İntermedya Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İntermedya Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2026 Pazar

MESUT YILMAZ'IN BAŞBAKAN OLDUĞU ANAYOL AZINLIK HÜKÜMETİ GENSORU İLE DÜŞME YOLUNDA; ANKARA'DA 'KABAK TADI VEREN' YENİ HÜKÜMET SENARYOLARI TEKRAR GÜNDEMDE...


Gensoru Önergesi / 

KABAK TADI VEREN SENARYOLAR

Ankara, kabul edildiğinde ANAYOL Azınlık Hükümetinin düşeceği gensoru görüşmesi haftasına bir sonraki hükümetin nasıl kurulabileceğine ilişkin artık kabak tadı veren senaryolarla giriyor. Milli Mutabakat, ANAYOL-SOL, RP+ANAP, RP+DYP ile DYP ortaklığında RP Lideri Erbakan'ın Başbakan olacağı erken seçim hükümeti kulislerde konuşuluyor. 

Cahit UYANIK 

Türkiye yine bu haftaya siyasi çalkantılarla giriyor. 2 Haziran 1996 Yerel Ara Seçimi sonuçları bu çalkantının ilk kaynağı... Partiler, bu seçime büyük önem veriyor. Çünkü Türkiye'deki seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 2'si 6 aylık aradan sonra bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim partiler için 'Devlet kesesinden yapılan büyük bir kamuoyu yoklaması' gibi... Seçim sonuçları hafta boyunca zihinleri meşgul edecek olan 'Gensoru önergesi kabul mü, ret mi edilecek?" sorusunun cevabının verilmesini belki de daha kolaylaştıracak. 

TBMM, Pazartesi günü toplanarak Refah Partisi (RP) tarafından verilen gensoru önergesi için ilk adımı atacak. Bu görüşmede Meclis, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağını tartışacak. Aslında gensorunun kaderini bu oylamanın belirleyeceğini söylemek pek yanlış olmaz. Eğer gensorunun gündeme alınması kabul görürse, Çarşamba günü esas görüşmeye geçilecek. Gensorunun kabul edilip edilmeyeceği de 7 Haziran 1996-Cuma günü belli olacak. Kendisini hedefleyen gensoru  kabul edildiği takdirde, Başbakan Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sunacak. Böylece Türkiye Cumhuriyetinin 53. Hükümeti bir gensoru önergesi sonucu tarihe karışacak.

Artık azınlık hükümetine kimse cesaret edemez

Ankara kulislerinde konuşulanlara göre -son anda sürpriz bir gelişme olmazsa- Mesut Yılmaz Hükümetinin düşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü RP, DYP, CHP ve BBP liderleri kesin tavırlarını 'Gensoruyu kabul' yönünde açıkladı. Bu dört partinin toplam milletvekili sayısı 300'ü aşıyor. Meclis'teki tüm siyasi partiler yeni bir hükümet kurulabileceğini belirtiyor ama bunun nasıl olacağı konusunda kimse net bir fikir ileri süremiyor. Ancak Ankara'da  iyice netleşen tek siyasi sonuç şu: Artık kimse azınlık hükümetine cesaret edemez. Azınlık hükümeti yerine seçim yapmak daha isabetlidir. 

23 Eylül 2026 Çarşamba

IMF YÜKSEK AÇIKLANAN HUBUBAT FİYATINI BAŞBAKAN YILMAZ'IN KENDİLERİYLE ANLAŞMAK İSTEMEMESİNE YORUMLADI VE ANİDEN DEĞİŞEN SİYASİ KOŞULLARA BAKARAK TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

Martin Hardy
IMF TÜRKİYE'DEN 'ŞAŞKIN' AYRILDI

'Nezaket-teftiş' karışımı bir ziyarette bulunan IMF Heyeti, 15 gün içinde değişen iki farklı kamu finansman tablosunu yanına alarak Türkiye'den 'şaşkın' ayrıldı. IMF, yüksek açıklanan hububat fiyatını ise Başbakan Yılmaz'ın kendileriyle anlaşmak istememesine yorumladı. 

Cahit UYANIK 

Uluslararası Para Fonu (IMF) Avrupa Bölümü Müdür Yardımcısı Martin Hardy, 1995-Eylül ayında Türkiye Masası Şefi sorumluluğuna getirildiğinde kim bilir aklından neler geçiriyordu? Çünkü bu atamanın iki ay sonrası Türkiye ile işler değişivermişti bir anda... 1995-Kasım ayında, bitimine 3 ay kala iptal edilen stand-by anlaşması, Türkiye'de uzun sürebilen bir siyasi istikrarsızlığın en önemli habercisi olarak yorumlanmaya başladı. IMF de Aralık-1995'teki genel seçimden istikrarlı bir hükümet çıkacağına inansa, bu stand-by anlaşmasını büyük ihtimalle iptal etmeyecekti. Hardy ise böylece Eylül ayındaki psikolojisini koruyacaktı. 

Hardy'nin bu iptalin ardından ilk Türkiye ziyareti IMF Kuruluş Yasasının 4. Maddesi (Article Four) çerçevesinde 7 ay sonra oldu. Her IMF üyesi ülkeye düzenlenen ve 5-6 güne sığdırılan bu olağan gezi ANAYOL Hükümetinin 'ekonomide kararlı bir tavır takınacağı' düşüncesiyle rutin dışına çıkılarak 15 güne uzatıldı. Üstelik Haziran ayı başında yapılması planlanan Türkiye seyahati Mayıs ayı ortasına yani erkene alındı. Çünkü Nisan ayı sonunda Washington'daki IMF İlkbahar Yarıyıl Toplantılarına katılan Türk heyeti "Elinizi çabuk tutun. Eğer bize destek vermezseniz ekonomimiz bu yılı kolay kolay çıkaramaz" demişti. Ziyaretin normal zamanından önce yapılmasının sebebi de buydu.

IMF bütçe açığına itiraz etti ama...

IMF'nin 'nezaket-teftiş karışımı' gezisi işte bu hava ve ortamda başladı. Başbakan Mesut Yılmaz aynı hafta başında bir basın toplantısı düzenleyerek ANAYOL'un hedeflerini anlatmıştı. Ancak bu basın toplantısına hiçbir DYP'li bakanın katılmaması IMF Heyetinin de tuhafına gitmişti ama fazla üzerinde durmadılar. Ne de olsa resmi olarak 'Article Four' ziyaretindeydiler.

15 Eylül 2026 Salı

KULİS / DENİZ BAYKAL ANTEPLİLERİ AĞAÇ ETTİ!

Cahit UYANIK 

Allaha şükür, artık Türkiye'nin dört bir yanına uçakla ulaşmak mümkün. Ancak bu durumun faydaları olduğu kadar can sıkıcı yanları da var. Nasıl mı? Geçen hafta seçim gezileri çerçevesinde Adıyaman ve Gaziantep'e giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Gaziantep Havaalanında küçük çaplı bir krize yol açtı. Gaziantep'ten Ankara'ya uçmak için vaktinde havaalanına gelen yolcular polis noktasından geçip uçuş kartlarının kontrol edileceği bölüme geçtiler. 35 dereceyi aşan sıcakta kapısı-camı kapalı küçük bir salonda 100'ü aşkın kişi beklemeye başladı. Buraya kadar herşey normaldi.

Ancak uçağa biniş saati gelmesine rağmen hiç kimse aprona çıkıp uçağa geçemedi. Sonunda yolcular iyice sabırsızlandı. Gecikmenin nedeni araştırılıp soruşturulmaya başladı. Öğrenildi ki Baykal yolda ve uçağa yetişecek! "Uçağa alın, orada bekleyelim" önerisi de THY yetkililerince geri çevrilince,  harareti iyice yükselen salon adeta cehenneme dönüştü. Sonunda 1 saat gecikmeyle uçağa binilebildi.

