Bankacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bankacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

16 Eylül 2026 Çarşamba

DÜĞÜN ÜZERİNDEN KARA PARA NASIL AKLANIYOR?

Cahit UYANIK 

Vanlı Kara Haydar örneğinde olduğu gibi...

Düğün üzerinden kara para nasıl aklanıyor?

Elinizde yasa dışı işten elde ettiğiniz veya yasa dışı işten elde edenlerin 'akla şunu, komisyonunu al' diye size verdiği 250 milyon naktiniz var.

Bu paranın bir şekilde bankaya yatırılıp temizlenmesi gerekiyor.

Göstermelik bir düğün yapıyorsunuz, altın görünümlü tenekeleri alıp geline-damada takı diye takıyorsunuz.

Düğün bitince takıları çöpe atıyorsunuz. Vanlı Kara Haydar gibi küçük bir para karşılığı köydeki bir başkasının ahırına da gömebilirsin; 2-3 düğün sonra kullanırım diye... En baştaki 250 milyonu da götürüp bankaya yatırıyorsunuz. Sorulduğunda ise "Düğün yaptım. Ben aşiret üyesiyim. Herkes ziynet taktı" diyorsun...

4 Eylül 2026 Cuma

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK... GENEL MÜDÜRÜN ODASINDA TELEVİZYON, BİLGİSAYAR YOKKEN; TESTAŞ'I DÜNYA ELEKTRONİK DEVLERİNE SATMAYA KALKIŞTIK

Doğan Mahmutoğlu

TESTAŞ'ın Yeni Genel Müdürü Doğan Mahmutoğlu:

"TESTAŞ, BU HALİYLE ÖZELLEŞTİRİLEMEZ"

Taksilerdeki taksimetre, yolcu otobüslerindeki takografları üreten ve özelleştirme kapsamına alınan TESTAŞ, adeta bir kötü yönetim abidesi... TESTAŞ'ta en gelişmiş mikro işlemci teknolojisi ile 'chip' üretilebilir. Ancak gelin görün ki genel müdürün odasında televizyon, video oynatıcı ve bilgisayar yok! TESTAŞ'ın birinci sınıf mühendis kadrosu var ama 60 milyon dolarlık tesiste deneme üretimi bile yapılamıyor.

Cahit UYANIK 

Türkiye Elektronik Sanayii ve Ticaret A.Ş. (TESTAŞ) 1976 yılında elektronik sanayisinin gelişmesine öncülük etmesi amacıyla kurulmuş bir KİT veya devlet şirketi. TESTAŞ, 1989 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Seçimlerde DYP'den milletvekili adayı olup kaybeden Doğan Mahmutoğlu ise TESTAŞ'ın yeni genel müdürü... Mahmutoğlu ile TESTAŞ'ın özelleştirme öncesi ne durumda olduğunu görüştük:

- TESTAŞ özelleştirme açısından hangi aşamada bulunuyor?

Mahmutoğlu: TESTAŞ'ın 1992 tahmini bütçesi ayda 4-5 milyar lira zarar gösteriyor. Şirket yıllardır çelik bir çember içinde. Biz bu çemberi toplu iğneyle bile olsa kazıya kazıya kıracağız. Ama özelleştirmeye giderken milli servetin çarçur edilmesini de istemem. Hedefimiz TESTAŞ'ı özelleştirmeye hazır hale getirmek. Zaten şirketi bu haliyle özelleştirmeye kalksak, gelip alan olmaz. 

- Neden?

Mahmutoğlu: Türkiye'de her yıl piyasaya giren taksi ve ağır vasıtanın sayısı sınırlı iken TESTAŞ taksimetre ve takografa takılmış kalmış. Aydın'daki Direnç ve Kondansatör  Fabrikasında yıllardan beri teknoloji yenilenmemiş. Teknoloji eski olduğu için fazla bir müşterimiz de yok. 40 liraya malettiğimiz direnci, ithalatçılarla rekabet edebilmek için 35 liraya satmak zorundayız.

- Peki TESTAŞ'ın özelleştirmeye hazır hale gelmesi için neler yapılıyor?

Mahmutoğlu: Yurt içi ve dışındaki firmalarla ortak yatırıma gitmeye çalışıyoruz. Yabancı firmalarla Türkiye'de gerçekleştirmeyi düşündüğümüz üç projemiz var. Amacımız öncelikle para kazanmak... Çünkü personelin maaşını ödemekte zorlanıyoruz. Bir de sürekli yeni proje bulma gayreti içindeyiz. Elektronik sanayisinde iki saat önce bulduğunuz ürün iki saat sonra demode olabiliyor. Geçenlerde bir Japon firması kredi verecekti, projemiz yok! Bunun için şimdi bir 'Araştırma ve Proje Dairesi' kurdum.

30 Ağustos 2026 Pazar

LİRA BOLLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR: MERKEZ BANKASININ OPERASYONLARI KASIM-1992'YE KAYDI


Merkez Bankası /

Ay ortasında 38 trilyon liraya ulaşan emisyon, hedeflenen 32-33 trilyon liraya çekilemedi ama yine de azaltıldı. Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle asıl 'sünger operasyonu' ise gelecek ay yani Kasım-1992'de gerçekleştirilecek. 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası, Ekim-1992 ayı maaş ödemeleri ile birlikte para piyasalarında yaşanan lira bolluğunun önüne geçemiyor. Maaş ödemelerinin hemen ardından gelen hafta sonu tatili, Merkez Bankasının operasyonlarını geciktirici bir rol oynadı. Aynı şekilde bu hafta da Cumhuriyet Bayramı tatili nedeniyle Merkez Bankasının operasyonları sınırlı düzeyde kalabilecek. 

Maaş ödemeleri ile birlikte ilk kez 38 trilyon lira sınırını aşan emisyon, bir türlü normal düzeyi olan 32-33 trilyon liraya çekilemezken, hafta ortasında yapılacak yaklaşık 6 trilyon liralık iç borç itfası piyasalardaki lira bolluğunun sürmesine neden olacak. Merkez Bankasının iç borç itfasını geçen haftalarda yaptığı bono satışı ve kısa vadeli avanslara dayanarak karşılaması bekleniyor.

Para piyasalarının ateşinin düşürülmesi önümüzdeki ayın başına ertelenirken; her ayın 15'inde periyodik olarak artan ve piyasaları adeta şoka sokan maaş ödemelerinin Kasım ayındaki etkisinin ne olacağı ise şimdiden bilinmiyor. Ancak bu konuda yapılabilecek tek isabetli tahmin önümüzdeki ay emisyonun ilk kez 40 trilyon lira sınırını aşacağı olabilir.

28 Ağustos 2026 Cuma

ESNAF VE SANATKÂRLARI UNUTAN HALKBANK, 3 ÖNEMLİ KARARLA YENİDEN GÖZE GİRMEK İSTİYOR

Sezgin Taşkıran

Bürokratik İşlemler Azaltılıyor

HALKBANK'TAN ESNAFA 'KOLAY KREDİ' MÜJDESİ

Bir süredir esnaf ve sanatkârları unutan Halkbank, kendini affettirecek üç olumlu kararla tekrar göze girmek istiyor. Halkbank Genel Müdürü Sezgin Taşkıran'ın verdiği bilgiye göre; Halkbank'la beraber çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin yapısı değiştirilecek ve böylece bu kesim kredi alırken daha az bürokratik işlemle uğraşacak. Esnaf ve sanatkâra verilecek 'Mavi Kart' ile 25 milyon liraya kadar nakit kredi anında kullanılabilecek. Üçüncü olarak ise 1993 yılında esnaf ve sanatkârlar kendi bankasına kavuşacak.

