmediği taktirde öteki gruplara satılmalıdır. Bu tür işletmelerde işçi morali, işletme verimlilıği ve karlılığı açısından önemli bir husustur. Tesis devir alındıktan sonra işçi çıkartılmaması bir politika olarak benimsenmelidir.

■ Özellikle başlangıç aşamasında teknik ve tesisin ikmaline ilişkin yardımlar geciktirilmeden yapılmalıdır. Müteşebbis Heyetine, uygulamaları konusunda politik baskı yapılmamalıdır. Çalışanlar ile hisselerin öteki kısmını alan kesimler arasında etkili bir iletişim tesis edilmelidir. Kuruluş, ulusal ve uluslararası pazar payını elinde tutabilmek için kalite, standart ve pazar araştırması konularına gerekli önemi vermelidir. Katılımı üst düzeyde tutmak için çalışanlar ve diğer ortakların işletme faaliyetlerinden haberdar edilmesi, kararlara katılımını mümkün kılacak iyi bir düzenleme gerçekleştirilmelidir. 

■ KARDEMİR artık yeni bir kuruluş olarak çalışanlar, yöre halkı, sanayiciler ve esnafın hissedarlığinda faaliyetini sürdürmek durumundadır.  Günümüzün ulusal ve uluslararası zorlu koşulları, son 15 yılda uygulanan liberal ekonomik sistem, kamu fonlarının günden güne daha sınırlı hale gelmesi ve sübvansiyonların azalması nedeniyle KARDEMİR'in işi hayli zor olacaktır. Tesisin geçmişte çok ortaklı şirketler ve işçi şirketlerinin karşılaştığı kötü deneyimler ile karşı karşıya gelmemesi gereklidir. Aksi takdirde KARDEMİR,  Türkiye Kalkınma Bankası portföyüne 'devralınan çok ortaklı ve işçi şirketlerinden sonuncusu' olarak girebilir. Türkiye'nin kıt kaynakları ile desteklenip bugüne getirilen, model olarak bazı özellikleri ülkemize has olan KARDEMİR'in konuyla doğrudan veya dolaylı bağlantılı herkes tarafından desteklenmesi zorunludur. 'KARDEMİR Olayı'nın başarısı, aynı zamanda ESOP modelinin de başarısı ve ülkemiz koşullarına uygunluğu anlamına gelecektir. Bu, söz konusu modelin benzer durumdaki kuruluşlara uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

----------------

ABD'nin KARDEMİR'i de ESOP ile Kurtulmuştu

Doç. Dr. Gürol'a göre KARDEMİR uygulaması bir takım çevrelerin iddia ettiği gibi 'ütopik ve bugüne kadar gerçekleştirilmemiş bir tatbikat' değil. Bunun en güzel örneği ABD Batı Virginia'da bulunan Weirton Steel Corporation'da yaşandı. Weirton, tıpkı KARDEMİR gibi kapatılmak üzere iken çalışanları tarafından satın alındı. Weirton Steel bugün alanında başarılı ve karlı bir kuruluş olarak iyi bir örnek teşkil ediyor. Çalışanlar neredeyse kapatılacak olan fabrikalarını kurtarmak bir yana, şimdilerde hisselerinin yüzde 30'unu başka bir kuruluşa sattı. Çünkü işçiler şirketlerinin böyle bir sermaye yapısıyla daha etkin çalışacağına inanıyordu. 

Weirton Deneyimi ABD'de çok popüler. Birçok kuruluş, Weirton'in tecrübesinden yararlanmak istiyor. Şirket, benzeri uygulamalar konusunda istekli olan grup veya akademik kuruluşlara eğitim verebiliyor. Ayrıca Weirton kuruluşta katılımı özendirmek ve ilgili çevrelerin olayın gelişimini izlemesine olanak vermek için periyodik bir yayın bile çıkartıyor.

İşte ABD'de ESOP ile kurtulan diğer şirketlerin listesi:

Alaska Commercial Company, Allied Plywood Corporation, American Recretaion Center, Antioch Publishing Company, Brooks Camera Company, Atlas Chain Company, Bureau of National Affairs, Chrysler Corporation, The Common Ground, Comsonics, Denver Yellow Cab Cooperative, Eastner Airlines, Fastaner Industries, W. L. Gore and Associates Lab, Hyatt Clark Industries, The Journal Company, Leslie Paper Company, The Lowe's Companies, North American Tool and Die, The North Face, O and O Süpermarkets, Parsons Company, People Express, Philips Paper Company, Public Supermarket, Quad Graphics, The Record Factory, Riverside Construction, Rural/ Metro Inc.,  Science Application International Inc., The Solar Center, Transcon, Up-Light Inc., US and News Report, Western Airlines.

(Bu haber, aylık Macro Economy dergisinin Mayıs-1996 tarihli Sayı: 19'da yayınlanmıştır.)

EKONOMİ HİKAYELERİ / 'KÜPÜNÜ DOLDURMAK' DEYİMİ NEREDEN GELMEKTEDİR?

 KÜPÜNÜ DOLDURMAK

Yok, bu hikâye, zamane yöneticileriyle ilgili değil... Eski zamanlarda yaşanmış.

Vaktiyle, görevini kötüye kullanıp rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık sonucu zengin olan bir kadı varmış. Kadı efendi kimden para alırsa, adaletin kılıcını ondan yana kullanıyormuş. 