14 Eylül 2026 Pazartesi

KULİS / IMF TÜRKİYE'DE İLK KEZ İŞÇİLERİ DİNLEDİ; HAZİNE GÖRÜŞMEYE 'KÖSTEBEK' SOKTU!

BAYRAM MERAL-THOMAS HARDY GÖRÜŞMESİNDEKİ KÖSTEBEK!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta TÜRK-İŞ, tarihinde ilk kez bir IMF Heyeti tarafından ziyaret edildi. Memleketimizden bugüne kadar onlarca IMF Heyeti geldi geçti de, DPT'sini, Hazinesini, türlü türlü bakanlığı teftiş ettiler de, düşüncelerini dinlediler de garibim TÜRK-İŞ'i aklına getiren hiç olmamıştı. Kısmet IMF'nin yeni Türkiye Masası Şefi Martin Hardy'e imiş. 

Peki bu görüşme öncesinde neler yaşanmıştı dersiniz? IMF'nin randevu talebi TÜRK-İŞ'e ulaşınca haliyle bir miktar şaşkınlığa yol açmış. Ziyaret esnasında da bu durum iyice hissedilmiş ve  hoşbeşten sonra bu ziyaretin ilk olduğunu öğrenen Hardy de şaşkınlık ortamına dahil olmuş.

11 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRMECİ UFUK SÖYLEMEZ MECLİS'E GİRDİ; STATÜKOCULARLA MÜCADELE EDECEK. SÖYLEMEZ ANAYOL HÜKÜMETİ KURULMASINI İSTERKEN, RP İLE İŞBİRLİĞI EMPOZE EDENLERE İSE KARŞI ÇIKIYOR

 

Ufuk Söylemez:

"MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI KISITLANMALI"

Özelleştirme İdaresi Başkanı iken istifa ederek 24 Aralık 1995 genel seçiminde DYP'den aday olan Ufuk Söylemez, İzmir Milletvekili seçildi. Söylemez Meclis'te özelleştirmeyi savunan bir ses olacağını ve statükoculara karşı mücadele edeceğini bildirdi. Söylemez, sol bir parti destekli ANAYOL Hükümeti kurulmasını istedi ve işbirliği empoze edenlere karşı çıkarak "RP'yi zaten kabul etmiyoruz" dedi. Söylemez, kentin çıkarlarını savunan bir İzmir Lobisi oluşturulması gerektiği düşüncesinde... Söylemez bürokratların dokunulmazlığa sığınmak için siyasete girmediğini ifade ederek, dokunulmazlığın kısıtlanarak sadece siyasi faaliyetler ile sınırlı olması gerektiğini kaydetti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Seçim öncesinde Özelleştirme İdaresi Başkanı olan ve görevinden istifa ederek DYP'den siyasete atılan Ufuk Söylemez artık İzmir Milletvekili... Söylemez ile siyasetçi kartviziti ile ilk röportajı İntermedya Ekonomi yaptı:

İntermedya Ekonomi: Seçim sonuçlarını DYP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemez: DYP değişimi ilk olarak kendi kadrolarına yansıtabilmenin mutluluğu içinde... Grubumuzda mesleğinde zirveye çıkmış, dünyayı tanıyan, performansı yüksek, dinamik ve genç birçok unsur yer alıyor. Meclis'teki 14 kadın milletvekilinin 7'si DYP'li. Kadınlara siyasete katılım mesajını en güçlü veren partiyiz. Genç ve kadınlarda, AB'ye, özelleştirmeye, reformlara evet diyen oylarda patlama yaşadığımızı söylemek isterim. Siyaset DYP sayesinde yenilendi. Bu yüzler Meclis'e lafla değil icraatla taşındı. İnanıyorum ki 135 kişilik DYP Grubu geçmişte yaşanan bir takım kötü örnekleri asla yansıtmayacak, ahenk içinde çalışabilecek, dinamik, yaratıcı ve toplumun gelişmesine açık bir grup olarak Meclis'tedir. Diğer parti grupları içinde en uyumlu, en çağdaş görünümlü, en gençleşmiş grup DYP'dir.

- Ya diğer parti grupları? Onlar da yenilendi çünkü...

Söylemez:  ANAP için aynı şeyi söyleyemem. Çünkü kadrolarında ANAP'lılar, aşırı muhafazakarlar ve BBP görünüyor; homojen değil. DSP'de Mümtaz Soysal faktörü var. Ecevit ve Soysal belki tecrübeli isimler ama DSP'de reform yapabilecek, yeniliğe açık bir zihniyetin olmadığı düşüncesindeyim. Gümrük Birliği ve özelleştirmeye karşı tavırları zaten reformlara kapalı olduklarının sinyallerini veriyor. İnşallah böyle çıkmaz ama DSP'deki görüntü muhafazakar... RP'yi zaten kabul etmiyoruz. Atatürk ilkelerine, cumhuriyete, demokrasiye yönelik tavırlarını onaylamamız mümkün değil. Bunu net bir şekilde seçimden önce söyledik. DYP'nin tutarlı, demokrasiden, Atatürk'e yana tavrı devam etmektedir, değişmeyecektir.

- Adaylığınız İzmir'de nasıl karşılandı?

Söylemez: İzmir adayı olmak çok iyiydi. İzmir, devlet daireleri ve KİT'lerin çok olmadığı bir yer. İzmirli yaratıcı, risk alıyor, ihracat yapıyor, sanayisini kuruyor. Orada herkes alın teriyle, devlete el açmadan, istihdam yaratarak çalışıyor. Özelleştirmenin önemini ve kıymetini iyi biliyorlar. Ayrıca esnaf ve sanatkarların çok yoğun olduğu bir kent. Halk Bankası Genel Müdürlüğümde onlara yaptığım hizmetleri büyük bir vefa ile karşıladılar. İzmir'e ilk gittiğimde de beni karşılayanlar esnaf ve sanatkarlardı; kazandıktan sonra gittiğimde de yine onlardı. Biz DYP olarak esnaf ve sanatkarlara, KOBİ'lere, Anadolu sermayesine dayanan bir partiyiz. Anadolu sermayesinin gelişmesini Türkiye'nin gelişmesi olarak görüyoruz. Tekelci sermaye ile bizim işimiz yok. Tekelci sermayenin Türkiye'ye fayda getiremeyeceğine inanmış insanlarız.

- Bürokratların siyasete girmesine ilişkin eleştirilere ne diyorsunuz?

Söylemez: Çok anlamsız. Bu eleştirileri yapanlara yanıtı Türk Milleti verdi. Aday olan bürokratların yüzde 80-90'ı Meclis'e girdi. Bürokratlar mesleklerinde zirveye yükselmişlerdir. Her meslek grubunun yani nasıl müteahhitlerin, eczacıların Meclis'e girmesi doğalsa, bürokratların da girmesinin ülkeye yararı olduğunu düşünüyorum. Zaten Türk halkı oylarıyla, özellikle DYP'nin bürokratlarını yüzde 80-90 oranında Meclis'e taşıdı. Bürokraside çok değerli arkadaşlar var. Arkadan genç, pırıl pırıl bir nesil geliyor. 24 Aralık sabahına kadar ekonomide ne döviz paniği ne borçlanma krizi oldu. Türkiye'de seçim yıllardır ilk kez bu kadar olaysız, kavgasız ve problemsiz kapatıldı. Tam demokratik bir seçim geçirdik. Bu, görev başında kalan bürokratların da başarısıdır. 

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

'HER KENTE BİR HAVAALANI' ERDOĞAN'IN DEĞİL ÇİLLER'İN PROJESİYMİŞ


Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek:

"HER KENTE BİR HAVAALANI, 25 YENİ YAT LİMANI..."