Cahit UYANIK 

Son yıllarda ekonomik olarak güç kaybeden kesimlerin başında esnaf ve sanatkârlar geliyor. Gerek ekonomik durgunluk gerekse yüksek enflasyonun olumsuz etkilediği bu topluluk, işlerini yetersiz sermayelerle yürütmeye çalışıyor. Bunun sonucu ise her ay milyarlarca liralık senedin protesto olması, karşılıksız çıkan çeklerdeki ciddi artış... Esnaf ve sanatkârlar her fırsatta devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. 

Türkiye Halk Bankası ise devletin bu kesime yönelik politikalarını hayata geçirmek için kullandığı en etkili araçlardan birisi. Ancak kuruluş amacı esnaf ve sanatkârları desteklemek olan Halkbank, son yıllarda bu kesime yönelik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle sıkça eleştiriliyordu. Zira bu kesimin banka kredilerinden aldığı pay da sürekli azalıyordu. Yaşanan bu olumsuz tablo sebebiyle esnaf temsilcileri Halkbank'ı satın almaya bile çalıştılar ve o zamanki Genel Müdür Mümtaz Pehlivanlı ile sert tartışmalara girdiler. 

DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin işbaşına gelmesiyle gündem olan yönetici değişikliği ise Sezgin Taşkıran'ın atama kararnamesinin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın önünde yaklaşık 4 ay bekledikten sonra imzalanmasıyla gerçekleşebildi. 

Kredilendirmede daha az bürokrasi ve otonomi

Taşkıran göreve başlayalı 6 ay oluyor ve Trend'e yaptığı açıklamada esnafa üç iyi haber verdi. İlki Halkbank'ta bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak bir kredilendirme modeli değişikliğine gidiliyor olması... Bunun için Halkbank ile içiçe çalışan esnaf kefalet kooperatiflerinin daha da güçlendirilmesi ve onlara kredi kullanımında otonomi sağlanmasına öncelik verilecek. Esnaf ve sanatkârlar yıllardır 5-10 milyon liralık bir krediyi alabilmek için Halkbank ile esnaf kefalet kooperatifleri arasında adeta mekik dokuyor ve bürokrasi ile boğuşuyordu.

Bu kesim artık sadece üye olduğu kefalet kooperatifi ile kredi işlerini halledebilecek. Böylece işlemlerde Halkbank aradan çıkmış olacak ve esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi' şekline dönüşmüş olacak. Halkbank ise kredi olarak kullandıracaği fonları, doğrudan bu kooperatiflerin inisiyatifine bırakacak. Kredinin dağıtımı ve kullanımı neredeyse tümüyle kooperatifler aracılığıyla gerçekleşecek. Esnaf, bankaya sadece kredisini çekmek için gidecek. Kooperatiflerin oluşturduğu birlik, Halkbank'tan aldığı kredilere karşılık bankaya 'toptan' bir kefalet sunacak. Şu sıralar Türkiye çapında örgütlenmiş esnaf kefalet kooperatifleri 'esnaf kredi kooperatifi'ne dönüşmek üzere statülerini değiştirmekle uğraşıyor. 

23 Ağustos 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BÜYÜK DEVALÜASYON BİTTİ, TÜRK EXİMBANK SAHAYA ÇIKTI: SEVK ÖNCESİ İHRACAT KREDİ HACMİ YÜZDE 127 ARTIŞLA 44 TRİLYON LİRAYA YÜKSELTİLECEK

Ersoy Volkan 
Türk Eximbank Genel Müdürü Ersoy Volkan'dan müjde: 

"44 TRİLYON LİRALIK KREDİ İHRACATÇIYI BEKLİYOR"

İhracat artışı sağlamak için kollar sıvandı. Türk Eximbank, ihracatçılara üretim aşamasında kullandırdığı ve geçen yıl 19,4 trilyon liralık hacme ulaşan sevk öncesi ihracat kredilerini kriz yılı 1994'te yüzde 127'lik artışla 44 trilyon liraya yükseltecek.

Cahit UYANIK 

Türkiye, uzun zamandır ihracatını artırmak için uğraşıyor ama bir türlü başaramıyordu. Yılbaşından bu yana döviz kurlarındaki hızlı tırmanışın da desteği ile ihracatta ilk olumlu sinyaller gelmeye başladı. Bundan sonra ise -deyim yerindeyse-  top Türk Eximbank'a geçti. Türk Eximbank'ın çiçeği burnunda Genel Müdürü Ersoy Volkan, Ekonomik Trend'e yaptığı açıklamada bu yıl toplam 44 trilyon lira kredi kullandıracaklarını bildirdi. Sorularımızı cevaplandiran Volkan, ihracat kredilerine uygulanan faiz oranlarında ise yeni bir artışa gitmeyi düşünmediklerini ifade etti: 

Ekonomik Trend: Türk Eximbank, ihracat olgusu ve ihracatın desteklenmesi açısından bakıldığında nereye konumlanmış durumda?

Volkan: Gelişmiş ülkelerde ihracat desteklerinin doğrudan parasal teşviklerden ziyade kredi, ihracat garantisi ve ihracat sigortası mekanizmaları ile 'dolaylı olarak' sağlandığı; üretim sürecinden başlayarak teşvikler uygulandığı görülüyor. Yani ihracatın desteklenmesi 'ön yatırım teşvikleri' ile oluyor. Daha sonra da yine üretim aşamasında; ihraç malları girdilerine sübvansiyonlar verilip ürünün maliyeti azaltılıyor. Son aşamada ise ihracat garantisi ve ihracat sigortası yoluyla ihraç edilecek mala uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazandırılması amaçlanıyor. 

Türk Eximbank kurulduğu günden beri ihracatçılar için çeşitli kredi, garanti ve sigorta programları geliştiriyor. İhracatçılar ve yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlere, gelişmiş ülke ihracat finansman kuruluşlarının yıllardır kullandırdığı enstrümanların aynısından yararlanma imkanı sağlıyoruz. İhracata sağlanan teşviklerde sektörel tercihler ortaya koyuyoruz.  Bu tercihlerin ise dinamik mukayeseli üstünlükler ile rekabetçi potansiyeli olan sektörler lehine yapılmasını sağlıyoruz ki, kaynakları etkin kullanabilelim.

- Yaşanan ekonomik krizle mücadelede Türk Eximbank bu yıl neler yapmayı planlıyor?

Volkan: Türk Eximbank 1994 yılında da Türk ihracatçısı ve taahhüt sektörünü elindeki tüm kaynaklarla desteklemeye devam edecek. Mevcut uygulanan ve ihracatçılarımızı daha üretim aşamasında desteklediğimiz Sevk Öncesi İhracat Kredisi (SÖİK) uygulaması ihracat artışına paralel olarak genişletilecek. Ayrıca KOBİ'ler için ayrı bir kredi uygulaması da başlatıldı. Kredi programlarında -talep edildiği şekilde- döviz seçenekli kullanım ise 'İhracat Döviz Kredisi' ile uygulamaya alındı. Ayrıca; ihracatçımız çeşitli ülkelere 'kabul kredili ihracat' yapıyor. Yani alıcı, bizden ithal ettiği malı ancak sattıktan sonra ihracatçımıza ödeme yapıyor. Bu, ihracatçı için bir finansman ihtiyacı doğuruyor. Bu tip ihracata 'köprü döviz kredisi' şeklinde finansman imkanı yaratmak da istiyoruz ve başvuruları değerlendiriyoruz. Dış müteahhitlik hizmetlerinin desteklenmesi amacıyla da kredi programlarının uygulamaya konulması planlandı ve başvurular alınmaya başlandı. 

