30 Nisan 2026 Perşembe

TÜRKİYE'DE EKONOMİ KÖTÜ İKEN MANŞET İŞSİZLİK ORANI NİYE DÜŞÜK SEYREDİYOR? TÜİK, İŞSİZLİK ORANINI NASIL DÜŞÜK GÖSTERİYOR?

(BİRAZ UZUN VE SIKICI BİR YAZI AMA...)

İŞSİZLİK ORANINDAKİ DÜŞÜŞÜN GERÇEK SEBEBİ EKONOMİDEKİ İYİLEŞME Mİ? PEK DEĞİL. 

YARATILAN DÜZGÜN VE KALİTELİ İŞLER AZALIYOR, BU ORTAMDA ASLINDA ARTMASI GEREKEN İŞSİZLİK ORANI İSE DÜŞÜYOR. ÇÜNKÜ...

Cahit UYANIK 

2026-Mart ayı işgücü istatistiklerine göre, dar tanımlı işsizlik oranı 0,3 puan düşüşle yüzde 8,1 olmuş. Gerçek işsizliği yansıtan geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü oranı) ise martta 1,6 puan artışla yüzde 31,5’e yükselmiş. Peki doğru mu bu, işsizlik nasıl düşer, etrafta herkes işsizken...

TÜİĶ' işsizlik anketinde... "Evet, haftada 1-2 saatliğine gidip, 200 TL'ye merdiven siliyorum" diyen bile işsiz sayılmaz. Yeterki kapına gelen veya sana telefon açan anketöre öyle cevap ver... Yani son 1 ayda bir işte 1 saat bile çalışmışsanız işsiz değilsiniz.  "Yahu ben işsizim, 200 TL'ye merdiven sildim diye nasıl işsiz sayılmam? Benim maaşım, sigortam yok ki!" derseniz; peki ne sayılırsınız? 'Eksik (atıl) istihdam'da sayılırsınız... 

EKONOMİDE YARATILAN 'DOĞRU-DÜZGÜN İŞ' AZALIYOR

İşsizlik oranı yüzde 8,1'e gerilemiş ama Türkiye'de modern deyimle part-time, halk deyimiyle kıvır-zıvır işlerde çalışanların (işi olduğu varsayılan) oranı yüzde 31,5'a çıkmış ve rekor kırmış sonuçta... (Maaş alınamayan, sigortasız işlerle ömür geçirmeye çalışmak, toplumdaki yoğun geçim şikayetlerinin de ciddi bir belirtisi...)

Bir yanda yüzde 8,1, öbür yanda yüzde 31,5... Bütün bunlar neyi gösteriyor? Türkiye'de işsizliğin yüzde 8,1'e düşmesi, yaratılan tam zamanlı, sigortalı, düzgün işlerin giderek azaldığının kanıtı aslında... Bunu nereden anlıyoruz?

Çünkü insanlar, geçim derdiyle buldukları kıvır-zıvır işlerle kazanç sağlıyor ama gerçek anlamda istihdam edilmiyor. Yüzde 31,5'luk eksik istihdam oranındaki astronomik artış bunun kanıtı... Anlayacağınız; çalıştığı düzgün işini kaybeden biri, aynı kalitede iş bulamayıp eksik (atıl) istihdam bölgesine geçtiği için işsiz sayılmıyor. Yani işsizlik rakamı ve oranı düşük kalırken; eksik istihdam oranı arşa doğru tırmanıyor. Eğer ülkemizde doğru düzgün işlere girenlerin sayısı artsaydı, eksik (atıl) istihdam oranı bu kadar yüksek olmazdı. 

26 Nisan 2026 Pazar

ANAYOL FORMÜLÜNÜ BİTİREN, REFAHYOL'U DOĞURAN 24 ARALIK 1995 ERKEN SEÇİMİNE 5 AY KALA... DYP-CHP İKTİDARI VE MHP ERKEN SEÇİME KARŞI; MUHALEFET (ANAP VE RP) SEÇİME HAZIR, DSP SEÇİMİN GÜMRÜK BİRLİĞİNİ ENGELLEMESİNİ İSTEMİYOR

TBMM / 

BU MEMLEKETE SEÇİM LAZIM MI?