Havaalanı projeleri, Boğaz Tüp Geçişi, demiryolları, hava ulaştırma güvenliği ve yeni yat limanları... Ulaştırma Bakanı Erek; biten, inşası süren, ihale, proje ve planlama aşamasındaki milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerini tüm ayrıntıları ile anlattı. Erek, her kentte en az bir havaalanı olmasını istediklerini ve 3 yılda 40 havaalanını hizmete açmayı hedeflediklerini bildirdi. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Ali Şevki Erek

Ulaştırma Bakanı Ali Şevki Erek, 2000'li yıllara doğru Türkiye'nin ulaştırma proje ve planlarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Ulaştırma Bakanlığı önümüzdeki günler için neler planlıyor?

Erek: Hizmetteki ana prensibimiz, her siyasetçi için geçerli olan ilke; devraldığı kurumu daha ileriye götürmektir. Şüphesiz aynı duyguyu biz de taşıyoruz. Aldığımız Ulaştırma Bakanlığı bayrağını çok daha ileri uçlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bakanlığın amacı, asgariden her kente bir havaalanı... Bu, 21. Yüzyılın gereğidir. Ancak ihracat, ithalat, ticaret, fabrika ve turizm yoğunluğu bulunan kentlerimizde ihtiyaca göre 1'den fazla hava alanı da olacak.

- Bu hedef için kaç havaalanı yapılması gerekiyor ve maliyetleri ne?

Erek: 1995, '96, '97 yıllarında 40 havaalanı hizmete sokmak kararındayız. Bunların bir kısmının etüt-proje, bir kısmının ihale, bir kısmının üzerinde ilk çalışmalar süratle devam ediyor. Bir kısmı da açılışa hazır hale gelmiş. Resmi açılış töreni yapılması çalışmaları son aşamaya gelmiş olan hava alanları Gümüşhane, Çanakkale, İskenderun, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Manisa, Siirt, Tokat, Aydın, Eskişehir, Isparta-Merkez'dir. Bunların bir kısmı resmen açılmamış olsa da çalışıyor. Kalanları Eylül'de, Ekim'de, Kasım'da veya yıl sonunda çalışmaya başlayacak. Mesela Isparta'yı Kasım'a bitirmeyi amaçlıyoruz. Kastamonu'yu bu yıl sonunda bitiremezsek önümüzdeki sezonda devreye alacağız. Ağrı'da şartlar müsait olursa Ekim, Nevşehir'de ise bu yıl sonuna veya en geç önümüzdeki turizm sezonunun başına hazır etme mücadelesini veriyoruz. Havaalanlarının maliyeti pist uzunluğuna göre, terminalin iç ve dış hatlara hizmet vermesine göre değişir. Ama bir havaalanının en asgarisiyle bugünkü maliyeti 100 milyar lira...

13 Mayıs 2026 Çarşamba

TALİMATÇILAR, ÜMİTLİLER, KÜSKÜNLER... 1995 SEÇİMLERİ İÇİN ÖNGÖRÜLEN '100 TÜRKİYE MİLLETVEKİLLİĞİ' BÜROKRATLARIN POLİTİKA SEVDASINI COŞTURMUŞTU

Tansu Çiller


'POLİTBÜRO GÜNLERİ'NE MERHABA

En göz alıcı bürokrasi koltukları politika hevesi ile boşaltıldı

Cahit UYANIK / Evrin GÜVENDİK 

Türkiye'de bir komünist partisi yok ama artık halk 'politikacı-bürokratlar'a alışacak. Yani Türkiye'nin kısa ufkunda 'politbüro günleri' var. Çünkü seçimlere parmak hesabı sayılı günler kala bürokrasinin en göz alıcı koltukları birer-ikişer boşaldı. Oysa ortada seçim filan yokken bu koltuklar için neler yapılmıştı neler... Telefon ricaları, bakan özel kalemlerinde sıkıcı bekleyişler, araya dost-akraba koymalar, yedi göbek öncesinden siyasi bağlantı aramalar... Peki ne olmuştu da bu koltuklar bomba ihbarı yapılmışçasına boşaltılmıştı? Üstelik yasal istifa süresinin bitmesine 30-40 dakika kala bile...

'Talimatçılar' Çiller'in yeni siyasi kadroları mı? 

Ankara'da sayısı 200'e yaklaşan istifacı bürokratların birkaç gruptan oluştuğu analizi yapılıyor. İlk gruptaki istifacılar 'Talimatçılar'... Talimatı veren ise Başbakan Tansu Çiller. 'Türkiye milletvekilliği'nin veya banko seçim listelerinin en göz alıcı yerleri bu isimlere tahsisli olacak. Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu, Yaman Törüner, Ayfer Yılmaz, Aydın Ayaydın bu listede yer alıyor. "Çiller muhtemel bir DYP iktidarının yeni kadrosunu hazırlamaya çalışıyor. DYP Lideri olduğundan beri partide yetenekli kadrolar bulamamaktan şikayetçiydi zaten Çiller... Bir anlamda 1983'teki ANAP'a benzemeye çalışıyor. Bir farkla ki, o ANAP'ta bu kadar polis yoktu" değerlendirmesi kulislerde sık sık duyuluyor.

'Ümitliler'in aynı göreve iade edilmesi garanti değil

İstifacı bürokratlarda ikinci grubu 'Ümitliler' oluşturuyor. Bunlar sadece Başbakan Çiller ile yakın çalışma imkanı bulmuş isimlerden oluşuyor; yani 'istifa edin talimatı' filan almamışlar. Milletvekili listeleri tespit edilirken, merkez yoklaması esnasında Çiller'in göz aşinalığından yararlanıp ekspres yoldan Meclis'e doğru yola çıkmayı düşünüyorlar. Seçimden sonra bir de bakanlık kaparlarsa hani, siyaset onlar için balından yenmez... Daha 2 ay evvel, önünde el pençe divan durduğu müsteşarının görevden alma üçlü kararmamesinin altına imza atmak pek bir eğlenceli olacak! 

'Ümitliler'in bir kısmı da ANAP, MHP ve CHP'den şansını deniyor. Bu alt grup daha çok valilerden ve daha orta düzey bürokratlardan oluşuyor. Ya listelere giremezler, girer de seçilemezlerse? Nasıl olsa yasa gereği 'aynı göreve iade edilmeleri' gerekiyor. Ancak bu iade olayı, pek sağlam bir garanti değil. Bu konuda iktidarın küçük ortağı CHP'nin önde gelen ismi Adnan Keskin, "O makamlar aylarca boş duracak, vekaleten gidecek değil. Yerine elbet yenileri atanır" diyor. Bu durumda devlet memuriyetine dönüş mümkün ancak aynı koltuğa geri oturmak şansa kalıyor. 

26 Nisan 2026 Pazar

ANAYOL FORMÜLÜNÜ BİTİREN, REFAHYOL'U DOĞURAN 24 ARALIK 1995 ERKEN SEÇİMİNE 5 AY KALA... DYP-CHP İKTİDARI VE MHP ERKEN SEÇİME KARŞI; MUHALEFET (ANAP VE RP) SEÇİME HAZIR, DSP SEÇİMİN GÜMRÜK BİRLİĞİNİ ENGELLEMESİNİ İSTEMİYOR

TBMM / 

BU MEMLEKETE SEÇİM LAZIM MI?

Partiler erken ve ara seçimi tartışıyor...