Ancak kriz, mali sektördeki etkisini bilinen boyutlarda gösterdi. Bu ortamda Türk Eximbank ihracatçılara kullandırdığı kısa vadeli SÖİK'te herhangi bir aksama olmaması için tüm tedbirleri aldı ve almaya devam ediyor. Yeni ekonomik tedbirlerin uygulamaya girdiği Nisan-1994'ten Mayıs ayı ortasına kadar yani 1,5 ayda 4,6 trilyon liralık kredi kullandirdık. Temin edeceğimiz 4 trilyon lira ek kaynak ile 1994 yıl sonuna kadar en az 44 trilyon lira mertebesinde ihracat kredisi vermeyi planlıyoruz. Mayıs ayından itibaren kısa vadeli döviz kredilerinde de artışlar var. Aracı bankalar üzerinden verilen 1 yıla kadar vadeli döviz kredilerini son 1 ay içinde 30 milyon dolardan fazla kullandırdık. Yıl içinde bu döviz kredilerinin daha artarak 750 milyon dolarlık ihracatı destekleyecek bir boyuta yükseleceğini düşünüyoruz.

- Kullandırdığınız kredilerin faizlerini neden artırdınız? Yeni bir faiz artışı olacak mı?

Volkan: Mali piyasalarda yaşanan gelişmeler ve Merkez Bankasının kısa vadeli reeskont oranını 21 Nisan 1994'ten itibaren yükseltmesine paralel olarak ihracat kredi faiz oranlarını 30 puan artırdık. Türk Eximbank'ın kullandırdığı SÖİK'te kullanım süresine bakılmadan yıllık yüzde 49 olan faiz de yüzde 79'a çıkarıldı. Hedef Pazar İhracat Kredisi faiz oranı da yüzde 39'dan yüzde 69'a yükseltildi. Biz Türk bankacılık sisteminin içine girdiği yüksek faiz döneminde, yüzde 70'ler düzeyinde sübvansiyonlu krediler kullandırarak ihracatçılara hizmet vermeye devam ediyoruz. Halen uyguladığımız faiz oranlarında da herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz.

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

MERKEZ BANKASI, PARA PİYASALARINDAKİ LİRA BOLLUĞUNU SÜNGER GİBİ EMDİ

Merkez Bankası Sonunda İstediğini Yapabildi 

SÜNGER OPERASYONU BAŞARILI OLDU

1992-Ekim ayı sonunda 35 trilyon lira dolayındaki emisyon hacmi 33 trilyon liraya çekildi ve bu tutarın 1-2 trilyon daha geriletileceği tahmin ediliyor. Geçen haftaki iç borçlanma ihalesindeki satış ise minimum düzeyde idi. Bu hafta düzenlenecek olan ve 'repoluk' diye bilinen 3 aylık bono ihalesine güçlü bir talep olacağı beklentisi var. 

Cahit UYANIK 

1992-Ekim ayı enflasyon oranı yüksek çıkarak bütün dikkatleri üzerinde toplarken, para piyasalarında geçen ay ortasından beri yaşanan lira bolluğunun önüne geçildi. Merkez Bankası hafta başında giriştiği ve 'sünger operasyonu' olarak adlandırılan açık piyasa işlemleriyle ay sonunda 35 trilyon lira sınırında bıraktığı emisyon hacmini 33 trilyon lira düzeyine çekmeyi başardı. Merkez'in bu haftaki müdahaleler ile emisyon hacmini 31-32 trilyon lira düzeyine gerileteceği tahmin ediliyor. 

Geçen hafta Merkez Bankası, Hazine adına düzenlediği iç borçlanma ihalesinde faiz oranlarının yükselmesini önlemek için çok az tutarda kağıt sattı. 6 ay vadeli Hazine bonosu ihalesinde bankalar toplam 789 milyar liralık teklif getirirlerken sadece 65,4 milyar liralık kağıt satıldı.

26 Haziran 2026 Cuma

TEŞVİĞE HAK KAZANMIŞ YATIRIMCI, UCUZ KREDİ İÇİN TÜRKİYE KALKINMA BANKASININ (TKB) KAPISINDA ARTIK 1-1,5 YIL BEKLEMEYECEK

Özal Baysal

Girişimcinin işi kolaylaştı/

KALKINMA BANKASINDAN YATIRIMCIYA 'HIZLI' KREDİ

Eskiden DPT'den teşvik sağlamış birinin Türkiye Kalkınma Bankasından krediyi çıkarttırması, 1-1,5 yılı buluyordu. Şimdiki uygulama ile çalışmalar çok kısa sürede tamamlanacak ve kredi dosyası banka yetkilileriyle girişimcinin hazır bulunduğu bir toplantıda görüşülerek karara bağlanacak.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de son yıllarda yatırım yapabilmek büyük bir cesaret işi... Yüksek enflasyon nedeniyle yüzde 100'leri aşan kredi faizleri girişimcilerin önüne dikilen en büyük engel olma özelliğini taşıyor. Böylesi bir ortamda devlet, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek için girişimcileri teşvikler ve ucuz krediler vererek destekliyor. Bu sayede yatırımcılar bir ölçüde de olsa olumsuz ekonomik şartlardan korunabiliyor.

Türkiye Kalkınma Bankası (TKB), devletin teşvik ve ucuz kredi politikasının en önemli uygulayıcı unsurlarından biri. Devlet Planlama Teşkilatından (DPT) teşvik belgesi sağlayan her yatırımcı soluğu TKB'de alıyor. Girişimciler yatırımın ekonomik kalkınmaya faydası olacağını, geri kalmış yörelerde iş alanları açacağını daha önceden belirlenmiş kıstaslara göre ispatlamaya çalışıyor. Amaç, ucuz kredilerden yararlanmak ve yatırımın bir bölümüne devletin katkısını sağlamak. 

TKB günümüzde turizm kredilerinden leasinge, faktoringten borsacılığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor ve bu haliyle mali piyasalarda etkin bir güç. TKB ayrıca kendi bünyesinde ciddi bir iştirak portföyüne de sahip. Bu görünümü ile  Türk yatırımcısı için büyük önem taşıyan TKB'nin Genel Müdürü Özal Baysal ile bankanın önümüzdeki dönemde neler yapacağı, geçmişte eleştiri konusu olan bazı uygulamalarına ilişkin ne gibi önlemler alındığını görüştük. 

TKB Genel Müdürü Baysal'ın verdiği bilgiye göre bankaya gelen yatırımcının başvurusu bundan sonra en kısa sürede cevaplandırılacak ve karara bağlanacak. Bunu sağlamak için ise bankanın proje değerlendirme ve kredilendirme sistemi değiştirildi. Artık bir girişimci DPT'den teşvik belgesi alıp TKB'ye geldiğinde kendisine hemen bir randevu verilecek. Randevu tarihinde dosya hem projenin teşvik mevzuatına uygunluğu hem de bankanın kredilendirme ilkelerine uyup uymadığı açısından 'aynı anda' değerlendirilecek. Bu toplantıda girişimci de bulunacak. 

13 Haziran 2026 Cumartesi

FABRİKA KAPATMAKTAN KREDİ KARTI DAĞITMAYA... SÜMERBANK'TA ÖZELLEŞTİRME ÖNCESİ MAKYAJ ÇALIŞMASI HIZLANDI

Sümerbank Genel Müdürü Söylemezoğlu: 

"ALICI İÇİN CAZİP BİR SÜMERBANK..."

Sümerbank Genel Müdürü Ahmet İrfan Söylemezoğlu, kurumu 'özelleştirmeye hazır' hale getirdiklerini; teknolojiyi daha iyi kullanan, daha çağdaş ve verimli bir Sümerbank yaratmaya çalıştıklarını söyledi.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamındaki Sümerbank, geçtiğimiz haftalar içinde Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankası ile otomatik veznelerin ortak kullanımi için anlaşmaya vardı. Üretim ve pazarlama birimlerinde bilgisayarlaşma hazırlıkları da yürütülüyor. Diğer bir proje ise senet-kefil işlemlerini kaldırıp kredi kartı kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik... Genel Müdür Ahmet İrfan Söylemezoğlu, özelleştirmenin eşiğindeki Sümerbank'ı anlattı:

Ekonomik Panorama: Otomatik vezne kullanımına geçiyorsunuz. Üretim ve pazarlama birimlerinizde bilgisayar sistemlerini devreye alacaksınız. Kredi kartı projeniz de bu çalışmaların bir uzantısı mı?

Söylemezoğlu: Bizim vadeli alışveriş yapan ve 400 bin kişiye yaklaşan bir müşteri kıblemiz var. Dünyanın her yerinde büyük mağaza zinciri işletenler kendi kredi kartlarını kullanıyor. Dedik ki, insana itimat edelim ve senetten, kefilden bir adım öteye geçelim. Müşterilerimize birer kredi kartı verelim. Ağustos ayı başından itibaren kredi kartlarını vermeye başlayacağız. Ayrıca bizimle ilişkisi olmayan mağazalarda da bu kartın kullanılabilmesi imkanları araştırılıyor. Tahmin ediyorum ki 200 bin tane kartı 1 yıl içinde veririz. Türkiye'nin en büyük kredi kartı operasyonuna Sümerbank sahip olacak. Halihazır kredi kartı kapasitesini ikiye katlayacağız.

- Bu anlattığınız yeni girişimler Sümerbank'a 'özelleştirme öncesi makyaj' anlamına mı geliyor?

Söylemezoğlu: Yaptıklarımız Sümerbank'ı cazibeli bir kurum haline getirip özelleştirilmesini de kolaylaştırmak amaçlı. Sümerbank'ı kof, geri kalmış, piyasa şartlarından ve çağdaş teknolojiden uzak bir kurumdan öte; günün şartlarına uygun, tıkır tıkır işleyen, belli bir sistemi olan müessese haline getireceğiz. Bütün hadiselerin kökünde de bu yatar. Zaten özelleştirme planımız bitti. En yakın zamanda siyasiler de bizi dinleyecek. 

18 Mayıs 2026 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜLÜK ETTİĞİ KARADENİZ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATININ (KEİT) YILDIZ PROJESİ 'KARADENİZ TİCARET VE KALKINMA BANKASI'NIN (KTKB) FAALİYETE GEÇİŞ HİKAYESİ

Ersoy Volkan

KARADENİZ BANKASI OCAK-1997'DE START ALIYOR

1980'li yılların sonunda Turgut Özal'ın fikir babalığı ile gündeme gelen ve 1992 yılında resmen kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatının (KEİT), en önemli projesine start veriliyor: Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası (KTKB). 

Merkezi Selanik'te bulunan bankanın başkanı  Türk Eximbank Genel Müdürlüğü görevinden tanıdığımız Ersoy Volkan... Kuruluş şartlarının yerine getirildiğini ve gelecek yılbaşından itibaren faaliyete geçeceklerini belirten Volkan, bankada üye ülkeler arasında politik bir nüfuz mücadelesi yaşanmasını ise beklemiyor. 

Cahit UYANIK 

25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul'da kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİT), önümüzdeki yılbaşından itibaren en önemli projesine start veriyor: Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası (KTKB). Merkezi Selanik'te olan, İngilizcesi ile 'Black Sea Trade and Development Bank'ın (BSTDB) başkanı ise daha önce Türk Eximbank Genel Müdürlüğü görevinden tanıdığımız Ersoy Volkan... 

Türkiye, Yunanistan ve Rusya'nın yüzde 16,5'ar; Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna'nın yüzde 13,5'ar; Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova'nın yüzde 2'şer pay ile ortak olduğu KTKB'nin kayıtlı sermayesi 1,5 milyar dolar, ödenmiş sermayesi 300 milyon dolar olacak. Citibank-Türkiye'nin kuruluşunda da aktif rol üstlenen KTKB Başkanı Volkan ile KEİT'in en dikkat çekici ve yıldız projesi olan bankanın geleceğini konuştuk:

Macro Economy: KTKB veya kısaca Karadeniz Bankası yaklaşık 2 yıldır üye ülkelerin parlamento onaylarını bekliyordu. Bu aşama tamamlandı mı?

Volkan: Banka ana sözleşmesi 1994 yılında üye ülkelerin dışişleri bakanları tarafından imzalanmıştı. Bankanın faaliyete geçmesi için bu imzaların 11 üye ülke parlamentosunun 6'sında onaylanması gerekiyordu. Başlangıçtan bu yana hemen her üye ülkede parlamento seçimleri yapıldı. Ayrıca her ülkenin birbirinden farklı onay süreçleri  var. Bankanın ortaya çıkması o yüzden gecikti. İtiraf edeyim, onay süreci konusunda en aktif ülkeler Yunanistan ve Romanya oldu. Ayrıca Ermenistan, Arnavutluk ve Moldova da bunu bitirdi. Biz ise geçen aylarda Çekiç Güç'ün görüşülmesinden hemen önce Meclis'te onay sürecimizi tamamladık. Böylece 6 ülke ve yüzde 51 hisse oranına ulaşıldı. Diğer ülkeler de bu onayı gerçekleştirdikçe, 60 gün içinde üstlendiği sermayeyi ilgili bankaya yatırarak sürece dahil oluyor.

- Ne zaman faaliyete geçebilirsiniz?

Volkan: Geçen hafta Yunanistan'daydım. Bankanın faaliyete geçirilmesi için bir geçici komite ve sekretaryası kuruldu. Bu komitede her üye ülkenin temsilcisi var. Geçici komite ilk olarak Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonundan 500 bin dolarlık bir kaynak buldu.  Bu para bankanın iş ve kredi planlarının çıkarılması için kullanılacak. Şimdi bir İngiliz-Yunan danışmanlık firması bu planları hazırladı. Toplam 4 geçici komite toplantısında bu planları tartıştık. 3 etaplı olarak hazırlanan planların 2 etabını bitirdik. Son etapta stratejik planlama ve örgütlenme var. Bu da yıl başına kadar tamamlanacak. Başlangıcımız büyük ihtimalle Ocak-1997 olacak. 

12 Nisan 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BANKALAR ARTIK YILDA DÖRT KEZ BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Bankacılık / 

BANKALAR YILDA DÖRT BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Geçen yılki mali ve ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörüne yeni düzenlemeler geliyor.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü son 15 yılda önemli ve hızlı bir gelişme trendi içine girdi. Elbette yaşanan her hızlı süreçte olduğu gibi bir takım zayiatlar da verdi. Geçen yılın başında faaliyetleri durdurulan üç bankanın başına gelenler buna en güzel örnek. Ancak yaşanan her büyük sorun, sadece hızlı gelişme süreciyle açıklanabilir mi? Aynı sorunları yaşamamak içın neler yapılmalı? Bu sorular hem kamu otoritelerinin hem de son krizde canı yanan bankaların aklını meşgul ediyor. Üstelik bu manzara, sektörün önünde Gümrük Birliği gibi çok önemli bir dönemeç varken yaşanıyor.

Bilançolar 'şeffaf ve anlaşılır' olacak; enflasyon muhasebesi uygulanmayacak

İntermedya Ekonomi olarak yaptığımız araştırmalar reform çalışmaları kapsamında bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde 'daha şeffaf ve kolay anlaşılır' bilanço hazırlama yükümlülüğünün yanı sıra denetim konusunda da yeni uygulamalarla karşılaşacağinı gösteriyor. Bu çalışmalarda amaç, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de banka aktiflerinin, banka pasiflerindeki mevduatları ve borçları ödeyemez duruma düşmesini önlemek olarak öne çıkıyor. 

