Bankacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bankacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BANKALAR ARTIK YILDA DÖRT KEZ BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Bankacılık / 

BANKALAR YILDA DÖRT BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Geçen yılki mali ve ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörüne yeni düzenlemeler geliyor.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü son 15 yılda önemli ve hızlı bir gelişme trendi içine girdi. Elbette yaşanan her hızlı süreçte olduğu gibi bir takım zayiatlar da verdi. Geçen yılın başında faaliyetleri durdurulan üç bankanın başına gelenler buna en güzel örnek. Ancak yaşanan her büyük sorun, sadece hızlı gelişme süreciyle açıklanabilir mi? Aynı sorunları yaşamamak içın neler yapılmalı? Bu sorular hem kamu otoritelerinin hem de son krizde canı yanan bankaların aklını meşgul ediyor. Üstelik bu manzara, sektörün önünde Gümrük Birliği gibi çok önemli bir dönemeç varken yaşanıyor.

Bilançolar 'şeffaf ve anlaşılır' olacak; enflasyon muhasebesi uygulanmayacak

İntermedya Ekonomi olarak yaptığımız araştırmalar reform çalışmaları kapsamında bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde 'daha şeffaf ve kolay anlaşılır' bilanço hazırlama yükümlülüğünün yanı sıra denetim konusunda da yeni uygulamalarla karşılaşacağinı gösteriyor. Bu çalışmalarda amaç, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de banka aktiflerinin, banka pasiflerindeki mevduatları ve borçları ödeyemez duruma düşmesini önlemek olarak öne çıkıyor. 

Ancak girilen bu yeni dönemde bankalardan 'Uluslararası Muhasebe Standartları 29 Sayılı Yönerge'ye (UMS-29)  uygun bilanço yapması istenmeyecek. Bu yönerge, son 3 yıllık kümülatif enflasyonu yüzde 100'ün üzerinde seyreden ülkelerde tüm bilanço kalemlerinin deflate edilmesi yani enflasyondan arındırılmasını öngörüyor. Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı Türkiye'de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi düşüşler göstereceği beklentisi içinde bulunuyor ve UMS-29'un uygulanmasına karşı çıkıyor. Bu iki kurum ayrıca UMS-29'un sadece banka bilançolarına değil, tüm işletme bilançolarına uygulanması durumunda anlamlı olacağını savunuyorlar. Bu nedenle uygulandığı taktirde bilançolarda kardan zarara dönülebileceği için sektördeki birçok bankanın korkulu rüyası olan UMS-29 tehlikesi aslında mevcut değil.

6 Nisan 2026 Pazartesi

1994 EKONOMİK KRİZİNE DOĞRU... 7 KAMU BANKASINDAKİ BATIK KREDİ, 64 ÖZEL BANKANIN ÜÇ KATI

Bankacılık / 

BANKALARIN KAMBURU 

Türkiye Bankalar Birliği 1993 Yılı 'Bankalarımız' raporuna göre 5,2 trilyon liralık batık kredinin 3,9 trilyonluk bölümü kamu bankalarında toplanıyor. 7 kamu bankasındaki tahsili gecikmiş alacak, 64 özel sektör bankasındaki batık kredinin 3 katı. Özel bankalar ise 'sıcak para' ticaretinin etkisiyle kamu bankalarının 9 katı kadar yani 116 trilyon lira yurt dışından kredi aldı.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü, 1980'lerin başında girdiği gelişme trendini 'yalpalayarak da olsa' sürdürüyor. Ancak bu arada bazı bankalar 'kazaya kurban' gidebiliyor. TYT Bank, Impexbank ve Marbank'ın tasfiye sürecine girmeleri bu durumun son örneği oldu. 

Yaşanan ekonomik krizin sektörde kalan diğer bankaların bilançolarına nasıl yansıyacağı ise önümüzdeki dönemde belli olacak. İhtimaldir ki, kamuoyunda 'batık kredi' diye bilinen 'tahsili gecikmiş alacaklar' tutarı büyüdükçe büyüyecek. Bu yıl mevduata verilen yüzde 100 devlet güvencesinin ise  bankaların elindeki kaynak tutarını oldukça artıracağı düşünülüyor. Bir yanda para satmakta zorlanan bankalar diğer yanda artışa geçen mevduatlar ile ekonomik kriz sebebiyle yükselme eğilimindeki geri dönmeyen krediler gelecek dönemde banka bilançolarını dikkatle izlenmesi gereken bir göstergeye dönüştürecek. 

TBB raporunda ekonomik kriz izleri

Geçtiğimiz yılı yani 1993'ü değerlendiren Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) 'Bankalarımız' raporu dikkatle incelendiğinde ise bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik krizi hazırlayan nedenlerin ipuçlarını bulmak mümkün. Buna göre özellikle kamu bankalarındaki batık kredilerin sektörün genelini, kamu maliyesini ve ülke ekonomisini zorlayacak tutarlara ulaştığı; öbür yandan özel bankalarda, -sıcak para olarak bilinen ve kur atağına sebep olmakla eleştirilen- 'yabancı bankalardan alınan kredi' tutarının bir önceki yıla göre hayli arttığı görülebiliyor. 

'Bankacılık sisteminin yumuşak karnı' olan batık krediler, her dönemde banka bilançolarının en ilgi çekici kalemi... TBB'nin raporuna göre 1993 yılında bankaların batık kredi miktarının 5,2 trilyon liraya ulaştığı belirtiliyor. Ancak bu rakamın ayrıntılarına inildiğinde, batık kredi sorunu en fazla kamu bankalarının başını ağrıtıyor. Geçen yıl sektörde 3'ü yatırım olmak üzere 9 kamu bankası faaliyet gösterdi. Bunların içinden atıl durumdaki Sümerbank çıkarılırsa sayı 8'e düşüyor. Türk Eximbank'in ise herhangi bir tahsili gecikmiş alacağı bulunmuyor çünkü ihracat kredilerini doğrudan değil bankalar aracılığıyla kullandırıyor.

TKB'de dev gibi batık kredi... 

Geriye kalan 7 kamu bankasının batık kredileri toplamı 3 trilyon 898 milyar lirayı aşıyor. Bunların içinde Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) 1 trilyon 400 milyar liralık tahsili gecikmiş alacakla ilk sırayı alırken, onu 1 trilyon 46 milyar lira ile Halk Bankası takip ediyor. En dikkat çekici gelişmelerden biri de Etibank'ta yaşanıyor, Diğer kamu bankalarının tahsili gecikmiş alacakları tutarının toplam kredilerine oranı yüzde 5 civarında dolaşıyor. Ancak Etibank'ta bu oran yüzde 25'e kadar tırmanıyor. Her fırsatta özelleştirileceği söylenen Etibank'a, bu haliyle bir müşteri çıkması pek mümkün görünmüyor. 

29 Mart 2026 Pazar

1992 TARİHLİ YENİ VERGİ PAKETİ... BANKALARA 'ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ' GELDİ; ASGARİ ÜCRETİ VERGİ DIŞI BIRAKMANIN YOLU AÇILDI

Yeni Vergi Paketi Ne Getiriyor?

DAHA ADALETLİ VE TEŞVİK EDİCİ

Vergi paketi sonunda yasalaştı. Yasa; vergi gelirlerini artırıcı, vergi adaletini sağlayıcı ve ekonomik canlanmayı teşvik edici düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Bu çerçevede bankalara 'asgari kurumlar vergisi' gelirken; asgari ücretin vergi dışı bırakılmasının da yolu açıldı.

Cahit UYANIK 

Maliye ve Gümrük Bakanı Sümer Oral tarafından hazırlanan ve uzun zamandır Meclis'te bekleyen vergi paketi sonunda yasalaştı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın imzasının ardından yürürlüğe girecek yasa, genel olarak vergi gelirlerini artırıcı, vergi adaletini sağlayıcı ve ekonomik canlanmayı teşvik edici önemli düzenlemeleri beraberinde getiriyor. 

Banka karlarına 'asgari kurumlar vergisi' geldi 

Yaklaşık 30 yıldır vergi sorunları ile haşır neşir olan Bakan Sümer Oral, enflasyonla mücadele için vergi gelirlerinin artırılması gerektiğini her fırsatta savunuyordu. Bu amaçla yapılan düzenlemelerden ilki 'Asgari Kurumlar Vergisi' olarak adlandırıldı. Buna göre kurumlar vergisi mükellefi şirketlerin, -her nevi muafiyet ve istisnaya rağmen- ödeyecekleri vergi, yüzde 46'lık kurumlar vergisi oranının yarısı olarak belirleniyor. Böylece asgari kurumlar vergisi oranı yüzde 23 oluyor. Maliye bu düzenlemeyle trilyonları aşan karlar sağlamalarına karşın, istisna ve muafiyetler sebebiyle çok düşük tutarlarda vergi ödeyen bankaları hedefliyor. 