Cahit UYANIK / Vahit ARAS / Tamer ERKİNER

Başbakan Tansu Çiller, 1994 sonunda Anayasa Mahkemesinden dönen başarısız ara seçim denemesinden bu yana ağzına seçim lafını almadı. Çok sıkıştırıldığında 'Seçim 1996'da' deyip işin içinden çıkıyor. Seçim senesi 1996 ise hem muğlak hem manidar bir tarih olma özelliğini taşıyor. Muğlak; çünkü Çiller seçimin 1996 içinde herhangi bir tarihte olabileceğini çağrıştırıyor. Bu durumda  20 Ekim 1996'dan önce yapılacak her seçim, erken genel seçim olma özelliğini taşıyor. Manidar; çünkü 1996 başında, IMF ile daha önce imzaladığımız stand-by anlaşmasının süresi sona eriyor. Başarıyla sonuçlanan IMF programı ve dış piyasalarda da itibarı yükselen bir Türkiye, Çiller'in elinde önemli bir koz olacak gibi...

Meclis ise anayasa görüşmelerinde yarattığı fiyaskoyu örtbas etmek için olsa gerek, siyasi manevralarla meşgul. En favori manevra konusuysa 'seçim'... Ara seçim de olur erken seçim de... Herkes seçime hazır olduğunu belirtiyor. Yine hemen herkes seçimin galibinin kendisi olacağını da ileri sürüyor. Ancak sokaktaki vatandaş bugünlerde seçim değil, 'tatil' ve 'geçim' derdinde... Seçim onlar için ikinci planda gibi duruyor.

Üstüne üstlük bunca suni siyasi krizden bunalmış Meclis'te, ANAP Grup Başkan Vekili Eyüp Aşık'ın milletvekilliğinden istifası için ne yapılıp edileceği de düşünülüyor. İktidar partileri DYP ve CHP bu istifayı kabul etseler ara seçim baskısı altında kalacaklar; kabul etmeseler anti-demokratik olmak ile suçlanacaklar. Eylülde erken genel seçim yapılmayışını protesto etmek için Meclis Başkanlığı görevinden istifa edecek olan Hüsamettin Cindoruk ise siyasi muarızı Çiller'e son ayak oyunlarından birini yaparak Aşık'ın istifa oylamasını 18 Temmuz 1995 tarihine aldı. Çillerci DYP'liler buna avazı çıktığı kadar bağırarak itiraz etseler de nafile... Siz bu haberi okurken DYP Genel İdare Kurulu Aşık'ın istifa oylamasında ve dolayısıyla ara seçim tartışmalarındaki tavrını belirlemiş olacak. 

Köse: Aşık'ın istifası ara seçime sebep olmaz

DYP Genel Başkan Yardımcılarından İsmail Köse bu konuda en radikal düşünceleri savunanlar arasında yer alıyor. Aşık'ın restini görüp milletvekilliğini düşüreceklerini belirtiyor. Ama Köse'ye göre bu, bir ara seçime yol açmayacak. Çünkü genel seçime 1 yıl kala ara seçim yapılamıyor. Aşık'ın vekilliği düştükten sonra ara seçim için geçecek 3-4 ay ise söz konusu 1 yılla kesiştiği için Yüksek Seçim Kurulu bu isteği geri çevirecek. Üstelik DYP'nin gizli destekçisi MHP üst düzey yöneticilerinde de benzeri düşünceler hakim. Yani Aşık'ın istifası her an kabul edilebilir. Köse şöyle diyor:

"Eyüp Aşık'ın istifası gündeme geldiği takdirde DYP müspet oy kullanacak. İstifa eden bir milletvekili ısrar ettiği müddetçe onu tutmamak gerekir. Ancak 3 ay içinde ara seçim şartları doğduğu zaman, genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamayacağına göre ara seçim şartları ortadan kalkmış oluyor. Yani Eyüp Aşık da 'yolcu'..."

12 Nisan 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BANKALAR ARTIK YILDA DÖRT KEZ BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Bankacılık / 

BANKALAR YILDA DÖRT BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Geçen yılki mali ve ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörüne yeni düzenlemeler geliyor.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü son 15 yılda önemli ve hızlı bir gelişme trendi içine girdi. Elbette yaşanan her hızlı süreçte olduğu gibi bir takım zayiatlar da verdi. Geçen yılın başında faaliyetleri durdurulan üç bankanın başına gelenler buna en güzel örnek. Ancak yaşanan her büyük sorun, sadece hızlı gelişme süreciyle açıklanabilir mi? Aynı sorunları yaşamamak içın neler yapılmalı? Bu sorular hem kamu otoritelerinin hem de son krizde canı yanan bankaların aklını meşgul ediyor. Üstelik bu manzara, sektörün önünde Gümrük Birliği gibi çok önemli bir dönemeç varken yaşanıyor.

Bilançolar 'şeffaf ve anlaşılır' olacak; enflasyon muhasebesi uygulanmayacak

İntermedya Ekonomi olarak yaptığımız araştırmalar reform çalışmaları kapsamında bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde 'daha şeffaf ve kolay anlaşılır' bilanço hazırlama yükümlülüğünün yanı sıra denetim konusunda da yeni uygulamalarla karşılaşacağinı gösteriyor. Bu çalışmalarda amaç, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de banka aktiflerinin, banka pasiflerindeki mevduatları ve borçları ödeyemez duruma düşmesini önlemek olarak öne çıkıyor. 

Ancak girilen bu yeni dönemde bankalardan 'Uluslararası Muhasebe Standartları 29 Sayılı Yönerge'ye (UMS-29)  uygun bilanço yapması istenmeyecek. Bu yönerge, son 3 yıllık kümülatif enflasyonu yüzde 100'ün üzerinde seyreden ülkelerde tüm bilanço kalemlerinin deflate edilmesi yani enflasyondan arındırılmasını öngörüyor. Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı Türkiye'de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi düşüşler göstereceği beklentisi içinde bulunuyor ve UMS-29'un uygulanmasına karşı çıkıyor. Bu iki kurum ayrıca UMS-29'un sadece banka bilançolarına değil, tüm işletme bilançolarına uygulanması durumunda anlamlı olacağını savunuyorlar. Bu nedenle uygulandığı taktirde bilançolarda kardan zarara dönülebileceği için sektördeki birçok bankanın korkulu rüyası olan UMS-29 tehlikesi aslında mevcut değil.

17 Şubat 2026 Salı

KAPAK HABERİ / GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANINI AÇIKLIYORUZ... YENİ TEŞVIKLER GELİYOR


Devlet KOBİ'leri Rekabet Fırtınasından Koruyacak / 

GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANI

Cahit UYANIK 

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri 1 Ocak 1996'da uygulamaya giren Gümrük Birliği ile iyice ısındı. Önümüzdeki birkaç yıl Gümrük Birliğinin uygulanabilirlik şansı ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği açısından kritik önemde sayılıyor. Gümrük Birliğinin şansı biraz da KOBİ'lerin rekabet koşullarına nasıl ayak uyduracakları ile yakından ilgili... Bu durumun farkında olan ekonomi yönetimi KOBİ'lere özel bir önem veriyor. Devlet, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını belirleyecek 1996-2000 yıllarını kapsayan dönemde KOBİ'lere yönelik destek programları oluşturmak ve ülke genelinde bir eylem planı uygulamak gerektiğini daha önce kabul etmişti. Bu durum devleti bugünlerde bir 'KOBİ Eylem Planı' hazırlamaya kadar götürdü. İşte İntermedya Ekonomi bu planın ana hatlarını ele geçirdi. Plan, KOBİ'leri AB ile rekabete hazırlamak için birçok yeni enstrüman oluşturulması ve teşvik sağlanmasını öngörüyor.

