| KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü |
İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER
KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.
Cahit UYANIK
5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.
Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.
İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor
Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük.
Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...
Sürekli Döküm Tesisi, 10 yılda masrafın 7 katı kar edecek
KİGEM'in kurulmasını desteklediği 'Sürekli (Kontinü) Döküm Tesisi'nin maliyeti ise 45 milyon dolar. Bu tesisin kurulup faaliyete geçtikten en geç bir yıl sonra kendini amorti edeceği hesaplanıyor. Tesisin kurulmasına ilişkin kredi, yapımcı firma İtalyan Danielli tarafından temin edildiği için Türkiye'ye kısa vadede bir mali yük de getirmeyecek. 10,5 yıl vadeli kredi sonuçta Türkiye'ye 60 milyon dolara mal olacak ve ilk taksit ödemesi tesisin kurulup bitirilmesinden 6 ay sonra ödenecek. Tesis bittiğinde kütük birim maliyeti ton başına 89,5 dolara, kütük üretimine kadar oluşan hurda oranı da yüzde 6,9'a gerileyecek. Sürekli Döküm Tesisi yılda yaklaşık 60 milyon dolarlık bir tasarruf sağlamış olacak. Bu; kredi ödeme süresinin sonuna kadar yapılan masrafın 7 katı gelir sağlanacağı anlamına da geliyor.
KİGEM: TDÇİ'nin KARDEMİR raporu hatalı ve yanlış
KİGEM Raporunda Türkiye Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TDÇİ) tarafından KARDEMİR'e ilişkin bir rapor hazırlandığına da değinilerek şöyle deniliyor:
"Tüm olumsuz örneklere karşın devlet yönetmenin ciddi bir iş olduğuna, devleti yönetenlerin de bu ciddiyeti taşıdığına inanan KİGEM, bu alandaki açıklamaları 'maksatlı yalan' değil 'yanlış' olarak değerlendirmekte ve bu yanlışı düzeltmeyi görev bilmektedir. TDÇİ tarafından hazırlanan raporda KARDEMİR için 2000 yılına kadar toplam 193,2 milyon dolarlık bir yatırım gerektiği, ancak bu yatırımla bile tesisin fizibl hale gelemeyeceği savunulmuştur. Ancak bu rakam gerçek durumu yansıtmamaktadır."
KİGEM Raporundaki ima yollu ifadelerden TDÇİ bünyesinde de KARDEMİR'in kapatılmasını isteyen bir bürokrat grubunun olduğu anlaşılıyor. KİGEM'in raporda daha sonra paylaştığı bilgiler, TDÇİ raporunu adeta çürütüyor. Buna göre TDÇİ Raporunda 'yatırım tutarı' olarak gösterilen bazı harcama kalemlerinin aslında 'olağan bakım gideri' olarak yazılması gerekiyor. Bu kalemler; 1) Cevher hazırlama ve harmanlama tesisleri, 2) Yüksek fırınlar, 3) Sinter fabrikası, 4) İki adet kuvvet santrali... Bu 4 kaleme yapılması gereken harcama büyüklüğü 11 milyon 914 bin dolar olarak hesaplanıyor.
KİGEM'e göre TDÇİ'nin KARDEMİR'de mutlaka kurulması gerektiğini söylediği 'Kok fabrikası'na ise ihtiyaç bulunmuyor. 'Kok fabrikası' için de 71 milyon 740 bin dolarlık bir yatırım öngörülüyordu. TDÇİ raporuna üçüncü itiraz ise tesisteki üretim teknolojisinin değiştirilmesi için kurulacak 'Oksijen ve Kireç Fabrikaları'na yöneltilmiş. Bu iki tesisin mali portresi 30 milyon dolar düzeyinde... KİGEM mevcut üretim sisteminin KARDEMİR'i tam kapasite çalıştırma özelliğine sahip olduğunu ve bu yatırımın gerekli olmadığını belirtiyor.
KARDEMİR KOİ'den 400 milyon dolar alacaklı
KİGEM Raporuna göre yeni yatırım yapılmasa bile bugünkü teknoloji ve fiyatlarla KARDEMİR 310 milyar lira kara geçecek. Çünkü bu yıl tesislerdeki 700 işçi emekli olacak. Bunun yanı sıra KARDEMİR'in ERDEMİR'deki yüzde 25,5'lik hissesi, kar payları ve satış tutarı ödenmeden Kamu Ortaklığı İdaresine (KOİ) devredilmiş. Bu durumda KARDEMİR karşılıksız bu devirden dolayı KOİ'den yaklaşık 400 milyon dolar alacaklı görünüyor.
Türkiye'deki demir çelik sektörünün yapılanması sorunlu
KİGEM Raporunda sektörün geneline ilişkin bir analize yer verilerek demir çelik üretiminin iki ayrı teknoloji ile yapıldığı anlatılıyor. KARDEMİR, İskenderun Demir Çelik (İSDEMİR) ve ERDEMİR gibi 'entegre tesisler' demir cevherini yüksek fırınlarda işleyerek çok çeşitli ürünler elde edebiliyor. Buna karşılık elektrikli fırınlarda hurda demirin ergitilerek demir haline getirilmesine dayanan 'ark ocaklı tesisler' sadece tek ürün elde edebiliyor.