Kadının yolsuzlukları o kadar çok şikâyete konu olmuş ki, en sonunda padişahın kulağına kadar gitmiş. Padişah da işittiklerinden etkilenerek bir fermanla kadıyı görevden almış.

Kadı efendi kenti terk etmeden önce, kendisini şikâyet eden kişilere bir şölen vermiş. Şölende yenilmiş içilmiş, çubuklar yakılmış, söyleşiler koyulaşmış... Konuklara hizmet eden uşaklar sonunda üç tane küp getirip orta yere koymuş. Üç koca küp. Ağır mı ağır...

28 Ocak 2026 Çarşamba

ÜSTTE İBADET, ALTTA TİCARET...

Kocatepe'de hipermarket / 

Türkiye'nin en büyük hipermarketi Ankara'daki Kocatepe Camisinin altında açılıyor.

Cahit UYANIK 

Projelendirilmesi ve yapımı uzun yıllar alan Kocatepe Camisi, bugünlerde önemli bir çalışmaya tanıklık ediyor. Caminin hemen altında, projede de öngörülen hipermarketin hayata geçirilmesi için sürdürülen çalışmalar son aşamaya geldi.  Bu alışveriş merkezi önümüzdeki aylarda faaliyete geçtiğinde 'Türkiye'nin en büyük hipermarketi' ünvanını kazanacak. 

Hipermarket alanını kullanıma hazırlamak ve işletmeciliğine ortak olmak için kurulan Kocatepe Modern Mağazacılık Sanayi ve Ticaret A. Ş. (KOMAŞ) yaklaşık iki yıldır çalışmalarını sürdürüyor. KOMAŞ'ın hissedarları Türkiye Diyanet Vakfı ile bazı kurumların sosyal yardımlaşma sandıkları... 20 milyar TL sermaye ile kurulan şirket, önümüzdeki günlerde yüzde 50'lik bir sermaye artırımına da hazırlanıyor. 


(Tıklayınız) KAPAK HABERİ: DİYANET HOLDİNGLEŞİYOR, KOCATEPE CAMİSİNİN ALTINA DEV HİPERMARKET AÇIYOR

Hedef 30 bin çeşit mal

Toplam 250 kişiyi istihdam edecek hipermarket, 15 bin metrekarelik alışveriş alanıyla Ankara'daki rakiplerine önemli bir fark atmış bulunuyor. Bu hipermarket faaliyete geçtiğinde her türlü dayanıklı ve dayanıksız tüketim malından otomobile, giyim kuşamdan mobilyaya kadar yaklaşık 30 bin çeşit mal satmayı planlıyor. Peki hipermarketin hedef kitlesini kimler oluşturuyor? 

21 Ocak 2026 Çarşamba

TDÇİ ESKİ GENEL MÜDÜRÜ SENCER İMER: "BENİ PAZAR KAYBEDECEK OLAN İZMİRLİ DEMİR ÇELİKÇİLER GÖREVDEN ALDIRDI"

Sencer İmer (1942-2022)
TDÇİ Eski Genel Müdürü Sencer İmer / 

SEBEP,  EGELİ DEMİRCİLER Mİ?

TDÇİ Genel Müdürlüğü görevinden alınan Sencer İmer'e göre bu kararda İzmirli ark ocaklı demir çelikçilerin pazarlarını koruma kaygısı etkili oldu. İmer'i görevden alan Bakan Ersin Faralyalı İzmirli;  göreve getirilen Prof. Dr. Atilla Sezgin de seçimi kaybeden DYP İzmir milletvekili adayı... İmer'in iddiaları içın bunlar bir tesadüf mü, yoksa kanıt mı?

Cahit UYANIK 

Atamalar, yeni hükümetin icraatları arasında en fazla tartışma yaratan konu oldu. Hatta bazı atama kararnameleri hükümet ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında ciddi gerilim bile yarattı. Hükümetin atamaları savunurken söylediği iki şey var: Birincisi 'Biz yürütme olarak uyumlu kadrolarla çalışırız'. İkincisi de 'Atamalarımız siyasi değil. Biz bu görevlere, işi en iyi yürütecek kişileri getiriyoruz.'

Ancak atamalar konusunda yapılan eleştiriler ise 'Görevden alınan bazı kişilerin işlerinde çok başarılı oldukları ve yerlerine yapılan atamaların bazı çıkar hesaplarına dayandığı' noktasında yoğunlaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanan Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) yönetiminde yapılan değişiklik de işte bu tartışmalı görevden alma ve atamalardan biri oldu. Eski Genel Müdür Sencer İmer bir süre önce görevinden alınarak yerine son seçimde DYP İzmir milletvekili adayları listesinde bulunan ancak milletvekili seçilemeyen Prof. Dr. Atilla Sezgin atandı. 'TDÇİ Olayı'nda görevden alınan taraf Sencer İmer, gelişmeleri 'kendi açısından' Ekonomik Panorama'ya değerlendirdi:

Ekonomik Panorama: TDÇİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandıktan sonra Bakan Faralyalı ile ilişkileriniz nasıldı?

Sencer İmer: Ben Sayın Faralyalı'yı zaten Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı olduğu zamandan tanıyordum. Faralyalı bana bakanlık görevine geldiği gün kendine bağlı tüm kuruluşlardaki alım-satım ve ihaleleri durduracak bir genelge çıkarmak istediğini söyledi. Ben de genelgeyi duyunca 'Sakın böyle bir genelge çıkarmayın. Eğer bu devreye girerse tüm fabrikalara kilit asmak gerekir' dedim. Bunun üzerine Faralyalı 'Ben fabrikaların kapısına kilit vurmak değil, belli yatırımları kontrol altına almak istiyorum' dedi. Böylece genelgeyi amacına uygun hale getirdik. Eğer ben orada müdahale etmeseydim tam bir skandal olacaktı. Ama Bakan Faralyalı bu sefer, az önce sözünü ettiğim alım-satım ve ihaleleri durduran benzeri bir genelgeyi 30 Ocak tarihinde çıkarttı. 