Ancak girilen bu yeni dönemde bankalardan 'Uluslararası Muhasebe Standartları 29 Sayılı Yönerge'ye (UMS-29)  uygun bilanço yapması istenmeyecek. Bu yönerge, son 3 yıllık kümülatif enflasyonu yüzde 100'ün üzerinde seyreden ülkelerde tüm bilanço kalemlerinin deflate edilmesi yani enflasyondan arındırılmasını öngörüyor. Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı Türkiye'de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi düşüşler göstereceği beklentisi içinde bulunuyor ve UMS-29'un uygulanmasına karşı çıkıyor. Bu iki kurum ayrıca UMS-29'un sadece banka bilançolarına değil, tüm işletme bilançolarına uygulanması durumunda anlamlı olacağını savunuyorlar. Bu nedenle uygulandığı taktirde bilançolarda kardan zarara dönülebileceği için sektördeki birçok bankanın korkulu rüyası olan UMS-29 tehlikesi aslında mevcut değil.

6 Nisan 2026 Pazartesi

1994 EKONOMİK KRİZİNE DOĞRU... 7 KAMU BANKASINDAKİ BATIK KREDİ, 64 ÖZEL BANKANIN ÜÇ KATI

Bankacılık / 

BANKALARIN KAMBURU 

Türkiye Bankalar Birliği 1993 Yılı 'Bankalarımız' raporuna göre 5,2 trilyon liralık batık kredinin 3,9 trilyonluk bölümü kamu bankalarında toplanıyor. 7 kamu bankasındaki tahsili gecikmiş alacak, 64 özel sektör bankasındaki batık kredinin 3 katı. Özel bankalar ise 'sıcak para' ticaretinin etkisiyle kamu bankalarının 9 katı kadar yani 116 trilyon lira yurt dışından kredi aldı.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü, 1980'lerin başında girdiği gelişme trendini 'yalpalayarak da olsa' sürdürüyor. Ancak bu arada bazı bankalar 'kazaya kurban' gidebiliyor. TYT Bank, Impexbank ve Marbank'ın tasfiye sürecine girmeleri bu durumun son örneği oldu. 

Yaşanan ekonomik krizin sektörde kalan diğer bankaların bilançolarına nasıl yansıyacağı ise önümüzdeki dönemde belli olacak. İhtimaldir ki, kamuoyunda 'batık kredi' diye bilinen 'tahsili gecikmiş alacaklar' tutarı büyüdükçe büyüyecek. Bu yıl mevduata verilen yüzde 100 devlet güvencesinin ise  bankaların elindeki kaynak tutarını oldukça artıracağı düşünülüyor. Bir yanda para satmakta zorlanan bankalar diğer yanda artışa geçen mevduatlar ile ekonomik kriz sebebiyle yükselme eğilimindeki geri dönmeyen krediler gelecek dönemde banka bilançolarını dikkatle izlenmesi gereken bir göstergeye dönüştürecek. 

TBB raporunda ekonomik kriz izleri

Geçtiğimiz yılı yani 1993'ü değerlendiren Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) 'Bankalarımız' raporu dikkatle incelendiğinde ise bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik krizi hazırlayan nedenlerin ipuçlarını bulmak mümkün. Buna göre özellikle kamu bankalarındaki batık kredilerin sektörün genelini, kamu maliyesini ve ülke ekonomisini zorlayacak tutarlara ulaştığı; öbür yandan özel bankalarda, -sıcak para olarak bilinen ve kur atağına sebep olmakla eleştirilen- 'yabancı bankalardan alınan kredi' tutarının bir önceki yıla göre hayli arttığı görülebiliyor. 

'Bankacılık sisteminin yumuşak karnı' olan batık krediler, her dönemde banka bilançolarının en ilgi çekici kalemi... TBB'nin raporuna göre 1993 yılında bankaların batık kredi miktarının 5,2 trilyon liraya ulaştığı belirtiliyor. Ancak bu rakamın ayrıntılarına inildiğinde, batık kredi sorunu en fazla kamu bankalarının başını ağrıtıyor. Geçen yıl sektörde 3'ü yatırım olmak üzere 9 kamu bankası faaliyet gösterdi. Bunların içinden atıl durumdaki Sümerbank çıkarılırsa sayı 8'e düşüyor. Türk Eximbank'in ise herhangi bir tahsili gecikmiş alacağı bulunmuyor çünkü ihracat kredilerini doğrudan değil bankalar aracılığıyla kullandırıyor.

TKB'de dev gibi batık kredi... 

Geriye kalan 7 kamu bankasının batık kredileri toplamı 3 trilyon 898 milyar lirayı aşıyor. Bunların içinde Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) 1 trilyon 400 milyar liralık tahsili gecikmiş alacakla ilk sırayı alırken, onu 1 trilyon 46 milyar lira ile Halk Bankası takip ediyor. En dikkat çekici gelişmelerden biri de Etibank'ta yaşanıyor, Diğer kamu bankalarının tahsili gecikmiş alacakları tutarının toplam kredilerine oranı yüzde 5 civarında dolaşıyor. Ancak Etibank'ta bu oran yüzde 25'e kadar tırmanıyor. Her fırsatta özelleştirileceği söylenen Etibank'a, bu haliyle bir müşteri çıkması pek mümkün görünmüyor. 

29 Mart 2026 Pazar

1992 TARİHLİ YENİ VERGİ PAKETİ... BANKALARA 'ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ' GELDİ; ASGARİ ÜCRETİ VERGİ DIŞI BIRAKMANIN YOLU AÇILDI

Yeni Vergi Paketi Ne Getiriyor?

DAHA ADALETLİ VE TEŞVİK EDİCİ

Vergi paketi sonunda yasalaştı. Yasa; vergi gelirlerini artırıcı, vergi adaletini sağlayıcı ve ekonomik canlanmayı teşvik edici düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Bu çerçevede bankalara 'asgari kurumlar vergisi' gelirken; asgari ücretin vergi dışı bırakılmasının da yolu açıldı.

Cahit UYANIK 

Maliye ve Gümrük Bakanı Sümer Oral tarafından hazırlanan ve uzun zamandır Meclis'te bekleyen vergi paketi sonunda yasalaştı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın imzasının ardından yürürlüğe girecek yasa, genel olarak vergi gelirlerini artırıcı, vergi adaletini sağlayıcı ve ekonomik canlanmayı teşvik edici önemli düzenlemeleri beraberinde getiriyor. 

Banka karlarına 'asgari kurumlar vergisi' geldi 

Yaklaşık 30 yıldır vergi sorunları ile haşır neşir olan Bakan Sümer Oral, enflasyonla mücadele için vergi gelirlerinin artırılması gerektiğini her fırsatta savunuyordu. Bu amaçla yapılan düzenlemelerden ilki 'Asgari Kurumlar Vergisi' olarak adlandırıldı. Buna göre kurumlar vergisi mükellefi şirketlerin, -her nevi muafiyet ve istisnaya rağmen- ödeyecekleri vergi, yüzde 46'lık kurumlar vergisi oranının yarısı olarak belirleniyor. Böylece asgari kurumlar vergisi oranı yüzde 23 oluyor. Maliye bu düzenlemeyle trilyonları aşan karlar sağlamalarına karşın, istisna ve muafiyetler sebebiyle çok düşük tutarlarda vergi ödeyen bankaları hedefliyor. 