Entegre tesisler kurulurken ton başına 2 bin dolarlık, ark ocaklı tesisler kurulurken ise ton başına 200 dolarlık yatırım harcamasına gerek duyuluyor. Bu durum özel sektörün ark ocaklı tesisleri tercih etmesine sebep oluyor. Ancak buna rağmen dünyadaki demir çelik üretiminin üçte ikisi entegre tesislerde, üçte biri ark ocaklı tesislerde gerçekleşiyor. Gelişmiş ülkelerdeki demir çelik üretimi tamamen bu oranlara uygun seyrediyor. Ancak Türkiye'de ise tam tersi bir üretim yapısı mevcut. Toplam demir çelik üretiminin üçte ikisi ark ocaklı, üçte biri entegre tesislerde yapıliyor.
Öte yandan dünyada yıllık satılabilir hurda demir miktarı 35 milyon ton. Türkiye her yıl bu miktarın yedide birini ithal ediyor. Hurda piyasasının önemli bölümü ABD'nin elinde. Buna karşılık dünya çapında yılda 700 milyon ton çelik üretiliyor; Türkiye'de ise 11 milyon ton... Yani global üretim hacminin 70'de biri Türkiye kaynaklı. Gerisini KİGEM Raporundan okuyalım:
"Türkiye dünyadaki satılabilir hurdanın yedide birini ithal etmekte ancak buna karşılık arz edilen çeliğin yetmişte birini üretmektedir. Ark ocaklarına dayalı üretimin fazlalığı nedeniyle Türkiye'nin hurdaya bağımlılığı dünya ortalamasına ve çelik üreten diğer ülkelere göre 10 kat fazladır. Hurda üreticisi olan ABD gibi gelişmiş ülkelerin ellerinde stok varken, üretimlerini ark ocaklı tesislerde yoğunlaştırmayıp entegre tesisleri korumak ve geliştirmekte ısrarcı olmalarında kuşkusuz alınacak dersler vardır. Türkiye ark ocaklılara dolayısıyla hurda demire dayalı üretimi sürdürdüğü ve artırdığı müddetçe zaten tekel durumundaki hurda satan ülkelere bağımlılığı artacaktır. Sonuçta bu yapılanma demir çelik endüstrisini çok zayıf ve rekabet edemez duruma getirecektir."
Ark ocaklı tesisler ulusal enerji politikasını olumsuz etkiliyor
KİGEM Raporuna göre gelişmiş ülkelerin demir çelik üretimini entegre tesislerde yoğunlaştırmasının bir başka önemli sebebi, bu tesislerin d8aha yüksek enerji verimlilığine sahip olması... Öyle ki bu tesislerde kömür yakılarak sağlanan enerji yüzde 60'lık randıman sağlıyor. Peki bu oran demir çelik üretimi için neden önemli? Bunun -biraz dolaylı da olsa- net bir açıklaması var.
![]() |
| KARDEMİR-Günümüz |
Türkiye'de elektrik üretiminin yüzde 60'ı termal, geri kalanı hidrolik kaynaklara dayalı. Termik santrallerde kullanılan kömür gibi yakıtların elektriğe dönüşüm oranı yüzde 25. Ayrıca hat kayıpları ile bu oran yüzde 20'ye kadar geriliyor. Bu durumda entegre demir çelik tesislerinde yakılan kömürün yüzde 40'ı, termik santrallere yakılan kömürün ise yüzde 80'i boşa gidiyor. Termik santrallerde yüzde 80 kayıpla üretilen elektrik daha sonra ark ocaklı tesislerde kullanıldığı için, bu durum ulusal enerji politikalarını da doğrudan ve olumsuz yönde etkiliyor. KİGEM Raporunda konuya ilişkin şöyle deniliyor:
"Devlet ark ocaklarında kullanılan elektriği daha ucuza verip, hurda ithalatına da sübvansiyon sağlayarak ark ocaklı tesislerde üretilen çeliğin devlete maliyetini daha da yükseltmektedir. Buna karşılık cevhere dayalı çelik fabrikalarına ne elektrik ne de başka bir enerji sübvansiyonu verilmektedir. Böylece devlet, kendi aleyhine bir haksız rekabet ortamı da yaratmakta yani bir anlamda kendi kendini baltalamaktadır."
KİGEM Raporunda entegre tesislerin kuruluş maliyetlerinin yüksek olması ve yatırım geri dönüşlerinin 15-20 yıla kadar uzamasının; tüm dünyada bu tesislerin devlet tarafından kurulma ve işletilme zorunluluğu doğurduğuna dikkat çekilerek "Ancak bu kuruluşların Türkiye'deki benzerlerinden farkı, yönetimlerinin özerk olmasıdır" denildi.
(Bu haber, haftalık Ekonomik Trend dergisinin 22-28 Mayıs 1994 tarihli, Yıl: 2, Sayı: 21'de yayınlanmıştır.)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder