İş dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2026 Perşembe

KARDEMİR KAPANMAKTAN 'TÜRKİYE'YE ÖZGÜ ESOP MODELİ' İLE BÖYLE KURTULDU

Doç. Dr. Gürol 1 Yıllık 'Karabük Deneyimi'ni İnceledi

KARABÜK: TÜRKİYE'YE ÖZGÜ 'ESOP'

Çalışanların Pay Ortaklığı Planı yani İngilizcesi ile 'Employee Stock Ownership Plan (ESOP)' zor durumdaki şirketleri düzlüğe çıkarmak için ABD'de uzun yıllardır başarıyla uygulanıyor. KARDEMİR ise bu şirket kurtarma modelinin Türkiye'deki ilk önemli örneği sayılıyor. 

Cahit UYANIK 

Karabük Demir Çelik İşletmesi (KARDEMİR veya KDÇİ) işçiler ile geçen ay toplu iş sözleşmesi imzaladı. İşçiler yeni imzalanan toplu sözleşmede yüzde 40'lık zamma ses çıkarmadı. Üstelik sözleşme  işçi ve işveren temsilcileri arasında görüşülerek tek oturumda karara bağlandı. Çünkü işçi KARDEMİR'in sahibiydi ve aslında 'kendi kendisi ile' masaya oturmuştu. KARDEMİR işçileri geçen yıl yani 1995 yılı boyunca ise 'sıfır' zamla çalışmıştı. Oysa aynı KARDEMİR işçileri 1989 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerinde tam tersi bir tavır içinde olmuşlardı. Hatta istedikleri zam verilmeyince aylarca greve bile gitmişlerdi. Sert bir grevden zamsız geçen 12 aya giden süreç yani KARDEMİR'deki bu çarpıcı değişimin ardındaki tek gerçek; artık işçilerin çalıştıkları fabrikanın sahibi konumunda bulunmalarıydı.

Türkiye'nin ilk ESOP'u KARDEMİR 

KARDEMİR, 1970'li yıllardan bu yana Batı'da uygulanan ESOP adlı şirket kurtarma yönteminin Türkiye'deki ilk örneği sayılıyor. Employee Stock Ownership Plan (ESOP) yani Çalışanların Pay Ortaklığı Planı olarak da adlandırılan bu yöntemle ABD ve İngiltere'de batma tehlikesindeki birçok şirket ve sanayi kuruluşu düze çıktı. En pratik anlamda ESOP, 'Çalışanların çalıştıkları işyerlerinde sermayeden pay sahibi olabilmelerine imkan sağlayan bir araç' şeklinde tanımlanıyor. Yani tıpkı KARDEMİR'deki gibi... ESOP üzerine iki kitap yazan, araştırmalar yapan ve halen Özelleştirme İdaresinde çalışan Doç. Dr. Mehmet Ali Gürol, KARDEMİR'in geride kalan 1 yılını ESOP çerçevesinde inceledi.

AB de zora düşen şirketleri destekliyor 

Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'de ilk yılını dolduran ESOP denemesini incelemeye fabrikanın devri sırasında şirkete yapılan maddi ve ayni yardımları eleştirenleri cevaplayarak başlıyor. Doç. Dr. Gürol'un verdiği bilgilere göre özelleştirme kapsamındaki kuruluşlara KARDEMİR benzeri yardımların yapılması alışılagelmedik bir uygulama değil. Örneğin Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Air France'a 20 milyar franklık bir yardımı onaylamış. Bunun ardından Fransız bilgisayar üreticisi Bull Group'a da 11,1 milyar frank verilmesini de kabul etmiş. Özellikle AB üyesi Fransa, ulusal bazda da ekonominin lokomotifi sayılan kuruluşlara yardım konusunda kararlı bir tutum izliyor. Fransa bu çerçevede son 2 yılda 11,4 milyar frank zarar eden Credit Lyonnais Bankasını kurtarmak için bir plan uygulamaya koymuş.

Doç. Dr. Gürol "AB'deki bu örnekler dikkate alındığında KARDEMİR'in hem işçilere devredilmesi hem de devlet yardımı alması kesinlikle tutarsızlık değildir" diyor. Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'in devri ve geride kalan 1 yılda ulaşılan sonuçları ESOP çerçevesinde yorumlarken şu konulara dikkat çekiyor:

■ KARDEMİR'de sermaye hisselerinin dört kesim (işçiler, sanayi ve ticaret odası, esnaf dernekleri, yöre halkı ve emekliler) arasında dağıtımı akılcıdır. KARDEMİR'in, KARDEMİR A.Ş'ye bedelsiz ve borçları devlet tarafından üstlenilmiş şekilde devri, kısa vadede kamuya bir külfet olarak görülebilir. Ancak alınan önlemlerle tesisin rantabl çalışması, uzun vadede makro bazda daha olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Bu, sosyal barış açısından da isabetli bir uygulama şeklidir.

■ Ancak KARDEMİR A.Ş hisselerinin tamamının ilk etapta dört kesime devredilerek kamu payının sıfırlanması gerçekçi bir uygulama olmamıştır. Hisselerin yüzde 55'inin çalışanlar, özel kesim ve halkın elinde; geriye kalan yüzde 45'inin kamunun elinde bulunmasi girişimin ortaklık yapısının oturması ve ortaklar arasında dengenin sağlanması yanında kamunun yönetim tecrübesinden yararlanma açısından daha uygun olabilirdi. Kamunun elindeki yüzde 45 pay, birkaç yıl içinde diğer ortaklara devredilebilirdi.

■ Tesisin rantabl çalışması açısından KARDEMİR A.Ş Müteşebbis Heyetinde bu konuda deneyimli olan profesyonel bir kadroya yer verilmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak kuruluş genelde bir işçi ve yöre halkı şirketi niteliğinde olduğundan yönetimde bu kesimin ağırlığını hissettirmesi gereklidir. Payların çalışanlara tahsisinde ABD''de uygulanan 'vesting' sistemi geçerli kılınmalı ve pay dağıtımı kıdem ve sair unsurlar dikkate alınarak yapılmalıydı. 

■ Dünya genelinde bu alandaki uygulamalar örnek alınarak ortaklara satılan paylar, karşılıkları ödeninceye kadar emanette tutulmalıdır. Hiç değilse ilk 5 yıl başka kişilere satışı engellenmelidir. Hisse bedellerinin temettüler yoluyla ödenmesi uygulaması getirilmelidir. Karşılıkları ödenen hisseler, ancak diğer ortaklar tarafından talep gelmediği taktirde öteki gruplara satılmalıdır. Bu tür işletmelerde işçi morali, işletme verimlilıği ve karlılığı açısından önemli bir husustur. Tesis devir alındıktan sonra işçi çıkartılmaması bir politika olarak benimsenmelidir.

■ Özellikle başlangıç aşamasında teknik ve tesisin ikmaline ilişkin yardımlar geciktirilmeden yapılmalıdır. Müteşebbis Heyetine, uygulamaları konusunda politik baskı yapılmamalıdır. Çalışanlar ile hisselerin öteki kısmını alan kesimler arasında etkili bir iletişim tesis edilmelidir. Kuruluş, ulusal ve uluslararası pazar payını elinde tutabilmek için kalite, standart ve pazar araştırması konularına gerekli önemi vermelidir. Katılımı üst düzeyde tutmak için çalışanlar ve diğer ortakların işletme faaliyetlerinden haberdar edilmesi, kararlara katılımını mümkün kılacak iyi bir düzenleme gerçekleştirilmelidir. 