- Bu durumda siz ne yaptınız?

İmer: Ben de bu genelgeyi hukukçularıma incelettim ve cevabi bir yazıyla genelgeyi uygulayamayacağımı bildirdim. Çünkü ilgili yasalar gereğince ihaleleri ve alım-satımları durdurma yetkisi TDÇİ Yönetim Kurulunda idi. Üstelik bu genelgeyi uygulamaya koysaydım yılda bir kez yapılan koklaşabilir taş kömürü ve ferro-alias gibi ham maddelerin ihalelerini de kaçırabilirdik ki bu, fabrikalarımızın durması anlamına gelirdi.

(Tıklayınız) ARAMIZDAN AYRILAN PROF. DR. SENCER İMER İLE BİR ANI

15 Ocak 2026 Perşembe

BAŞKENT KULİSİ / KOALİSYON PROTOKOLÜNE 'KORSAN' GİREN MERKEZ BANKASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NEYİ AMAÇLIYOR?

BAŞKENT KULİSİ / MERKEZ BANKASININ YENİ BAŞKANINA İLK ZİYARET 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Gazi Erçel oturur oturmaz ilk ziyaretçisi Devlet Bakanı Rüşdü Saracoğlu oldu. Ancak bu ziyaret Türkiye'deki yerleşik siyaset ve bürokrasi geleneklerini altüst etti. Çünkü pratikte, atamadan birkaç gün sonra bu ziyaretin tam tersi olmalıydı. Yani Erçel'in Saracoğlu'nun ayağına gitmesi gerekiyordu Saracoğlu'nun bu ziyaretteki amacı eğer hayırlı olsun demek ise  bunu telefonla da yapabilirdi. 

Aslında Saracoğlu Devlet Bakanlığına atanır atanmaz eski göz ağrısı Merkez Bankasına el atıvermişti. O dönemde bankanın başında vekaleten Osman Cavit Ertan vardı. Saracoğlu önce Merkez Bankasına bir yazı yazarak kendi başkanlığı dönemindeki şoförünü bakanlık emrine aldırdı. Hemen ardından Merkez Bankası Başkanlığı günlerinde kendine yakın çalışmış 7-8 kişilik bir uzman grubunu yine Devlet Bakanlığına çekti. 

Neyse... O ziyarette 'Eski Merkez Bankası Başkanı-taze politikacı Saracoğlu' Erçel ile ne konuştu bilmiyoruz; ama yaklaşık 3 yıl önce sıcak bir yaz gününde terk ettiği bu tanıdık makamda bulunmaktan eminiz zevk duymuştur. Bence Erçel'in bu görevde çözmesi gereken ilk bilmece ise koalisyon protokolünün içinde gizli. Çünkü bu protokole göre Merkez Bankası Kanunu 'bir şekilde' değiştirilecek. Ancak aynı protokol metninde bu düzenlemenin içeriği net olarak yer almıyor. Bazı isimler bu bölümün aslında protokole 'korsan' biçimde sokulduğunu, çünkü aynı günlerde sosyal güvenlik kuruluşlarının lağvedilmesi tartışması nedeniyle bu ilginç maddenin üzerinde durulmadığını ve 'gümbürtünün arasında kalarak' protokole sızdığını ifade ediyor.

Merkez Bankası Kanunundaki bu esrarengiz değişikliğin, iç borçlanma sistemi ve görevinin Hazine'nin elinden alınarak Merkez Bankasına verilmesine yönelik olduğu da iddialar arasında... Bu söylentinin iyice bunalttığı Hazineciler ise Erçel'in atanması ile rahat bir nefes almış görünüyor. Eski bir Hazine bürokratı olan Erçel'in 'baba ocağı'na ihanet etmeyeceği yaygın bir kanı ve beklenti...

TKB CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK 

Türkiye'nin klasik sorunlarından biri de Türkiye Kalkınma Bankasıdır (TKB). Her siyasi iktidar değiştiğinde bu bankanın başına atanacak isim büyük tartışma yaratır. Geçenlerde ağır ceza mahkemesine havale edilen Özal Baysal'ın kötü yönetimiyle bu banka 1992-1994 yıllarında 4-5 trilyon liralık bir zarar batağına saplanmıştı. Baysal görevden alındı. Çiller başbakan olduktan sonra İslam Kalkınma Bankasından apar topar Tarık Kıvanç'ı çağırdı. Türkiye'nin en eski planlamacı ve projecilerinden olan Kıvanç bankaya çeki-düzen vermek için kolları sıvadı. 

8 Ocak 2026 Perşembe

İŞTE KARDEMİR'İN KAPATILMASINI İSTEYENLER


KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü 

KİGEM, TDÇİ'nin KARDEMİR Raporunu Çürüttü

İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER 

KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.

Cahit UYANIK 

5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.

Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.

İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor

Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük. 

Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...

DİSK: AKP DÖNEMİNDE KIDEM TAZMİNATI TAVANI ASGARİ ÜCRETİN 4,8 KATINDAN 2 KATININ ALTINA DÜŞTÜ

Kıdem tazminatı nasıl eridi?

