Sermaye piyasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sermaye piyasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

BEŞEVLER'DE SPK BİNASININ HEMEN KARŞISINDAKİ BORSA KÜÇÜK YATIRIMCILARI KAHVEHANESİNE NİYE GİTTİM? SPK 35 YIL ÖNCE YATIRIM KULÜPLERİNE İZİN VERSEYDİ, BORSA BAĞLANTILI YATIRIM FONU SOYGUNU YAŞANMAZDI


- 35 YIL ÖNCE  KAHVEHANEDE TOPLAŞAN KÜÇÜK YATIRIMCILARIN 'YATIRIM KULÜBÜNE DÖNÜŞELİM' TALEBİNE SPK OLUMLU CEVAP VERSEYDİ, ŞİMDİKİ FON SOYGUNU YAŞANMAZDI

- BİZDEKİ 'ALTIN GÜNÜ", 'DOLAR GÜNÜ' UYGULAMASINA BENZEYEN YATIRIM KULÜPLERİ ABD'DE ÇOK YAYGIN VE GÜÇLÜ... 

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Türkiye'nin ilk özerk kurulu... 1980-1981 yılında yaşanan Bankerler Faciası sonrası, bu alandaki düzenleme yetersizliği ve denetimsizliğe tepki olarak kuruldu. 

SPK'nın ilk başkanı ise Mülkiye'nin ünlü Maliye hocalarından İsmail Türk'tü. Az konuşması ile ünlü bu başkanın döneminde SPK Meşrutiyet Caddesindeki İş Bankası şubesinin üstündeydi. Ben de bazen oraya uğrar, sarı saman kağıda basılı 'Haftalık Bülten'i alır ve pek birşey anlamadan yüzüne bakar dururdum. Sermaye piyasaları alanında Türkiye'de doğru dürüst bir yayın, kitap yoktu.1991 yılında İMKB Başkanı Muharrem Karslı bir kitap çıkarttı da okuyup öğrenebildik. 

SPK sonra 90'ların başında Beşevler semtinde konservatuarın karşısında bir bina yaptırdı ve oraya taşındı.  Trend dergisinde çalışırken vatandaşın biri aradı. Borsa yatırımcısı olduğunu, SPK binası yakınında, Bahçelievler'in Beşevler'e bakan sokaklarından birindeki kahvehanede borsa yatırımcıları olarak toplandıklarını fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Anlaşılan bu, küçük yatırımcının güven arayışında sembolik bir konumlanmaydı. Yoksa Kızılay'da, Ulus'ta, Esat'ta bir kahvehane de  olabilirdi. 

O günler borsada küçük yatırımcılığın emekleme dönemi gibiydi. Trend'de her hafta insanların kendi aralarında kurduğu amatör yatırım kulübü haberlerine yer veriliyordu zaten. Ben de kalkıp Bahçelievler'e gittim, Ankara'dakilerin  haberini yaptım. Pek az hisse konuşuyorlardı, daha çok yatırımcılıktı dertleri... Hisse konuşunca hangilerini konuştuklarını sordum.  "İlke bazında hisse konuşuyoruz. Mesela 'Ota (tarım sektörü hisseleri) boka (gübre şirketi hisseleri) bulaşma!' tavsiyesi veriyoruz birbirimize" dediler ve beni güldürdüler...

İSVİÇRE'DE BULUNAN VE PUSULACI MUHAMMED YARIZ'IN PARA KAÇIRDIĞI EDMOND DE ROTHCHILD BANKASI KİMİNDİR? ARMASINDAKİ SEMBOLLERİN ANLAMI NEDİR? TÜRKİYE BU BANKADAN PARASINI GERİ ALABİLİR Mİ?


Edmond de Rothschild, merkezi Cenevre, İsviçre'de bulunan; özel bankacılık, varlık yönetimi ve kurumsal finansman alanlarında faaliyet gösteren köklü bir bağımsız finans grubudur.  

​Öne Çıkan Özellikleri ve Yapısı:

​Kuruluş ve Yönetim: Banka, 1953 yılında Edmond de Rothschild tarafından kurulmuştur. Günümüzde tamamen Rothschild ailesinin (%100 aile mülkiyeti) kontrolündedir ve CEO'luğunu Ariane de Rothschild yürütmektedir.  

​Faaliyet Alanı: Dünya genelinde yaklaşık 200 milyar İsviçre frangı (CHF) değerinde varlık yönetmekte olup, küresel bazda üst düzey servet sahiplerine (private banking), aile şirketlerine ve kurumsal fonlara hizmet vermektedir.  

​Diğer Rothschild Yapılarından Farkı: Londra merkezli olan ve daha çok yatırım bankacılığıyla tanınan Rothschild & Co grubundan bağımsız, ayrı bir finans kuruluşudur.  

​Geçmişteki Önemli Konular ve Gündem

​Uluslararası Denetimler: Banka, geçmiş yıllarda ABD Adalet Bakanlığı (2015) ve Lüksemburg makamları (1MDB soruşturması) nezdinde mali mevzuat ve uyum süreçlerine ilişkin çeşitli soruşturmalar ve anlaşmalarla gündeme gelmiştir.

​Türkiye Gündemi: Türkiye'deki bazı finansal ve fon soruşturmalarında (MASAK raporları kapsamında) yüksek tutarlı yurt dışı transferlerin yapıldığı aracı kuruluşlardan biri olarak adı geçmiştir.  

Finans dünyasının en tanınmış ailelerinden biri olan Edmond de Rothschild Grubu'nun kurucu koluyla ilgili detaylar şu şekildedir:

​Edmond kimin oğlu? Edmond de Rothschild grubuna adını veren Baron Edmond Adolphe de Rothschild (1926–1997), Maurice de Rothschild'in oğludur. 