■ KARDEMİR artık yeni bir kuruluş olarak çalışanlar, yöre halkı, sanayiciler ve esnafın hissedarlığinda faaliyetini sürdürmek durumundadır.  Günümüzün ulusal ve uluslararası zorlu koşulları, son 15 yılda uygulanan liberal ekonomik sistem, kamu fonlarının günden güne daha sınırlı hale gelmesi ve sübvansiyonların azalması nedeniyle KARDEMİR'in işi hayli zor olacaktır. Tesisin geçmişte çok ortaklı şirketler ve işçi şirketlerinin karşılaştığı kötü deneyimler ile karşı karşıya gelmemesi gereklidir. Aksi takdirde KARDEMİR,  Türkiye Kalkınma Bankası portföyüne 'devralınan çok ortaklı ve işçi şirketlerinden sonuncusu' olarak girebilir. Türkiye'nin kıt kaynakları ile desteklenip bugüne getirilen, model olarak bazı özellikleri ülkemize has olan KARDEMİR'in konuyla doğrudan veya dolaylı bağlantılı herkes tarafından desteklenmesi zorunludur. 'KARDEMİR Olayı'nın başarısı, aynı zamanda ESOP modelinin de başarısı ve ülkemiz koşullarına uygunluğu anlamına gelecektir. Bu, söz konusu modelin benzer durumdaki kuruluşlara uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

----------------

ABD'nin KARDEMİR'i de ESOP ile Kurtulmuştu

Doç. Dr. Gürol'a göre KARDEMİR uygulaması bir takım çevrelerin iddia ettiği gibi 'ütopik ve bugüne kadar gerçekleştirilmemiş bir tatbikat' değil. Bunun en güzel örneği ABD Batı Virginia'da bulunan Weirton Steel Corporation'da yaşandı. Weirton, tıpkı KARDEMİR gibi kapatılmak üzere iken çalışanları tarafından satın alındı. Weirton Steel bugün alanında başarılı ve karlı bir kuruluş olarak iyi bir örnek teşkil ediyor. Çalışanlar neredeyse kapatılacak olan fabrikalarını kurtarmak bir yana, şimdilerde hisselerinin yüzde 30'unu başka bir kuruluşa sattı. Çünkü işçiler şirketlerinin böyle bir sermaye yapısıyla daha etkin çalışacağına inanıyordu. 

Weirton Deneyimi ABD'de çok popüler. Birçok kuruluş, Weirton'in tecrübesinden yararlanmak istiyor. Şirket, benzeri uygulamalar konusunda istekli olan grup veya akademik kuruluşlara eğitim verebiliyor. Ayrıca Weirton kuruluşta katılımı özendirmek ve ilgili çevrelerin olayın gelişimini izlemesine olanak vermek için periyodik bir yayın bile çıkartıyor.

İşte ABD'de ESOP ile kurtulan diğer şirketlerin listesi:

Alaska Commercial Company, Allied Plywood Corporation, American Recretaion Center, Antioch Publishing Company, Brooks Camera Company, Atlas Chain Company, Bureau of National Affairs, Chrysler Corporation, The Common Ground, Comsonics, Denver Yellow Cab Cooperative, Eastner Airlines, Fastaner Industries, W. L. Gore and Associates Lab, Hyatt Clark Industries, The Journal Company, Leslie Paper Company, The Lowe's Companies, North American Tool and Die, The North Face, O and O Süpermarkets, Parsons Company, People Express, Philips Paper Company, Public Supermarket, Quad Graphics, The Record Factory, Riverside Construction, Rural/ Metro Inc.,  Science Application International Inc., The Solar Center, Transcon, Up-Light Inc., US and News Report, Western Airlines.

(Bu haber, aylık Macro Economy dergisinin Mayıs-1996 tarihli Sayı: 19'da yayınlanmıştır.)

28 Ocak 2026 Çarşamba

ÜSTTE İBADET, ALTTA TİCARET...

Kocatepe'de hipermarket / 

Türkiye'nin en büyük hipermarketi Ankara'daki Kocatepe Camisinin altında açılıyor.

Cahit UYANIK 

Projelendirilmesi ve yapımı uzun yıllar alan Kocatepe Camisi, bugünlerde önemli bir çalışmaya tanıklık ediyor. Caminin hemen altında, projede de öngörülen hipermarketin hayata geçirilmesi için sürdürülen çalışmalar son aşamaya geldi.  Bu alışveriş merkezi önümüzdeki aylarda faaliyete geçtiğinde 'Türkiye'nin en büyük hipermarketi' ünvanını kazanacak. 

Hipermarket alanını kullanıma hazırlamak ve işletmeciliğine ortak olmak için kurulan Kocatepe Modern Mağazacılık Sanayi ve Ticaret A. Ş. (KOMAŞ) yaklaşık iki yıldır çalışmalarını sürdürüyor. KOMAŞ'ın hissedarları Türkiye Diyanet Vakfı ile bazı kurumların sosyal yardımlaşma sandıkları... 20 milyar TL sermaye ile kurulan şirket, önümüzdeki günlerde yüzde 50'lik bir sermaye artırımına da hazırlanıyor. 


(Tıklayınız) KAPAK HABERİ: DİYANET HOLDİNGLEŞİYOR, KOCATEPE CAMİSİNİN ALTINA DEV HİPERMARKET AÇIYOR

Hedef 30 bin çeşit mal

Toplam 250 kişiyi istihdam edecek hipermarket, 15 bin metrekarelik alışveriş alanıyla Ankara'daki rakiplerine önemli bir fark atmış bulunuyor. Bu hipermarket faaliyete geçtiğinde her türlü dayanıklı ve dayanıksız tüketim malından otomobile, giyim kuşamdan mobilyaya kadar yaklaşık 30 bin çeşit mal satmayı planlıyor. Peki hipermarketin hedef kitlesini kimler oluşturuyor? 

21 Ocak 2026 Çarşamba

TDÇİ ESKİ GENEL MÜDÜRÜ SENCER İMER: "BENİ PAZAR KAYBEDECEK OLAN İZMİRLİ DEMİR ÇELİKÇİLER GÖREVDEN ALDIRDI"

Sencer İmer (1942-2022)
TDÇİ Eski Genel Müdürü Sencer İmer / 

SEBEP,  EGELİ DEMİRCİLER Mİ?

TDÇİ Genel Müdürlüğü görevinden alınan Sencer İmer'e göre bu kararda İzmirli ark ocaklı demir çelikçilerin pazarlarını koruma kaygısı etkili oldu. İmer'i görevden alan Bakan Ersin Faralyalı İzmirli;  göreve getirilen Prof. Dr. Atilla Sezgin de seçimi kaybeden DYP İzmir milletvekili adayı... İmer'in iddiaları içın bunlar bir tesadüf mü, yoksa kanıt mı?

Cahit UYANIK 

Atamalar, yeni hükümetin icraatları arasında en fazla tartışma yaratan konu oldu. Hatta bazı atama kararnameleri hükümet ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında ciddi gerilim bile yarattı. Hükümetin atamaları savunurken söylediği iki şey var: Birincisi 'Biz yürütme olarak uyumlu kadrolarla çalışırız'. İkincisi de 'Atamalarımız siyasi değil. Biz bu görevlere, işi en iyi yürütecek kişileri getiriyoruz.'

Ancak atamalar konusunda yapılan eleştiriler ise 'Görevden alınan bazı kişilerin işlerinde çok başarılı oldukları ve yerlerine yapılan atamaların bazı çıkar hesaplarına dayandığı' noktasında yoğunlaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanan Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) yönetiminde yapılan değişiklik de işte bu tartışmalı görevden alma ve atamalardan biri oldu. Eski Genel Müdür Sencer İmer bir süre önce görevinden alınarak yerine son seçimde DYP İzmir milletvekili adayları listesinde bulunan ancak milletvekili seçilemeyen Prof. Dr. Atilla Sezgin atandı. 'TDÇİ Olayı'nda görevden alınan taraf Sencer İmer, gelişmeleri 'kendi açısından' Ekonomik Panorama'ya değerlendirdi:

Ekonomik Panorama: TDÇİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandıktan sonra Bakan Faralyalı ile ilişkileriniz nasıldı?