Amaç, AB ve DTÖ rekabet ortamına hazırlanmak

Plan; KOBİ'lerin finansman, yeniden yapılanma, üretim ve yönetim teknolojilerinin yenilenmesi, modernizasyon, bölgesel gelişme, yönetim geliştirme, yeni rekabet düzenine uyum, girişimciliğin desteklenmesi, nitelikli işgücü temini, yönetici ve eğitimcilerin eğitimi, işbirliği ve ihracatın geliştirilmesi, bürokrasi ve mevzuat gibi sorunlarına acil ve köklü çözüm sağlanması için önerileri getiriyor.

Kesin çizgileri 13 Aralık'ta Avrupa Parlamentosunun Gümrük Birliğine verdiği onay kararıyla belirlenen bu Plan, Avrupa ile ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda tam bir uyum sağlanmasına da yardımcı olacak. KOBİ Eylem Planı aynı zamanda 2005 yılında Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) gözetiminde başlayacak olan uluslararası serbest ticaret oluşumuna da bir hazırlık niteliği taşıyacak. 'Dünya Serbest Ticaret Pazarı' konusundaki karar, Uruguay Roundunda alınmış ve Türkiye de bu anlaşmaya imza koymuştu. 

KOBİ Eylem Planı konusundaki çalışmalar ilk kez Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) AB Genel Müdürlüğü bünyesinde başlatılmıştı. Daha sonra bu çalışmaya KOSGEB, TOBB, TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği (TESKOMB), Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Geliştirme Vakfı (MEKSA), Türkiye Orta Ölçekli İşletmeler Yöneticileri Vakfı (TOSYÖV) de katıldı. Bu grup aynı zamanda KOBİ Eylem Planının redaksiyonunu da üstlendi. Çalışmalara zaman zaman Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Halk Bankası ve Vakıfbank da iştirak etti. Plana son hali geçen hafta içinde verildi. 

'KOBİ Konseyi' kuruluyor

KOBİ Eylem Planı önümüzdeki 5 yıl içinde KOBİ'lere sağlanacak destek hizmetlerinin bir çerçevesini çizmeyi amaçlıyor.  Plan tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarının KOBİ'lere yönelik faaliyetlerini yönlendirmenin yanı sıra öngörülen uygulama projeleri ve finansal destek programlarını da içeriyor. Bu Eylem Planı kurulacak 'KOBİ Konseyi' aracılığıyla yürütülecek. Konsey, önümüzdeki 5 yılda KOBİ'lere yönelik politikaların değişen koşullara göre gözden geçirilmesi için özel sektör kuruluşları, çalışan kuruluşları ve kamu kurumları temsilcilerinden oluşacak. 

6 Şubat 2026 Cuma

'DÜNYA TÜRK İŞ ADAMLARI KURULTAYI' TOPLANIYOR

Globalleşme ve Türkiye / 

40'ı aşkın ülkeden 500'den fazla Türk iş adamı 27-28 Şubat 1996'da İstanbul'da toplanacak.

Cahit UYANIK 

Türkiye'nin dışa açılma macerasında 15'inci yıl geride kaldı. 24 Ocak 1980'de alınan kararlarla ekonomide dışa açık büyümeye geçilmişti. Bu tarihten sonra yurt dışına bulabildiğimiz herşeyi satmaya başladık. Süpürge otundan at tırnağına, hamam kesesinden kurbağa bacağına kadar herşey ihraç malı yelpazemizde kendine yer buldu. Eh, bu kadar dışa açılma ve yabancı ülkeyle ilişki, kaçınılmaz olarak bir başka sonucu da beraberinde getirdi. Türk iş adamları dünyayı tanıdıkça girişimciliğin sınır tanımadığını öğrendi. Yani girişimci de ihraç etmeye başladık. 

Gün geçmiyor ki gazetelerde, televizyonlarda dünyanın eksantrik bir yöresindeki Türk girişimciyle ilgili haber yer almasın. Güney Afrika Cumhuriyetinden Brezilya'ya,  Japonya'dan Rusya'ya dek yüzlerce Türk vatandaşı iş adamı, kar ve yatırım peşinde koşuyor. Ancak şimdiye kadar bu iş adamlarının ne bir araya getirilmesi ne de bir envanterinin çıkarılması hiç düşünülmüştü. İşte önümüzdeki günlerde Türkiye, dünyanın çeşitli bölgelerine ihraç ettiği iş adamlarını anavatanda toplamaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ev sahipliğini üstlendiği 'Dünya Türk İş Adamları Kurultayı' 27-28 Şubat 1996 tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenecek.  Kurultay 'Dünyadaki Türk iş adamlarının gerçek potansiyelinin ne olduğunu ortaya çıkarması açısından çok önemli bir fırsat' şeklinde değerlendiriliyor. Demirel'in Kurultayı bir konuşma ile açması bekleniyor. 

22 Ekim 2025 Çarşamba

İŞTE MANAVGAT SUYU PROJESİNİ YAPACAK VE SATACAK ADAM: YÜKSEL ERİMTAN

Yüksel Erimtan

Manavgat Suyu / 

İŞTE MANAVGAT ŞELALESİNİ SATACAK ADAM

Başbakan Erbakan'ın kaynak paketindeki önemli kalemlerden birisi Manavgat'ın suyunu satmaktı. Oysa Manavgat'ın satılarak kaynak sağlanması yeni bir proje değil ve fikir babası Turgut Özal. Projeyi yürüten EMT Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan 'Suyu bir yıl içinde satabiliriz' diyor.

Cahit UYANIK 

Başbakan Necmettin Erbakan'ın açıkladığı 'İkinci Kaynak Paketi'nin en ilginç maddelerinden biri Manavgat Suyunun satışına ilişkindi. Oysa EMT-Aydıner Ortaklığı 1992'den bu yana Manavgat Suyunu satışa hazırlamak için bir tesis kurmaya uğraşıyor. Projenin merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan bu yana takipçisi olan Erimtan Müşavirlik ve Taahhüt (EMT) Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan tesislerin bir yıla kadar bitirileceğini belirtiyor:

İntermedya Ekonomi: Manavgat Çayı üzerindeki projeyi yıllardır hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. Bu projenin kapsamı nedir?

Yüksel Erimtan: Bu prototip bir proje. Rahmetli Özal'ın başbakanlığı zamanında 'Manavgat'tan 2 milyar metreküp su alabiliriz' diye fizibilite başlatılmış. Bunun için Türk, İsrailli ve Kanadalı firma 'plastic bag' teknolojisi getirecekmiş. Ancak bu 'plastic bag'lerin know-how'ı konusunda İsrailliler ile Kanadalılar arasında ihtilaf çıkmış. Bunun üzerine Kanadalılar 'Türkiye, İsrail'e su satıyor' diye Wall Street Journal gazetesine haber uçurmuş. Proje rafa kalkmış. Ben Gama firmasından ayrıldıktan sonra Özal çağırdı. Bu projeyle uğraşmamı önerdi. Su işinin derinine indiğimde gördüm ki bütün Akdeniz'in suya ihtiyacı var. Özal bunun Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılmasını istiyordu ama dönemin DSİ Genel Müdürü biraz acele etti ve ihaleye çıktı; YİD yoluyla yapılamadı. Biz ihale yeterliliğine sahip 12 firmadan biri durumundaki Aydıner ile birleşip ihaleye girdik ve kazandık.

- Proje şimdi hangi aşamada?

Erimtan: 1992 sonunda işe başlamıştık. Ödemelerde sorunlar ve malum ekonomik krizden dolayı işi birkaç kez durdurma noktasına geldik. Projenin aslında 3 yılda bitmesi gerekiyordu, şimdi dördüncü yıla girdik. Sanırım önümüzdeki yıl biter. Proje aşağı yukarı 90-95 milyon dolar civarında tamamlanacak. Şu ana kadar 40 milyon dolar harcandı. Önünde sonunda, benim ömrüm vefa eder mi bilmiyorum ama bu proje gerçekleşecek.