20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Rahmetli Uğur Mumcu ise Baba Alkin'e verdiği danışmanlık hizmetleri nedeniyle 'holding profesörü' derdi. Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

19 Eylül 2026 Cumartesi

BAKAN EVLADI, FRANSIZCA EĞİTİM VEREN TEVFİK FİKRET LİSESİ MEZUNU, ANKARALI FİNANSÇI: TERA PORTFÖY YKB EMRE TEZMEN KİMDİR?


Emre Tezmen
Emre Tezmen, CFA, 1995 yılında ULB (Université Libre de Bruxelles) Ekonomi Bölümü’nden Yüksek Akademik Başarı derecesiyle mezun olmuş, ardından 1997 yılında VUB (Vrije Universiteit Brussel) İşletme Yüksek Lisansını Üstün Başarı derecesiyle tamamlamıştır. Ayrıca CFA (Chartered Financial Analyst) sertifikasına sahip olup CFA Enstitüsü Asli Üyesidir.

Profesyonel kariyeri boyunca finans ve teknoloji sektörlerinde öncü çalışmalara imza atan Tezmen, Türkiye’nin ilk online işlem platformlarından birini hayata geçirerek inovasyon alanında önemli bir adım atmıştır. Kurucu ortağı olduğu Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Tera Finans Faktoring ve Tera Yatırım Bankası’nda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmakta; aynı zamanda Tera Yatırım Teknoloji Holding, Tera Finansal Yatırımlar Holding, Tera Yatırım Holding ve Peker GYO’da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

9 Mayıs 2026 Cumartesi

33 YIL KESİNTİSİZ MALİYECİLİKTEN SONRA SERMAYE PİYASALARINA TRANSFER OLDU: SPK BAŞKANLIĞINA ATANAN MAHMUT SÜTCÜ KİMDİR?

1968 yılında Samsun/Bafra'da dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini Bafra'da, orta ve lise öğrenimini Amasya’da tamamlamıştır. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümümden mezun olmuştur.

Çalışma hayatına 1991 yılında Hesap Uzman Yardımcısı olarak başlamış olup; 1994 yılında Hesap Uzmanı, 2003 yılında Baş Hesap Uzmanı olarak görev yapmıştır.

2002-2003 yılları arasında Maliye Bakanlığı'nca İngiltere'de bir yıl görevlendirilmiş olup, daha sonra sırasıyla;

2004-2005 yılları arasında Dış Ticaret Vergi Dairesi Başkanlığı (İstanbul), bu görevle birlikte Marmara Kurumlar Vergi Dairesi ve Boğaziçi Vergi Dairesi Başkanlığı Vekalet,

2005 yılında Antalya Gelirler Bölge Müdürlüğü Vekalet,

2005-2013 yılları arasında Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı,

2013-2016 yılları arasında Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

görevlerinde bulunmuştur.

16 Mart 2026 Pazartesi

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASALARINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ŞİRKETLERİN LİSTESİ

Sermaye Piyasası / Suç Duyuruları

ŞİRKETLERİN GÜNAH DUYURULARI

Hızla gelişen sermaye piyasasında 'suç' olgusu da ağırlığını hissettirmeye başladı. Savcılıklara toplam 29 adet suç duyurusunda bulunuldu. Borsada işlem pazarı açık olan şirketler, aracı kurumlar ve halka açık şirketlerden hangileri hakkında, ne tür iddialarla suç duyurusunda bulunularak dava açıldı?

Cahit UYANIK 

Geçtiğimiz ay sermaye piyasaları ve borsa iki önemli olayla çalkalandı. Peşpeşe iki borsa şirketi; Ege Seramik ve Facto Finans'ın Sermaye Piyasası Yasasına (SPY) aykırı davrandıkları belirlendi. Bu iki şirket Özel Haller Tebliği hükümlerine uymayarak büyük hacimdeki hisse senetlerinin el değiştirme işlemini borsaya bildirmemişti. Olayın ortaya çıkmasından sonra hızla üzerine gidildi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) söz konusu şirketleri incelemeye aldı. Kurul, kendisine verilen rapor doğrultusunda bu iki şirket yatırımcılarının aldatıldığı sonucuna vardı. Ege Seramik ve Facto Finans hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. 

Bu gelişmelerin hemen ardından bazı basın yayın organlarında 'SPK'nın ilk kez savcılığa suç duyurusunda bulunduğu' yolunda yorumlara rastlandı. Ancak Ekonomik TREND'in edindiği bilgilere göre gerçek hiç de öyle değildi. Ege Seramik ve Facto Finans savcılığa verilen ilk değil, son iki şirketti... Yaptığımız araştırmalar bu olaydan önce savcılıklara 29 ayrı suç duyurusunda bulunulduğunu gösterdi. 

Suç duyurularına konu olan fiiller; insider trading'ten (içeriden öğrenenlerin ticareti) resmi evrakta sahteciliğe, emniyeti suistimalden örtülü kazanç aktarımına kadar geniş bir yelpazede bulunuyor. Suç duyurusunda bulunulan şirketler genel olarak 4 ana grupta toplanıyor. Bunlar; 1) Aracı kurumlar, 2) Borsa işlem pazarındaki şirketler, 3) SPY uyarınca ortak sayısı 100'den fazla olan halka açık şirketler, 4) İzinsiz aracılık faaliyetinde bulunan şirketler. Yani sermaye piyasaları kapsamına giren tüm ana kuruluş veya unsurlar bir şekilde savcılık soruşturması ile tanışmış durumda... 

Suç duyurusu nasıl yapılıyor?

Peki sermaye piyasaları denilince herkes suç duyurusunda bulunabilir mi? Hayır, suç duyurusunu yapan kuruluş SPK... Kurul, kendisine gelen ihbar, şikayet veya rutin incelemeleri sırasında önemli gördüğü hatalı işlemleri SPY'nın 49. Maddesine dayanarak fiilin gerçekleştiği yerin cumhuriyet savcılığına yazılı olarak bildiriyor. Suç duyurusu sonrasında savcılık kamu davası açarsa SPK müdahil sıfatıyla mahkemeye katılabiliyor. SPY'de bu durumun tam tersi bir mekanizma da mevcut. Buna göre savcılık kendisine ulaşan bir ihbar veya şikayeti SPK'ya ileterek inceleme yapmasını da isteyebiliyor. Ancak böyle bir durumla henüz karşılaşılmış değil. Savcılık suç duyurusu sonrasında kovuşturmaya gerek olmadığına karar verirse SPK'nın itiraz hakkı da var. 

23 Şubat 2026 Pazartesi

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIMIZA 'SPECIAL 301' VERGİ TEHDİDİ..!

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIN KADERİ BUGÜNLERDE BELLİ OLUYOR 

Cahit UYANIK 

Türk-Amerikan ilişkilerinde hayli sıcak bir hava esiyor. Ancak siz bu satırları okuduğunuz anlarda buz gibi bir havaya dönüşebilir. Çünkü Amerikan yönetimi, patent ve fikri mülkiyet haklarına saygı gösterilmemesi nedeniyle Türkiye'den yaptığı ithalata ek vergiler koyabilir. Yani ABD'ye yapılan yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat sekteye uğrayabilir. Peki neden? 

Bu sorun hayli uzun bir geçmişe dayanıyor. Türk firmaları ABD'den ithal ettiği ses ve video kasetlerini hiçbir izin almadan çoğaltıyor. Türk ilaç firmaları da ABD'de uzun yıllar süren araştırmalar ve milyonlarca dolar harcandıktan sonra piyasaya sürülen yepyeni bir ilacın jeneriğini yani taklitini kolayca üretebiliyor. Her iki halde de fikri mülkiyet sahibi ABD'li firmalara 'One cent' bile ödemiyorlar. Amerikan firmalarının bu işleyişten yıllık kaybının 250 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

İşte ABD Ticaret Kurumu (USTR) firmaların şikayetleri doğrultusunda yaklaşık 2 yıl önce bu ihlallerin önlenmesi için Türk hükümetine bir dava açmıştı. Davada müeyyide olarak, Türkiye'nin ABD'ye düşük gümrük oranları ile mal satabildiği GSP sisteminden çıkartılması isteniyordu. Türkiye bu konuda uzmanlaşmış ciddi avukatlık firmalarından biriyle anlaşarak kendini savundu. Savunmanın özü Türkiye'nin fikri mülkiyet ve patent yasalarını yakın bir gelecekte çıkaracağı temel düşüncesi üzerine oturtulmuştu.  Kanıt olarak ise bu konulardaki yasa tasarılarının Meclis gündeminde bulunması gösterildi. Savunma, mahkemede etkili oldu. Türkiye'ye geçiş için ek bir süre tanındı. İşte süre bu Nisan ayı sonu itibarıyla doldu.

Amerikan yönetiminin bu meseleye ne kadar duyarlı olduğunu anlamak için Türkiye'ye yeni atanan Büyükelçi Marc Grossman'ın yaptığı bir konuşmaya bakmak yeterli. Grossman, iki ülke ilişkilerinde 3 noktaya dikkat çekmişti: Kıbrıs Sorunu, insan hakları uygulamalarının yetersizliği ile patent ve fikri mülkiyet ihlalleri... Amerikan yönetimi ile geçen Mart ayında yapılan 2. Dönem Ortak Ekonomik Komite toplantılarında da konu gündemdeydi. Heyete başkanlık eden Başbakanlık Koordinasyon Başmüşaviri Emre Gönensay'a Türkiye'nin söz konusu fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle 'Special 301' denilen yasa kapsamına alındığı bildirildi. Bu yasa ABD Hükümetine ithalatta ek vergiler koyabilme yetkisi veriyor. ABD'nin kararının bu ay (Mayıs) ortasına kadar açıklanması bekleniyor. Türkiye ise bu konuda hayli iyimser ve verilen mühletin 1995 yılı sonuna kadar uzatılacağına inanıyor. Gerekçe ise GATT ve Gümrük Birliği kararlarının Türkiye tarafından imzalanmış olması... Bu kararlar ile Türkiye, zaten ABD taleplerinin benzeri yükümlülüklerin altına imza atmıştı.  

Ancak bunlara rağmen herşey bitmiş gibi görünmüyor. Çünkü ABD patent ve fikri mülkiyet yasalarına sahip olmasına karşın, yasanın uygulamasında gevşek davranan Çin'e 1994 yıli sonlarında adeta kan kusturmuştu. Sonunda Çin, ABD'ye yaptığı ihracatı 'Tamam, yasaları etkin bir şekilde uygulayacağız' sözünü vererek sürdürebilmişti. Çin deneyiminin Türkiye'ye ders olması dileği ile...

'PRESIDENT' ERSOY VOLKAN ORTALIĞI KARIŞTIRDI...

İhracatçıyı destekleyen Türk Eximbank ekonominin geçtiği şu kritik günlerde en önemli kurumların başında geliyor. Eximbank'ın kaptan koltuğunda ise genç bir bankacı olan Ersoy Volkan oturuyor. Volkan Citibank kökenli bir bankacı. Citibank'ın Türkiye'deki şubelerinde uzun yıllar çeşitli görevler üstlenen Volkan, daha sonra aynı bankanın New York'taki merkezinde de çalıştı. Volkan, Türk Eximbank'in başına New York'tan ayrılarak geldi ki iş açısından her yönüyle Amerikan kültürüne sahip bir genel müdür...

10 Ekim 2025 Cuma

UZAN AİLESİNE REFAHYOL HÜKÜMETİNDEN ÇUKUROVA ELEKTRİK (ÇEAŞ) VE KEPEZ ELEKTRİK'TE BÜYÜK KIYAK

Cem Uzan

Çukurova, Kepez ve Uzan Ailesi

UZAN AİLESİNE BÜYÜK İMTİYAZ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Uzan Ailesi arasında varılan gizli bir anlaşma uyarınca Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı yeniden Uzanlar'a verildi. ÇEAŞ ve Kepez'de usulsüzlükler yaptığı gerekçesiyle bu şirketlerin yönetiminden uzaklaştırılan Uzanlar, böylece daha güçlenmiş olarak geri döndü.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS

Ağustos ayında yapılan gizli görüşmelerde varılan bir anlaşma, önümüzdeki günlerde çok ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olacak. Anlaşmayı yapan taraftarın birisi RefahYol Hükümeti, diğer taraf ise daha 6-7 ay önce devletle kanlı bıçaklı hale gelen Uzan Ailesi... Konu ise Çukurova Elektrik (ÇEAŞ) ile Kepez Elektrik... RefahYol Hükümeti Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımını gerçekleştiren bu iki şirketi, yeniden Uzan Ailesine devretmeyi kararlaştırdı.

İntermedya Ekonomi'nin edindiği bilgilere göre RP'li Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Recai Kutan, göreve geldikten hemen bir ay sonra yani Ağustos ayının ilk haftası içinde ÇEAŞ ve Kepez ile ilgili sorunun nasıl çözümlenebileceğinin araştırılmasını istedi. Bunun sonucunda bir yazı yazarak Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve ÇEAŞ yetkililerinin Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı konusunu görüşmek üzere bir araya gelmelerini istedi. Bu yazı üzerine 19 Ağustos 1996'da TEDAŞ ve ÇEAŞ yetkilileri hazırlanan işletme hakkı devir sözleşmesi üzerinde mutabakata vardı. Mutabakat metnine TEDAŞ'tan O. Nuri Doğan, F. Saner Başaran ve Ali Akı; ÇEAŞ'tan ise Nedim Ölmezler ve A. Mahir Gönenbaba imza koydular.

Danıştay vizesi bekleniyor 

Daha sonra TEDAŞ ve ÇEAŞ yönetim kurulları ayrı ayrı hazırlanan metni görüşüp onayladı. Anlaşma bu aşamayı geçer geçmez 'vize' alınması için 23 Eylül 1996 tarihinde Danıştay'a gönderildi. Danıştay vizesi de alındığı taktirde 3 ildeki elektrik dağıtım hizmetleri 1988'den başlamak üzere 70 yıllığına Uzan Ailesinin kontrolündeki ÇEAŞ'a devredilmiş olacak. Danıştay'da halen 24 Mayıs 1996'da mahkemeye sunulan ve İstanbul Anadolu Yakasının elektriğini dağıtan Aktaş Elektrik ile imzalanan devir sözleşmesi de vize bekliyor. 

3 Ağustos 2025 Pazar

AZİZ ÜSTEL: "BORSAYA BEKLERİM EFENDİM!"

Cahit UYANIK 

İMKB'nin kapısında 27 şirket daha borsa bankerliği yapabilmek umuduyla beklemede... SPK İnceleme ve İzleme Dairesi Başkanı Mustafa Kırali'den alınan bilgiye göre şirketlerin başvuruları inceleniyor.

İMKB'nin üyesi olmak için başvuranlar arasında tv'den tanıdık bir yüz dikkat çekiyor. 'Gecenin Konukları' programıyla ünlenen Aziz Üstel, çok yakında yine "Beklerim efendim!" diyecek. Ama konuklarını tv'de değil bu kez İMKB'de ağırlayacak. 

Aziz Üstel'in ortağı da ünlü bir isim: Türkiye'nin NATO nezdindeki emekli büyükelçilerinden Osman Olcay. İki ünlünün bir araya geldiği Buluş Menkul Kıymetler A. Ş. iznin alınmasıyla birlikte borsada işlemlere başlayacak. 

25 Temmuz 2025 Cuma

ANKARA NOTLARI / İSTANBUL FİNANS MERKEZİNİN YOL HARİTASINDA İLK ADIMLAR NELERDİ?

İSTANBUL'UN KADERİ ANKARA'DA BELİRLENİYOR 

Cahit UYANIK 

Tansu Çiller'in Başbakan seçilmesinin sonra İstanbul, kararlı adımlarla bir finans merkezi olma yolunda ilerliyor. Önce ABD'nin sermaye piyasası otoritesi SEC'e başvuru ve kabul; hemen ardından borsa işlemlerinde elektronik sisteme geçiş bu süreci oldukça hızlandırdı. Ankara'da devam eden çalışmalar ise İstanbul'un yeni konumunu daha da olgunlaştıracağa benziyor. 

Bu çerçevede Hazine ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanları bir finans merkezinde ne gibi kurumların bulunması gerektiğini araştırdı. Sonuç olarak İstanbul'da hisse senedi borsasının yanı sıra vadeli işlemler ile altın borsalarının da bulunmasının şart olduğu ortaya çıktı. 

Altın Borsası için artık 'sonuç aĺınma aşaması'na gelindiğinden çalışmalar  Vadeli İşlemler Piyasası kurulması yönüne kaydırıldı. Bu çerçevede 'futures options' piyasalarının hukuki alt yapısını kurmak için bir kanun hükmünde kararname yayınlama hazırlığı devam ediyor. Bu vadeli piyasada hangi mallara dayalı finansal ürünlerin işlem göreceği ise daha sonra tespit edilecek. 

Çalışma sırasında İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının (İMKB) Tokyo ve Londra borsaları arasındaki saat aralığında yabancı para akımlarını nasıl Türkiye'ye çekebileceği de araştırıldı. Sonuçta borsa seans saatlerinin mümkün olduğu kadar öne alınması ile bu amaca ulaşılabileceği ortaya çıktı.

HAZİNE'DE 'İHRACAT' TOPLANTISI...

İhracat, tehlikeli sinyaller vermeye devam ediyor. DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin uygulamaya koyduğu çeşitli önlemler de 'derde deva' olmadı. Bunun üzerine Hazine, ihracatın bu kötü gidişine dur demek amacıyla kolları sıvadı. 

8 Temmuz 2025 Salı

ANKARA NOTLARI / SPK'DA YENİDEN YAPILANMA GEREKİYOR

Cahit UYANIK 

Türk ekonomisinin yaşadığı krizin en çok etkilediği bölümlerden biri de sermaye piyasaları... Şu anda 10 aracı kurumun faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Borsa endeksi 'doldur-boşalt' oyunlarıyla bir aşağı-bir yukarı salınıp duruyor. Haziran ortasında yoğun olarak hissedilmeye başlanacak olan 'üretim krizi' ise kapıda... Bu dalgalanma borsa şirketleri ve aracı kurumlarda yeni bir yaprak dökümüne yol açabilir.

Bu ortamda Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) en stratejik rollerden birisini üstlenmesi gerekiyor. Ama SPK'nın geçen ay patlayan aracı kurum krizinde gösterdiği performans tartışmalı. Gözetim altındaki bir aracı kurumun bile 'nasıl olup da tasfiye ve iflas aşamasına geldiği' cevaplanması gereken soruların başında yer alıyor. Kurul'un kriz öncesindeki haftalık olağan toplantılarında 'fiktif repoyla ilgili sadece bilgi edinmekle yetinmesi, uyarılar yapmaması ve ceza vermemesi' bugünkü başı boş ortamı hazırlayan unsurlardan...

Az önce sözünü ettiğimiz 'stratejik rol' ise giderek kendini iyice dayatıyor. Gelin görün ki SPK'nın bugünkü yönetim ve karar alma yapısıyla bu rolün hakkından gelmesi güç görünüyor. Herşeyden önce Kurul'un 'özerk' bir statüye sahip olmaması önündeki en büyük handikap... Kurul, siyasi karar alıcıların etkisine açık. Üstelik Kurul üyeliklerine atanma koşulları, Türkiye gibi dinamik bir ekonominin gereklerinden uzak.  Türkiye'nin para ve sermaye piyasaları açısından kendine örnek aldığı ABD'de ise tam tersi bir durum var. FED ve SEC bu piyasaların tek hakimi. ABD Başkanının karşı çıkmasına rağmen faiz oranlarıyla oynayabiliyor, borsayla ilgili en sert önlemleri alabiliyorlar.

3 Temmuz 2025 Perşembe

KULİS / MESUT YILMAZ 'GİDERAYAK' TASFİYEYE GİRİŞTİ

Cahit UYANIK 

Anayasa Mahkemesinin güven oylamasını iptal eden gerekçeli kararının ardından Perşembe günü sabah görevi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e iade eden Başbakan Mesut Yılmaz, aynı günün akşamı devlet bakanlarının görev dağılımını yeniden düzenleyerek bir dizi operasyon başlattı. Kulislerde hayli ilginç tartışmalara neden olan bu yeni görevlendirmelerin en dikkat çekici olanı kuşku yok ki, Ufuk Söylemez'e bağlı olan Hazine Müsteşarlığının Rüşdü Saracoğlu'na bağlanması idi. 

Yılmaz'ın SPK'yı kendine bağlama nedeni ise pek anlaşılır gibi değildi. Böyle birşeye niçin gerek gördü, kimse bilemiyordu. Sırf DYP'li bir bakana bağlı olduğu ve Çiller'i biraz daha kızdırmak için olsa gerek SPK'yı da kendisine bağladığı ileri sürülüyor. Bu arada kamuoyundaki görüntüyü kurtarmak için Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu devlet bakanı da değiştirildi.

Görev değişikliğinin hemen ardından İntermedya Ekonomi'yi arayan Ufuk Söylemez ise yapılanın kendisine yönelik bir hareket olmadığını, aslında Türk halkına yapılmış bir saygısızlık olduğunu söyledi. İstifa etmiş hükümetlerin bu tür tasarruflarda bulunmasının pek rastlanılmayan birşey olduğunu kaydeden Söylemez, Yılmaz'ın görevi iade ettikten sonra sanki yeniden kendisine hükümeti kurma görevi verilmiş gibi CHP ve DSP liderlerini ziyaret etmesini de 'komik' bulduğunu bildirdi. 

Merkez Bankası Genel Kurulunda aldığı yenilgiyi bir türlü hazmedemediği iddia edilen Yılmaz, birkaç gün önce devlet bakanları arasında yeni görev dağılımına gitmeyi düşündüğünü zaten açıklamıştı. Yılmaz hükümette yaşanan kavgayı iyice derinleştirmekten çekinmiş olsa gerek ki, bu özlemine ancak hükümeti kendi elleriyle sona erdirdiği gün kavuşabildi. Ufuk Söylemez'in de Yılmaz'ın bu 'giderayak' tasarrufundan çok etkilendiği anlaşılıyor. Çünkü konuşulanlara göre Söylemez; Yılmaz'ı Çiller'e şikayet etmekle kalmayıp, Hazine çalışanlarını da pasif direnişe çağırmış!

Söylemez Hazine'nin kendisinden alınmasını; ANAP'lı belediyelere 900 milyar TL aktarılması ile otoyol müteahhitlerine Acil Destek Fonundan kaynak verilmesine karşı çıkmasına bağladı. Söylemez ayrıca Merkez Bankasının Van Tesislerini TSK'ya verdiği için Yılmaz'ın kendisine çok kızgın olduğunu da ileri sürdü.

(Bu kulis yazısı, haftalık İntermedya Ekonomi dergisinin Başkent Kulisi köşesinde imzasız olarak 09-15 Haziran 1995 tarihli, Yıl: 3, Sayı: 19'da yayınlanmıştır.)


2 Temmuz 2025 Çarşamba

SPK BAŞKANI KARACAN: FAİZ ORANLARI SÜREKLİ OLARAK KAR ORANLARININ ÜZERİNDEYSE O EKONOMİDE KRİZ VARDIR

SPK BAŞKANI KARACAN: TEKDİRDEN USLANMAYANA HEM SAVCI HEM HAKİMİZ

Karacan: Yaptırımsız tavsiye hiç bir işe yaramaz. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son zamanlarda piyasalar konusunda oldukça aktif bir görünüm çiziyor. Kapatılan, uyarılan, ağır cezalar alan aracı kurumlar ile cumhuriyet savcılıklarına yapılan suç duyurularından geçilmiyor. SPK sanki 'kriz içindeki bir ekonomi'de kararlar alıyormuş imajı veriyor. SPK Başkanı Ali İhsan Karacan ile genel ekonomik gidişat, aracı kurumlar ve borsadaki yabancı yatırımcı ağırlığını görüştük:

İntermedya Ekonomi: SPK Başkanı olarak yaşanılan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karacan: Türk halkı 1970'lerden beri enflasyonla yaşamayı öğrendi. Herkes buna karşı pozisyonunu alıp kendini 'hedge' edebiliyor. Aslında siyasi istikrarsızlık için de aynı benzetmeyi yapabiliriz. Türkiye'de ekonomi ve mali piyasalar siyasi istikrarsızlık yaşamayı öğreniyor. Piyasa, siyaset konusundaki gelişmelere bağışıklık kazanıyor ve buna göre pozisyon alıyor. Ama bu ekonomik sorunların giderildiği, çözüldüğü şeklinde de algılanmamalı. Son zamanlarda tehlikeli saydığım şöyle bir eğilim içine girildiğini de görüyorum. Deniliyor ki 'İstanbul'da ihracat sürüyor, üretim yapılıyor yani ekonomi kendi kuralları içinde devam ediyor. Bizim Ankara'ya ihtiyacımız yok.' Bir kısım insanlar sığlığından ve bilgisizliğinden böyle söyleyebilir. Bir kısım da böyle ortamlardan kendisine ekonomik çıkar sağlama beklentisi içine girebilir. Ankara ne kadar yetkisiz olursa olsun, kendi dertleri ile uğraşıp piyasayla yakından ilgilenemese de bu yaklaşım yanlış. Bir ülkenin siyasal kurumlarının iyi işlemesi gerekiyor.

- Ama devletin de bir yeniden yapılanmaya ihtiyacı var her halde...

Karacan: Hem de çok ciddi bir şekilde... Bütün bu çekilen sıkıntılar içinde siyasetçilerin bürokratları sık değiştirmesi, bu modelin eskidiğinin bir göstergesi. Yerine yeni bir şey koyamadığınız için bu sistemde rahat edemiyorsunuz. Yani sistemi hem koruyorsunuz hem de dejenere ediyorsunuz. Çözüm ise yeniden yapılanma. Türkiye bunda geç kalıyor aslında... Uluslararası arenada 15-20 senelik bir zaman süresi içinde belirli adımları atmadığınızda lig düşüyorsunuz. Mesela yüzyılın başında Arjantin, Amerika ve Almanya ile eşitti. Japonya o yıllarda milli gelirde Arjantin'den gerideydi. Bir de şimdiki duruma bakın... Türkiye'ye de bakıldığında her yıl geriye gittiğini görüyorsunuz. Türkiye'de siyasetin bunu görmesi lazım. 

- Bu ortamda Türkiye ekonomisi yeni bir krize doğru mu gidiyor?

Karacan: İstikrarsızlık dönemlerinde faizler düşmüyor, yükseliyor. İç borç faizleri bir mihenk taşı. Bu faizi devalüasyon ve enflasyon ile kıyaslayacaksınız. Türk parasının değer kaybı, dövizin faiz fiyatı ve enflasyonla toplanarak kıyaslanmalı. Bütün bunlara baktığınızda reel faizlerin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani yüzde 70 enflasyon var, faiz yüzde 120... Yüzde 50 reel faiz veriyorsunuz. Bu, son derece tehlikeli. Çok basit bir olay var, ta Marks'tan beri bilinen bir iktisat ilkesi: Eğer bir ekonomide faiz oranları, kar oranlarının sürekli üzerindeyse o ekonomide kriz var demektir. Anlattığım durum da Türkiye ekonomisindeki krizin en belirgin göstergesi... Ekonomide üretim yerine rant faaliyetleri var. Üretim ve yatırım yapmak yerine repo yapılıyor. Reponun faizi devletin bütçesinden ve enflasyondan ödeniyor.

14 Mayıs 2025 Çarşamba

TÜRKİYE 'BORSAYA ENDEKSLİ (A TİPİ) YATIRIM FONLARI' İLE 1993 YILINDA TANIŞTI

A TİPİ YATIRIM FONLARINA İLGİ ARTIYOR: 23 A TİPİ FON YAKINDA PİYASADA

Bankalar ve aracı kurumlar, yüzde 25'i hisse senetlerinden oluşan ve kurumlar vergisinden istisna tutulan A tipi yatırım fonu kurmak için kuyruğa girdi. Halen faaliyet gösteren 10 A tipi yatırım fonuna yenileri eklendiği zaman sayıları 33'e yükselecek.

Cahit UYANIK 

İş Bankası'nın 500 milyar liralık A tipi yatırım fonuna gösterilen talep, diğer bankaları ve aracı kurumları da harekete geçirdi. Şimdi A tipi fon kurmak için birçok kurum kolları sıvadı. Şu anda yatırım fonları piyasasında toplam 10 tane A tipi fon işlem görüyor. Bu fonların toplam başlangıç tutarları 2 trilyon 755 milyar liraya ulaştı. Sıralamada İş Bankası-VII tek başına 1,5 trilyonluk büyüklüğu ile ilk iken, onu 500 milyarla Koçbank-I, 250 milyarla Akbank-III ve 200 milyar ile Garanti Bankası-I izliyor. Geri kalan miktar ise Ata-I, Global-I, Fon-I, Kentbank-I ve TYT Bank-I tarafından paylaşılıyor. 