Gayrimenkul satışından sağlanan kazançlara yeni düzenleme 

Vergi gelirlerinin arttırılması ile ilgili ikinci düzenleme ise gayrimenkul alım satımlarındaki vergi kaçaklarını önlemek ve kentsel rantları vergilendirmeye yönelik... Buna göre tapu kadastro işlemlerinden alınan harçlar enflasyona endeksleniyor. Örneğin bir gayrimenkulün devir bedeli, daha önce beyan edilen emlak vergisi değerinin her yıl toptan eşya fiyat endeksi kadar arttırılması yoluyla belirlenecek. Bu sayede tapu harçlarından sağlanan gelirin enflasyon karşısındaki aşınması önlenecek. Ayrıca gayrimenkullerin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesi için geçerli olan 1 yillık süre 4 yıla uzatılıyor. Böylece bu tip işlemlerin geriye dönük olarak araştırılma ve vergilendirilmesinde yaşanan zaman sıkışıklığı giderilirken, vergilendirme kapsamına daha fazla gayrimenkul alım satım işlemi dahil edilmiş oluyor.

23 Mart 2026 Pazartesi

ALICILAR BİLİNÇLİ DAVRANMAYA BAŞLAYINCA ANKARA'DA EMLAK PİYASASI DURGUNLUĞA GİRDİ


Salim Taşçı (1945-2024)
Emlak / 

ANKARA'DA EMLAK PİYASASI DURGUN

Talep yüksekliğine rağmen alıcıların karar verirken 'bilinçli' davranmaları başkent konut piyasasında durgunluğa neden oldu. 

Cahit UYANIK 

Başkent Ankara, genel olarak 'memur kenti' olarak bilinir. İnsanların tayinler sebebiyle 1970'li yıllara kadar 'Gelip geçici bir mekan' olarak gördüğü Ankara emlak piyasasında 'yap-satçılıķ' da altın devrini yaşadı. Bu sebeple diğer üretim ve hizmet sektörlerinde gösterdiği ekonomik gelişmenin ardından ancak Ankara'da Batıkent gibi daha derli-toplu ve planlı yerleşim bölgeleri oluşabildi. Öte yandan yüksek enflasyonla tanıştığımız 70'li yılların ikinci yarısından başlayarak gayrimenkul, riski en düşük ve birikimlerin en iyi değerlendirildiği bir yatırım aracı haline dönüştü. Bu gelişmeler, tüm büyük şehirleri olduğu gibi Ankara'yı da etkiledi ve talebin yoğunlaşmasıyla birlikte ev fiyatları da yükselişe geçti.

Ancak şu günlerde Ankara'da emlak sektörü ilginç bir sebepten dolayı oldukça durgun... Bu sebebe birazdan geleceğiz ama Ankara'da kullanma yaşı 10-15 arasındaki 100 metrekarelik bir dairenin fiyatı, 6 ay öncesine göre önemli artış göstermedi. Başkentin en lüks semtlerinden Çankaya'da Ankara manzaralı bir daireyi 1 milyar 600 milyon liradan satın almak mümkün. Elçilik binaları ve büyükelçilik rezidanslarının yoğun olarak toplandığı, Çankaya'nın bitişiğindeki Gazi Osman Paşa'da (GOP) ise fiyatlar 1 milyar 750 milyon lira düzeyinde... Bu iki bölgede aynı nitelikteki bir daire 6 ay önce yani 1993-Haziran ayında 1 milyar 500 milyon liradan satılıyordu. Yani bu iki yüksek talep gören bölgede bile fiyatlar çok az oranda yükseldi. Ankara'da orta gelir gruplarının toplandığı Dikmen, Aydınlıkevler, Abidinpaşa, Gazi, Demetevler gibi semtlerdeki dairelerde de benzeri bir durgunluk yaşanıyor. 

Peki Ankara'da neden böyle bir ortam var? Ankara Emlak Komisyoncuları Derneği Başkanı Salim Taşçı, ev satın almak isteyen kişilerin artık bilinçlendiğıni belirtiyor. Alıcıların sadece evi gezip görmekle yetinmediğini, yaşından yapım tekniğine, ulaşım olanaklarından ısınma sistemine kadar geniş bir yelpazede sorular yönelttiğini anlatıyor. Taşçı'nın değerlendirmesine göre alıcılar son kararlarını da geniş bir pazar araştırması yapmadan vermiyor.

16 Mart 2026 Pazartesi

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASALARINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ŞİRKETLERİN LİSTESİ

Sermaye Piyasası / Suç Duyuruları

ŞİRKETLERİN GÜNAH DUYURULARI

Hızla gelişen sermaye piyasasında 'suç' olgusu da ağırlığını hissettirmeye başladı. Savcılıklara toplam 29 adet suç duyurusunda bulunuldu. Borsada işlem pazarı açık olan şirketler, aracı kurumlar ve halka açık şirketlerden hangileri hakkında, ne tür iddialarla suç duyurusunda bulunularak dava açıldı?

Cahit UYANIK 

Geçtiğimiz ay sermaye piyasaları ve borsa iki önemli olayla çalkalandı. Peşpeşe iki borsa şirketi; Ege Seramik ve Facto Finans'ın Sermaye Piyasası Yasasına (SPY) aykırı davrandıkları belirlendi. Bu iki şirket Özel Haller Tebliği hükümlerine uymayarak büyük hacimdeki hisse senetlerinin el değiştirme işlemini borsaya bildirmemişti. Olayın ortaya çıkmasından sonra hızla üzerine gidildi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) söz konusu şirketleri incelemeye aldı. Kurul, kendisine verilen rapor doğrultusunda bu iki şirket yatırımcılarının aldatıldığı sonucuna vardı. Ege Seramik ve Facto Finans hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. 

Bu gelişmelerin hemen ardından bazı basın yayın organlarında 'SPK'nın ilk kez savcılığa suç duyurusunda bulunduğu' yolunda yorumlara rastlandı. Ancak Ekonomik TREND'in edindiği bilgilere göre gerçek hiç de öyle değildi. Ege Seramik ve Facto Finans savcılığa verilen ilk değil, son iki şirketti... Yaptığımız araştırmalar bu olaydan önce savcılıklara 29 ayrı suç duyurusunda bulunulduğunu gösterdi. 

Suç duyurularına konu olan fiiller; insider trading'ten (içeriden öğrenenlerin ticareti) resmi evrakta sahteciliğe, emniyeti suistimalden örtülü kazanç aktarımına kadar geniş bir yelpazede bulunuyor. Suç duyurusunda bulunulan şirketler genel olarak 4 ana grupta toplanıyor. Bunlar; 1) Aracı kurumlar, 2) Borsa işlem pazarındaki şirketler, 3) SPY uyarınca ortak sayısı 100'den fazla olan halka açık şirketler, 4) İzinsiz aracılık faaliyetinde bulunan şirketler. Yani sermaye piyasaları kapsamına giren tüm ana kuruluş veya unsurlar bir şekilde savcılık soruşturması ile tanışmış durumda... 

Suç duyurusu nasıl yapılıyor?

Peki sermaye piyasaları denilince herkes suç duyurusunda bulunabilir mi? Hayır, suç duyurusunu yapan kuruluş SPK... Kurul, kendisine gelen ihbar, şikayet veya rutin incelemeleri sırasında önemli gördüğü hatalı işlemleri SPY'nın 49. Maddesine dayanarak fiilin gerçekleştiği yerin cumhuriyet savcılığına yazılı olarak bildiriyor. Suç duyurusu sonrasında savcılık kamu davası açarsa SPK müdahil sıfatıyla mahkemeye katılabiliyor. SPY'de bu durumun tam tersi bir mekanizma da mevcut. Buna göre savcılık kendisine ulaşan bir ihbar veya şikayeti SPK'ya ileterek inceleme yapmasını da isteyebiliyor. Ancak böyle bir durumla henüz karşılaşılmış değil. Savcılık suç duyurusu sonrasında kovuşturmaya gerek olmadığına karar verirse SPK'nın itiraz hakkı da var. 

12 Mart 2026 Perşembe

ABD'DEKİ HALKBANK DAVASI İÇİN VERİLEN 90 GÜNLÜK SÜRE (DURAKLAMA KARARI) NE ANLAMA GELİYOR?

(New York Times)

İran için milyarlarca doları aklamakla suçlanan Türk bankası Halkbank davasında 90 günlük duraklama kararı

🔹 Manhattan Federal Mahkemesi Yargıcı Richard M. Berman, Türkiye devletine ait Halkbank hakkındaki ceza davasında 90 günlük duraklama kararı verdi.

🔹 ABD hükümeti ve Halkbank davanın geçici olarak durdurulmasını birlikte talep etti.

🔹 Halkbank’ın bağımsız bir incelemeden geçerek ABD yaptırımlarını ve kara para aklama karşıtı yasaları ihlal etmediğini göstermesi gerekiyor.

🔹 Bankanın ayrıca gelecekte benzer ihlallerin önlenmesi için iç kontrol mekanizmaları kurduğunu kanıtlaması gerekiyor.

🔹 Bağımsız incelemenin tamamlanmasının ardından ABD hükümeti 2019 yılında açılan iddianamenin düşürülmesini mahkemeden talep edecek.

28 Şubat 2026 Cumartesi

KAPAK HABERİ / MERKEZ BANKASI BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "KURDUĞUMUZ ENFLASYONLA MÜCADELE BİRİMİ, BİR 'FİYAT KONTROL KURULU' OLMAYACAK"

BAŞKAN'IN YENİ ÖRGÜTÜ: ANTİ-ENFLASYON MÜCADELE BİRİMİ

MB BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "ANTİ ENFLASYON BİRİMİ KURDUK"

Yaklaşık 15 ay önce Merkez Bankası (MB) Başkanlığı görevine atanan Yaman Törüner'in ajandasında bugünlerde 3 onemli başlık var. Törüner bir yandan ilan ettikleri Para Programındaki 3'lü hedefi tutturmaya çalışırken, öbür yandan da kurduğu 'Enflasyonla Mücadele Birimi'nin nasıl faaliyet göstereceği ve liradan 3 sıfır atma hazırlıkları ile uğraşıyor. Enflasyonla Mücadele Biriminin 'Fiyat Kontrol Kurulu' olmadığının altını özenle çizen Törüner, bu yapılanmanın enflasyon karşıtı bir lobi oluşturmayı hedeflediğini anlatıyor. İlan ettikleri parasal hedeflere ulaştıklarını belirten Törüner,  yılbaşından bu yana yüzde 10'a yakın değer kazanan TL'nin ise enflasyonla mücadeleye katkı sağladığını vurguluyor. 

Cahit UYANIK 

Kamuoyu, Yaman Törüner ismiyle 1985'ten sonra tanıştı. O dönemde Merkez Bankası (MB) Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürü olan Törüner, banka bünyesindeki birçok piyasayı kurdu. Törüner, 1990 yılında İMKB Başkanlığına atandı ve İstanbul'a gitti. Törüner'e 1994 yılında Ankara'ya MB Başkanı olarak dönmek nasip olduğunda ekonomi tam bir kriz batağında idi. Döviz kuru, serseri bir mayın gibi ekonomide dokunduğu her büyüklüğü altüst etmiş ve MB'nin rezervlerini eritmişti. Yani Törüner, pek de rahat bir koltuğa oturmamıştı. Ancak 5 Nisan Kararları ile birlikte dövizin ateşi düştü ve kontrol altına alındı. Bu gelişmede Törüner'in izlediği sıkı para politikası da önemli rol oynadı. Macro Economy olarak MB Başkanı Törüner ile paradan sıfır atma operasyonunun tartışıldığı bir toplantıdan hemen sonra görüştük. Törüner az konuşan her merkez bankası başkanı gibi kamuoyuna ciddi ve önemli mesajlar verdi:

Macro Economy: Açıkladığınız Para Programı hedeflerine ulaşabildiniz mi?

Yaman Törüner: Para Programı, aşağı yukarı bizim IMF'ye verdiğimiz parasal büyüklük hedefleriyle paralellik arz ediyor. Bu parasal büyüklük hedefleri içinde belli başlı iki hedef ve bir tane kur hedefi var. Birincisi net iç varlıklar hedefi... Net iç varlıklar TL'nin genişlemesinin ne kadar olacağını gösteren, içine döviz karşılığı TL büyüklüklerini de alan bir hedeftir. Bunu üçer aylık alt hedefler biçiminde kamuoyuna açıkladık. MB şimdiye kadar TL parasal büyüklükleri açısından ilan ettiği tüm hedeflerini tutturdu. Bu hedefler, her zaman gerçekleşen enflasyonun altındaydı. Gerek 1994 yılında gerekse bu güne kadar MB'nin parasal genişlemesi, enflasyonun altında kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde ekonomik büyümede ciddi bir yavaşlama oldu. Hatta negatif bir büyüme ile karşılaştık. Bütün bu olgular MB'nin 1994 yılında çok sıkı bir para politikası güttüğünü, 1995 yılında da bu politikaya devam ettiğini gösteriyor. Net iç varlıklar itibarıyla örneğin bu Mart sonunda bizim parasal büyüklüğümüz, Aralık ayı sonundan daha küçüktür. Bu hedeflerimizi zaman zaman revize ederek devam ettiririz. Fakat günlük olarak izleriz. 

İkinci hedefimiz döviz rezervlerinin büyüklüğü ile ilgilidir. Döviz rezervlerimizdeki büyüme, öngörülen hedefi 3,5 milyar dolar aşmış bulunmaktadır. Bu da krizden çıkan bir Türkiye için, kriz sırasında hiç dış borç alamamış fakat buna karşılık dış borçlarını geri ödemiş olan bir ülke için son derece önemli bir başarıdır. Hemen hemen dünyada dış yardım gelmeden ve serbest piyasa koşulları içinde krizle mücadele etmiş fakat buna rağmen döviz rezervini üç katından fazla büyütmüş tek ülke biziz. Şu andaki döviz rezervlerimiz hemen hemen 4-6 aylık ithalatımızı karşılar vaziyettedir. 

MB döviz kurları ile ilgili hedefini ise 1994 yılında tutturmuştu. Hatta biz hedefi açıkladığımız zaman kamuoyunda da buna ulaşılamayacağı yönünde genel bir kanaat vardı. Bu yıl da aşağı yukarı takip ettiğimiz bir hedef var. Bu hedefler de zaman zaman revize edilebilir. Fakat şimdiye kadar geldiğimiz dönemde MB, ilan ettiği hedeflerin altında kaldı ve tutturdu. Bundan sonra da bu şekilde devam edeceğini umuyoruz.

23 Şubat 2026 Pazartesi

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIMIZA 'SPECIAL 301' VERGİ TEHDİDİ..!

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIN KADERİ BUGÜNLERDE BELLİ OLUYOR 

Cahit UYANIK 

Türk-Amerikan ilişkilerinde hayli sıcak bir hava esiyor. Ancak siz bu satırları okuduğunuz anlarda buz gibi bir havaya dönüşebilir. Çünkü Amerikan yönetimi, patent ve fikri mülkiyet haklarına saygı gösterilmemesi nedeniyle Türkiye'den yaptığı ithalata ek vergiler koyabilir. Yani ABD'ye yapılan yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat sekteye uğrayabilir. Peki neden? 

Bu sorun hayli uzun bir geçmişe dayanıyor. Türk firmaları ABD'den ithal ettiği ses ve video kasetlerini hiçbir izin almadan çoğaltıyor. Türk ilaç firmaları da ABD'de uzun yıllar süren araştırmalar ve milyonlarca dolar harcandıktan sonra piyasaya sürülen yepyeni bir ilacın jeneriğini yani taklitini kolayca üretebiliyor. Her iki halde de fikri mülkiyet sahibi ABD'li firmalara 'One cent' bile ödemiyorlar. Amerikan firmalarının bu işleyişten yıllık kaybının 250 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

İşte ABD Ticaret Kurumu (USTR) firmaların şikayetleri doğrultusunda yaklaşık 2 yıl önce bu ihlallerin önlenmesi için Türk hükümetine bir dava açmıştı. Davada müeyyide olarak, Türkiye'nin ABD'ye düşük gümrük oranları ile mal satabildiği GSP sisteminden çıkartılması isteniyordu. Türkiye bu konuda uzmanlaşmış ciddi avukatlık firmalarından biriyle anlaşarak kendini savundu. Savunmanın özü Türkiye'nin fikri mülkiyet ve patent yasalarını yakın bir gelecekte çıkaracağı temel düşüncesi üzerine oturtulmuştu.  Kanıt olarak ise bu konulardaki yasa tasarılarının Meclis gündeminde bulunması gösterildi. Savunma, mahkemede etkili oldu. Türkiye'ye geçiş için ek bir süre tanındı. İşte süre bu Nisan ayı sonu itibarıyla doldu.