Partiler erken ve ara seçimi tartışıyor...

Cahit UYANIK / Vahit ARAS / Tamer ERKİNER

Başbakan Tansu Çiller, 1994 sonunda Anayasa Mahkemesinden dönen başarısız ara seçim denemesinden bu yana ağzına seçim lafını almadı. Çok sıkıştırıldığında 'Seçim 1996'da' deyip işin içinden çıkıyor. Seçim senesi 1996 ise hem muğlak hem manidar bir tarih olma özelliğini taşıyor. Muğlak; çünkü Çiller seçimin 1996 içinde herhangi bir tarihte olabileceğini çağrıştırıyor. Bu durumda  20 Ekim 1996'dan önce yapılacak her seçim, erken genel seçim olma özelliğini taşıyor. Manidar; çünkü 1996 başında, IMF ile daha önce imzaladığımız stand-by anlaşmasının süresi sona eriyor. Başarıyla sonuçlanan IMF programı ve dış piyasalarda da itibarı yükselen bir Türkiye, Çiller'in elinde önemli bir koz olacak gibi...

Meclis ise anayasa görüşmelerinde yarattığı fiyaskoyu örtbas etmek için olsa gerek, siyasi manevralarla meşgul. En favori manevra konusuysa 'seçim'... Ara seçim de olur erken seçim de... Herkes seçime hazır olduğunu belirtiyor. Yine hemen herkes seçimin galibinin kendisi olacağını da ileri sürüyor. Ancak sokaktaki vatandaş bugünlerde seçim değil, 'tatil' ve 'geçim' derdinde... Seçim onlar için ikinci planda gibi duruyor.

Üstüne üstlük bunca suni siyasi krizden bunalmış Meclis'te, ANAP Grup Başkan Vekili Eyüp Aşık'ın milletvekilliğinden istifası için ne yapılıp edileceği de düşünülüyor. İktidar partileri DYP ve CHP bu istifayı kabul etseler ara seçim baskısı altında kalacaklar; kabul etmeseler anti-demokratik olmak ile suçlanacaklar. Eylülde erken genel seçim yapılmayışını protesto etmek için Meclis Başkanlığı görevinden istifa edecek olan Hüsamettin Cindoruk ise siyasi muarızı Çiller'e son ayak oyunlarından birini yaparak Aşık'ın istifa oylamasını 18 Temmuz 1995 tarihine aldı. Çillerci DYP'liler buna avazı çıktığı kadar bağırarak itiraz etseler de nafile... Siz bu haberi okurken DYP Genel İdare Kurulu Aşık'ın istifa oylamasında ve dolayısıyla ara seçim tartışmalarındaki tavrını belirlemiş olacak. 

Köse: Aşık'ın istifası ara seçime sebep olmaz

DYP Genel Başkan Yardımcılarından İsmail Köse bu konuda en radikal düşünceleri savunanlar arasında yer alıyor. Aşık'ın restini görüp milletvekilliğini düşüreceklerini belirtiyor. Ama Köse'ye göre bu, bir ara seçime yol açmayacak. Çünkü genel seçime 1 yıl kala ara seçim yapılamıyor. Aşık'ın vekilliği düştükten sonra ara seçim için geçecek 3-4 ay ise söz konusu 1 yılla kesiştiği için Yüksek Seçim Kurulu bu isteği geri çevirecek. Üstelik DYP'nin gizli destekçisi MHP üst düzey yöneticilerinde de benzeri düşünceler hakim. Yani Aşık'ın istifası her an kabul edilebilir. Köse şöyle diyor:

"Eyüp Aşık'ın istifası gündeme geldiği takdirde DYP müspet oy kullanacak. İstifa eden bir milletvekili ısrar ettiği müddetçe onu tutmamak gerekir. Ancak 3 ay içinde ara seçim şartları doğduğu zaman, genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamayacağına göre ara seçim şartları ortadan kalkmış oluyor. Yani Eyüp Aşık da 'yolcu'..."