Gayrimenkul satışından sağlanan kazançlara yeni düzenleme 

Vergi gelirlerinin arttırılması ile ilgili ikinci düzenleme ise gayrimenkul alım satımlarındaki vergi kaçaklarını önlemek ve kentsel rantları vergilendirmeye yönelik... Buna göre tapu kadastro işlemlerinden alınan harçlar enflasyona endeksleniyor. Örneğin bir gayrimenkulün devir bedeli, daha önce beyan edilen emlak vergisi değerinin her yıl toptan eşya fiyat endeksi kadar arttırılması yoluyla belirlenecek. Bu sayede tapu harçlarından sağlanan gelirin enflasyon karşısındaki aşınması önlenecek. Ayrıca gayrimenkullerin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesi için geçerli olan 1 yillık süre 4 yıla uzatılıyor. Böylece bu tip işlemlerin geriye dönük olarak araştırılma ve vergilendirilmesinde yaşanan zaman sıkışıklığı giderilirken, vergilendirme kapsamına daha fazla gayrimenkul alım satım işlemi dahil edilmiş oluyor.

23 Mart 2026 Pazartesi

ALICILAR BİLİNÇLİ DAVRANMAYA BAŞLAYINCA ANKARA'DA EMLAK PİYASASI DURGUNLUĞA GİRDİ


Salim Taşçı (1945-2024)
Emlak / 

ANKARA'DA EMLAK PİYASASI DURGUN

Talep yüksekliğine rağmen alıcıların karar verirken 'bilinçli' davranmaları başkent konut piyasasında durgunluğa neden oldu. 

Cahit UYANIK 

Başkent Ankara, genel olarak 'memur kenti' olarak bilinir. İnsanların tayinler sebebiyle 1970'li yıllara kadar 'Gelip geçici bir mekan' olarak gördüğü Ankara emlak piyasasında 'yap-satçılıķ' da altın devrini yaşadı. Bu sebeple diğer üretim ve hizmet sektörlerinde gösterdiği ekonomik gelişmenin ardından ancak Ankara'da Batıkent gibi daha derli-toplu ve planlı yerleşim bölgeleri oluşabildi. Öte yandan yüksek enflasyonla tanıştığımız 70'li yılların ikinci yarısından başlayarak gayrimenkul, riski en düşük ve birikimlerin en iyi değerlendirildiği bir yatırım aracı haline dönüştü. Bu gelişmeler, tüm büyük şehirleri olduğu gibi Ankara'yı da etkiledi ve talebin yoğunlaşmasıyla birlikte ev fiyatları da yükselişe geçti.

Ancak şu günlerde Ankara'da emlak sektörü ilginç bir sebepten dolayı oldukça durgun... Bu sebebe birazdan geleceğiz ama Ankara'da kullanma yaşı 10-15 arasındaki 100 metrekarelik bir dairenin fiyatı, 6 ay öncesine göre önemli artış göstermedi. Başkentin en lüks semtlerinden Çankaya'da Ankara manzaralı bir daireyi 1 milyar 600 milyon liradan satın almak mümkün. Elçilik binaları ve büyükelçilik rezidanslarının yoğun olarak toplandığı, Çankaya'nın bitişiğindeki Gazi Osman Paşa'da (GOP) ise fiyatlar 1 milyar 750 milyon lira düzeyinde... Bu iki bölgede aynı nitelikteki bir daire 6 ay önce yani 1993-Haziran ayında 1 milyar 500 milyon liradan satılıyordu. Yani bu iki yüksek talep gören bölgede bile fiyatlar çok az oranda yükseldi. Ankara'da orta gelir gruplarının toplandığı Dikmen, Aydınlıkevler, Abidinpaşa, Gazi, Demetevler gibi semtlerdeki dairelerde de benzeri bir durgunluk yaşanıyor. 

Peki Ankara'da neden böyle bir ortam var? Ankara Emlak Komisyoncuları Derneği Başkanı Salim Taşçı, ev satın almak isteyen kişilerin artık bilinçlendiğıni belirtiyor. Alıcıların sadece evi gezip görmekle yetinmediğini, yaşından yapım tekniğine, ulaşım olanaklarından ısınma sistemine kadar geniş bir yelpazede sorular yönelttiğini anlatıyor. Taşçı'nın değerlendirmesine göre alıcılar son kararlarını da geniş bir pazar araştırması yapmadan vermiyor.

16 Mart 2026 Pazartesi

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASALARINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ŞİRKETLERİN LİSTESİ

Sermaye Piyasası / Suç Duyuruları

ŞİRKETLERİN GÜNAH DUYURULARI

Hızla gelişen sermaye piyasasında 'suç' olgusu da ağırlığını hissettirmeye başladı. Savcılıklara toplam 29 adet suç duyurusunda bulunuldu. Borsada işlem pazarı açık olan şirketler, aracı kurumlar ve halka açık şirketlerden hangileri hakkında, ne tür iddialarla suç duyurusunda bulunularak dava açıldı?

Cahit UYANIK 

Geçtiğimiz ay sermaye piyasaları ve borsa iki önemli olayla çalkalandı. Peşpeşe iki borsa şirketi; Ege Seramik ve Facto Finans'ın Sermaye Piyasası Yasasına (SPY) aykırı davrandıkları belirlendi. Bu iki şirket Özel Haller Tebliği hükümlerine uymayarak büyük hacimdeki hisse senetlerinin el değiştirme işlemini borsaya bildirmemişti. Olayın ortaya çıkmasından sonra hızla üzerine gidildi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) söz konusu şirketleri incelemeye aldı. Kurul, kendisine verilen rapor doğrultusunda bu iki şirket yatırımcılarının aldatıldığı sonucuna vardı. Ege Seramik ve Facto Finans hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. 

Bu gelişmelerin hemen ardından bazı basın yayın organlarında 'SPK'nın ilk kez savcılığa suç duyurusunda bulunduğu' yolunda yorumlara rastlandı. Ancak Ekonomik TREND'in edindiği bilgilere göre gerçek hiç de öyle değildi. Ege Seramik ve Facto Finans savcılığa verilen ilk değil, son iki şirketti... Yaptığımız araştırmalar bu olaydan önce savcılıklara 29 ayrı suç duyurusunda bulunulduğunu gösterdi. 

Suç duyurularına konu olan fiiller; insider trading'ten (içeriden öğrenenlerin ticareti) resmi evrakta sahteciliğe, emniyeti suistimalden örtülü kazanç aktarımına kadar geniş bir yelpazede bulunuyor. Suç duyurusunda bulunulan şirketler genel olarak 4 ana grupta toplanıyor. Bunlar; 1) Aracı kurumlar, 2) Borsa işlem pazarındaki şirketler, 3) SPY uyarınca ortak sayısı 100'den fazla olan halka açık şirketler, 4) İzinsiz aracılık faaliyetinde bulunan şirketler. Yani sermaye piyasaları kapsamına giren tüm ana kuruluş veya unsurlar bir şekilde savcılık soruşturması ile tanışmış durumda... 

Suç duyurusu nasıl yapılıyor?

Peki sermaye piyasaları denilince herkes suç duyurusunda bulunabilir mi? Hayır, suç duyurusunu yapan kuruluş SPK... Kurul, kendisine gelen ihbar, şikayet veya rutin incelemeleri sırasında önemli gördüğü hatalı işlemleri SPY'nın 49. Maddesine dayanarak fiilin gerçekleştiği yerin cumhuriyet savcılığına yazılı olarak bildiriyor. Suç duyurusu sonrasında savcılık kamu davası açarsa SPK müdahil sıfatıyla mahkemeye katılabiliyor. SPY'de bu durumun tam tersi bir mekanizma da mevcut. Buna göre savcılık kendisine ulaşan bir ihbar veya şikayeti SPK'ya ileterek inceleme yapmasını da isteyebiliyor. Ancak böyle bir durumla henüz karşılaşılmış değil. Savcılık suç duyurusu sonrasında kovuşturmaya gerek olmadığına karar verirse SPK'nın itiraz hakkı da var. 

12 Mart 2026 Perşembe

ABD'DEKİ HALKBANK DAVASI İÇİN VERİLEN 90 GÜNLÜK SÜRE (DURAKLAMA KARARI) NE ANLAMA GELİYOR?