Amerikan yönetiminin bu meseleye ne kadar duyarlı olduğunu anlamak için Türkiye'ye yeni atanan Büyükelçi Marc Grossman'ın yaptığı bir konuşmaya bakmak yeterli. Grossman, iki ülke ilişkilerinde 3 noktaya dikkat çekmişti: Kıbrıs Sorunu, insan hakları uygulamalarının yetersizliği ile patent ve fikri mülkiyet ihlalleri... Amerikan yönetimi ile geçen Mart ayında yapılan 2. Dönem Ortak Ekonomik Komite toplantılarında da konu gündemdeydi. Heyete başkanlık eden Başbakanlık Koordinasyon Başmüşaviri Emre Gönensay'a Türkiye'nin söz konusu fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle 'Special 301' denilen yasa kapsamına alındığı bildirildi. Bu yasa ABD Hükümetine ithalatta ek vergiler koyabilme yetkisi veriyor. ABD'nin kararının bu ay (Mayıs) ortasına kadar açıklanması bekleniyor. Türkiye ise bu konuda hayli iyimser ve verilen mühletin 1995 yılı sonuna kadar uzatılacağına inanıyor. Gerekçe ise GATT ve Gümrük Birliği kararlarının Türkiye tarafından imzalanmış olması... Bu kararlar ile Türkiye, zaten ABD taleplerinin benzeri yükümlülüklerin altına imza atmıştı.  

Ancak bunlara rağmen herşey bitmiş gibi görünmüyor. Çünkü ABD patent ve fikri mülkiyet yasalarına sahip olmasına karşın, yasanın uygulamasında gevşek davranan Çin'e 1994 yıli sonlarında adeta kan kusturmuştu. Sonunda Çin, ABD'ye yaptığı ihracatı 'Tamam, yasaları etkin bir şekilde uygulayacağız' sözünü vererek sürdürebilmişti. Çin deneyiminin Türkiye'ye ders olması dileği ile...

'PRESIDENT' ERSOY VOLKAN ORTALIĞI KARIŞTIRDI...

İhracatçıyı destekleyen Türk Eximbank ekonominin geçtiği şu kritik günlerde en önemli kurumların başında geliyor. Eximbank'ın kaptan koltuğunda ise genç bir bankacı olan Ersoy Volkan oturuyor. Volkan Citibank kökenli bir bankacı. Citibank'ın Türkiye'deki şubelerinde uzun yıllar çeşitli görevler üstlenen Volkan, daha sonra aynı bankanın New York'taki merkezinde de çalıştı. Volkan, Türk Eximbank'in başına New York'tan ayrılarak geldi ki iş açısından her yönüyle Amerikan kültürüne sahip bir genel müdür...

17 Şubat 2026 Salı

KAPAK HABERİ / GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANINI AÇIKLIYORUZ... YENİ TEŞVIKLER GELİYOR


Devlet KOBİ'leri Rekabet Fırtınasından Koruyacak / 

GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANI

Cahit UYANIK 

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri 1 Ocak 1996'da uygulamaya giren Gümrük Birliği ile iyice ısındı. Önümüzdeki birkaç yıl Gümrük Birliğinin uygulanabilirlik şansı ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği açısından kritik önemde sayılıyor. Gümrük Birliğinin şansı biraz da KOBİ'lerin rekabet koşullarına nasıl ayak uyduracakları ile yakından ilgili... Bu durumun farkında olan ekonomi yönetimi KOBİ'lere özel bir önem veriyor. Devlet, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını belirleyecek 1996-2000 yıllarını kapsayan dönemde KOBİ'lere yönelik destek programları oluşturmak ve ülke genelinde bir eylem planı uygulamak gerektiğini daha önce kabul etmişti. Bu durum devleti bugünlerde bir 'KOBİ Eylem Planı' hazırlamaya kadar götürdü. İşte İntermedya Ekonomi bu planın ana hatlarını ele geçirdi. Plan, KOBİ'leri AB ile rekabete hazırlamak için birçok yeni enstrüman oluşturulması ve teşvik sağlanmasını öngörüyor.

Amaç, AB ve DTÖ rekabet ortamına hazırlanmak

Plan; KOBİ'lerin finansman, yeniden yapılanma, üretim ve yönetim teknolojilerinin yenilenmesi, modernizasyon, bölgesel gelişme, yönetim geliştirme, yeni rekabet düzenine uyum, girişimciliğin desteklenmesi, nitelikli işgücü temini, yönetici ve eğitimcilerin eğitimi, işbirliği ve ihracatın geliştirilmesi, bürokrasi ve mevzuat gibi sorunlarına acil ve köklü çözüm sağlanması için önerileri getiriyor.

Kesin çizgileri 13 Aralık'ta Avrupa Parlamentosunun Gümrük Birliğine verdiği onay kararıyla belirlenen bu Plan, Avrupa ile ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda tam bir uyum sağlanmasına da yardımcı olacak. KOBİ Eylem Planı aynı zamanda 2005 yılında Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) gözetiminde başlayacak olan uluslararası serbest ticaret oluşumuna da bir hazırlık niteliği taşıyacak. 'Dünya Serbest Ticaret Pazarı' konusundaki karar, Uruguay Roundunda alınmış ve Türkiye de bu anlaşmaya imza koymuştu. 

KOBİ Eylem Planı konusundaki çalışmalar ilk kez Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) AB Genel Müdürlüğü bünyesinde başlatılmıştı. Daha sonra bu çalışmaya KOSGEB, TOBB, TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği (TESKOMB), Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Geliştirme Vakfı (MEKSA), Türkiye Orta Ölçekli İşletmeler Yöneticileri Vakfı (TOSYÖV) de katıldı. Bu grup aynı zamanda KOBİ Eylem Planının redaksiyonunu da üstlendi. Çalışmalara zaman zaman Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Halk Bankası ve Vakıfbank da iştirak etti. Plana son hali geçen hafta içinde verildi. 

'KOBİ Konseyi' kuruluyor

KOBİ Eylem Planı önümüzdeki 5 yıl içinde KOBİ'lere sağlanacak destek hizmetlerinin bir çerçevesini çizmeyi amaçlıyor.  Plan tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarının KOBİ'lere yönelik faaliyetlerini yönlendirmenin yanı sıra öngörülen uygulama projeleri ve finansal destek programlarını da içeriyor. Bu Eylem Planı kurulacak 'KOBİ Konseyi' aracılığıyla yürütülecek. Konsey, önümüzdeki 5 yılda KOBİ'lere yönelik politikaların değişen koşullara göre gözden geçirilmesi için özel sektör kuruluşları, çalışan kuruluşları ve kamu kurumları temsilcilerinden oluşacak. 

31 Ocak 2026 Cumartesi

TRUMP'IN FED BAŞKANLIĞINA ADAY GÖSTERDİĞİ KEVIN M. WARSH KİMDİR? İSMİ NEDEN PİYASALARDA ÇALKANTI YARATTI?

Kevin M. Warsh

Kevin M. Warsh, 24 Şubat 2006'da Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu üyesi olarak yemin etti ve 31 Mart 2011'de Kuruldan ayrıldı.

Warsh, Albany, New York'ta doğdu. Stanford Üniversitesi'nde ekonomi ve istatistik ağırlıklı kamu politikası eğitimi aldı ve 1992'de onur derecesiyle lisans diplomasını aldı. Warsh, Harvard Hukuk Fakültesi'ne devam ederek hukuk, ekonomi ve düzenleyici politika arasındaki kesişim noktasına odaklandı ve 1995'te hukuk diplomasını aldı. Ayrıca Harvard İşletme Okulu ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün Sloan Yönetim Okulu'nda piyasa ekonomisi ve borç sermaye piyasaları üzerine dersler tamamladı.

1995 yılında Warsh, New York'taki Morgan Stanley & Co.'nun birleşme ve devralmalar departmanında bir pozisyon kabul etti. Bu pozisyonda, imalat, temel malzeme, profesyonel hizmetler ve teknoloji de dahil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki birçok şirkete finansal danışmanlık yaptı. Ayrıca, sermaye piyasası işlemlerinin yapılandırılmasına yardımcı oldu ve sabit gelirli ve öz sermaye finansmanını kolaylaştırdı.

15 Ocak 2026 Perşembe

BAŞKENT KULİSİ / KOALİSYON PROTOKOLÜNE 'KORSAN' GİREN MERKEZ BANKASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NEYİ AMAÇLIYOR?

BAŞKENT KULİSİ / MERKEZ BANKASININ YENİ BAŞKANINA İLK ZİYARET 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Gazi Erçel oturur oturmaz ilk ziyaretçisi Devlet Bakanı Rüşdü Saracoğlu oldu. Ancak bu ziyaret Türkiye'deki yerleşik siyaset ve bürokrasi geleneklerini altüst etti. Çünkü pratikte, atamadan birkaç gün sonra bu ziyaretin tam tersi olmalıydı. Yani Erçel'in Saracoğlu'nun ayağına gitmesi gerekiyordu Saracoğlu'nun bu ziyaretteki amacı eğer hayırlı olsun demek ise  bunu telefonla da yapabilirdi. 

Aslında Saracoğlu Devlet Bakanlığına atanır atanmaz eski göz ağrısı Merkez Bankasına el atıvermişti. O dönemde bankanın başında vekaleten Osman Cavit Ertan vardı. Saracoğlu önce Merkez Bankasına bir yazı yazarak kendi başkanlığı dönemindeki şoförünü bakanlık emrine aldırdı. Hemen ardından Merkez Bankası Başkanlığı günlerinde kendine yakın çalışmış 7-8 kişilik bir uzman grubunu yine Devlet Bakanlığına çekti. 