Sencer İmer: Ben Sayın Faralyalı'yı zaten Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı olduğu zamandan tanıyordum. Faralyalı bana bakanlık görevine geldiği gün kendine bağlı tüm kuruluşlardaki alım-satım ve ihaleleri durduracak bir genelge çıkarmak istediğini söyledi. Ben de genelgeyi duyunca 'Sakın böyle bir genelge çıkarmayın. Eğer bu devreye girerse tüm fabrikalara kilit asmak gerekir' dedim. Bunun üzerine Faralyalı 'Ben fabrikaların kapısına kilit vurmak değil, belli yatırımları kontrol altına almak istiyorum' dedi. Böylece genelgeyi amacına uygun hale getirdik. Eğer ben orada müdahale etmeseydim tam bir skandal olacaktı. Ama Bakan Faralyalı bu sefer, az önce sözünü ettiğim alım-satım ve ihaleleri durduran benzeri bir genelgeyi 30 Ocak tarihinde çıkarttı. 

- Bu durumda siz ne yaptınız?

İmer: Ben de bu genelgeyi hukukçularıma incelettim ve cevabi bir yazıyla genelgeyi uygulayamayacağımı bildirdim. Çünkü ilgili yasalar gereğince ihaleleri ve alım-satımları durdurma yetkisi TDÇİ Yönetim Kurulunda idi. Üstelik bu genelgeyi uygulamaya koysaydım yılda bir kez yapılan koklaşabilir taş kömürü ve ferro-alias gibi ham maddelerin ihalelerini de kaçırabilirdik ki bu, fabrikalarımızın durması anlamına gelirdi.

(Tıklayınız) ARAMIZDAN AYRILAN PROF. DR. SENCER İMER İLE BİR ANI

8 Ocak 2026 Perşembe

İŞTE KARDEMİR'İN KAPATILMASINI İSTEYENLER


KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü 

KİGEM, TDÇİ'nin KARDEMİR Raporunu Çürüttü

İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER 

KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.

Cahit UYANIK 

5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.

Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.

İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor

Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük. 

Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...

30 Aralık 2025 Salı

UNUTKANLAR, GÜMRÜĞE TERK EDİLENLER VE KAÇAKÇILAR... MALİYE VE GÜMRÜK BAKANLIĞININ TASİŞ'İNİ 'VERGİ REKORTMENİ' YAPTI

Maliye ve Gümrük Bakanlığına Bağlı 'Tasfiye ve Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ)' 15 Milyar TL Kurumlar Vergisi Ödeyecek / 

UNUTKANLIK, VERGİ REKORTMENİ YAPTI

Gümrüklerde unutulan, gümrüğe terk edilen ve denetimlerde yakalanan kaçak malları ihale açarak satan TASİŞ, sağladığı kazançla kurumlar vergisi rekortmenleri arasında yer aldı. Satılan mallar içerisinde otomobil, televizyon, video oynatıcı ve beyaz eşyalar var. TASİŞ depolarında ayrıca lavabo, kapı kolu, elbise askısı, davlumbaz, tuğla, fayans, çikolata ve halı da bulunuyor.

Cahit UYANIK 

Bu yıl, Maliye ve Gümrük Bakanlığı da bünyesinden bir 'vergi rekortmeni' çıkardı. Geçtiğimiz günlerde peşpeşe açıklanan İstanbul, Edirne, Ankara ve İzmir'in kurumlar vergisi rekortmenleri arasında bulunan ve bakanlığa bağlı faaliyet gösteren 'Tasfiye ve Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ)' dikkat çekti. Peki üretimi, yatırımı, özsermayesi bulunmayan yani klasik anlamda bir girişimci olabilmek için gerekli unsurları taşımayan bir kamu kuruluşu, nasıl olup da bu kadar vergi ödeyebildi? Üstelik ödeyeceği vergi az-buz değildi; 15 milyar liranın üzerinde bir tutardı bu... 

TASİŞ'in böylesine yüklü bir vergiyi ödemesi tabii ki 'iyi kar etmesinden' kaynaklanıyor. Ona bu kadar kazanç sağlayan ise malını gümrüklerde unutanlar, gümrüğe terk edenler ve de kaçakçılar... İşte bu üç grubun gümrüklerde takılan malları öylesine fazla ki TASİŞ, 1989 yılında bu malların satışından önemli bir ciro sağladı. Ama TASİŞ, vergisini bu ciro üzerinden ödemedi. Çünkü TASİŞ, gerek perakende gerekse ihale açarak sattığı mallardan sağladığı gelirin yüzde 90'ını direkt Hazine'ye aktarıyor. Geriye kalan yüzde 10'luk ciro ise TASİŞ'ın kurumlar vergisi matrahını oluşturuyor. Yani bu; eğer tüm cirosu itibarıyla vergi matrahını tespit etse, TASİŞ'in birçok büyük özel ve kamu kurumlar vergisi mükellefini sollayıp geçebileceği anlamına geliyor.

Gümrük depoları 'çöplük gibi' iken, gül bahçesine dönüştü

1984 yılında TASİŞ kuruluncaya dek gümrük depoları bir çöplük görünümündeydi. Aynı depolar bugün çok daha düzenli ve temiz. En azından aranan bir mal kolayca bulunabiliyor. TASİŞ ilk kurulduğunda gümrüklerden teslim aldığı mal yığınlarını görenler "Bunlar ancak 40-50 yılda düzenlenebilir ve eritilebilir" tahmininde bulunmuştu. TASİŞ Genel Müdür Yardımcısı İsmail Can "Oysa biz bu işi 4-5 yıl gibi bir sürede başardık" diyor. Şimdi tüm depo ve ardiyelerin son derece temiz ve düzenli olduğunu anlatan Can "Eskiden ardiyelerdeki otomobillerin içinde ağaçlar yeşerirdi. Şimdi bu görüntüler tarihe karıştı" diyerek TASİŞ'in istenen ve planlanan işlevi yerine getirdiğini söylüyor. 

4 Aralık 2025 Perşembe

RUHSATLI MUHASEBECİLERİN MESLEK BİRLIĞİ 'KORSAN MUHASEBECİLER'E SAVAŞ AÇTI

Kaçak Muhasebeciler/ 

MUHASEBE KORSANLARINA SAVAŞ

Türkiye'de muhasebe defterlerinin yarıya yakını 'kaçak muhasebeciler' tarafından tutuluyor. 'Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği' yüzbinlerce mükellefin defterini tutan bu 'kaçak'lara savaş açtı.

Cahit UYANIK 

"Türkiye'de yaklaşık 1,5 milyon muhasebe defteri tutuluyor. Biz bu defterlerden yarıya yakınının yani 700-750 bininin kaçak muhasebeciler tarafından tutulduğunu tahmin ediyoruz."

Bu sözler muhasebecilik mesleğini en üst düzeyde temsil eden 'Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği' Genel Sekreteri Yılmaz Uçak'a ait. Uçak'ın bu tespitine göre Türk vergi sisteminde beyan usulüyle toplanan vergilerin önemli bir bölümü ruhsatsız, yetkisiz ve bir sorumluluğu olmayan kaçak muhasebecilerin insafına bırakılmış vaziyette... 

Türkiye'de muhasebecilik mesleğine ait ilk çerçeve yasası ancak 1989'da çıkarılmıştı; fakat hala bu alandaki pek çok konu kesin ve bağlayıcı düzenlemelere bağlanmış değil. Bu boşluk önemli sorunlara sebep olabilirken, artık 'Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği' piyasadaki kaçaklara ciddi bir savaş açmak üzere kolları sıvadı. Uçak, önümüzdeki günlerde kaçak muhasebecilikle mücadele etmek için bazı önlemleri hayata geçireceklerini belirtiyor. 