A tipi fonlara gösterilen ilgi gün geçtikçe artıyor. Şu anda gerekli iç tüzük değişikliklerini yapan veya kuruluş prosedürünü tamamlayan 6 tane A tipi fon Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) incelemesinde bulunuyor. SPK'nın kısa bir sürede faaliyet izni vermesi beklenen bu fonların toplam büyüklüğü ise 490 milyar lira, Bunlar içinde Adabank-I 200 milyar lira ile başı çekerken, AOG Turkinvest-I 100 milyarla ikinci sırada bulunuyor. Demirbank-III 70 milyar, Altay-I ve Yatırım Finansman-I 50'şer milyar, Yatırımbank-I de 20 milyar lirayla önümüzdeki haftalarda yatırımcıya sunulacak öteki A tipi yatırım fonlarını oluşturuyor. İnceleme aşamasındakilerin de büyüklüğü katıldığında A tipi fonların toplam büyüklüğü 3 trilyon 245 milyar liraya ulaşacak. 

26 Mart 2025 Çarşamba

BORSADA MÜŞTERİ BAZINDA MERKEZİ TAKAS SAKLAMA VE KAYDİ SİSTEME NASIL GEÇİLDİ?

SPK BAŞKANI KARACAN: EKİM'DE BAZI ARACI KURUMLAR ZORA DÜŞEBİLİR

SPK Başkanına göre takas saklamaya geçilmesiyle kötü niyetliler engellenecek.

Cahit UYANIK 

İMKB, önümüzdeki Ekim ve 1996-Ocak ayında iki önemli yeniliğe hazırlanıyor. Artık tüm kazanç-kayıp hesapları, bu iki oluşuma göre yapılmak zorunda. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçildiğinde endeks ve işlem hacminin düşebileceği uyarısını yaptıktan sonra ekliyor: "Bazı aracı kurumlar da zora girebilir..." Karacan 1996 başında hisselerde fiziki dolaşımdan kaydi dolaşıma geçildiğinde insider trading ve manipülasyon olaylarının asgariye ineceğini de belirtiyor: 

- Son günlerde ardı ardına aracı kurum ve acente kapatma, faaliyetine ara verme olaylarıyla karşılaşıyoruz. Neden?

Karacan: Teorik olarak düşünüldüğünde aracı kurum veya acente yatırımcının malı üzerinde kişisel tasarrufta bulunmuyorsa, mevduat kabulü benzeri işler yapmıyorsa zor duruma düşmemesi gerekir. Ama bu konuda bazı aracı kurumların yeterince titiz davrandığını söyleyemem. Müşterinin malını alıp kullanmak, açığa işlem yapmak, mevduat kabulü benzeri faaliyetler nedeniyle zor duruma düşebiliyorlar. Piyasada işlem hacmi küçüldüğü, endeks düşüşe geçtiği zaman sorunlar varsa hemen ortaya çıkıyor. Nasıl ki enflasyon birçok kişi ve kurumdaki temel hastalıkları gizliyorsa endeks de bu tip sorunları gizliyor.

- Müşteri bazında saklama bunu azaltabilecek mi?

Karacan: Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçeceğiz. Zaman zaman bu sürenin uzatılabileceğini bekleyenler var. Açıkça söylüyorum bu süre uzatılmayacak. Eğer biz müşteri bazına geçmezsek ne olur? Bizim aracı kuruma müşteri bazına geçme talimatımız var. Piyasada denetim mekanizmaları tek yönlü değil, çok yönlü. Aracı kurumları ve acenteleri denetliyoruz. Aracı kurumlar kendi acentelerini denetliyor ve gözetliyor. Bir de müşteri, aracı kurum ve acentesini gözetliyor. Bunlar birbirini tamamlayan şeyler. Hepsi iyi çalıştığı sürece riskleri azaltmış oluruz. Sistemden biri çalışmadığında yine sorunlar olabilir. Ekim'de her halükarda aracı kurumlarımızı müşteri bazında saklamaya geçiriyoruz. Müşterinin de aracı kurum ve acentesini bu açıdan gözetlemesi gerekli. Kendisinin hesaplarının müşteri bazında saklanıp saklanmadığını kontrol etmesi lazım.

15 Mart 2025 Cumartesi

KAPAK HABERİ / BORSAYA ÇİLLER DOPİNGİ

Yeni Tebliğler Geliyor 

SPK, birkaç haftaya kadar hayati önem taşıyan kredili işlem, açığa satış ve ödünç işlemlerini düzenleyen tebliği yayınlayacak. İşte tebliğin tüm ayrıntıları.

Cahit UYANIK 

Borsa şimdilerde yine toparlanma günleri yaşıyor. Yılbaşında 29 bin puana kadar yükselen bileşik endeks, para piyasalarındaki krizin ardından 12 bin puana kadar düşmesine rağmen tekrar yükseliş trendine girdi. Borsa bu aşamada yükselişine destek olabilecek yeni gelişmeleri dört gözle izliyor. 

Uzun zamandır konuşulan ve Sermaye Piyasası Kurulunda (SPK) hazırlıkları süren bazı tebliğler önümüzdeki bir-iki hafta içinde yayınlanarak yürürlüğe girecek. Bunlardan en önemlisi açığa satış, kredili işlem ve menkul kıymetlerin ödünç alma ve verme işlemlerini kapsıyor. Aslında piyasa açığa satış ve kredili işlemlerde kendine göre bazı uygulamalar geliştirmiş durumda. Ancak tebliğ bu işlemlere bir çeki düzen verilmesi ve standartlaşmayı sağlamayı amaçlıyor. 

Tebliğ şu anda SPK'daki tüm işlemler tamamlanarak görüşleri alınmak üzere Hazine ile Merkez Bankasına gönderildi. Başbakan Tansu Çiller'in Amerika gezisi dönüşü bu düzenlemeyi imzalayarak yürürlüğe koyması bekleniyor. Geçen hafta boyunca SPK Başkan Yardımcısı Caner Ertuna ile İMKB'nin yeni başkanı Tuncay Artun aracı kurumlarla seri toplantılar düzenleyerek söz konusu düzenlemeleri anlattılar. Aracı kurumların ve bankaların görüşlerini aldılar. 