Neyse... O ziyarette 'Eski Merkez Bankası Başkanı-taze politikacı Saracoğlu' Erçel ile ne konuştu bilmiyoruz; ama yaklaşık 3 yıl önce sıcak bir yaz gününde terk ettiği bu tanıdık makamda bulunmaktan eminiz zevk duymuştur. Bence Erçel'in bu görevde çözmesi gereken ilk bilmece ise koalisyon protokolünün içinde gizli. Çünkü bu protokole göre Merkez Bankası Kanunu 'bir şekilde' değiştirilecek. Ancak aynı protokol metninde bu düzenlemenin içeriği net olarak yer almıyor. Bazı isimler bu bölümün aslında protokole 'korsan' biçimde sokulduğunu, çünkü aynı günlerde sosyal güvenlik kuruluşlarının lağvedilmesi tartışması nedeniyle bu ilginç maddenin üzerinde durulmadığını ve 'gümbürtünün arasında kalarak' protokole sızdığını ifade ediyor.

Merkez Bankası Kanunundaki bu esrarengiz değişikliğin, iç borçlanma sistemi ve görevinin Hazine'nin elinden alınarak Merkez Bankasına verilmesine yönelik olduğu da iddialar arasında... Bu söylentinin iyice bunalttığı Hazineciler ise Erçel'in atanması ile rahat bir nefes almış görünüyor. Eski bir Hazine bürokratı olan Erçel'in 'baba ocağı'na ihanet etmeyeceği yaygın bir kanı ve beklenti...

TKB CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK 

Türkiye'nin klasik sorunlarından biri de Türkiye Kalkınma Bankasıdır (TKB). Her siyasi iktidar değiştiğinde bu bankanın başına atanacak isim büyük tartışma yaratır. Geçenlerde ağır ceza mahkemesine havale edilen Özal Baysal'ın kötü yönetimiyle bu banka 1992-1994 yıllarında 4-5 trilyon liralık bir zarar batağına saplanmıştı. Baysal görevden alındı. Çiller başbakan olduktan sonra İslam Kalkınma Bankasından apar topar Tarık Kıvanç'ı çağırdı. Türkiye'nin en eski planlamacı ve projecilerinden olan Kıvanç bankaya çeki-düzen vermek için kolları sıvadı. 

5 Ocak 2026 Pazartesi

ANKARA NOTLARI / 5 NİSAN 1994 KARARLARINA SEBEP OLAN EKONOMİK KRİZİN SORUMLUSU KİM? DEMİREL Mİ, ÇİLLER Mİ?

ANKARA NOTLARI / KRİZE SORUMLU ARANIYOR!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkünde ilk yılını doldurdu. Demirel, bir basın toplantısı düzenleyerek geride bıraktığı 365 günün hesabını verdi. Demirel bu toplantıda gazetecilerin birbiri ardına gelen sorularına 'kendine özgü' üslubuyla cevap vermeye çalışırken, üst düzey ekonomi bürokratları da Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti karşısında terlemeye devam ediyordu. 

Demirel basın toplantısında genel olarak 'kendi bıraktığı dönemde ekonominin dengelerinin yerli yerinde olduğu' düşüncesini savundu. Demirel, enflasyon-faiz-kur ilişkisi iyi düzenlenemediği için şimdiki bunalımın yaşandığını anlatarak "Bu kriz parasaldır" dedi. Demirel böylece 1988 yılından bu yana Türk ekonomisinin tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi 'sıcak para' girişiyle mevcut dengeleri ayakta tuttuğunu göz ardı etti. Ama bir yandan da günah çıkarırcasına ve 5 Nisan Kararlarını kastederek "Madem yapılması gerekiyordu, niye 11 ay önce yapmadınız?" deyiverdi. Oysa Türkiye'nin 300-500 milyon dolar kredi alabilmek için IMF kapısında bekliyor olmasında bir sorumlu aranıyorsa, Demirel de buna ortaktı. Tıpkı Çiller gibi...

Arşivdeki IMF mektubu...

Şimdi yine 1 yıl öncesine gözlerimizi çevirelim ve 1993-Mayıs ayının gazete arşivlerini karıştıralım. Yüksek tirajlı bir gazeteden şu kupürü okuyalım:

"IMF'den Demirel'e Son Gün Bombası. Bugün Cumhurbaşkanı seçilmesi kesin olan Başbakan Süleyman Demirel, IMF'den gelen bir sürprizle karşılaştı. IMF Başkanı Michel Camdessus, Başbakan Süleyman Demirel'e özel kurye ile 'Türk Ekonomisi İçin Uyarı Mektubu' gönderdi. Bugüne kadar IMF Başkanı'ndan doğrudan Başbakan'a mektup gönderilmediğine dikkat çekilerek "Bu çok acil bir durum. Bu nedenle doğrudan Demirel'e gönderildi" yorumu yapıldı. 

27 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA 'BİR GARİP' ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIĞI


Sıhhiye'deki Etibank Binası, 1956-1960. Mimarlar Vedat Özsan, Toğrul Devres ve Yılmaz Tuncer imzalı yapı, 1950'li yıllarda ülke içerisinde yer bulmaya başlayan uluslararası üslubun ürünlerinden biriydi, dönemini yansıtan bir ofis yapısıydı. 2013 yılında yıkıldı. (K: Modern Mimari Miras X hesabı)

BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA GARİP ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIKLARI 

Cahit UYANIK 

Etibank'ın kaderi 'bölünüp parçalanarak özelleştirme' imiş meğer... Önce madencilik ile bankacılık birbirinden ayrıldı; şimdi de Etibank-Bankacılık 3 parçaya bölünerek satılacak. Anlayacağınız 'Bir koyundan 3 post' çıkacak! Halen Hazine'de 50'yi aşkın yeni banka kurma başvurusu beklediği hesaba katılırsa, bu satışta müşteri kıtlığı yaşanmayacağı kolayca söylenebilir. Ama esas sıkıntı 'bankanın üçe bölünmesinde' yaşanacak gibi görünüyor. Bu aşamada bankanın zararları da mı üçe bölünecek? Yoksa zarar, bankanın kamuda kalması planlanan kısmında mı yoğunlaştırılacak? Şube, personel ve iştiraklerin paylaşımı nasıl olacak? Üçe bölünmüş bir bankanın bilançosu nasıl çıkarılır? Çıkarılan bilançoyu onaylayacak merci bulunur mu? Bütün bunlar havada kalan ve cevaplanmayı bekleyen sorular... Üstüne üstlük mevcut Bankacılık Kanununun böyle bir parçalanmaya izin vermediğini ileri sürenler de var. Daha doğrusu kanunda böylesi bir parçalanmaya ilişkin hüküm bulunmuyor. 

Bu tartışmalar bir yana Etibank'ın başında Zeki Akıllıoğlu var. Çiller'in gözünün önünden hiç ayırmadığı 'prens'lerden Akıllıoğlu, bankayı 'yavaş ve derinden' özelleştirmeye hazırlıyor. Akıllıoğlu, banka satışlarında mahkemeye intikal etmiş davaların, satıcının gücünü azalttığını düşünüyor olmalı ki geçtiğimiz günlerde yolsuzluklara ilişkin iki mahkeme dosyasının 'akim kalmasına' göz yumdu. Bu davalardan ilki, bankanın eski yöneticilerinden Tansu Çakaloz ve Cafer Yüksel'in Aras Tekstil adlı firmaya kullandırdığı 4 milyar liralık kredide 'sabit kur' uygulayarak yolsuzluk yaptıklarını iddia ediyordu. Dosya 7,5 yıllık sürede karara bağlanamadığı için zaman aşımına uğradı. 

İkinci davada ise Etibank Eski Genel Müdürü Fethi Ağalar ile Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı Namık Kemal Kılıç'ın yanı sıra 5 üst düzey yönetici yargılanıyordu. Çoğu şimdilerde özel sektörde çalışan bu bürokratlar, kamudaki ihale kurallarını hiçe sayarak 'Ankara Sigorta' adlı şirketin hisselerinin yüzde 55'ini 25 milyar liraya satın almışlardı. Yani bu aslında küçük çaplı bir 'şirket kurtarma operasyonu' idi! Fahiş fiyattan yapılan bu satın alım nedeniyle Etibank zarara uğramıştı ve sanıklardan 25 milyar lira tazminat isteniyordu. Gelin görün ki mahkeme hakimi, uzun zamandır takip edilmeyen ve davacı taraf Etibank avukatlarının celselere katılmadığı bu dosyayı işlemden kaldırmakta sakınca görmedi. Acaba bu avukatları mahkemeye kim göndermedi dersiniz? Yakında görücüye çıkacak Etibank'ın 'A la Turca' özelleştirme çalışmaları bu merkezde ilerliyor... Duyurulur. 