14 Ekim 2025 Salı

NİJERYA KAYNAKLI MEKTUP DOLANDIRICILIĞININ DÜNYAYA FATURASI 1 MİLYAR DOLAR

Nijerya'dan Mektup Varsa Dikkat! /

ERBAKAN'IN NİJERYASI TÜM DÜNYAYI DOLANDIRIYOR

Nijeryalılar mektup yoluyla tüm dünyayı dolandırıyor. İnterpol bile bu dolandırılıcılık için devrede... Son olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü; Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Türkiye Bankalar Birliğine yazı göndererek Nijerya'daki mektup çetelerine karşı uyardı. Eğer size de Nijerya'dan mektup yoluyla bir işbirliği teklifi gelirse bu haberi okumadan yanıt vermeyin.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS 

Nijerya'yı nasıl bilirsiniz? Bir Afrika ülkesi olduğu dışında hafızanızı zorlarsanız, 1996 Atlanta Olimpiyatlarında futbol şampiyonu olduklarını da anımsayacaksınız. Uche, Amokachi ve Okocha bu şampiyon takımdan Türkiye liglerine transfer olup Nijerya'yı daha yakından tanımamızı kolaylaştırmışlardı. Nijerya bugünlerde Türkiye'nin siyasi gündeminde de ciddi bir yer tutmaya başladı. Çünkü Başbakan Necmettin Erbakan'ın çıktığı Kuzey Afrika seferinin son durağı da Nijerya...

Ama haberimiz ne Nijeryalı futbolcular ne de siyasi durumlarla ilgili... Biz sizi Nijeryalı dolandırıcılara karşı uyarmak istiyoruz. Çünkü 1980'li yılların sonundan bu yana tüm dünyada Nijeryalılar'ın mektup ile dolandırdığı çok sayıda firma veya kişi adeta kan ağlıyor. İnterpol'ün önderliğinde bu meseleyle ilgili uluslararası toplantılar yapılıyor ve dünyanın dört bir yanına fakslar çekilip yazılar iletilerek Nijerya'dan gelecek muhtemel bir 'ahlaksız teklif'e sıcak bakılmaması gerektiği konusunda ilgililer ikaz ediliyor. İşte bu uyarılardan birini de İntermedya Ekonomi ele geçirdi. Uyaran makam Ankara Emniyet Müdürlüğü; uyardığı makamlar ise Türkiye Bankalar Birliği, Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı...

'Rüşvet masrafı yapacağız' deyip, 10-50 bin dolar talep ediliyor

Ankara Vali Yardımcısı Servet Çelikli imzasıyla gönderilen bu yazıya göre, Interpol Genel Sekreterliği Nijeryalılar ile nasıl mücadele edileceğini görüşmek için 29-30 Nisan 1996 tarihinde 'Mektup Yoluyla Dolandırıcılık' adı altında Fransa'nın Lyon kentinde bir toplantı bile düzenlemiş. Toplantıda dolandırıcılığın yapılış şekli anlatılarak, karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulmuş. Yazıda şöyle deniliyor:

"Nijerya uyruklu bazı kişiler gönderdikleri mektuplarda, Nijerya'da hazır bir servet veya çok önemli kar sağlayabilecekleri mevcut bir ticaret konusu olduğunu ileri sürerek, iş adamlarının önce ağzının suyunu akıtıyor; daha sonra da Nijerya'da değişen yeni rejimden bu serveti kaçırarak ülke dışına çıkarmakta yardımcı olacak firma ve kişiler aradıklarını anlatıyor. Bunun karşılığında da önemli miktarda yüzdelik kazanç vaat ediyorlar. 

(Tıklayınız) NİJERYALI DOLANDIRICILARA DİKKAT!

Ancak hiçbir kar yatırımsız gerçekleşmeyeceği için bu işte firma ve kişilerin, masraflara karşılık 10-50 bin dolar arasında bir parayı İsviçre veya ABD'deki bankalara yatırması isteniyor. Gerekçe, söz konusu büyük serveti yurt dışına çıkarırken yapılacak sigorta, noter, nakliye masraflarını karşılamak. En önemlisi de devlet büyüklerine verilecek 'rüşvet' masrafı..."

10 Ekim 2025 Cuma

UZAN AİLESİNE REFAHYOL HÜKÜMETİNDEN ÇUKUROVA ELEKTRİK (ÇEAŞ) VE KEPEZ ELEKTRİK'TE BÜYÜK KIYAK

Cem Uzan

Çukurova, Kepez ve Uzan Ailesi / 

UZAN AİLESİNE BÜYÜK İMTİYAZ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Uzan Ailesi arasında varılan gizli bir anlaşma uyarınca Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı yeniden Uzanlar'a verildi. ÇEAŞ ve Kepez'de usulsüzlükler yaptığı gerekçesiyle bu şirketlerin yönetiminden uzaklaştırılan Uzanlar, böylece daha güçlenmiş olarak geri döndü.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS

Ağustos ayında yapılan gizli görüşmelerde varılan bir anlaşma, önümüzdeki günlerde çok ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olacak. Anlaşmayı yapan taraftarın birisi RefahYol Hükümeti, diğer taraf ise daha 6-7 ay önce devletle kanlı bıçaklı hale gelen Uzan Ailesi... Konu ise Çukurova Elektrik (ÇEAŞ) ile Kepez Elektrik... RefahYol Hükümeti Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımını gerçekleştiren bu iki şirketi, yeniden Uzan Ailesine devretmeyi kararlaştırdı.

İntermedya Ekonomi'nin edindiği bilgilere göre RP'li Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Recai Kutan, göreve geldikten hemen bir ay sonra yani Ağustos ayının ilk haftası içinde ÇEAŞ ve Kepez ile ilgili sorunun nasıl çözümlenebileceğinin araştırılmasını istedi. Bunun sonucunda bir yazı yazarak Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve ÇEAŞ yetkililerinin Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı konusunu görüşmek üzere bir araya gelmelerini istedi. Bu yazı üzerine 19 Ağustos 1996'da TEDAŞ ve ÇEAŞ yetkilileri hazırlanan işletme hakkı devir sözleşmesi üzerinde mutabakata vardı. Mutabakat metnine TEDAŞ'tan O. Nuri Doğan, F. Saner Başaran ve Ali Akı; ÇEAŞ'tan ise Nedim Ölmezler ve A. Mahir Gönenbaba imza koydular.

Danıştay vizesi bekleniyor 

Daha sonra TEDAŞ ve ÇEAŞ yönetim kurulları ayrı ayrı hazırlanan metni görüşüp onayladı. Anlaşma bu aşamayı geçer geçmez 'vize' alınması için 23 Eylül 1996 tarihinde Danıştay'a gönderildi. Danıştay vizesi de alındığı taktirde 3 ildeki elektrik dağıtım hizmetleri 1988'den başlamak üzere 70 yıllığına Uzan Ailesinin kontrolündeki ÇEAŞ'a devredilmiş olacak. Danıştay'da halen 24 Mayıs 1996'da mahkemeye sunulan ve İstanbul Anadolu Yakasının elektriğini dağıtan Aktaş Elektrik ile imzalanan devir sözleşmesi de vize bekliyor. 

8 Ekim 2025 Çarşamba

İHRACATÇI DEVLETTEN ŞİKAYETÇİ... TİM'DEN SEKTÖR SEKTÖR İHRACATÇININ SORUNLARI RAPORU...

Sorunsuz ihraç sektörü yok / 

İHRACATÇI ÇÖZÜM BEKLİYOR 

İhracatçılar devletin piyasaya müdahalesinden şikayetçi... Sektörler; yüksek girdi fiyatları, mevzuat engelleri, yüksek oranlı fon ve vergi kesintileri, yüksek tutarlı liman hizmetleri ve taşıma bedelleri gibi konulardan hoşnut değil.