Vergi levhasına muhasebecinin adı da yazılacak

Bu önlemlerin ilki; her işletmede asılması zorunlu olan vergi levhalarında klasik bilgilerin yanı sıra 'defter tutma sorumluluğunun kime ait olduğu' bilgisine yer verilmesi olacak. Vergi levhalarının buna göre hazırlanması için Birlik ile Maliye Bakanlığı arasında anlaşma sağlanmış durumda. Bu yeni vergi levhalarının mükelleflere dağıtımını da Birlik üstlenecek.

27 Kasım 2025 Perşembe

'PİYASA EKONOMİSİNİN ANAYASASI' DENİLEN ÜNLÜ 'REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN' NASIL YASALAŞTI?

Piyasa / Tekel ve Kartellere Son

REKABETİN 'NAMUS KURALLARI'...

Dünya Bankasının her konsültasyonda sorduğu Rekabetin Korunması Hakkında Yasa Tasarısı artık kanunlaşmak üzere... Tasarı neler getiriyor, kimleri, nasıl etkileyecek?

Cahit UYANIK / Haluk MÜFTÜOĞULLARI

Türkiye serbest piyasa ekonomisi ile 24 Ocak 1980 kararlarından sonra tanıştı. 'Her alanda rekabet' mantığına dayanan serbest piyasa ekonomisine uyum sağlamak için yıllardır çaba harcıyoruz. Bu arada tekel, kartel, oligopol gibi rekabeti ve serbest fiyatlandırmayı bozucu oluşumlar da Türk ekonomisinde eksik değil. Hemen her hükümetin programında 'Tekel ve karteller ile mücadele edilecektir' türünden ibarelere rastlanabiliyor. Ancak Türkiye yine de uzun yıllar rekabet kurallarının bir yasayla düzenlenmediği tek OECD ülkesi olma özelliğini sürdürdü. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümeti ise bu konuya önem verdi. Hazırladığı tasarıyı Temmuz-1992'de konuyla yakından ilgili 200'ün üzerinde kişi ve kuruluşa göndererek düşüncelerini aldı. Tasarı, bu görüşler ışığında rotüşlar yapılarak TBMM'ye sevk edildi. Tasarı, ilgili komisyonlarda görüşülerek iki hafta önce Genel Kurula indi.

Toplam 5 kısımdan oluşan tasarının amacı "Rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları; piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak" olarak açıklanıyor. Tasarı rekabeti bozucu ve engelleyici faaliyetleri 3 ana başlıkta topluyor. Bunlar; 'kuruluşlar arası anlaşmalar', 'kuruluşlar arası uyumlu eylemler' ve 'birlik oluşturma kararları' olarak sıralanıyor.

Çimento karteli artık rahat olamayacak

Türkiye'de özellikle hem fiyat hem de bölge paylaşımi bazında bir 'çimento karteli' bulunduğu artık herkesçe biliniyor. Yasanın ilk planda etkileyeceği çimento fabrikaları ve dolayısıyla inşaat sektörü olacak. Çimento karteli en son Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gündeme gelmiş ve fiyatların 3 ayda yaklaşık yüzde 60-70 oranında yükselmesi, tüketicileri 1 haftalık 'tüketim boykotu'na itmişti. Hükümet elinde engelleyici veya cezalandırıcı herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için bu duruma seyirci kalmıştı. Bu arada bölgedeki kartelin yanlış özelleştirmelerden kaynaklandığı ve rekabeti koruyucu bir yasal düzenleme olmadan özelleştirme yapmanın tehlikelerine dikkat çekilmişti. 

22 Kasım 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / MERKEZ BANKASI RAPORUNDA 'CHP'NİN ADI YOK'...

Uzun tartışmalardan sonra Merkez Bankası, CHP'li bir bakana bağlandı. Ama Merkez Bankası ile CHP arasında öyle bir soğuk savaş sürüyor ki anlayabilene aşk olsun...

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, DYP-CHP arasındaki koalisyon görüşmelerinde ciddi bir pazarlık konusuydu. Sonunda Merkez Bankası Başbakan Yardımcılığına yani CHP'ye bağlandı. Peki CHP ile Merkez Bankasının arası nasıl? Bu konuda kamuoyuna net bilgiler yansımıyor. Ancak Merkez Bankasının geçen ay yayınladığı 'Recent Developments in Turkish Economy' raporunda CHP'nin adı bile geçmiyor. Şimdi hemen "Merkez Bankası raporunda parasal ve ekonomik gelişmeler yansıtılır. Siyasi partilerin ismi geçmez" diyebilirsiniz. Ancak bu pek doğru bir değerlendirme olmaz. Çünkü raporun 7. sayfasındaki 'Political Background' bölümünü dikkatle incelemek gerekiyor. 

Bu bölümde Türkiye Cumhuriyetinin 1923'te kurulduğu ve yeni cumhuriyetin laik bir politik sistem kurduğu, önemli reformlar yaptığı ifade ediliyor. İlk Cumhurbaşkanının ise Mustafa Kemal Atatürk olduğu belirtiliyor. İkinci paragrafta ise Türkiye'nin 1946'da çok partili sistemi seçtiği anlatılıyor. Derken, 1990'lara atlanıyor.  DYP Lideri Süleyman Demirel'in 1993'te cumhurbaşkanı seçildiği kaydediliyor. Bu gelişmeden sonra Tansu Çiller'in 1993- Haziran ayında koalisyon hükümetinin ve Türkiye'nin ilk kadın başbakanı olduğu da bildiriliyor. ANAP'ın ise ana muhalefet partisi olduğu ve gelecek genel seçimlerin 1996'da yapılacağı vurgulanıyor. 

Görüldüğü gibi ne cumhuriyetin kuruluşunda ne de 1990'lardaki koalisyon ortağı CHP'nin esamesi bile okunmuyor. Koalisyon hükümetinin ikinci ortağından söz bile edilmiyor. Bu durum, umarız basit bir 'tashih' hatasıdır.

KÖSE'NİN EŞİ NEDEN NAKİL İSTEDİ?

Türkiye'de siyasilerin kendi yakınlarına rahat ve bol paralı işler ayarlamasıyla ilgili birçok hikaye dinlemişsinizdir. Bunlara bazen inanmış bazen inanmamışsınızdır. Bende de böyle 'küçük ama masum' bir hikaye var. Elbette anlatanların yalancısıyım:

"Sanayi ve Ticaret Eski Bakanlarından SHP'li Tahir Köse, bakan olur olmaz saygıdeğer eşini Türkiye Kalkınma Bankasına (TKB) yerleştirir. Çünkü Bayan Köse avukattır ve iyi para kazanamamaktadir. O dönemde DYP'nin kontrolünde olan TKB, bol bol kredi dağıtmaktadır. Geri dönmeyen krediler, sadece idari takibe alınmaktadır. Yani hukukçulara pek fazla iş düşmemektedir. Bayan Köse de doğrusu, rahattır. Ancak gel zaman git zaman TKB'de işler sarpa sarar. 

14 Kasım 2025 Cuma

EFTA ANLAŞMASI İMZALANDI; TEKSTİLCİLER MEMNUN, DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ ENDİŞELİ

EFTA Anlaşması Ne Getirecek, Ne Götürecek?

UMUDA YOLCULUK

EFTA Anlaşması hem umut hem de endişe yarattı. Kimi sektörler uzun zamandır bekledikleri rüzgarın nihayet eseceğini, ihracatın yelkenlerinin şişeceğini düşünürken; kimileri de alabora olmaktan korkuyor.