19 Nisan 2026 Pazar

BİR GAZETECİLİK ÖDÜL TÖRENİ, DÖRT GÜZEL İZLENİM...

Cahit UYANIK 

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Altın Kalem-2025 Ekonomi Basını Başarı Ödülü Törenine; Ödül Seçici Kurul Üyesi olarak katıldım. Törenle ilgili habercilik diliyle yazılmış haberleri okumuşsunuzdur. Ben burada haberlerde okuyamayacağınız izlenimlerimi paylaşmak istiyorum:

● EMD Başkanı Mehmet Kaya'nın sosyal medya ortamlarındaki etkili haber içeriklerinin büyük bölümünün halen, geleneksel medyada yetişmiş muhabirler tarafından üretildiğine dikkat çekmesi önemliydi. Bu, sosyal medyanın haber amaçlı kullanımı ve geleceği açısından ilginç bir analizdi. Sosyal medya şirketlerinin haber üreten muhabir ve kuruluşlara telif benzeri ödemeler yapmasının zamanının gelip de geçmekte olduğunun da işaretiydi. Çünkü bazı ülkelerde Google ve çeşitli sosyal medya platformlarıyla bu tip anlaşmalar yapıldı diye biliyorum.  

● NTV Ankara Temsilcisi Ahmet Ergen'e EMD'nin Kurucu Başkanı Özden Alpdağ Özel Ödülü verildi. Bilmiyordum Ergen, meğerse Alpdağ'ın Ulusal Basın Ajansında (UBA) yetiştirdiği son ekonomi muhabiri imiş yani son çömez muhabiri imiş. Ergen'in 30-31 yıl önce Devlet İstatistik Enstitüsünde (DİE) her ayın dördünde, saat 16:30'da kara tahtaya yazılarak ilan edilen enflasyon rakamlarını Özden Alpdağ'a neredeyse tuğla büyüklüğü ve ağırlığındaki bir telsizle yazdırdığını anlatması ilginç bir andı. Ben de mesleğe başladığım  1988 yılında, AA'ya enflasyon basın bülteninin DİE'den gelen bir araba yoluyla bırakıldığını anımsadım ama ayrıntısını çıkaramadım bir türlü...

14 Nisan 2026 Salı

EKONOMİ MUHABİRLERİ DERNEĞİNİN (EMD) 2025 ALTIN KALEM ÖDÜLLERİ BELLİ OLDU

 



EMD 2025 Altın Kalem Ödülleri belli oldu


Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) tarafından düzenlenen 2025 Altın Kalem Ekonomi Basını Başarı Ödüllerini kazananlar açıklandı. 

Altın Kalem Ödülleri, Grand Mercure Otel’de 17 Nisan 2026 Cuma günü düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.


2025 yılında yayımlanan haber, köşe yazısı, program ve röportajları kapsayan ödül jürisinde Cahit Uyanık, Sedat Alp, Naki Bakır, Hacer Boyacıoğlu, Gülçin Üstün Can, Banu Salman Keser, Fatma Orhan, Perin Pigey, Hülya Ömür Uylaş ve Özcan Yıldırım yer aldı.


Jürinin oylarıyla 2025 Altın Kalem ödülünü kazananlar şöyle:


▪ Ulusal Gazete Haberi: Sözcü Gazetesi'nde yayımlanan "57 milyona 3 jeneratör almamak için acı formül" başlıklı haberiyle Erdoğan Süzer.


▪ Ulusal Gazete Köşe Yazısı: T24.com'da "Bingöl ihalesinde vurgun, açık ihale ile önlendi" başlıklı yazısıyla Çiğdem Toker.

12 Nisan 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BANKALAR ARTIK YILDA DÖRT KEZ BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Bankacılık / 

BANKALAR YILDA DÖRT BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Geçen yılki mali ve ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörüne yeni düzenlemeler geliyor.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü son 15 yılda önemli ve hızlı bir gelişme trendi içine girdi. Elbette yaşanan her hızlı süreçte olduğu gibi bir takım zayiatlar da verdi. Geçen yılın başında faaliyetleri durdurulan üç bankanın başına gelenler buna en güzel örnek. Ancak yaşanan her büyük sorun, sadece hızlı gelişme süreciyle açıklanabilir mi? Aynı sorunları yaşamamak içın neler yapılmalı? Bu sorular hem kamu otoritelerinin hem de son krizde canı yanan bankaların aklını meşgul ediyor. Üstelik bu manzara, sektörün önünde Gümrük Birliği gibi çok önemli bir dönemeç varken yaşanıyor.