(New York Times)

İran için milyarlarca doları aklamakla suçlanan Türk bankası Halkbank davasında 90 günlük duraklama kararı

🔹 Manhattan Federal Mahkemesi Yargıcı Richard M. Berman, Türkiye devletine ait Halkbank hakkındaki ceza davasında 90 günlük duraklama kararı verdi.

🔹 ABD hükümeti ve Halkbank davanın geçici olarak durdurulmasını birlikte talep etti.

🔹 Halkbank’ın bağımsız bir incelemeden geçerek ABD yaptırımlarını ve kara para aklama karşıtı yasaları ihlal etmediğini göstermesi gerekiyor.

🔹 Bankanın ayrıca gelecekte benzer ihlallerin önlenmesi için iç kontrol mekanizmaları kurduğunu kanıtlaması gerekiyor.

🔹 Bağımsız incelemenin tamamlanmasının ardından ABD hükümeti 2019 yılında açılan iddianamenin düşürülmesini mahkemeden talep edecek.

28 Şubat 2026 Cumartesi

KAPAK HABERİ / MERKEZ BANKASI BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "KURDUĞUMUZ ENFLASYONLA MÜCADELE BİRİMİ, BİR 'FİYAT KONTROL KURULU' OLMAYACAK"

BAŞKAN'IN YENİ ÖRGÜTÜ: ANTİ-ENFLASYON MÜCADELE BİRİMİ

MB BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "ANTİ ENFLASYON BİRİMİ KURDUK"

Yaklaşık 15 ay önce Merkez Bankası (MB) Başkanlığı görevine atanan Yaman Törüner'in ajandasında bugünlerde 3 onemli başlık var. Törüner bir yandan ilan ettikleri Para Programındaki 3'lü hedefi tutturmaya çalışırken, öbür yandan da kurduğu 'Enflasyonla Mücadele Birimi'nin nasıl faaliyet göstereceği ve liradan 3 sıfır atma hazırlıkları ile uğraşıyor. Enflasyonla Mücadele Biriminin 'Fiyat Kontrol Kurulu' olmadığının altını özenle çizen Törüner, bu yapılanmanın enflasyon karşıtı bir lobi oluşturmayı hedeflediğini anlatıyor. İlan ettikleri parasal hedeflere ulaştıklarını belirten Törüner,  yılbaşından bu yana yüzde 10'a yakın değer kazanan TL'nin ise enflasyonla mücadeleye katkı sağladığını vurguluyor. 

Cahit UYANIK 

Kamuoyu, Yaman Törüner ismiyle 1985'ten sonra tanıştı. O dönemde Merkez Bankası (MB) Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürü olan Törüner, banka bünyesindeki birçok piyasayı kurdu. Törüner, 1990 yılında İMKB Başkanlığına atandı ve İstanbul'a gitti. Törüner'e 1994 yılında Ankara'ya MB Başkanı olarak dönmek nasip olduğunda ekonomi tam bir kriz batağında idi. Döviz kuru, serseri bir mayın gibi ekonomide dokunduğu her büyüklüğü altüst etmiş ve MB'nin rezervlerini eritmişti. Yani Törüner, pek de rahat bir koltuğa oturmamıştı. Ancak 5 Nisan Kararları ile birlikte dövizin ateşi düştü ve kontrol altına alındı. Bu gelişmede Törüner'in izlediği sıkı para politikası da önemli rol oynadı. Macro Economy olarak MB Başkanı Törüner ile paradan sıfır atma operasyonunun tartışıldığı bir toplantıdan hemen sonra görüştük. Törüner az konuşan her merkez bankası başkanı gibi kamuoyuna ciddi ve önemli mesajlar verdi:

Macro Economy: Açıkladığınız Para Programı hedeflerine ulaşabildiniz mi?

Yaman Törüner: Para Programı, aşağı yukarı bizim IMF'ye verdiğimiz parasal büyüklük hedefleriyle paralellik arz ediyor. Bu parasal büyüklük hedefleri içinde belli başlı iki hedef ve bir tane kur hedefi var. Birincisi net iç varlıklar hedefi... Net iç varlıklar TL'nin genişlemesinin ne kadar olacağını gösteren, içine döviz karşılığı TL büyüklüklerini de alan bir hedeftir. Bunu üçer aylık alt hedefler biçiminde kamuoyuna açıkladık. MB şimdiye kadar TL parasal büyüklükleri açısından ilan ettiği tüm hedeflerini tutturdu. Bu hedefler, her zaman gerçekleşen enflasyonun altındaydı. Gerek 1994 yılında gerekse bu güne kadar MB'nin parasal genişlemesi, enflasyonun altında kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde ekonomik büyümede ciddi bir yavaşlama oldu. Hatta negatif bir büyüme ile karşılaştık. Bütün bu olgular MB'nin 1994 yılında çok sıkı bir para politikası güttüğünü, 1995 yılında da bu politikaya devam ettiğini gösteriyor. Net iç varlıklar itibarıyla örneğin bu Mart sonunda bizim parasal büyüklüğümüz, Aralık ayı sonundan daha küçüktür. Bu hedeflerimizi zaman zaman revize ederek devam ettiririz. Fakat günlük olarak izleriz. 

İkinci hedefimiz döviz rezervlerinin büyüklüğü ile ilgilidir. Döviz rezervlerimizdeki büyüme, öngörülen hedefi 3,5 milyar dolar aşmış bulunmaktadır. Bu da krizden çıkan bir Türkiye için, kriz sırasında hiç dış borç alamamış fakat buna karşılık dış borçlarını geri ödemiş olan bir ülke için son derece önemli bir başarıdır. Hemen hemen dünyada dış yardım gelmeden ve serbest piyasa koşulları içinde krizle mücadele etmiş fakat buna rağmen döviz rezervini üç katından fazla büyütmüş tek ülke biziz. Şu andaki döviz rezervlerimiz hemen hemen 4-6 aylık ithalatımızı karşılar vaziyettedir. 

MB döviz kurları ile ilgili hedefini ise 1994 yılında tutturmuştu. Hatta biz hedefi açıkladığımız zaman kamuoyunda da buna ulaşılamayacağı yönünde genel bir kanaat vardı. Bu yıl da aşağı yukarı takip ettiğimiz bir hedef var. Bu hedefler de zaman zaman revize edilebilir. Fakat şimdiye kadar geldiğimiz dönemde MB, ilan ettiği hedeflerin altında kaldı ve tutturdu. Bundan sonra da bu şekilde devam edeceğini umuyoruz.

23 Şubat 2026 Pazartesi

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIMIZA 'SPECIAL 301' VERGİ TEHDİDİ..!

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIN KADERİ BUGÜNLERDE BELLİ OLUYOR 

Cahit UYANIK 

Türk-Amerikan ilişkilerinde hayli sıcak bir hava esiyor. Ancak siz bu satırları okuduğunuz anlarda buz gibi bir havaya dönüşebilir. Çünkü Amerikan yönetimi, patent ve fikri mülkiyet haklarına saygı gösterilmemesi nedeniyle Türkiye'den yaptığı ithalata ek vergiler koyabilir. Yani ABD'ye yapılan yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat sekteye uğrayabilir. Peki neden? 