Cahit UYANIK 

Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, İsveç, Norveç, Finlandiya, İzlanda... Toplam nüfusları 32 milyon... Kısaca EFTA denilen, açılımı 'Avrupa Serbest Ticaret Birliği' ülkeleri bunlar... Ve kapıları artık Türkiye'ye açık. Peki Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller'in 10 Aralık 1991 tarihinde Brüksel'de imzaladığı anlaşmayı nasıl yorumlamalıyız? Öncelikle bu bir ihracat anlaşması... Bu anlaşma uyarınca gümrük tarife istatistik pozisyonu bulunan tüm sanayi ürünleri sıfır gümrük ile EFTA ülkelerine ihraç edilebilecek. Tekstil ve konfeksiyon ürünlerinde ise gümrük oranları aşamalı olarak indirilecek ve 1996'da da sıfırlanacak. 

Dolayısıyla EFTA Anlaşması, 'yeniden dışa açılma'nın tartışıldığı günlerde Türkiye için hayli olumlu bir gelişme... Zira son 2 yıldır ihracatta yaşanan tıkanıklıktan muzdarip sektörlerin temsilcileri şu soruyu dillerinden düşürmüyordu: 'Küçücük Portekiz'in yalnızca İsviçre'ye yaptığı ihracat 200 milyon dolar. Bizim ise İsviçre dahil 7 EFTA ülkesine toplam ihracatımız 200 milyon dolar. Oysa EFTA ülkeleri zengin ve bizden alabilecekleri çok mal var. Biz de EFTA'ya neden daha fazla mal satmayalım?" İşte şimdi EFTA Anlaşması ile bu yakınmalar ortadan kalkacak. Çünkü ihracatçılar için yeni ve geniş bir pazar açılmış olacak.

Tekstilciler memnun

EFTA Anlaşmasının yürürlüğe gireceği tarih olan 1 Nisan 1992'yi ellerini oğuşturarak bekleyenlerin başında tekstil ve konfeksiyon sektörü geliyor. 

12 Kasım 2025 Çarşamba

TÜRK-RUS DİPLOMATİK İLİŞKİLERİNİN 500. YILINA İŞ ADAMLARI ÖNCÜLÜĞÜNDE KUTLAMA

Rusya ile İlişkiler / 

500 YIL SONRA, YENİDEN...

Türk-Rus diplomatik ilişkilerinin 500. Yılı önümüzdeki günlerde kutlanacak. Ruslar, kutlama kapsamında -ilk defa bir yabancıya- Başbakan Süleyman Demirel'e Moskova Devlet Teknik Üniversitesinin fahri doktora ünvanını verecek.

Cahit UYANIK 

İspanyol Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğuna kabulünün 500. Yılına ilişkin yoğun program henüz bitmişken; önümüzdeki günler yine anlamlı bir 'yüzyıl dönüşü'nün kutlamalarına sahne olacak: Türkiye ile Rusya arasında diplomatik ilişki kurulmasının 500. Yılı...

'Türk-Rus İlişkileri' resmen Sultan II. Beyazıt dönemine rast gelen 31 Ağustos 1492'de Çar III. Ivan'ın gönderdiği elçinin huzura kabulü ile başlamıştı. Savaşlar nedeniyle zaman zaman kesintiye uğramış olsa da ilişkiler bugüne kadar süregeldi. Aradan geçen 500 yılda hem Türkiye hem Rusya'da önemli değişiklikler yaşandı. Bütün bu geçmiş bir yana, önümüzdeki yıllarda Türk-Rus İlişkilerinin artarak gelişeceğine herkes kesin gözüyle bakıyor. İşte 500. Yıl kutlamaları adeta bu beklentilerin kavşak noktasında yer alıyor. 

500. Yıl kutlamaları, Sovyetĺer Birliğinin Bağımsız Devletler Topluluğuna dönüşmesinin hemen ardından Şubat ayı içinde Rus iş adamları tarafından gündeme getirildi. Önerinin sahipleri Moskova'da yeni kurulmuş olan ve Türk iş adamlarıyla bilgi alışverişini kolaylaştırmayı amaçlayan CONTUR (Consulting Turkey) şirketi idi. Öneri, ikili ticari görüşmeler sırasında Dostlar Şirketler Grubu Genel Müdürü Seyithan Kaplan'a iletildi. Kaplan, Ankara'ya döner dönmez kutlama çalışmalarına devleti de katmak istedi ve konuyu Dışişleri Bakanlığına bildirdi. Bakanlığın konuya sıcak yaklaşması üzerine 500. Yıl kutlamalarına resmen karar verildi. 

Özel girişimcilerin gayreti ve finans desteği ile 31 Ağustos-12 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek kutlamalara ilişkin çalışma, bugünlerde hızla devam ediyor. İlk etkinlik yaklaşık 50 şirket ve kuruluşun katılacağı Türk İhraç Ürünleri Fuarı... Bu fuar için Kremlin Sarayının hemen yanında yer alan ve 7.500 metrekarelik kapalı alana sahip 'Manage Sergi Salonu' ilk kez yabancılara tahsis edilmiş. İlerleyen günlerde ise Türkiye ve Rusya ekonomik ilişkilerinde yaşanan sorunların tartışılacağı konferanslar düzenlenecek. Ayrıca Türk Tanıtma Vakfının folklor ve semah ekibi gösterileri ile Türk tekstil ürünlerinin Rus mankenlerce sergileneceği defileler gösteri programında yer alacak.

22 Ekim 2025 Çarşamba

İŞTE MANAVGAT SUYU PROJESİNİ YAPACAK VE SATACAK ADAM: YÜKSEL ERİMTAN

Yüksel Erimtan

Manavgat Suyu / 

İŞTE MANAVGAT ŞELALESİNİ SATACAK ADAM

Başbakan Erbakan'ın kaynak paketindeki önemli kalemlerden birisi Manavgat'ın suyunu satmaktı. Oysa Manavgat'ın satılarak kaynak sağlanması yeni bir proje değil ve fikir babası Turgut Özal. Projeyi yürüten EMT Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan 'Suyu bir yıl içinde satabiliriz' diyor.

Cahit UYANIK 

Başbakan Necmettin Erbakan'ın açıkladığı 'İkinci Kaynak Paketi'nin en ilginç maddelerinden biri Manavgat Suyunun satışına ilişkindi. Oysa EMT-Aydıner Ortaklığı 1992'den bu yana Manavgat Suyunu satışa hazırlamak için bir tesis kurmaya uğraşıyor. Projenin merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan bu yana takipçisi olan Erimtan Müşavirlik ve Taahhüt (EMT) Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Erimtan tesislerin bir yıla kadar bitirileceğini belirtiyor:

İntermedya Ekonomi: Manavgat Çayı üzerindeki projeyi yıllardır hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. Bu projenin kapsamı nedir?

Yüksel Erimtan: Bu prototip bir proje. Rahmetli Özal'ın başbakanlığı zamanında 'Manavgat'tan 2 milyar metreküp su alabiliriz' diye fizibilite başlatılmış. Bunun için Türk, İsrailli ve Kanadalı firma 'plastic bag' teknolojisi getirecekmiş. Ancak bu 'plastic bag'lerin know-how'ı konusunda İsrailliler ile Kanadalılar arasında ihtilaf çıkmış. Bunun üzerine Kanadalılar 'Türkiye, İsrail'e su satıyor' diye Wall Street Journal gazetesine haber uçurmuş. Proje rafa kalkmış. Ben Gama firmasından ayrıldıktan sonra Özal çağırdı. Bu projeyle uğraşmamı önerdi. Su işinin derinine indiğimde gördüm ki bütün Akdeniz'in suya ihtiyacı var. Özal bunun Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılmasını istiyordu ama dönemin DSİ Genel Müdürü biraz acele etti ve ihaleye çıktı; YİD yoluyla yapılamadı. Biz ihale yeterliliğine sahip 12 firmadan biri durumundaki Aydıner ile birleşip ihaleye girdik ve kazandık.