Bilançolar 'şeffaf ve anlaşılır' olacak; enflasyon muhasebesi uygulanmayacak

İntermedya Ekonomi olarak yaptığımız araştırmalar reform çalışmaları kapsamında bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde 'daha şeffaf ve kolay anlaşılır' bilanço hazırlama yükümlülüğünün yanı sıra denetim konusunda da yeni uygulamalarla karşılaşacağinı gösteriyor. Bu çalışmalarda amaç, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de banka aktiflerinin, banka pasiflerindeki mevduatları ve borçları ödeyemez duruma düşmesini önlemek olarak öne çıkıyor. 

Ancak girilen bu yeni dönemde bankalardan 'Uluslararası Muhasebe Standartları 29 Sayılı Yönerge'ye (UMS-29)  uygun bilanço yapması istenmeyecek. Bu yönerge, son 3 yıllık kümülatif enflasyonu yüzde 100'ün üzerinde seyreden ülkelerde tüm bilanço kalemlerinin deflate edilmesi yani enflasyondan arındırılmasını öngörüyor. Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı Türkiye'de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi düşüşler göstereceği beklentisi içinde bulunuyor ve UMS-29'un uygulanmasına karşı çıkıyor. Bu iki kurum ayrıca UMS-29'un sadece banka bilançolarına değil, tüm işletme bilançolarına uygulanması durumunda anlamlı olacağını savunuyorlar. Bu nedenle uygulandığı taktirde bilançolarda kardan zarara dönülebileceği için sektördeki birçok bankanın korkulu rüyası olan UMS-29 tehlikesi aslında mevcut değil.

10 Nisan 2026 Cuma

EKONOMİ FIKRALARI / PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR


Nasreddin Hoca pazara giderken çocuklar çevresini sarar. Hepsi ondan düdük ister, ama sadece biri bunun için gereken parayı verir. 

Hoca döndüğünde düdüğü yalnızca para verene verir ve diğerlerinin itirazı üzerine o ünlü cümleyi kurar: 

“Parayı veren düdüğü çalar.”

(Anonim)

6 Nisan 2026 Pazartesi

1994 EKONOMİK KRİZİNE DOĞRU... 7 KAMU BANKASINDAKİ BATIK KREDİ, 64 ÖZEL BANKANIN ÜÇ KATI

Bankacılık / 

BANKALARIN KAMBURU 

Türkiye Bankalar Birliği 1993 Yılı 'Bankalarımız' raporuna göre 5,2 trilyon liralık batık kredinin 3,9 trilyonluk bölümü kamu bankalarında toplanıyor. 7 kamu bankasındaki tahsili gecikmiş alacak, 64 özel sektör bankasındaki batık kredinin 3 katı. Özel bankalar ise 'sıcak para' ticaretinin etkisiyle kamu bankalarının 9 katı kadar yani 116 trilyon lira yurt dışından kredi aldı.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü, 1980'lerin başında girdiği gelişme trendini 'yalpalayarak da olsa' sürdürüyor. Ancak bu arada bazı bankalar 'kazaya kurban' gidebiliyor. TYT Bank, Impexbank ve Marbank'ın tasfiye sürecine girmeleri bu durumun son örneği oldu. 

Yaşanan ekonomik krizin sektörde kalan diğer bankaların bilançolarına nasıl yansıyacağı ise önümüzdeki dönemde belli olacak. İhtimaldir ki, kamuoyunda 'batık kredi' diye bilinen 'tahsili gecikmiş alacaklar' tutarı büyüdükçe büyüyecek. Bu yıl mevduata verilen yüzde 100 devlet güvencesinin ise  bankaların elindeki kaynak tutarını oldukça artıracağı düşünülüyor. Bir yanda para satmakta zorlanan bankalar diğer yanda artışa geçen mevduatlar ile ekonomik kriz sebebiyle yükselme eğilimindeki geri dönmeyen krediler gelecek dönemde banka bilançolarını dikkatle izlenmesi gereken bir göstergeye dönüştürecek. 