Tebliğ herşeyden önce kredili işlem, açığa satış ve menkul kıymet alım satımı yapabilecek aracı kuruluşların asgari 10 milyar liralık ödenmiş sermaye şartını yerine getirmesini istiyor. Ayrıca aracı kurumlar ile bankalar kredili işlem ve açığa satış işlemlerinde bulunacak her müşteri için ayrı bir 'Kredi Hesabı' açmak zorunda olacak. Kredili işlemler, normal hesaplarda izlenemeyecek. Müşteri hem açığa satış hem kredili işlem yapıyorsa bu ayrı ayrı hesaplar açılarak izlenecek. Ayrıca her menkul kıymet kredili işlem ve açığa satışa konu olamayacak. Tebliğ İMKB'nin 'Kredili Menkul Kıymet İşlemleri ve Açığa Satış İşlemlerine Konu Menkul Kıymetler Listesi' hazırlamasını ve bunu her üç ayda bir yenileyerek duyurmasını öngörüyor.

28 Şubat 2025 Cuma

REPOYA SIKI TAKİP

Toplam hacmi 100 trilyonu aştığı tahmin edilen repoya sıkı takip geliyor. Merkez Bankası, repo karşılıkları için İMKB Takas ve Saklama Şirketinde hesap açtı.

Cahit UYANIK 

Repo, tasarrufçuların en çok sevdiği yatırım araçlarının başında geliyor. Repo basit bir tanımla, geri almak üzere kısa bir süre için verilen paraya karşılık olarak, devlet kağıtlarının teminat gösterilmesi anlamına geliyor. Piyasalarda 'reverse repo' olarak tanımlanan işlem ise bunun tam tersi. Ocak ayında başlayan ekonomik krizin ortaya çıkardığı gerçeklerden birisi de Türkiye'de bol miktarda 'açığa repo' yapıldığı... Açığa reponun 70-100 trilyon lira arasında değiştiği tahmin ediliyor. 

5 Nisan'da alınan ekonomik tedbirlerin içinde 'Açığa reponun önlenmesi' önemli bir yer tutuyor. SPK'nın yayınladığı tebliğe göre repoya konu menkul değerlerin Merkez Bankasındaki bir depo hesabında izlenmesi gerekiyor. Yayınlandığı tarihten 2 ay sonra yani 5 Haziran'da yürürlüğe girmesi öngörülen tebliğin hazırlık çalışmaları sürüyor.

Repo için Takas Şirketi'nde depo hesabı açıldı

Bu çerçevede Merkez Bankası, yeni repo kurallarının pratikte nasıl uygulanacağına ilişkin olarak bir genelge yayınladı. Buna göre Merkez Bankası açığa repo işlemlerinin önüne geçmek için İMKB Takas ve Saklama Şirketinde bir depo hesabı açtırdı.

26 Şubat 2025 Çarşamba

BAŞKENT NOTLARI / AYDIN MENDERES VE RP'DE SU YÜZÜNE ÇIKAN ANLAŞMAZLIKLAR

Cahit UYANIK 

Bir söz vardır: 'İnsanın fikri neyse zikri de odur' diye... Aydın Menderes'in geçirdiği trafik kazası sonrasında Refah Partisi (RP) kanadından verilen demeçlerden birisi bu açıdan çok ilginçti. RP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan'a korkunç kazanın Belek'teki o meşhur seminer programını etkileyip etkilemeyeceği soruluyor. El cevap: "Arkadaşlarımıza her zaman 'Bize birşey olursa dahi çalışmalarınızı aksatmayın ve üzerimize basıp geçin' diyoruz. Şu anda böyle bir durumu yaşıyoruz." Şimdi bu söze ne demeli? İnsanların üstüne basıp geçmek o kadar kolay değilmiş ki Belek semineri ertesi gün iptal edildi. 

Bu elim kazanın ortaya çıkardığı seminer iptaliyle ilgili küçük anlaşmazlığın geri planında aslında neler var? RP, modern bir siyasi parti olarak 'müslüman demokrat' kimliğe mi kavuşacak? Yoksa çağ dışı düşüncelerin sığınak aradığı bir dergah, ocak, tarikat, siyasi parti karışımı bir organizasyon mu olacak? RP, seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Ama hala muhalefette... Refah, örgütünü modernize etti ama fikirleri hala 50 yıl geriden geliyor. Böyle olduğu içindir ki tüm çağdaş sağ ve sol partiler RP ile işbirliği yapmıyor. İşte Kazan gibi politikacılar o eski misyonun, marjinal RP'nin temsilcileri...

Peki Menderes'in RP'de işi neydi? Menderes aslında seçimlerden önce merkez sağ partilerden teklif bekledi. Ama gelmedi. Çünkü her iki sağ partinin liderleri Çiller ve Yılmaz'ın koltuğu hala tartışılır konumda... Ancak aynı zamanda hem ANAP hem DYP'de mevcut genel başkanların alternatifi de bulunamıyor. İşte Menderes'e yapılacak bir davet aynı zamanda 'alternatif lider adayı'na yapılacak bir davet olacaktı. Hal böyle olunca Menderes, kendisine RP içinde yer bulabildi. Menderes gibi merkez sağ bir siyasetçinin bu partiye girmesi RP'nin modern bir parti haline gelmesi için bir umuttu. Menderes'e merkez sağdan gitmeyen davet ve Kazan'ın işte o 'Üzerimize basarak ilerleyin' demesinin gerisinde bütün bu liderlik çekişmeleri yatıyor. Bu tespiti önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler daha açık şekilde ortaya çıkaracak.

SÖYLEMEZ ATTI, SARACOĞLU KAPTI

Hükümet değişti ya... Bürokrasinin üst kademelerinde de dalgalanma yaşanması sürpriz değil. Bu değişikliklerin çoğu geçmiş hesaplaşmaların ve ekipçiliğin yansıması...

İşte size bir örnek: Ergin Nural Özelleştirme İdaresi Başkanlığında İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak çalışıyordu. Nural, çalıştığı kurumu o kadar seviyordu ki, bir defasında yarım saatliğine 'hülle başkan' bile olmayı kabul etmişti.