1980 öncesinde asgari ücretin 7,5 katı olan kıdem tazminatı tavanı AKP döneminde dibe vurdu.

AKP'li yıllar kıdem tazminatı tavanının en çok eridiği yıllar oldu.

AKP iktidara geldiğinde (2002) asgari ücretin 4,8 katı olan kıdem tazminatı tavanı 2026 yılında asgari ücretin 2 katının altına düştü.

(DİSK Araştırma Merkezi X hesabı)

5 Ocak 2026 Pazartesi

ANKARA NOTLARI / 5 NİSAN 1994 KARARLARINA SEBEP OLAN EKONOMİK KRİZİN SORUMLUSU KİM? DEMİREL Mİ, ÇİLLER Mİ?

ANKARA NOTLARI / KRİZE SORUMLU ARANIYOR!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkünde ilk yılını doldurdu. Demirel, bir basın toplantısı düzenleyerek geride bıraktığı 365 günün hesabını verdi. Demirel bu toplantıda gazetecilerin birbiri ardına gelen sorularına 'kendine özgü' üslubuyla cevap vermeye çalışırken, üst düzey ekonomi bürokratları da Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti karşısında terlemeye devam ediyordu. 

Demirel basın toplantısında genel olarak 'kendi bıraktığı dönemde ekonominin dengelerinin yerli yerinde olduğu' düşüncesini savundu. Demirel, enflasyon-faiz-kur ilişkisi iyi düzenlenemediği için şimdiki bunalımın yaşandığını anlatarak "Bu kriz parasaldır" dedi. Demirel böylece 1988 yılından bu yana Türk ekonomisinin tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi 'sıcak para' girişiyle mevcut dengeleri ayakta tuttuğunu göz ardı etti. Ama bir yandan da günah çıkarırcasına ve 5 Nisan Kararlarını kastederek "Madem yapılması gerekiyordu, niye 11 ay önce yapmadınız?" deyiverdi. Oysa Türkiye'nin 300-500 milyon dolar kredi alabilmek için IMF kapısında bekliyor olmasında bir sorumlu aranıyorsa, Demirel de buna ortaktı. Tıpkı Çiller gibi...

Arşivdeki IMF mektubu...

Şimdi yine 1 yıl öncesine gözlerimizi çevirelim ve 1993-Mayıs ayının gazete arşivlerini karıştıralım. Yüksek tirajlı bir gazeteden şu kupürü okuyalım:

"IMF'den Demirel'e Son Gün Bombası. Bugün Cumhurbaşkanı seçilmesi kesin olan Başbakan Süleyman Demirel, IMF'den gelen bir sürprizle karşılaştı. IMF Başkanı Michel Camdessus, Başbakan Süleyman Demirel'e özel kurye ile 'Türk Ekonomisi İçin Uyarı Mektubu' gönderdi. Bugüne kadar IMF Başkanı'ndan doğrudan Başbakan'a mektup gönderilmediğine dikkat çekilerek "Bu çok acil bir durum. Bu nedenle doğrudan Demirel'e gönderildi" yorumu yapıldı. 

30 Aralık 2025 Salı

UNUTKANLAR, GÜMRÜĞE TERK EDİLENLER VE KAÇAKÇILAR... MALİYE VE GÜMRÜK BAKANLIĞININ TASİŞ'İNİ 'VERGİ REKORTMENİ' YAPTI

Maliye ve Gümrük Bakanlığına Bağlı 'Tasfiye ve Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ)' 15 Milyar TL Kurumlar Vergisi Ödeyecek / 

UNUTKANLIK, VERGİ REKORTMENİ YAPTI

Gümrüklerde unutulan, gümrüğe terk edilen ve denetimlerde yakalanan kaçak malları ihale açarak satan TASİŞ, sağladığı kazançla kurumlar vergisi rekortmenleri arasında yer aldı. Satılan mallar içerisinde otomobil, televizyon, video oynatıcı ve beyaz eşyalar var. TASİŞ depolarında ayrıca lavabo, kapı kolu, elbise askısı, davlumbaz, tuğla, fayans, çikolata ve halı da bulunuyor.

Cahit UYANIK 

Bu yıl, Maliye ve Gümrük Bakanlığı da bünyesinden bir 'vergi rekortmeni' çıkardı. Geçtiğimiz günlerde peşpeşe açıklanan İstanbul, Edirne, Ankara ve İzmir'in kurumlar vergisi rekortmenleri arasında bulunan ve bakanlığa bağlı faaliyet gösteren 'Tasfiye ve Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ)' dikkat çekti. Peki üretimi, yatırımı, özsermayesi bulunmayan yani klasik anlamda bir girişimci olabilmek için gerekli unsurları taşımayan bir kamu kuruluşu, nasıl olup da bu kadar vergi ödeyebildi? Üstelik ödeyeceği vergi az-buz değildi; 15 milyar liranın üzerinde bir tutardı bu... 