DEVLET BAKANI BAHATTİN ŞEKER'İN NEGATİF PUANLARI GİDEREK ÇOĞALIYOR 

REFAHYOL Kabinesinin en ilginç isimlerinden biri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker... Şifreli maç yayınları konusundaki çelişkili tavrı ile kamuoyundan ilk negatif puanını alan Şeker, Satranç Federasyonu Başkanını 2 saat bekletip 2 dakika konuşarak koskocaman bir eksiyi daha hanesine yazdırdı. 

13 Aralık 2025 Cumartesi

BAŞKENT NOTLARI / TÜRKEŞ, TÜRKLÜĞÜ 'TAHKİR VE TEZYİF ETMEK' İLE SUÇLANIYOR!

Cahit UYANIK 

MHP Lideri Alparslan Türkeş, 12 Eylül sonrası uzun yıllar sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Zorlu cezaevi koşullarında birkaç kez ağır sağlık sorunları yaşadı. Türkeş sonunda mahkemelerce aklandı. Ancak Türkeş'e belki de yine mahkeme yolları gözüktü. Geçtiğimiz günlerde Ankara Barosu avukatlarından Hayri Balta, Türkeş hakkında savcılığa ilginç bir suç duyurusunda bulundu. 

Avukatın iddiasına göre Türkeş, Türklüğü 'tahkir ve tezyif ediyor' yani aşağılıyor ve küçük düşürüyordu. Türklük kavramının yarım yüzyılı aşan süredir en yılmaz savunucusu olan Türkeş, böylece ağır bir şekilde suçlanıyordu. Avukat Balta, MHP Genel Merkezinin santral odası duvarında Türkeş imzasıyla asılı bulunan bir yazıya dikkat çekerek iddiasını gündeme getiriyordu. Söz konusu yazı "Türk Milletinde Bizans'tan geçme bir hastalık vardır: Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, birbirini beğenmemek, sır saklamamak, rastgele laf söylemek... Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz" şeklindeydi. 

Avukat Balta dilekçesine İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'i de karıştırıp "Nasıl ki bu sözleri İP Genel Başkanı Perinçek yazarak kendi partisinin duvarına assa hakkında kovuşturma yapılacaksa, herkesin kanun önünde eşit olduğu ilkesi gereğince Türkeş hakkında da kovuşturma ve cezalandırma gereklidir" diyordu. Bu ilginç suç duyurusunun sonucu ne olacak, bekleyip hep birlikte göreceğiz...

HAZİNE'NİN 2 TRİLYON LİRASI AYFER YILMAZ'IN GÖZÜNDEN NASIL KAÇTI?

Sezgin Taşkıran, Demirel'in başbakanlığı döneminde Halk Bankası Genel Müdürü idi. 1970'li yıllardan beri 'Demirel'in ekibi'nden olan Taşkıran,  görevden alındıktan hemen sonra ciddi bir teftişten geçirildi. Önce Yahya Demirel'in Kıbrıs'taki Bankasına önemli büyüklükte bir mevduat yatırıldığı ortaya çıktı. Daha sonra Yahya'nın bankası battı. Halk Bankası halen bu paranın peşinde...

O zaman yapılan denetimlerde bir başka ilginç bankacılık işlemi daha dikkat çekti. Denetçi raporlarına göre Halk Bankası döviz kaynaklarını sadece birkaç puan fazla faiz alabilmek için dış finansal piyasalardaki -bir anlamda- uluslararası bahis işlemlerine yatırmıştı. Yani teknik deyimle 'Yabancı para birimleri arasındaki paritelere endeksli bonolar' satın almıştı. Bu işe 2,5 trilyon lira karşılığı döviz bağlanmıştı. Kasıt var mı bilmiyoruz ama gelin görün ki bu paranın 2 trilyon lirası batırılmıştı. 

15 Ekim 2025 Çarşamba

MERHUM ÖMER FARUK ÇOLAK'IN ARDINDAN: "HEDEFİMİZ BÜYÜK BANKALAR DEĞİL, ETKİN ÇALIŞAN BANKALAR YARATMAK OLMALI"

Doç. Dr. Ömer Faruk ÇOLAK:

"Patlayacak Bir Kaç Dinamit Daha Var"

Türkiye, Batı'daki bir çok modern kurum gibi bankacılıkta da yüzlerce yıl sonra tanıştı. 1800'lü yılların ikinci yarısında kurulan Memleket Sandıkları ile atıldığımız bankacılık macerası sürüp gidiyor. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Faruk Çolak ile geçmişten günümüze Türk bankacılığını konuştuk:

Cahit UYANIK 

Ekonom: Türk bankacılık sektörünün bazı sorunları çok eski zamanlardan kaynaklanıyor olabilir mi?

Çolak: Türkiye'de bankacılığın gelişmesi cumhuriyetle beraberdir. 1924'te İş Bankası kuruldu. Bunun kararı 1923 yılındaki İzmir İktisat Kongresinde alınmıştır. Sektör günümüze kadar bir kaç aşamadan geçti. İlki Birinci Dünya Savaşına kadar olan dönem ki tümüyle kamu bankası ağırlıklıdır. İkinci Dünya Savaşından sonra ise 1948'de İstanbul İktisat Kongresi toplanmış. Orada bizim müteşebbisimizin devletçiliğe karşı bir başkaldırışı var. Yeterince sermaye birikimi sağlandığını ve bu nedenle devletin artık ekonomiden çekilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunun hemen arkasından Akbank ve Yapı Kredi Bankası gibi bankaların kurulması geliyor. 1950 ve 1980 arasındaki dönemde ise sektörde düşük negatif faiz dönemini görüyoruz. Bu dönemde de kamunun ciddi desteği var sektöre...

Ekonom: 2000 yılına kadar kamu bankaları hep vardı da, bu zamandan sonra neden sorun gibi görülmeye başladılar?

Çolak: Sorun, her şeyden önce bankacılık sektörünün taşıması gereken kuralların uygulanmamasıdır. Kuralların denetlenmesinden sorumlu olan kuruluşlar bankalara karşı nasıl bir tavır takınıyorlar? 1980 ile 2000 arasında kamu bankaları sayı olarak azaldı. Anadolu Bankası, TÖBANK gibi bankalar diğer bankalar tarafından devralındı. Ama devralan banka bundan olumlu değil olumsuz yönde etkilendi. Bu noktada acaba tasfiye kavramı neden gündeme gelmedi sorusu akla düşüyor. Bunları neden daha iyi durumda olan bir başkasının üstüne yüklüyoruz da yok etmiyoruz. Bu sorun hala devam ediyor. İkincisi giriş-çıkış koşulları piyasayı belirleyen önemli faktörlerden birisidir. Piyasaya giriş serbestse o piyasa daha rekabetçidir, eğer değilse tekel vardır. Bankacılık sektöründe 1990 başında sektöre giriş sanki zorlaştırılıyormuş gibi yapılmış ama 1994'ten sonra ilginç bir şey olmuş: Sektöre giriş dolaylı olarak serbest ama çıkış yasak. Adam batıyor ve sektörden çekilmek istiyor, sen diyorsun ki 'Yok, sen çekilemezsin. Biz seni TMSF'ye alacağız, orada faaliyetlerini yürüteceksin'... Yani iktisat teorisinde girişin serbest, çıkışın yasak olduğu piyasa türünü biz yarattık. Üçüncü sorun ise sektörde bilgi akışkanlığı ve şeffaflığın olmaması.

Ekonom: Şeffaflık ve bilgi akışı konusunu biraz açar mısınız?

Çolak: BDDK'nın kurulduğu 1999'a kadar bankalar kötü çalışırken Hazine bunların hepsinden haberdardı. Bir bankanın kötü çalıştığını bile bile bunu göz ardı ediyorsam, suç ortaklarından birisi benim. Eğer bunlar yapılmasaydı fondaki bankalara 22 milyar dolar aktarmazdık. Bunu yaptık ve elimizde şimdi patlamış bir dinamit var. Ben sanıyorum ki daha patlayacak birkaç dinamit var. Burada birkaç banka daha batacak demiyorum, sektör daha birkaç defa dalgalanacak. Kamu bankalarına milyar dolara yakın bir kağıt verildi. Neden? Çünkü bunların aktiflerinde 'sınıflandırılamayan aktif' denilen bir kalem var. Bunun da yüzde 90-95'i görev zararı. Bunlara karşılık kağıt verilince piyasadaki kağıt stoku birden bire arttı. Esasında bu borç hep vardı ve Hazinenindi. Öyleyse ortada mülkiyet yapısından değil, bu bankaların nasıl kullanıldığından kaynaklanan bir sorun var.