Bu sorun hayli uzun bir geçmişe dayanıyor. Türk firmaları ABD'den ithal ettiği ses ve video kasetlerini hiçbir izin almadan çoğaltıyor. Türk ilaç firmaları da ABD'de uzun yıllar süren araştırmalar ve milyonlarca dolar harcandıktan sonra piyasaya sürülen yepyeni bir ilacın jeneriğini yani taklitini kolayca üretebiliyor. Her iki halde de fikri mülkiyet sahibi ABD'li firmalara 'One cent' bile ödemiyorlar. Amerikan firmalarının bu işleyişten yıllık kaybının 250 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

İşte ABD Ticaret Kurumu (USTR) firmaların şikayetleri doğrultusunda yaklaşık 2 yıl önce bu ihlallerin önlenmesi için Türk hükümetine bir dava açmıştı. Davada müeyyide olarak, Türkiye'nin ABD'ye düşük gümrük oranları ile mal satabildiği GSP sisteminden çıkartılması isteniyordu. Türkiye bu konuda uzmanlaşmış ciddi avukatlık firmalarından biriyle anlaşarak kendini savundu. Savunmanın özü Türkiye'nin fikri mülkiyet ve patent yasalarını yakın bir gelecekte çıkaracağı temel düşüncesi üzerine oturtulmuştu.  Kanıt olarak ise bu konulardaki yasa tasarılarının Meclis gündeminde bulunması gösterildi. Savunma, mahkemede etkili oldu. Türkiye'ye geçiş için ek bir süre tanındı. İşte süre bu Nisan ayı sonu itibarıyla doldu.

Amerikan yönetiminin bu meseleye ne kadar duyarlı olduğunu anlamak için Türkiye'ye yeni atanan Büyükelçi Marc Grossman'ın yaptığı bir konuşmaya bakmak yeterli. Grossman, iki ülke ilişkilerinde 3 noktaya dikkat çekmişti: Kıbrıs Sorunu, insan hakları uygulamalarının yetersizliği ile patent ve fikri mülkiyet ihlalleri... Amerikan yönetimi ile geçen Mart ayında yapılan 2. Dönem Ortak Ekonomik Komite toplantılarında da konu gündemdeydi. Heyete başkanlık eden Başbakanlık Koordinasyon Başmüşaviri Emre Gönensay'a Türkiye'nin söz konusu fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle 'Special 301' denilen yasa kapsamına alındığı bildirildi. Bu yasa ABD Hükümetine ithalatta ek vergiler koyabilme yetkisi veriyor. ABD'nin kararının bu ay (Mayıs) ortasına kadar açıklanması bekleniyor. Türkiye ise bu konuda hayli iyimser ve verilen mühletin 1995 yılı sonuna kadar uzatılacağına inanıyor. Gerekçe ise GATT ve Gümrük Birliği kararlarının Türkiye tarafından imzalanmış olması... Bu kararlar ile Türkiye, zaten ABD taleplerinin benzeri yükümlülüklerin altına imza atmıştı.  

Ancak bunlara rağmen herşey bitmiş gibi görünmüyor. Çünkü ABD patent ve fikri mülkiyet yasalarına sahip olmasına karşın, yasanın uygulamasında gevşek davranan Çin'e 1994 yıli sonlarında adeta kan kusturmuştu. Sonunda Çin, ABD'ye yaptığı ihracatı 'Tamam, yasaları etkin bir şekilde uygulayacağız' sözünü vererek sürdürebilmişti. Çin deneyiminin Türkiye'ye ders olması dileği ile...

'PRESIDENT' ERSOY VOLKAN ORTALIĞI KARIŞTIRDI...

İhracatçıyı destekleyen Türk Eximbank ekonominin geçtiği şu kritik günlerde en önemli kurumların başında geliyor. Eximbank'ın kaptan koltuğunda ise genç bir bankacı olan Ersoy Volkan oturuyor. Volkan Citibank kökenli bir bankacı. Citibank'ın Türkiye'deki şubelerinde uzun yıllar çeşitli görevler üstlenen Volkan, daha sonra aynı bankanın New York'taki merkezinde de çalıştı. Volkan, Türk Eximbank'in başına New York'tan ayrılarak geldi ki iş açısından her yönüyle Amerikan kültürüne sahip bir genel müdür...

17 Şubat 2026 Salı

KAPAK HABERİ / GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANINI AÇIKLIYORUZ... YENİ TEŞVIKLER GELİYOR


Devlet KOBİ'leri Rekabet Fırtınasından Koruyacak / 

GÜMRÜK BİRLİĞİ SONRASI KÜÇÜK İŞLETMELERİ KURTARMA PLANI

Cahit UYANIK 

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri 1 Ocak 1996'da uygulamaya giren Gümrük Birliği ile iyice ısındı. Önümüzdeki birkaç yıl Gümrük Birliğinin uygulanabilirlik şansı ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği açısından kritik önemde sayılıyor. Gümrük Birliğinin şansı biraz da KOBİ'lerin rekabet koşullarına nasıl ayak uyduracakları ile yakından ilgili... Bu durumun farkında olan ekonomi yönetimi KOBİ'lere özel bir önem veriyor. Devlet, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını belirleyecek 1996-2000 yıllarını kapsayan dönemde KOBİ'lere yönelik destek programları oluşturmak ve ülke genelinde bir eylem planı uygulamak gerektiğini daha önce kabul etmişti. Bu durum devleti bugünlerde bir 'KOBİ Eylem Planı' hazırlamaya kadar götürdü. İşte İntermedya Ekonomi bu planın ana hatlarını ele geçirdi. Plan, KOBİ'leri AB ile rekabete hazırlamak için birçok yeni enstrüman oluşturulması ve teşvik sağlanmasını öngörüyor.

Amaç, AB ve DTÖ rekabet ortamına hazırlanmak

Plan; KOBİ'lerin finansman, yeniden yapılanma, üretim ve yönetim teknolojilerinin yenilenmesi, modernizasyon, bölgesel gelişme, yönetim geliştirme, yeni rekabet düzenine uyum, girişimciliğin desteklenmesi, nitelikli işgücü temini, yönetici ve eğitimcilerin eğitimi, işbirliği ve ihracatın geliştirilmesi, bürokrasi ve mevzuat gibi sorunlarına acil ve köklü çözüm sağlanması için önerileri getiriyor.

Kesin çizgileri 13 Aralık'ta Avrupa Parlamentosunun Gümrük Birliğine verdiği onay kararıyla belirlenen bu Plan, Avrupa ile ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda tam bir uyum sağlanmasına da yardımcı olacak. KOBİ Eylem Planı aynı zamanda 2005 yılında Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) gözetiminde başlayacak olan uluslararası serbest ticaret oluşumuna da bir hazırlık niteliği taşıyacak. 'Dünya Serbest Ticaret Pazarı' konusundaki karar, Uruguay Roundunda alınmış ve Türkiye de bu anlaşmaya imza koymuştu. 

KOBİ Eylem Planı konusundaki çalışmalar ilk kez Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) AB Genel Müdürlüğü bünyesinde başlatılmıştı. Daha sonra bu çalışmaya KOSGEB, TOBB, TESK, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği (TESKOMB), Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Geliştirme Vakfı (MEKSA), Türkiye Orta Ölçekli İşletmeler Yöneticileri Vakfı (TOSYÖV) de katıldı. Bu grup aynı zamanda KOBİ Eylem Planının redaksiyonunu da üstlendi. Çalışmalara zaman zaman Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Halk Bankası ve Vakıfbank da iştirak etti. Plana son hali geçen hafta içinde verildi. 

'KOBİ Konseyi' kuruluyor

KOBİ Eylem Planı önümüzdeki 5 yıl içinde KOBİ'lere sağlanacak destek hizmetlerinin bir çerçevesini çizmeyi amaçlıyor.  Plan tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarının KOBİ'lere yönelik faaliyetlerini yönlendirmenin yanı sıra öngörülen uygulama projeleri ve finansal destek programlarını da içeriyor. Bu Eylem Planı kurulacak 'KOBİ Konseyi' aracılığıyla yürütülecek. Konsey, önümüzdeki 5 yılda KOBİ'lere yönelik politikaların değişen koşullara göre gözden geçirilmesi için özel sektör kuruluşları, çalışan kuruluşları ve kamu kurumları temsilcilerinden oluşacak.