TASİŞ'in böylesine yüklü bir vergiyi ödemesi tabii ki 'iyi kar etmesinden' kaynaklanıyor. Ona bu kadar kazanç sağlayan ise malını gümrüklerde unutanlar, gümrüğe terk edenler ve de kaçakçılar... İşte bu üç grubun gümrüklerde takılan malları öylesine fazla ki TASİŞ, 1989 yılında bu malların satışından önemli bir ciro sağladı. Ama TASİŞ, vergisini bu ciro üzerinden ödemedi. Çünkü TASİŞ, gerek perakende gerekse ihale açarak sattığı mallardan sağladığı gelirin yüzde 90'ını direkt Hazine'ye aktarıyor. Geriye kalan yüzde 10'luk ciro ise TASİŞ'ın kurumlar vergisi matrahını oluşturuyor. Yani bu; eğer tüm cirosu itibarıyla vergi matrahını tespit etse, TASİŞ'in birçok büyük özel ve kamu kurumlar vergisi mükellefini sollayıp geçebileceği anlamına geliyor.

Gümrük depoları 'çöplük gibi' iken, gül bahçesine dönüştü

1984 yılında TASİŞ kuruluncaya dek gümrük depoları bir çöplük görünümündeydi. Aynı depolar bugün çok daha düzenli ve temiz. En azından aranan bir mal kolayca bulunabiliyor. TASİŞ ilk kurulduğunda gümrüklerden teslim aldığı mal yığınlarını görenler "Bunlar ancak 40-50 yılda düzenlenebilir ve eritilebilir" tahmininde bulunmuştu. TASİŞ Genel Müdür Yardımcısı İsmail Can "Oysa biz bu işi 4-5 yıl gibi bir sürede başardık" diyor. Şimdi tüm depo ve ardiyelerin son derece temiz ve düzenli olduğunu anlatan Can "Eskiden ardiyelerdeki otomobillerin içinde ağaçlar yeşerirdi. Şimdi bu görüntüler tarihe karıştı" diyerek TASİŞ'in istenen ve planlanan işlevi yerine getirdiğini söylüyor. 

27 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA 'BİR GARİP' ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIĞI


Sıhhiye'deki Etibank Binası, 1956-1960. Mimarlar Vedat Özsan, Toğrul Devres ve Yılmaz Tuncer imzalı yapı, 1950'li yıllarda ülke içerisinde yer bulmaya başlayan uluslararası üslubun ürünlerinden biriydi, dönemini yansıtan bir ofis yapısıydı. 2013 yılında yıkıldı. (K: Modern Mimari Miras X hesabı)

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA GARİP ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIKLARI 

Cahit UYANIK 

Etibank'ın kaderi 'bölünüp parçalanarak özelleştirme' imiş meğer... Önce madencilik ile bankacılık birbirinden ayrıldı; şimdi de Etibank-Bankacılık 3 parçaya bölünerek satılacak. Anlayacağınız 'Bir koyundan 3 post' çıkacak! Halen Hazine'de 50'yi aşkın yeni banka kurma başvurusu beklediği hesaba katılırsa, bu satışta müşteri kıtlığı yaşanmayacağı kolayca söylenebilir. Ama esas sıkıntı 'bankanın üçe bölünmesinde' yaşanacak gibi görünüyor. Bu aşamada bankanın zararları da mı üçe bölünecek? Yoksa zarar, bankanın kamuda kalması planlanan kısmında mı yoğunlaştırılacak? Şube, personel ve iştiraklerin paylaşımı nasıl olacak? Üçe bölünmüş bir bankanın bilançosu nasıl çıkarılır? Çıkarılan bilançoyu onaylayacak merci bulunur mu? Bütün bunlar havada kalan ve cevaplanmayı bekleyen sorular... Üstüne üstlük mevcut Bankacılık Kanununun böyle bir parçalanmaya izin vermediğini ileri sürenler de var. Daha doğrusu kanunda böylesi bir parçalanmaya ilişkin hüküm bulunmuyor. 

Bu tartışmalar bir yana Etibank'ın başında Zeki Akıllıoğlu var. Çiller'in gözünün önünden hiç ayırmadığı 'prens'lerden Akıllıoğlu, bankayı 'yavaş ve derinden' özelleştirmeye hazırlıyor. Akıllıoğlu, banka satışlarında mahkemeye intikal etmiş davaların, satıcının gücünü azalttığını düşünüyor olmalı ki geçtiğimiz günlerde yolsuzluklara ilişkin iki mahkeme dosyasının 'akim kalmasına' göz yumdu. Bu davalardan ilki, bankanın eski yöneticilerinden Tansu Çakaloz ve Cafer Yüksel'in Aras Tekstil adlı firmaya kullandırdığı 4 milyar liralık kredide 'sabit kur' uygulayarak yolsuzluk yaptıklarını iddia ediyordu. Dosya 7,5 yıllık sürede karara bağlanamadığı için zaman aşımına uğradı. 

İkinci davada ise Etibank Eski Genel Müdürü Fethi Ağalar ile Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı Namık Kemal Kılıç'ın yanı sıra 5 üst düzey yönetici yargılanıyordu. Çoğu şimdilerde özel sektörde çalışan bu bürokratlar, kamudaki ihale kurallarını hiçe sayarak 'Ankara Sigorta' adlı şirketin hisselerinin yüzde 55'ini 25 milyar liraya satın almışlardı. Yani bu aslında küçük çaplı bir 'şirket kurtarma operasyonu' idi! Fahiş fiyattan yapılan bu satın alım nedeniyle Etibank zarara uğramıştı ve sanıklardan 25 milyar lira tazminat isteniyordu. Gelin görün ki mahkeme hakimi, uzun zamandır takip edilmeyen ve davacı taraf Etibank avukatlarının celselere katılmadığı bu dosyayı işlemden kaldırmakta sakınca görmedi. Acaba bu avukatları mahkemeye kim göndermedi dersiniz? Yakında görücüye çıkacak Etibank'ın 'A la Turca' özelleştirme çalışmaları bu merkezde ilerliyor... Duyurulur. 