Ekonom: Siz zaman zaman 'batık maliyet' kavramından bahsediyorsunuz. Bu kavramı açar mısınız?

Çolak: Maliyet derken hep TMSF'deki bankalara verilen kağıtları göz önünde tuttuk. Oysa başka maliyetler de var. Bir banka olarak sizi işe aldım, eğittim. Bunun bana 4 bin dolar maliyeti oldu. Eğitim bitti, ertesi gün bana istifa dilekçenizi getirdiniz. Bu benim için batık maliyettir. Bu sektörün 2000 yılında 135 milyar dolarlık bir büyüklüğü vardı. Bugün bu büyüklük 113 milyar dolar düzeyine inmiş. Arada önemli bir fark var. Bir şubeyi açmanın maliyeti yaklaşık 300-400 bin dolardır. Kapatılan 200 şubeyi çarpın 300 bin dolarla, yaklaşık 60 milyon dolar yapar. Bir bankacının eğitimi kişi başına 10-12 bin dolardır. Bankayı kapattınız, ATM'yi ne yapacaksınız? Yüzlerce ATM gitti. Sektörde birleşme yaparken maliyetlerin genel ekonomiye etkisini düşünmek zorundayım. Bu göz ardı ediliyor. Bu şekliyle hesaplandığında sektörde yaşanan maliyetin daha büyük olduğunu görebiliriz.

29 Eylül 2025 Pazartesi

KAPAK HABERİ / TÜRKİYE'NİN İLK 'RİSK SERMAYESİ' UYGULAMASI... VAKIF RSYO'NUN KURULUŞ ÖYKÜSÜ...

İYİ PROJEYE FAİZSİZ KREDİ

1990 başından bu yana 'kuruldu-kurulacak' diye beklenen risk sermayesi şirketleri nihayet hayata geçiyor. Vakıfbank'ın kurduğu 'Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı' girişimcilere bu haftadan itibaren sermaye desteği yani bir anlamda faizsiz kredi vermeye başlayacak.

Cahit UYANIK / Aysel ALP

Türkiye 1992 yaz aylarından itibaren yepyeni ve ciddi bir konuyu tartışmaya başladı: Risk sermayesi... 1991'de kurulan DYP-SHP Hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller'in akademik yaşamda iken üzerine kitap ve makaleler yazdığı risk sermayesine ilgi duyması çok doğal ve kolaydı. Ancak 'siyasetçi  Çiller'in risk sermayesini hayata geçirirken karşılaştığı ilk zorluk, Türk mevzuatında bu konuyla uzaktan veya yakından ilişkili bir düzenleme, kural veya kavram olmamasıydı. Hemen ne yapılabileceği araştırıldı. 

O günlerde Çiller'in ABD'den çağırdığı eski öğrencisi Prof. Dr. Yaman Aşıkoğlu geniş bir finans reformu üzerinde çalışıyordu. Bu finans reformuna risk sermayesi düzenlemesi de dahil edildi. Konu tüm boyutlarıyla incelendi ve Türkiye'ye nasıl uygulanabileceği araştırıldı. Nihayetinde risk sermayesi kavramına 1992 yıl sonunda değiştirilen yeni Sermaye Piyasası Kanununda yer verildi. Böylece ana yetki Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) verilirken, ileride yapılacak uygulamaya yönelik düzenlemelerin yasal zemini de hazırlandı. 

1993-Nisan ayında Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatı ile Çiller'in kader çizgisi de değişti. Haziran ayında görevinden istifa ederek DYP Genel Başkanlığına aday oldu. Kongre mücadelesinden galip çıkan Çiller'in kurduğu yeni kabine güven oyu aldı. Çiller'in güven oyundan sonra yaptığı ilk işlerden biri, yayınlanması çeşitli engellere takılan 'Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı (RSYO) Tebliği'ni yayınlatmak oldu.

3 yıldan sonra, 3 koldan risk sermayesi hareketlenmesi

1993-Temmuz ayındaki tebliğ yayınından günümüze risk sermayesi konusunda adeta yaprak kımıldamıyordu. Önce 5 Nisan Kararları, hemen ardından siyasi istikrarsızlığın baş göstermesi risk sermayesinin uygulama imkanını azaltmıştı. Ancak birkaç aydır risk sermayesi konusunda Türkiye'de ciddi gelişmeler yaşanıyor. Gelecekte genişleyip büyüyecek bir sistemin ilk adımları atılıyor. Risk sermayesi konusunda Türkiye'de üç ayrı koldan çalışmalar sürüyor. 

Bunlardan ilki Vakıflar Bankasının öncülüğünde bir RSYO kurulmasıyla yaşandı. Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı, önümüzdeki haftadan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Risk sermayesi hakkındaki ikinci çalışma ise KOSGEB'in öncülüğünde bazı meslek kuruluşlarının ortaklığıyla bir RSYO kurulmasına yönelik... Üçüncü çalışma ise Sermaye Piyasası Kanunundaki hükümlere değil, vakıflar mevzuatına tabi Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfının (TTGV) çalışmaları... TTGV, 1991 yılında kurulduğunda mevzuatta risk sermayesi düzenlemesi olmadığı için vakıf şeklinde örgütlenmişti. Şimdi bu üç ayrı risk sermayesi çalışmasını inceleyeceğiz.

11 Eylül 2025 Perşembe

ANKARA NOTLARI / BU BÜTÇE NASIL BİR BÜTÇE..?

Cahit UYANIK 

1994 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlandı. Toplam 40 kişiden oluşan bu komisyonun üyeleri genellikle partilerin 'ağır top' olarak nitelenen milletvekillerinden oluşuyor. Gerek iktidar, gerekse muhalefet milletvekilleri 10 dakikayla sınırlı konuşmaları boyunca 200 trilyon liraya yakın açık vereceği resmen ilan edilen bütçeye ilginç yakıştırmalarda bulundu. İşte bunlardan birkaç seçme:

İsmet Attila (Maliye Bakanı): Gerçekçi bütçe. Nami Çağan (SHP-İstanbul): İyimser enflasyon bütçesi. M. Ali Yavuz (DYP- Konya): Acımasızca eleştirilen bütçe. Edip Safter Gaydalı (ANAP-Bitlis): Utanç belgesi bütçe. Selçuk Maruflu (ANAP-İstanbul): Yangın yeri bütçesi. Mustafa Ünaldı (RP-Konya) : Borç, faiz, maaş ödeme planı. Süleyman Hatinoğlu (ANAP-Artvin): İdare-i maslahat bütçesi. 

Gaydalı'nin Çağan'a önerisi...

Yine bütçeden devam edelim... Pazartesi günü Maliye Bakanı Attila'nın 'mülayim' açış konuşmasıyla başlayan görüşmeler izleyen saatlerde hareketlendi. Çünkü iktidar ortağı  SHP'nin İstanbul Milletvekili ve ekonomi profesörü Nami Çağan söz almış,  bütçeyi acımasızca eleştiriyordu. Çağan bütçenin yükünün memur, işçi, esnaf gibi dar gelirliler üzerinde olduğunu belirtiyor; dolar kuru ve enflasyon hedeflerini gerçekçi bulmadığını anlatıyordu. Tüm muhalefet milletvekilleri kulak kesilmiş Çağan'ı iizliyordu. Çağan kendine tanınan süreyi doldurup sözünü bitirdikten sonra ANAP Bitlis Milletvekili Edip Safter Gaydalı'nın gür sesi duyuldu:

"Sayın Çağan yanlış yerde oturuyorsunuz. Sizin yeriniz muhalefet sıraları..!"

Ev kadını kredisinden yalnızca 22 kişi yararlanmış

1994 Bütçe Yasa Tasarısıyla ilgili son durum üç aşağı beş yukarı böyle... Peki 1993 Bütçesi etkin ve amacına uygun kullanılıyor mu? Pek sayılmaz. Teşvik rakamları bütçenin en çok göz atılan kalemlerinden birisidir. 1993 Bütçesinde kadın girişimcileri desteklemek, ev ekonomisini geliştirmek için 500 milyar liralık ödenek ayrılmıştı. Başına binbir türlü bela geldikten sonra nihayet Haziran ayında uygulamaya geçen bu programda gelinen son durum ise pek parlak görünmüyor. 

5 Ağustos 2025 Salı

ANADOLU FİNANS KURUMU GENEL MÜDÜRÜ ÜNAL ASLAN: FAİZSİZ SİSTEM HALKA ANLATILAMADI

Dördüncü İslami banka yerli sermayeyle kuruldu. Arap sermayeli kuruluşlarla rekabete girecek olan Anadolu Finans Kurumu, hizmeti müşterinin ayağına götürmeyi hedefliyor.