- Proje şimdi hangi aşamada?

Erimtan: 1992 sonunda işe başlamıştık. Ödemelerde sorunlar ve malum ekonomik krizden dolayı işi birkaç kez durdurma noktasına geldik. Projenin aslında 3 yılda bitmesi gerekiyordu, şimdi dördüncü yıla girdik. Sanırım önümüzdeki yıl biter. Proje aşağı yukarı 90-95 milyon dolar civarında tamamlanacak. Şu ana kadar 40 milyon dolar harcandı. Önünde sonunda, benim ömrüm vefa eder mi bilmiyorum ama bu proje gerçekleşecek.

14 Ekim 2025 Salı

NİJERYA KAYNAKLI MEKTUP DOLANDIRICILIĞININ DÜNYAYA FATURASI 1 MİLYAR DOLAR

Nijerya'dan Mektup Varsa Dikkat! /

ERBAKAN'IN NİJERYASI TÜM DÜNYAYI DOLANDIRIYOR

Nijeryalılar mektup yoluyla tüm dünyayı dolandırıyor. İnterpol bile bu dolandırılıcılık için devrede... Son olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü; Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Türkiye Bankalar Birliğine yazı göndererek Nijerya'daki mektup çetelerine karşı uyardı. Eğer size de Nijerya'dan mektup yoluyla bir işbirliği teklifi gelirse bu haberi okumadan yanıt vermeyin.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS 

Nijerya'yı nasıl bilirsiniz? Bir Afrika ülkesi olduğu dışında hafızanızı zorlarsanız, 1996 Atlanta Olimpiyatlarında futbol şampiyonu olduklarını da anımsayacaksınız. Uche, Amokachi ve Okocha bu şampiyon takımdan Türkiye liglerine transfer olup Nijerya'yı daha yakından tanımamızı kolaylaştırmışlardı. Nijerya bugünlerde Türkiye'nin siyasi gündeminde de ciddi bir yer tutmaya başladı. Çünkü Başbakan Necmettin Erbakan'ın çıktığı Kuzey Afrika seferinin son durağı da Nijerya...

Ama haberimiz ne Nijeryalı futbolcular ne de siyasi durumlarla ilgili... Biz sizi Nijeryalı dolandırıcılara karşı uyarmak istiyoruz. Çünkü 1980'li yılların sonundan bu yana tüm dünyada Nijeryalılar'ın mektup ile dolandırdığı çok sayıda firma veya kişi adeta kan ağlıyor. İnterpol'ün önderliğinde bu meseleyle ilgili uluslararası toplantılar yapılıyor ve dünyanın dört bir yanına fakslar çekilip yazılar iletilerek Nijerya'dan gelecek muhtemel bir 'ahlaksız teklif'e sıcak bakılmaması gerektiği konusunda ilgililer ikaz ediliyor. İşte bu uyarılardan birini de İntermedya Ekonomi ele geçirdi. Uyaran makam Ankara Emniyet Müdürlüğü; uyardığı makamlar ise Türkiye Bankalar Birliği, Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı...

'Rüşvet masrafı yapacağız' deyip, 10-50 bin dolar talep ediliyor

Ankara Vali Yardımcısı Servet Çelikli imzasıyla gönderilen bu yazıya göre, Interpol Genel Sekreterliği Nijeryalılar ile nasıl mücadele edileceğini görüşmek için 29-30 Nisan 1996 tarihinde 'Mektup Yoluyla Dolandırıcılık' adı altında Fransa'nın Lyon kentinde bir toplantı bile düzenlemiş. Toplantıda dolandırıcılığın yapılış şekli anlatılarak, karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulmuş. Yazıda şöyle deniliyor:

"Nijerya uyruklu bazı kişiler gönderdikleri mektuplarda, Nijerya'da hazır bir servet veya çok önemli kar sağlayabilecekleri mevcut bir ticaret konusu olduğunu ileri sürerek, iş adamlarının önce ağzının suyunu akıtıyor; daha sonra da Nijerya'da değişen yeni rejimden bu serveti kaçırarak ülke dışına çıkarmakta yardımcı olacak firma ve kişiler aradıklarını anlatıyor. Bunun karşılığında da önemli miktarda yüzdelik kazanç vaat ediyorlar. 

(Tıklayınız) NİJERYALI DOLANDIRICILARA DİKKAT!

Ancak hiçbir kar yatırımsız gerçekleşmeyeceği için bu işte firma ve kişilerin, masraflara karşılık 10-50 bin dolar arasında bir parayı İsviçre veya ABD'deki bankalara yatırması isteniyor. Gerekçe, söz konusu büyük serveti yurt dışına çıkarırken yapılacak sigorta, noter, nakliye masraflarını karşılamak. En önemlisi de devlet büyüklerine verilecek 'rüşvet' masrafı..."

29 Eylül 2025 Pazartesi

KAPAK HABERİ / TÜRKİYE'NİN İLK 'RİSK SERMAYESİ' UYGULAMASI... VAKIF RSYO'NUN KURULUŞ ÖYKÜSÜ...

İYİ PROJEYE FAİZSİZ KREDİ

1990 başından bu yana 'kuruldu-kurulacak' diye beklenen risk sermayesi şirketleri nihayet hayata geçiyor. Vakıfbank'ın kurduğu 'Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı' girişimcilere bu haftadan itibaren sermaye desteği yani bir anlamda faizsiz kredi vermeye başlayacak.

Cahit UYANIK / Aysel ALP

Türkiye 1992 yaz aylarından itibaren yepyeni ve ciddi bir konuyu tartışmaya başladı: Risk sermayesi... 1991'de kurulan DYP-SHP Hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller'in akademik yaşamda iken üzerine kitap ve makaleler yazdığı risk sermayesine ilgi duyması çok doğal ve kolaydı. Ancak 'siyasetçi  Çiller'in risk sermayesini hayata geçirirken karşılaştığı ilk zorluk, Türk mevzuatında bu konuyla uzaktan veya yakından ilişkili bir düzenleme, kural veya kavram olmamasıydı. Hemen ne yapılabileceği araştırıldı. 

O günlerde Çiller'in ABD'den çağırdığı eski öğrencisi Prof. Dr. Yaman Aşıkoğlu geniş bir finans reformu üzerinde çalışıyordu. Bu finans reformuna risk sermayesi düzenlemesi de dahil edildi. Konu tüm boyutlarıyla incelendi ve Türkiye'ye nasıl uygulanabileceği araştırıldı. Nihayetinde risk sermayesi kavramına 1992 yıl sonunda değiştirilen yeni Sermaye Piyasası Kanununda yer verildi. Böylece ana yetki Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) verilirken, ileride yapılacak uygulamaya yönelik düzenlemelerin yasal zemini de hazırlandı. 

1993-Nisan ayında Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatı ile Çiller'in kader çizgisi de değişti. Haziran ayında görevinden istifa ederek DYP Genel Başkanlığına aday oldu. Kongre mücadelesinden galip çıkan Çiller'in kurduğu yeni kabine güven oyu aldı. Çiller'in güven oyundan sonra yaptığı ilk işlerden biri, yayınlanması çeşitli engellere takılan 'Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı (RSYO) Tebliği'ni yayınlatmak oldu.