DEVLET BAKANI BAHATTİN ŞEKER'İN NEGATİF PUANLARI GİDEREK ÇOĞALIYOR 

REFAHYOL Kabinesinin en ilginç isimlerinden biri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker... Şifreli maç yayınları konusundaki çelişkili tavrı ile kamuoyundan ilk negatif puanını alan Şeker, Satranç Federasyonu Başkanını 2 saat bekletip 2 dakika konuşarak koskocaman bir eksiyi daha hanesine yazdırdı. 

21 Aralık 2025 Pazar

10 YIL BAŞBAKANDI, MAL VARLIĞI ARTMADI: ADNAN MENDERES

Ali Adnan Menderes (1899-1961)

Adnan Menderes'in 'maddi' mirası / 

10 YIL BAŞBAKANDI, MAL VARLIĞI ARTMADI

Günümüzün siyasi liderlerinin mal varlıkları malum! Araştırma komisyonları malları-mülkleri saya saya bitiremiyor.  Ya bir dönemin tartışmalı lideri Adnan Menderes? Yargılandığı zaman mal varlığı ortaya dökülmüş ve başbakanlığı döneminde kayda değer bir artış görülmemişti. Menderes İstanbul'u imara açmış ama İstanbul'dan arsa-arazi almamıştı. Ve doğrusu, 90'lı yıllar Türkiyesinde bu tavır bize çok ilginç göründü. Bu haberimizde Adnan Menderes'in mal varlığının ayrıntılarını  hatırlayalım istedik ve en küçük oğlu Aydın Menderes ile babasının 'maddi' mirası üstüne konuştuk.

Cahit UYANIK 

Türkiye'nin siyasi ve ekonomik tarihinde 1950-1960 yılları arası oldukça önemlidir. Çok partili siyasi hayata geçiş, tarım ve ulaştırma alanındaki gelişmeler ile özel sektörün de katılmaya başladığı sanayileşme yolunda atılan adımlar bu dönemin önemli özelliklerindendi. Bu 10 yıllık zaman aralığının odağında ise hep Başbakan Adnan Menderes yer alıyordu. Menderes'in etkisi günümüzde bile hissediliyor ve merkez sağda yer alan partiler Demokrat Partinin 'siyasi' mirasını sahiplenmeye uğraşıyor.

Peki ya Menderes'in 'maddi' mirası? Adnan Menderes'in maddi mirası üzerine çok az konuşuldu ve konuşuluyor. Zaten bu miras aradan geçen zamanda unutulmaya da yüz tutmuştu. Ta ki günümüz siyasi liderlerinin mal varlıkları gündeme gelene kadar... TBMM'de kurulan Liderlerin Mal Varlıklarını Araştırma Komisyonu çalışmalarını aksak-topal sürdürüyor. Açıklamalara göre bu komisyon rapor yazımına devam ediyor. Komisyonun çalışmaları 1983 sonrasında TBMM'ye giren partilerin liderlerini kapsıyor. Üstelik çıkacak sonuçla bağlantılı olarak bu komisyonun bir yaptırım gücü de bulunmuyor. Oysa toplum hergün kahvehanelerde, otobüslerde, evlerde, sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda 'nereden bulunduğu ispat edilemeyen' kazançları ve mal varlıklarını konuşuyor, tartışıyor. Tartışmalar çoğu zaman parti liderlerini aşarak, siyasetçilerin genelini içerir hale de dönüşebiliyor. 

Bu ortamda 'Macro Economy' olarak Adnan Menderes'i yeniden hatırlamamız gerektiğini düşündük. Türkiye'yi 10 yıl yönetmesine rağmen, Menderes'in başbakanlığı süresinde mal varlığının 'yok denecek kadar az arttığı' daha önce tespit edilmişti. Örneğin İstanbul'un adeta yıkılıp yeniden inşa edilmesine vesile olan Menderes'in, bu çok sevdiği şehirde en küçük bir gayrimenkulü yoktu. Adnan Menderes, eşi Berin Menderes'in tüm ısrarlarına karşın İstanbul'dan ne ev ne de arsa satın almıştı. Bunu da 'dedikodu korkusu' ile açıklamıştı. Başbakanlığı döneminde mal varlığındaki tek artış, İzmir-Çeşme'deki kooperatif işi yazlık olmuştu. Ve Menderes, bu özelliği sebebiyle günümüz koşullarında bir kez daha incelenmeye değerdi. Biz de Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı ve Adnan Menderes'in en küçük oğlu Aydın Menderes'in kapısını çalarak rahmetli babasının 'maddi' mirası üzerine konuştuk: 

Macro Economy: Babanız rahmetli Adnan Menderes'in mal varlığı neydi?

Aydın Menderes: Topraklarınn çoğunu daha önce kendi köylülerine, civardaki köylülere dağıttığı için bir Çakırbeyli Çiftliği var. Bunun şimdi bize intikal eden kısmı 2 bin 200 dönüm. Ayrıca tapu üzerinde görülen bazı küçük toprak parçaları da var ama bunlar tarım yapılan araziler değil. Birinci sınıf tarım toprağı 2 bin 200 dönüm... Bu toprak önce 4 kişi arasında, sonra 14 kişi arasında dağıtıma tabi oldu. 1961'de babam rahmetli olduğu vakitki toprak 2 bin 200 dönümdü. Onun dışında tapuda bazı araziler vardır. Bunlardan birisi mera... Ama bundan kendisi de biz de istifade etmemişizdir. Oradaki köylüler kullanmaktadır. Bir de bataklık olan, sıtma mücadelesi verilip kurutulan bir alan var. Bu, genellikle çok az ekilebilir, çorak, taşlık bir arazidir.