Cahit UYANIK 

Kar payı esasına göre çalışacak dördüncü İslami banka olan Anadolu Finans Kurumu fon toplamaya başladı. Kayserili bir grup iş adamının girişimi ve yüzde 100 yerli sermaye ile kurulan Anadolu Finans Kurumu, şimdilik sadece Ankara'da faaliyet gösteriyor. Toplam sermayesi 30 milyar lira olarak belirlenen Anadolu Finans, önümüzdeki günler içinde İstanbul ve Kayseri'de yeni şubeler açarak Arap sermayeli rakipleriyle sıkı bir rekabete girişecek. Anadolu Finans Kurumu Genel Müdürü Ünal Aslan ile özel finans kurumlarının finans sistemi içindeki yeri üzerine konuştuk:

Panorama: Sizden önce faaliyete geçen üç özel finans kurumunun toplayabildikleri fon oldukça az. Böyle bir ortamda özel finans kurumlarına yeni mevduat gelebilir mi?

Aslan: Bu iş ilk başladığında yapılan araştırmalara göre özel finans kurumlarına kayacak mevduatın 6-7 trilyon lira civarında olacağı tahmin ediliyordu. Fakat bu potansiyelin ancak 1,5-2 trilyon lirası özel finans kurumlarına çekilebildi. Yani piyasaya çıkmamış ve ekonomiye kazandırılması gereken daha 5 trilyon lira civarında bir potansiyel olduğu tahmin ediliyor. Bizim amacımız piyasaya çıkmış olan mevduatın bir kısmının kurumumuza çekilmesi değil. Biz henüz ekonomiye kazandırılmamış olan bu kaynağı ortaya çıkartmak istiyoruz.

- Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsunuz?

Aslan: Biz daha önce kurulmuş finans kurumlarıyla aynı kararnameye tabiyiz. Ama çeşitli programlarımız ve projelerimiz var. Öncelikli olarak birebir görüşmek için müşterinin ayağına gideceğiz. Bizim bir diğer özelliğimiz de Anadolu'da kurulmuş olmamız... Genel Müdürlüğümüzün Anadolu'da olması nedeniyle hizmet ağırlığımızı biraz daha buraya vermek niyetindeyiz. Bu şekilde yapacağımız çalışmalarla henüz ekonominin kazanmamış olduğu mevduatı kazanacağız. Önümüzdeki yılda belli bir bütçemiz ve programımız olacak. Bu program gayet tabii ki ortaya çıkmamış kaynağın tamamının 1992 yılında tamamen toparlanması şeklinde olmayacak. Bunu giderek artan bir şekilde yıllara yayarak ekonomiye kazandırmaya çalışacağız.

23 Temmuz 2025 Çarşamba

HALKBANK GENEL MÜDÜRÜ YENAL ANSEN: HALKBANK ÖZELLEŞTİRİLEMEZ; HİSSELERİNİN BİR KISMI MESLEK ÖRGÜTLERİNE VERİLEREK KAMUNUN PAYI AZALTILABİLİR

YENAL ANSEN / HALKBANK'TAN AĞUSTOS MÜJDELERİ

Ansen: '30 Milyar Liraya Kadar Tesis İşletme Kredisi Açıyoruz'

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Halkbank, yeni genel müdürü Yenal Ansen ile Ağustos ayına hızlı ve müjdeli haberlerle girmeye hazırlanıyor. Ortaklık kuran genç girişimcilere 2 milyar liralık kredi, yurt çapında girişimcilik öncesi eğitim, Girişimci Bilgilendirme Merkezlerinin yaygınlaştırılması ilk akla gelenler... Halkbank Genel Müdürü Ansen sorularımızı yanıtladı:

İntermedya Ekonomi: Geçen hafta açacağınızı belirttiğiniz 'Girişimci Bilgilendirme Merkezi' hakkında ayrıntı verir misiniz?

Ansen: Bankamız yıllardır kredi verirken, öncesi ve sonrasında teknik incelemelerde bulunur. Amaç, kredi isteyen firmanın krediyle alacağı makine, teçhizat ya da işletmesinde kullanacağı malzemelerin kendi açısından uygun mudur değil midir, yapacağı işe yararlı olacak mıdır, kullanacağı teknoloji yeni midir, yeni istihdam alanı açacak mıdır, üretiminde bir gelişme olacak mıdır, standartlarında kalitesinde bir artış olacak mıdır? Bunlar incelendikten sonra bir nevi yol gösterme, danışmanlık hizmeti de verilir. Kredi öncesi yaptığımız bu çalışmayı, kredilendirdikten sonra da yaparız. Özellikle sanayi işletmelerine verdiğimiz krediler 'kontrollü hizmet' şeklinde yürür. 

Şimdi bunun bir ilerisine geçiyoruz. Girişimci Bilgilendirme Merkezi Ağustos'ta tamamlanıp hizmete girecek. Şube binası gibi dizayn ediliyor ancak bankacılık yapmayacak, kredi vermeyecek, mevduat kabul etmeyecek. Merkeze telefonu, faksı olan veya bizzat gelen herhangi bir girişimci başvurabilecek. Yalnızca bilgi verip girişimciyi göndermeyeceğiz; uygulamaya da dönük olacak burası... Girişimcinin isteği halinde işyerinde eleman bile bulunduracağız. Böylece işletmede karşılaşılan sorunlar da birlikte çözülecek.

- Bu bilgilendirme merkezlerinin sayısı artacak mı?

Ansen: Evet bankamızın bölge müdürlüklerinde yani İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Malatya ve Samsun'da buna benzer merkezler kuracağız. Bunlar bilgisayarla birbirleriyle bağlantılı çalışacak ve başvuranlar istedikleri bilgiye anında ulaşabilecek. Bir de network oluşturuyoruz. Bu networkte bankamızda daha önce verilen krediler nedeniyle sağlanmış bilgiler olduğu gibi, diğer yerlerden yani DİE, TÜBİTAK, KOSGEB ve meslek kuruluşlarından derlenen bilgiler de toparlanacak. İnsanlarımızın kafasında bir girişim modeli varsa, kredi alsın almasın gençler, ev kadınları veya şu anda bir işi olan esnaf-sanatkarlar; buraya geldiklerinde kendilerine mutlaka bir yanıt verilecektir. Konusunda deneyimli, yetişmiş bir uzmanı mutlaka görecekler. Buralarda tekstil, elektronik, endüstri, kimya, bilgisayar mühendisi gibi teknik kadrolar yanında ekonomistler, istatistikçiler ve bankanın istihbarat müdürlüğünde yetişmiş, uzman birimlerden de destek görecekler. Ayrıca başvuranlar için bir broşür hazırladık. 1990 yılından bugüne ekonomik göstergeler yer alıyor içinde... Bu broşür belli periyotlarda yenilenecek, yaşayan bir broşür olacak. 

21 Haziran 2025 Cumartesi

KAMU BANKALARININ SATIŞI YANLIŞ HESAP MI?

Türk Bankacılığında Etkinlik/

Sektörel etkinliği yüksek olan kamu bankaları için 'Niçin özelleştirme?' sorusu gündemde.

Cahit UYANIK 

Anayol Azınlık Koalisyonunun en iddialı 'yıldırım hedefleri' içinde kamu bankalarının özelleştirilmesi ilk sırayı alıyor. Özelleştirme Yasasında ise kamu bankalarının özelleştirilmesi konusunda '2 yıl içinde geniş bir araştırma ve program yapılması' öngörülüyor. Yasanın tanıdığı mühlet, 1996-Kasım ayında doluyor. 

Peki halen bankacılık sektörünün yüzde 40'ını kontrol eden kamu bankalarının özelleştirilmesi ne kadar doğru? Herkesin kafasındaki bu soruyu bilimsel bir araştırma cevaplamaya çalıştı. Doç. Dr. Ahmet Ertuğrul ve Doç. Dr. Osman Zaim tarafından yapılan bir araştırma 1980-1994 döneminde bankacılık sektörünün gösterdiği gelişimi kantitatif yani sayısal verilere dayanarak analiz ediyor. Araştırmanın gösterdiği en çarpıcı sonuç şu ki, satılması öngörülen kamu bankalarının etkinliği, özel bankalardan hiç de geri kalır gibi değil. 

Kamu bankalarının etkinliği, özel ve yabancı bankalarla karşılaştırıldığında sadece 1993'te geriledi. Bu etkinlik azalışı ise daha çok siyasilerin kararlarını yansıtan ve teknik deyimle 'yanlış kaynak tahsisi' olarak tanımlanan durumla yakından ilintili bulundu. Üstüne üstlük 1994'teki büyük mali krizden kamu, özel ve yabancı bankaların hepsi nasibini aldı. Özel sektör bankalarının da etkinliği azaldı. Bu durumda Anayol'u oluşturan siyasilerin kendi kendilerine 'Kamu bankalarını neden özelleştiriyoruz?' sorusunu bir kez daha sormaları gerekiyor.