3 yıldan sonra, 3 koldan risk sermayesi hareketlenmesi

1993-Temmuz ayındaki tebliğ yayınından günümüze risk sermayesi konusunda adeta yaprak kımıldamıyordu. Önce 5 Nisan Kararları, hemen ardından siyasi istikrarsızlığın baş göstermesi risk sermayesinin uygulama imkanını azaltmıştı. Ancak birkaç aydır risk sermayesi konusunda Türkiye'de ciddi gelişmeler yaşanıyor. Gelecekte genişleyip büyüyecek bir sistemin ilk adımları atılıyor. Risk sermayesi konusunda Türkiye'de üç ayrı koldan çalışmalar sürüyor. 

Bunlardan ilki Vakıflar Bankasının öncülüğünde bir RSYO kurulmasıyla yaşandı. Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı, önümüzdeki haftadan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Risk sermayesi hakkındaki ikinci çalışma ise KOSGEB'in öncülüğünde bazı meslek kuruluşlarının ortaklığıyla bir RSYO kurulmasına yönelik... Üçüncü çalışma ise Sermaye Piyasası Kanunundaki hükümlere değil, vakıflar mevzuatına tabi Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfının (TTGV) çalışmaları... TTGV, 1991 yılında kurulduğunda mevzuatta risk sermayesi düzenlemesi olmadığı için vakıf şeklinde örgütlenmişti. Şimdi bu üç ayrı risk sermayesi çalışmasını inceleyeceğiz.

28 Eylül 2025 Pazar

HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKAN 69 YAŞINDAKİ TURGAY CİNER KİMDİR?


İşadamı Turgay Ciner, 1956 yılı, Artvin'in Hopa ilçesi doğumludur. 
Enerji, Madencilik, cam ve kimyasallar, medya, denizcilik, hava taşımacılığı, turizm ve sigorta sektörlerinde yatırımları bulunan yönetim kurulu başkanlığını Turgay Ciner'in yaptığı Ciner Grubu, Park Termik, Park Teknik, Park Elektrik, Silopi Elektrik Üretim, Park Toptan Elektrik, Konya Ilgın Elektrik, Eti Soda, Ciner Resources LP, Kazan Soda, Park Cam, Ciner Yayın Holding, Show TV, Habertürk Gazetesi, Habertürk TV, Bloomberg HT, Habertürk Matbaacılık, C Yapım Filmcilik, Ciner Denizcilik, Ciner Gemi, Park Denizcilik, Ciner Hava Taşımacılığı, Havaş Turizm, Larespark Hotel, Denmar Depoculuk, Park Sigorta şirketlerinde yatırımları bulunmaktadır.

Ciner Grubu, girişimci ruhu ile farklı sektörlerde farklı iş alanları yaratmış, ve Türkiye'nin önde gelen şirketlerini kurmuştur. Temelleri 1978 yılında atılan Ciner Grubu; ana faaliyet konusu olarak madencilik, enerji, cam, kimyasallar, medya, denizcilik, turizm ve diğer ticari sektörlerde faaliyet gösteren Türkiye’nin büyük Gruplarından biridir.

18 Eylül 2025 Perşembe

GÜMRÜK BİRLİĞİNE RAMAK KALA... KOSGEB, KOBİ'LERİ AB İLE REKABETIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN KORUMA PLANI AÇIKLADI

Sanayi / KOBİ'ler

KOSGEB, 'KÜÇÜKLERİ KORUMA PLANI'NI AÇIKLADI 

KOSGEB, AB ile başlayacak Gümrük Birliğinden olumsuz etkilenmemeleri için KOBİ'ere ayrı bir koruma politikası geliştirilmesini önerdi.

Cahit UYANIK 

Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile nihayet Gümrük Birliğine gidiyor. 1 Ocak 1996 Pazartesinden itibaren yıllar süren uğraş bitecek ve yeni bir mücadeleye yelken açılacak. Artık başlayıp başlamayacağını değil Gümrük Birliği uygulamasının gündelik yaşantımıza ve genel olarak ekonomimize etkilerini tartışacağız. 

Ancak Türkiye'de hemen herkesi endişeye sevk eden konuların başında Gümrük Birliğine gidildiğinde KOBİ'lerin hiç alışık olmadıkları dış rekabet şartlarında başarılı olup olamayacakları geliyor. Dile kolay, Türkiye'deki işletmelerin yüzde 95'ini KOBİ'ler oluşturuyor. Bu haliyle KOBİ'ler, önemli bir istihdam, sınai tüketim, ara malı ve yan sanayi üreticisi konumunda bulunuyor. Kimse Gümrük  Birliği sonrasında küçük sanayi sitelerinde kapısına kilit vurulmuş yüzlerce, binlerce işletme; sokakları işsizlerle dolu bir ülke görmek istemiyor. 

En yeni araştırma 

Peki Türkiye'deki KOBİ'lerin Gümrük Birliğine hazır olup olmadığını, hazır değillerse neler yapılması gerektiğini derleyen bir araştırma yok mu? Elbette onlarcası var. Ancak bunlar içinde en yenisi ve en uzman kuruluş tarafından hazırlananı muteber olmalı. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) Ayşe Ege, Şule Eğitim ve Ufuk Acar'ın araştırması bu sorulara AB ile en son imzalanan 6 Mart Belgesini esas alarak ışık tutmaya çalışıyor. 'AB ile Gümrük Birliği, Muhtemel Etkiler, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler' adını taşıyan araştırmadan çıkan ana mesaj şu: 'Hassas ürünlerin içinde bulunduğu sektörler ve imalat sanayisinin diğer kolları ciddi bir koruma altına alınmalıdır. Özellikle imalat sanayisinde, KOBİ'ler için ayrı bir koruma politikası geliştirilmelidir'.

11 Eylül 2025 Perşembe

ANKARA NOTLARI / BU BÜTÇE NASIL BİR BÜTÇE..?

Cahit UYANIK 

1994 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlandı. Toplam 40 kişiden oluşan bu komisyonun üyeleri genellikle partilerin 'ağır top' olarak nitelenen milletvekillerinden oluşuyor. Gerek iktidar, gerekse muhalefet milletvekilleri 10 dakikayla sınırlı konuşmaları boyunca 200 trilyon liraya yakın açık vereceği resmen ilan edilen bütçeye ilginç yakıştırmalarda bulundu. İşte bunlardan birkaç seçme:

İsmet Attila (Maliye Bakanı): Gerçekçi bütçe. Nami Çağan (SHP-İstanbul): İyimser enflasyon bütçesi. M. Ali Yavuz (DYP- Konya): Acımasızca eleştirilen bütçe. Edip Safter Gaydalı (ANAP-Bitlis): Utanç belgesi bütçe. Selçuk Maruflu (ANAP-İstanbul): Yangın yeri bütçesi. Mustafa Ünaldı (RP-Konya) : Borç, faiz, maaş ödeme planı. Süleyman Hatinoğlu (ANAP-Artvin): İdare-i maslahat bütçesi. 

Gaydalı'nin Çağan'a önerisi...

Yine bütçeden devam edelim... Pazartesi günü Maliye Bakanı Attila'nın 'mülayim' açış konuşmasıyla başlayan görüşmeler izleyen saatlerde hareketlendi. Çünkü iktidar ortağı  SHP'nin İstanbul Milletvekili ve ekonomi profesörü Nami Çağan söz almış,  bütçeyi acımasızca eleştiriyordu. Çağan bütçenin yükünün memur, işçi, esnaf gibi dar gelirliler üzerinde olduğunu belirtiyor; dolar kuru ve enflasyon hedeflerini gerçekçi bulmadığını anlatıyordu. Tüm muhalefet milletvekilleri kulak kesilmiş Çağan'ı iizliyordu. Çağan kendine tanınan süreyi doldurup sözünü bitirdikten sonra ANAP Bitlis Milletvekili Edip Safter Gaydalı'nın gür sesi duyuldu:

"Sayın Çağan yanlış yerde oturuyorsunuz. Sizin yeriniz muhalefet sıraları..!"