Cahit UYANIK 

Türkiye, 2000'li yıllara 25 milyar dolarlık ihracat hedefiyle girmeye hazırlanırken ihraç sektörlerinin hemen hepsinde ciddi ve özgül sorunlar var. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından hazırlanan rapor, sorunların çözümünün hemen hepsinde devletin inisiyatif kullanmasının kaçınılmaz olduğunu ortaya çıkardı. 

TİM'in ihraç sektörlerindeki araştırmaları sonucu hazırlanan rapora göre ihracatçılar genellikle devletin piyasaya müdahalesinden şikayetçi. Sektörler yüksek girdi fiyatları, mevzuat engelleri, yüksek oranlı fon ve vergi kesintileri, yüksek tutarlı liman hizmetleri ve taşıma bedelleri gibi konulardan hoşnut değil. Bu şikayetlerin hepsinde devlet 'başrol'de bulunuyor. TİM'in raporuna göre ihraç sektörlerinin sorunları ve önerdikleri çözümler ana hatlarıyla şöyle:

Hazır Giyim, Konfeksiyon, Tekstil: Sektör dünya fiyatlarından girdi sağlamakta güçlük çekmektedir. Yeni teknoloji içeren yatırımlar, düşük maliyetli kredilerle ve seçici biçimde desteklenmelidir. Gelinen noktada tekstil ve konfeksiyon sanayisinin iç talebin yetersizliği nedeniyle ihracat yapma zorunluluğu artık bir yaşam şartı halini almıştır. Çünkü sektör, üretiminin yüzde 80'ini ihraç etmek durumundadır. Sektörün en önemli hammaddesi pamuktur. Ancak pamuğu, yaşanan spekülasyonlar nedeniyle yıllardır dünya fiyatlarından satın almıştır. Pamuk üretimi açısından dünyada 6. sırada bulunan Türkiye'nin sıkıntısının temelinde tutarlı bir sanayi politikası izlenmemesi yatmaktadır. Türkiye'yi dünyanın önde gelen hazır giyim tedarikçisi haline getirmek, teşviklerin alt sektörlerde de (örme, boya, apre, baskı gibi) yoğunlaştırılmasına bağlıdır.

Demir ve Demir Dışı Metaller: Sektörde enerji başta olmak üzere girdi fiyatları uluslararası seviyelerinin çok üzerindedir. Bu girdilerin maliyetinin düşürülmesi sektörün rekabet gücünü artıracaktır. 1994 yılında sektöre sağlanan yüzde 11,9'luk efektif desteğin, 1995'te en az yüzde 9,8 oranında devam ettirilmesi gerekmektedir. Bu sayede ihracat 2,5 milyar dolara ulaşabilir. Sektör açısından büyük önemi bulunan İran pazarı, Türk Eximbank'ın sigorta kapsamına alınmamıştır. Bu yapılmazsa Türkiye İran pazarını kaybedebilir. Ayrıca Çin'de liman ve boşaltma hizmetlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Devletin uluslararası projeler için düşük faiz-uzun vadeli krediler açması durumunda dünya pazarlarına daha kolay girme ve girdi sağlanması olanağı doğacaktır.

3 Ekim 2025 Cuma

'KAĞIT KAVGASI' YÜZÜNDEN KOLTUĞUNDAN OLAN GENEL MÜDÜR VEYA KAMUDAKİ BİR TASARRUF FETİŞİ: BASILI YAYIN ÇIKARMAMAK

BEN DEVLETİM, YAYIN ÇIKARMAM...

Devlet, tasarruf bahanesiyle yayın çıkarmamak için elinden geleni yapıyor.

Cahit UYANIK 

Aydın Güven Gürkan, henüz çiçeği burnunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı idi. Bakanlık yöneticileri ile yapılan toplantılarda herkes kağıt sıkıntısından bahsediyordu. Bırakın kitap basmayı veya bastırmayı, fotokopi cihazlarında kullanılacak kağıt bulmak bile mucizeydi. Bütçedeki ayrıntı kodlarına bakıldı. Kağıt almaları için ayrılan ödenek daha birkaç ay içinde tüketilmişti. Bütçenin '390-Diğer hizmet alımları' ve '410-Kırtasiye, baskı ve yayın giderleri' ayrıntı kodundaki ödenek ise doğru dürüst bir kitap veya yayın bastırmaya yetmiyordu. 

Ancak çözüm kısa sürede bulundu. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) bir projesi için satın alınan kağıtlar, bakanlığın deposundaydı. Projeyi yürüten Çalışma Genel Müdürü İsmail Bayer arandı ve kağıtları bakanlık emrine tahsis etmesi istendi. Ancak Bayer, dirençli çıktı. Proje için ayrılan kağıtları günlük sarfiyata veremeyeceğini bildirdi ve olan oldu. Bayer, kızağa alındı ve mutad olduğu üzere uzun bir yıllık izne ayrıldı. Evet kağıt-kitap meselesi, bir bakan ile genel müdürün arasını açmaya yetmişti.

Kitap-yayın istemem...

Günümüzde birçok devlet dairesinde buna benzer manzaralarla karşılaşmak mümkün. Devletteki tasarruf hemen gazete-dergi takımlarının sınırlanması, kağıt tüketiminin baskılanması ve -en dramatik olanı da- üç beş bin adet basılan kitapların rafa kaldırılması şeklinde kendini gösteriyor. 15-20 milyar liralık makam otoları, cafcaflı mobilyalar, seçim bölgesine devlet kesesinden yapılan 'temas ve inceleme gezileri' ise tasarruf gündeminde yok.

29 Eylül 2025 Pazartesi

KAPAK HABERİ / TÜRKİYE'NİN İLK 'RİSK SERMAYESİ' UYGULAMASI... VAKIF RSYO'NUN KURULUŞ ÖYKÜSÜ...

İYİ PROJEYE FAİZSİZ KREDİ

1990 başından bu yana 'kuruldu-kurulacak' diye beklenen risk sermayesi şirketleri nihayet hayata geçiyor. Vakıfbank'ın kurduğu 'Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı' girişimcilere bu haftadan itibaren sermaye desteği yani bir anlamda faizsiz kredi vermeye başlayacak.

Cahit UYANIK / Aysel ALP

Türkiye 1992 yaz aylarından itibaren yepyeni ve ciddi bir konuyu tartışmaya başladı: Risk sermayesi... 1991'de kurulan DYP-SHP Hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller'in akademik yaşamda iken üzerine kitap ve makaleler yazdığı risk sermayesine ilgi duyması çok doğal ve kolaydı. Ancak 'siyasetçi  Çiller'in risk sermayesini hayata geçirirken karşılaştığı ilk zorluk, Türk mevzuatında bu konuyla uzaktan veya yakından ilişkili bir düzenleme, kural veya kavram olmamasıydı. Hemen ne yapılabileceği araştırıldı. 

O günlerde Çiller'in ABD'den çağırdığı eski öğrencisi Prof. Dr. Yaman Aşıkoğlu geniş bir finans reformu üzerinde çalışıyordu. Bu finans reformuna risk sermayesi düzenlemesi de dahil edildi. Konu tüm boyutlarıyla incelendi ve Türkiye'ye nasıl uygulanabileceği araştırıldı. Nihayetinde risk sermayesi kavramına 1992 yıl sonunda değiştirilen yeni Sermaye Piyasası Kanununda yer verildi. Böylece ana yetki Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) verilirken, ileride yapılacak uygulamaya yönelik düzenlemelerin yasal zemini de hazırlandı. 