13 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / TÜRKEŞ, TÜRKLÜĞÜ 'TAHKİR VE TEZYİF ETMEK' İLE SUÇLANIYOR!

Cahit UYANIK 

MHP Lideri Alparslan Türkeş, 12 Eylül sonrası uzun yıllar sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Zorlu cezaevi koşullarında birkaç kez ağır sağlık sorunları yaşadı. Türkeş sonunda mahkemelerce aklandı. Ancak Türkeş'e belki de yine mahkeme yolları gözüktü. Geçtiğimiz günlerde Ankara Barosu avukatlarından Hayri Balta, Türkeş hakkında savcılığa ilginç bir suç duyurusunda bulundu. 

Avukatın iddiasına göre Türkeş, Türklüğü 'tahkir ve tezyif ediyor' yani aşağılıyor ve küçük düşürüyordu. Türklük kavramının yarım yüzyılı aşan süredir en yılmaz savunucusu olan Türkeş, böylece ağır bir şekilde suçlanıyordu. Avukat Balta, MHP Genel Merkezinin santral odası duvarında Türkeş imzasıyla asılı bulunan bir yazıya dikkat çekerek iddiasını gündeme getiriyordu. Söz konusu yazı "Türk Milletinde Bizans'tan geçme bir hastalık vardır: Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, birbirini beğenmemek, sır saklamamak, rastgele laf söylemek... Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz" şeklindeydi. 

Avukat Balta dilekçesine İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'i de karıştırıp "Nasıl ki bu sözleri İP Genel Başkanı Perinçek yazarak kendi partisinin duvarına assa hakkında kovuşturma yapılacaksa, herkesin kanun önünde eşit olduğu ilkesi gereğince Türkeş hakkında da kovuşturma ve cezalandırma gereklidir" diyordu. Bu ilginç suç duyurusunun sonucu ne olacak, bekleyip hep birlikte göreceğiz...

HAZİNE'NİN 2 TRİLYON LİRASI AYFER YILMAZ'IN GÖZÜNDEN NASIL KAÇTI?

Sezgin Taşkıran, Demirel'in başbakanlığı döneminde Halk Bankası Genel Müdürü idi. 1970'li yıllardan beri 'Demirel'in ekibi'nden olan Taşkıran,  görevden alındıktan hemen sonra ciddi bir teftişten geçirildi. Önce Yahya Demirel'in Kıbrıs'taki Bankasına önemli büyüklükte bir mevduat yatırıldığı ortaya çıktı. Daha sonra Yahya'nın bankası battı. Halk Bankası halen bu paranın peşinde...

O zaman yapılan denetimlerde bir başka ilginç bankacılık işlemi daha dikkat çekti. Denetçi raporlarına göre Halk Bankası döviz kaynaklarını sadece birkaç puan fazla faiz alabilmek için dış finansal piyasalardaki -bir anlamda- uluslararası bahis işlemlerine yatırmıştı. Yani teknik deyimle 'Yabancı para birimleri arasındaki paritelere endeksli bonolar' satın almıştı. Bu işe 2,5 trilyon lira karşılığı döviz bağlanmıştı. Kasıt var mı bilmiyoruz ama gelin görün ki bu paranın 2 trilyon lirası batırılmıştı. 

8 Aralık 2025 Pazartesi

BAŞKENT NOTLARI / EKONOMİ BÜROKRATLARI 1996 SONBAHARINDA NEDEN BİR KRİZ BEKLEMİYOR?

BAŞKENT NOTLARI / EKONOMİDE 'ASAYİŞ BERKEMAL'

Cahit UYANIK 

Ankara'da bugünlerde herkes Eylül ayında yeni bir ekonomik kriz çıkıp çıkmayacağına kafa yoruyor. Ancak bu konuda siyasetçiler dikkate alınacak bir şekilde konuşmuyor; çünkü hepsi taraflı... Kimi ekonomiye 'pembe gözlükler ile' bakıyor, kimisi de 'felaket tellallığı' peşinde... Bu konuda en tarafsız yorumları ekonomi bürokratlarının yapacağı kabul ediliyor. Konuştuğum bürokratların hepsi, Eylül'de veya daha ileriki aylarda bir ekonomik kriz çıkacağına inanmıyor. 

Peki 'teknik bilgilerle konuşmayı seven' bu bürokratlar Eylül ayında neden bir ekonomik kriz çıkacağını düşünmüyor? En önemli sebep politikacıların artık iç borçlanmada ciddi bir hata yapmayacağına ilişkin kesin inanç... Çiller'in 5 Nisan Kararları öncesindeki faiz politikasını haklı ve doğru bulan ekonomi bürokratı kalmamış. 

Ekonomi bürokratları 5 Nisan öncesinde iç borçlanmalarda yaşanan inadın sonuçlarının henüz hafızalarda taze olduğunu belirtiyor. Sohbetlerimizde sık sık 'Bu inat olmasa aslında 5 Nisan Krizi yaşanmayabilirdi' değerlendirmesini de duydum. Yani 5 Nisan Kararlarının alınmasına, sırf o dönemin başbakanı Tansu Çiller ile Hazine Müsteşarı Osman Ünsal'ın faizi düşürme sevdasının sebep olduğu düşüncesi artık 'genel kabul görmüş bir gerçek'... Şu anki iç borçlanmalar ise piyasa şartlarına göre, bir sorun yaşanmadan devam edip gidiyor. 