TBB raporunda ekonomik kriz izleri

Geçtiğimiz yılı yani 1993'ü değerlendiren Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) 'Bankalarımız' raporu dikkatle incelendiğinde ise bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik krizi hazırlayan nedenlerin ipuçlarını bulmak mümkün. Buna göre özellikle kamu bankalarındaki batık kredilerin sektörün genelini, kamu maliyesini ve ülke ekonomisini zorlayacak tutarlara ulaştığı; öbür yandan özel bankalarda, -sıcak para olarak bilinen ve kur atağına sebep olmakla eleştirilen- 'yabancı bankalardan alınan kredi' tutarının bir önceki yıla göre hayli arttığı görülebiliyor. 

'Bankacılık sisteminin yumuşak karnı' olan batık krediler, her dönemde banka bilançolarının en ilgi çekici kalemi... TBB'nin raporuna göre 1993 yılında bankaların batık kredi miktarının 5,2 trilyon liraya ulaştığı belirtiliyor. Ancak bu rakamın ayrıntılarına inildiğinde, batık kredi sorunu en fazla kamu bankalarının başını ağrıtıyor. Geçen yıl sektörde 3'ü yatırım olmak üzere 9 kamu bankası faaliyet gösterdi. Bunların içinden atıl durumdaki Sümerbank çıkarılırsa sayı 8'e düşüyor. Türk Eximbank'in ise herhangi bir tahsili gecikmiş alacağı bulunmuyor çünkü ihracat kredilerini doğrudan değil bankalar aracılığıyla kullandırıyor.

TKB'de dev gibi batık kredi... 

Geriye kalan 7 kamu bankasının batık kredileri toplamı 3 trilyon 898 milyar lirayı aşıyor. Bunların içinde Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) 1 trilyon 400 milyar liralık tahsili gecikmiş alacakla ilk sırayı alırken, onu 1 trilyon 46 milyar lira ile Halk Bankası takip ediyor. En dikkat çekici gelişmelerden biri de Etibank'ta yaşanıyor, Diğer kamu bankalarının tahsili gecikmiş alacakları tutarının toplam kredilerine oranı yüzde 5 civarında dolaşıyor. Ancak Etibank'ta bu oran yüzde 25'e kadar tırmanıyor. Her fırsatta özelleştirileceği söylenen Etibank'a, bu haliyle bir müşteri çıkması pek mümkün görünmüyor. 

3 Nisan 2026 Cuma

YIKIM KARARI VERİLEN HAZİNE BİNASININ ANAP GENEL MERKEZİ BİNASI İLE NE ALAKASI VAR?

Cahit UYANIK 

Arkitera adlı X hesabından bir haber:

"Doğan Tekeli ve Sami Sisa tarafından tasarlanan eski Hazine Müsteşarlığı binası depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılıyor."

Ankara'da çalışan ekonomi muhabirlerinin birçok anısı vardır bu bina ile... Bu bina aslında 80'li yılların sonunda Halkbank Genel Müdürlüğü olarak tasarlanmıştı. Halkbank o zamanlar Sıhhiye'de bir binada çalışıyordu. Hazine Müsteşarlığı ise Bakanlıklar'daki bir binada...

Derken.... Halkbank'ın hisselerini elinde tutan Hazine, inşatının bitmesine kısa süre kala bir Yüksek Planlama Kurulu kararı ile bu binaya el koydu. Halkbank ise gitti, bu binanın 5-6 km ilerisine, neredeyse bu binanın tıpatıp aynısını yaptırdı yıllar sonra; oraya taşındı... Böylece Hazine'den de intikamını almış oldu. 

Hazine binasıyla ilgili  'şehir efsanesi' gibi bir 'gazetecilik efsanesi' de vardır.