1993-Nisan ayında Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatı ile Çiller'in kader çizgisi de değişti. Haziran ayında görevinden istifa ederek DYP Genel Başkanlığına aday oldu. Kongre mücadelesinden galip çıkan Çiller'in kurduğu yeni kabine güven oyu aldı. Çiller'in güven oyundan sonra yaptığı ilk işlerden biri, yayınlanması çeşitli engellere takılan 'Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı (RSYO) Tebliği'ni yayınlatmak oldu.

3 yıldan sonra, 3 koldan risk sermayesi hareketlenmesi

1993-Temmuz ayındaki tebliğ yayınından günümüze risk sermayesi konusunda adeta yaprak kımıldamıyordu. Önce 5 Nisan Kararları, hemen ardından siyasi istikrarsızlığın baş göstermesi risk sermayesinin uygulama imkanını azaltmıştı. Ancak birkaç aydır risk sermayesi konusunda Türkiye'de ciddi gelişmeler yaşanıyor. Gelecekte genişleyip büyüyecek bir sistemin ilk adımları atılıyor. Risk sermayesi konusunda Türkiye'de üç ayrı koldan çalışmalar sürüyor. 

Bunlardan ilki Vakıflar Bankasının öncülüğünde bir RSYO kurulmasıyla yaşandı. Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı, önümüzdeki haftadan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Risk sermayesi hakkındaki ikinci çalışma ise KOSGEB'in öncülüğünde bazı meslek kuruluşlarının ortaklığıyla bir RSYO kurulmasına yönelik... Üçüncü çalışma ise Sermaye Piyasası Kanunundaki hükümlere değil, vakıflar mevzuatına tabi Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfının (TTGV) çalışmaları... TTGV, 1991 yılında kurulduğunda mevzuatta risk sermayesi düzenlemesi olmadığı için vakıf şeklinde örgütlenmişti. Şimdi bu üç ayrı risk sermayesi çalışmasını inceleyeceğiz.

23 Eylül 2025 Salı

TANSU ÇİLLER, DIŞ BORÇLANMADA YURT DIŞINA 'NET KAYNAK TRANSFERİ' ŞAMPİYONU OLDU

Borçlanmanın Yakın Tarihi / 

12 EYLÜL İLE BAŞLAYAN İÇ BORÇ DARBESİ...

İç borç, Çiller, Demirel, Özal ve Evren... Çok heyecanlı bir serüven...

Cahit UYANIK 

Süleyman Demirel'in 1970'li yıllarda Başbakanlık görevini yürütürken 'aşırı borçlanıldığı' yönündeki eleştirilere cevaben sarf ettiği 'Borç yiğidin kamçısıdır' sözü hala akıllarda... Demirel belki bu sözüyle 1980 ve 1990'lı yıllar boyunca sık sık şaklatılacak kamçının ilk işaretini veriyordu. Çünkü devlet son 16 yılda her başı sıkıştıkça bu kamçıya başvurdu. Bazen 'zam' diye inleyen işçi ve memuru sakinleştirdi, bazen de yoğun alt yapı yatırımlarının finansmanında borçları kullanarak otoyol, köprü, baraj yaptı. Yani kamçı, ücret zamlarını karşılamak ve ülkedeki üretimi kolaylaştırıp artırmak için şaķlatıldı. 

Son birkaç yıldır kamçı yine kalkıyor kalkmasına ama bu sefer 'şaklamıyor'. Aksine her kalkışta devlet bütçesini ve ekonomik dengeleri altüst ediyor. Başta faiz oranları olmak üzere borç göstergeleri füze gibi fırlamış durumda... Gelin görün ki ne yeni alt yapı yatırımları var ortada ne de verilen ücret zamlarından işçi ve memurlar memnun. Ülke, elektrik kesintisi tehditi altında... Yüzbinlerce işçi ve memur 'ha' denilince sokağa dökülebilecek kadar gergin. 

Hazine, Türkiye'de 'devlet borçlanması' ile aynı anda akla gelen en önemli kurum. Çünkü iç ve dış borçlanma işlemlerinin yanı sıra bu borçların faiz ve ana para geri ödemesi gibi sonraki aşamalarının neredeyse tamamı Hazine tarafından takip ediliyor. İşte borçları yönetmekle mükellef Hazine, Türkiye'deki iç ve dış borçların son 16 yıllık trendini araştırdı. Hazine uzmanlarından Tülay Evgin'in 'Türkiye'de Konsolide Bütçe Uygulamaları Genel Değerlendirmesi 1980-1995' adlı araştırmasının bir bölümünde, hepimizi yakından ilgilendiren devletin son yıllardaki borçlanma politikaları incelendi.

Araştırma bir araya getirdiği verilerle son 16 yılda çeşitli anlayışlardaki hükümetlerin (Askeri rejim, ANAP hükümetleri ve DYP-SHP/CHP hükümetleri) izlediği bütçe ve borçlanma politikalarını yorumlayarak kıyaslamamıza da imkan tanıyor. Yani bir anlamda 'borç kamçısını kimin iyi kimin kötü şaķlattığını' gözler önüne seriyor.

18 Eylül 2025 Perşembe

GÜMRÜK BİRLİĞİNE RAMAK KALA... KOSGEB, KOBİ'LERİ AB İLE REKABETIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN KORUMA PLANI AÇIKLADI

Sanayi / KOBİ'ler

KOSGEB, 'KÜÇÜKLERİ KORUMA PLANI'NI AÇIKLADI 

KOSGEB, AB ile başlayacak Gümrük Birliğinden olumsuz etkilenmemeleri için KOBİ'ere ayrı bir koruma politikası geliştirilmesini önerdi.

Cahit UYANIK 

Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile nihayet Gümrük Birliğine gidiyor. 1 Ocak 1996 Pazartesinden itibaren yıllar süren uğraş bitecek ve yeni bir mücadeleye yelken açılacak. Artık başlayıp başlamayacağını değil Gümrük Birliği uygulamasının gündelik yaşantımıza ve genel olarak ekonomimize etkilerini tartışacağız. 

Ancak Türkiye'de hemen herkesi endişeye sevk eden konuların başında Gümrük Birliğine gidildiğinde KOBİ'lerin hiç alışık olmadıkları dış rekabet şartlarında başarılı olup olamayacakları geliyor. Dile kolay, Türkiye'deki işletmelerin yüzde 95'ini KOBİ'ler oluşturuyor. Bu haliyle KOBİ'ler, önemli bir istihdam, sınai tüketim, ara malı ve yan sanayi üreticisi konumunda bulunuyor. Kimse Gümrük  Birliği sonrasında küçük sanayi sitelerinde kapısına kilit vurulmuş yüzlerce, binlerce işletme; sokakları işsizlerle dolu bir ülke görmek istemiyor. 

En yeni araştırma 

Peki Türkiye'deki KOBİ'lerin Gümrük Birliğine hazır olup olmadığını, hazır değillerse neler yapılması gerektiğini derleyen bir araştırma yok mu? Elbette onlarcası var. Ancak bunlar içinde en yenisi ve en uzman kuruluş tarafından hazırlananı muteber olmalı. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) Ayşe Ege, Şule Eğitim ve Ufuk Acar'ın araştırması bu sorulara AB ile en son imzalanan 6 Mart Belgesini esas alarak ışık tutmaya çalışıyor. 'AB ile Gümrük Birliği, Muhtemel Etkiler, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler' adını taşıyan araştırmadan çıkan ana mesaj şu: 'Hassas ürünlerin içinde bulunduğu sektörler ve imalat sanayisinin diğer kolları ciddi bir koruma altına alınmalıdır. Özellikle imalat sanayisinde, KOBİ'ler için ayrı bir koruma politikası geliştirilmelidir'.