Ekonomi bürokratlarının ikinci argümanı ise Türkiye'nin bu yılki hedef 2,5 milyar dolar iken daha ilk 6 ayda 2 milyar dolar dış borç bulması ve bu rakama ikinci 6 ayda 3 milyar dolar daha eklenerek 5 milyar dolara kolayca yükselebilecek olunması... Yani Hazine'nin eli, dış finansman imkanları açısından rahat görünüyor. Ekonomi bürokratlarının tek gizli korkusu, bu 3 milyar dolarlık ek finansman imkanının siyasetçilerin iç borçlanmadaki faiz takıntısını yeniden canlandırması. Ve bunun, sistemi bir kez daha alabora  etme ihtimali... Bürokratlar bu senaryonun yaşanacağına ise pek inanmıyor. 

7 Aralık 2025 Pazar

EKONOMİ HİKAYELERİ / BAZILARI İÇİN YILDA 3 MEVSİM VARDIR

Konfüçyüs’ün öğrencisi, yeşil giyimli bir adamla tartışıyordu. 

Adam, "Yılın 3 mevsimi vardır" diyordu. Öğrenci ise "Hayır, 4 mevsim vardır" diye diretiyordu. Tartışma büyüdü. Konfüçyüs geldi, adama baktı ve "Haklısın, yılın 3 mevsimi vardır" dedi. Adam sevinçle gitti.

​Öğrenci şok oldu: "Hocam, yılın 4 mevsimi olduğunu biliyorsunuz, neden yalan söylediniz?"

Konfüçyüs cevap verdi:

"O adam bir çekirgeydi (yeşil giyimli). Çekirgeler baharda doğar, güzün ölürler; kışı hiç görmezler. Kışı hiç görmemiş birine buzun ne olduğunu sabaha kadar anlatsan da ikna edemezsin. Ömrünü boşa harcama."

​Her savaşı kazanmaya çalışmak enerji israfıdır. Lider, kapasitesi veya tecrübesi gerçeği görmeye yetmeyen kişilerle tartışmaya girmeyip (zaman yönetimi) yoluna devam eder.

Kaynak: Konfüçyüs Anekdotları / Çin Klasikleri)

(X'teki Siyasetname hesabından alıntılanmıştır)

5 Aralık 2025 Cuma

ANKARA NOTLARI / OSMANLI'NIN DIŞ BORÇLA İMTİHANININ KISA ÖYKÜSÜ VE GÜNÜMÜZ DIŞ BORÇLARININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ

ANKARA NOTLARI / DIŞ BORÇLARA DİKKAT!

Cahit UYANIK 

Türkiye'nin birkaç aydır yaşadığı ekonomik kriz ve sonrasında alınan önlemler tam bir 'bıçak sırtı' görünümünde... Bir tarafta olumlu ekonomik sinyaller, diğer tarafta iflas ve tasfiyeler birbirini izliyor. Bu tabloda insanların çok fazla kafa yormaya zaman ve fırsat bulamadığı konulardan biri de dış borçlar ve bunların yoğunlaşan geri ödemeleri... Bu, neden önemli? Türkiye bir önceki büyük ekonomik kriz döneminde yani daha 14 yıl önce (1980 yılında) dış borçlarını ödeyemez duruma düşmüş ve erteleme istemek zorunda kalmıştı. Hazine'nin "70 cent'e muhtaç olduğu" o günlerde Lüksemburg'un verdiği 1 milyon dolarlık borca sevinmiştik. Elbette içimize yayılan bir buruklukla...

Bu minik hatırlatmadan sonra sizi; Osmanlı İmparatorluğunun ihtişamlı günlerindeki 'borç talep edilen devlet' olduğu zamanlarından, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca 'dış borç boyunduruğu' altına alındığı 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl'ın ilk çeyreğindeki Düyun-i Umumiyye yıllarına götürmek istiyorum. Bu dönemi çeşitli kaynaklardan topladığım bilgilerle anlatıp ardından sözü 1994 Türkiyesine getireceğim.

Aslına bakmak gerekirse Türkiye, dış borçlanma ile 1563 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde tanıştı. Ama günümüz Türkiyesine göre önemli bir farkla... Fransa Kralı IX. Charles, Osmanlılar'dan borç talep ediyordu. Kanuni ise bu talebe, -günümüz işgüzar bankacı ve Hazine bürokratlarına ders olabilecek nitellikteki- şu yanıtı vermişti:

"Hazine'den şahsa para ikrazına (borç verilmesi) devletin kanun ve adetleri müsait değildir. Hatta bu karz (borç anlaşması) dostluk icabı olarak yapılsa bile, ortada rehin olmaksızın ikrazatta bulunmak ne kanuni ne mantıkidir."

Dış borç maceramızda 'masanın karşı tarafı'na ise Kanuni'nin Fransa'ya gönderdiği bu mektuptan yaklaşık 300 yıl sonra geçmiştik. Osmanlı İmparatorluğu 1854 yılında, devlet maliyesi kötü durumda olduğundan, Kırım Savaşını finanse etmek için müttefik ülkeler Fransa ve İngiltere'den 3 milyon İngiliz sterlinlik kredi sağlamıştı.