Ev kadını kredisinden yalnızca 22 kişi yararlanmış

1994 Bütçe Yasa Tasarısıyla ilgili son durum üç aşağı beş yukarı böyle... Peki 1993 Bütçesi etkin ve amacına uygun kullanılıyor mu? Pek sayılmaz. Teşvik rakamları bütçenin en çok göz atılan kalemlerinden birisidir. 1993 Bütçesinde kadın girişimcileri desteklemek, ev ekonomisini geliştirmek için 500 milyar liralık ödenek ayrılmıştı. Başına binbir türlü bela geldikten sonra nihayet Haziran ayında uygulamaya geçen bu programda gelinen son durum ise pek parlak görünmüyor. 

31 Ağustos 2025 Pazar

KULİS / CEM UZAN'DAN AHMET ÖZAL'A İMZA YETKİSİ

Cahit UYANIK 

Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın büyük oğlu Ahmet'in Magic Box'ın genç patronu Cem Uzan'la yakın arkadaş ve iş ortağı olduğu biliniyor. Uzan "Bana kardeşim kadar yakındır" dediği Ahmet Özal'a Star-1 Televizyonunun Türkiye'deki çalışmalarını sürdürmek üzere kurulan MBI Reklamcılık'ta yönetim kurulu üyeliği verdi. 

Uzan bununla da yetinmeyerek Ahmet Özal'ı bu şirkette en az kendisi kadar söz sahibi yaptı. Uzan Ahmet Özal'ı kendisiyle birlikte birinci derecede imza yetkisiyle donattı.

MBI Reklamcılık'ta A Grubu imza yetkileri Tunca Toskay, Yekta Okur ve Cüneyt Ülsever'e verilirken, B Grubu imza yetkileri de Mehmet Turan Akköprülü, Ali Rıza Tansuğ, Deniz Güven, Adem Gürses, Ekrem Çatay, Güray Peker, Ahmet Coşar, Sedat Üreten ve Yüksel Bayar arasında dağıtıldı.

(Bu kulis yazısı haftalık Ekonomik Panorama dergisinin 11 Kasım 1990 tarihli, Yıl: 3, Sayı: 39'da ortak hazırlanan Kulis sayfasında imzasız olarak yayınlanmıştır.)


13 Ağustos 2025 Çarşamba

KULİS / ALİ COŞKUN'UN DİL DİREKTİFİ

Cahit UYANIK 

Yabancı dil bilip bilmeme konusu ülkenin en üst düzeydeki makamlarını meşgul ettikten sonra, şimdi sıra TOBB'a geldi. TOBB Başkanlığında son günlerini yaşadığı ileri sürülen Ali Coşkun, dil konusunda bir direktif verdi. Almancayı çok iyi konuştuğu bilinen Coşkun, artık uluslararası toplantılarda, dil bilenler dahil herkesin Türkçe konuşmasını istiyor. Coşkun'un bu direktifini şöyle gerekçelendirdiği kaydediliyor:

"Bütün uluslararası toplantılarda herkes kendi dilini konuşuyor. Biz de aynı yolu izlemeliyiz. Bundan sonra, dil bilin veya bilmeyin görüştüğünüz heyetlerle Türkçe konuşun."

Böylece geçen hafta çıkarılan "TOBB'un prestiji için yabancı dil bilen başkan seçin" sloganının Coşkun tarafından söylenmediği de ortaya çıkmış oldu.

(Bu kulis yazısı haftalık Ekonomik Panorama dergisinin 27 Mayıs 1990 tarihli, Yıl: 3, Sayı: 15'te imzasız olarak yayınlanmıştır.)



5 Ağustos 2025 Salı

ANADOLU FİNANS KURUMU GENEL MÜDÜRÜ ÜNAL ASLAN: FAİZSİZ SİSTEM HALKA ANLATILAMADI

Dördüncü İslami banka yerli sermayeyle kuruldu. Arap sermayeli kuruluşlarla rekabete girecek olan Anadolu Finans Kurumu, hizmeti müşterinin ayağına götürmeyi hedefliyor.

Cahit UYANIK 

Kar payı esasına göre çalışacak dördüncü İslami banka olan Anadolu Finans Kurumu fon toplamaya başladı. Kayserili bir grup iş adamının girişimi ve yüzde 100 yerli sermaye ile kurulan Anadolu Finans Kurumu, şimdilik sadece Ankara'da faaliyet gösteriyor. Toplam sermayesi 30 milyar lira olarak belirlenen Anadolu Finans, önümüzdeki günler içinde İstanbul ve Kayseri'de yeni şubeler açarak Arap sermayeli rakipleriyle sıkı bir rekabete girişecek. Anadolu Finans Kurumu Genel Müdürü Ünal Aslan ile özel finans kurumlarının finans sistemi içindeki yeri üzerine konuştuk:

Panorama: Sizden önce faaliyete geçen üç özel finans kurumunun toplayabildikleri fon oldukça az. Böyle bir ortamda özel finans kurumlarına yeni mevduat gelebilir mi?

Aslan: Bu iş ilk başladığında yapılan araştırmalara göre özel finans kurumlarına kayacak mevduatın 6-7 trilyon lira civarında olacağı tahmin ediliyordu. Fakat bu potansiyelin ancak 1,5-2 trilyon lirası özel finans kurumlarına çekilebildi. Yani piyasaya çıkmamış ve ekonomiye kazandırılması gereken daha 5 trilyon lira civarında bir potansiyel olduğu tahmin ediliyor. Bizim amacımız piyasaya çıkmış olan mevduatın bir kısmının kurumumuza çekilmesi değil. Biz henüz ekonomiye kazandırılmamış olan bu kaynağı ortaya çıkartmak istiyoruz.

- Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsunuz?

Aslan: Biz daha önce kurulmuş finans kurumlarıyla aynı kararnameye tabiyiz. Ama çeşitli programlarımız ve projelerimiz var. Öncelikli olarak birebir görüşmek için müşterinin ayağına gideceğiz. Bizim bir diğer özelliğimiz de Anadolu'da kurulmuş olmamız... Genel Müdürlüğümüzün Anadolu'da olması nedeniyle hizmet ağırlığımızı biraz daha buraya vermek niyetindeyiz. Bu şekilde yapacağımız çalışmalarla henüz ekonominin kazanmamış olduğu mevduatı kazanacağız. Önümüzdeki yılda belli bir bütçemiz ve programımız olacak. Bu program gayet tabii ki ortaya çıkmamış kaynağın tamamının 1992 yılında tamamen toparlanması şeklinde olmayacak. Bunu giderek artan bir şekilde yıllara yayarak ekonomiye kazandırmaya çalışacağız.

3 Ağustos 2025 Pazar

AZİZ ÜSTEL: "BORSAYA BEKLERİM EFENDİM!"

Cahit UYANIK 

İMKB'nin kapısında 27 şirket daha borsa bankerliği yapabilmek umuduyla beklemede... SPK İnceleme ve İzleme Dairesi Başkanı Mustafa Kırali'den alınan bilgiye göre şirketlerin başvuruları inceleniyor.

İMKB'nin üyesi olmak için başvuranlar arasında tv'den tanıdık bir yüz dikkat çekiyor. 'Gecenin Konukları' programıyla ünlenen Aziz Üstel, çok yakında yine "Beklerim efendim!" diyecek. Ama konuklarını tv'de değil bu kez İMKB'de ağırlayacak. 

Aziz Üstel'in ortağı da ünlü bir isim: Türkiye'nin NATO nezdindeki emekli büyükelçilerinden Osman Olcay. İki ünlünün bir araya geldiği Buluş Menkul Kıymetler A. Ş. iznin alınmasıyla birlikte borsada işlemlere başlayacak.