Ekonomik veriler ve istatistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomik veriler ve istatistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

EKONOMİ VE YAŞAM KOŞULLARIYLA İLGİLİ ŞİKAYETLERİN İYİCE ARTTIĞI GÜNÜMÜZDE, UNUTULAN 'EKONOMİK KALKINMA' KAVRAMINI HATIRLAMALIYIZ

Cahit UYANIK 

Bugün çoğumuzun 'Zenginler/Patronlar Kulübü' diye bildiğimiz ve bazen küçümsediğimiz...

Ama pek de iyi tanımadığımız ve küçümseyerek hata yaptığımız TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısı vardı. 

Bu toplantıda konuşan YİK Başkanı Ömer Aras, Türkiye'de uzun zamandır dile getirilmeyen bir konuya değinerek ilgimi çekti.  

Aras konuşmasında, yalnızca ekonomik büyümenin yetmediğini söylerken, “Nasıl büyüdüğümüz, büyümenin kalkınma yaratıp yaratmadığı da çok önemlidir" dedi. 

Evet, Aras mealen  "Ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma birbirinden çok farklı birşeydir. Ekonomimiz büyüyor ama ekonomik açıdan kalkınmıyoruz' diyordu. Biz de 1980'lerin başında üniversitede Kalkınma Ekonomisi dersi alırken bunun aynen böyle olabileceğini öğrenmiştik. 

Ekonomik büyüme bu yılın GSYİH'sının geçen yılkine oranlandığında ortaya çıkan artış (veya azalış) hızı rakamı idi. Bu, sadece niceliksel bir göstergeydi. Ancak 'ekonomik kalkınma' çok ama çok farklıydı.

Gelin biraz sabır gösterin, ekonomik kalkınmayı yapay zeka Gemini AI yardımı ile size biraz daha ayrıntılı anlatayım:

7 Haziran 2026 Pazar

CÜZDANLAR, VİCDANLARI YENEMESİN...

2001 EKONOMİK KRİZİNDE TV'LERDE YİYECEK-İÇECEK REKLAMLARI GECE 23'TEN SONRA YAYINLANABİLİR OLMUŞTU; BELKİ AYNI ŞEY YİNE YAPILMALI...

Cahit UYANIK 

"TÜİK Hanehalkı Tüketim Harcaması istatistiklerine göre;

ölçümün başladığı 2002 yılında hane halkı harcamalarının % 26,7’si gıda ve alkolsüz içeceklere yapılırken, 2025’de gıda için ayrılan pay % 17,3’e geriledi...

İnsanların beslenmeye artık daha az kaynak ayırabilmesi üzücü."

Yukarıdaki satırlar kıymetli bir bankacı ve akademisyen olan Prof. Dr. Şenol Babuşcu'ya ait. 

Babuşcu bu satırları yazarken, X'teki vicdan sahibi bazı kullanıcıların tv'lerdeki cafcaflı yemek, yemek pazarlaması ve içecek reklamlarının yasaklanmasını isteyen paylaşımları ise az dikkat çekti. "İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz öncesinde insanlar bu yemekleri kendileri yemiyor,  çocuklarına yedirebiliyorlardı; şimdi çocuklarına da alamaz oldular" diyordu bazı X paylaşımcıları...

Aslında 2001 Ekonomik Krizi sırasında da buna benzer bir tartışma ve olay yaşanmıştı. Halk aniden çok yoksullaşınca yemek ve içecek firmalarına reklamlarını çocukların yatağa girdiği saatlerden sonra, yani saat 23 gibi yayınlamaları ricasında bulunulmuştu ve bu rica yerine getirilmişti. 

14 Mayıs 2026 Perşembe

"ENFLASYON TAHMİNİMİZİ YÜZDE 30 YAPTIK" DEMEMEK İÇİN, TAHMİN ARALIĞI AÇIKLAMAKTAN VAZGEÇTİLER

Cahit UYANIK 

MB "Enflasyon tahminimiz %30-32 oldu dememek için" tahmin aralığı açıklamaktan vazgeçti.

MB, bu yılın 2. Enflasyon Raporunu açıkladı ve 'enflasyon hedefi' ile 'enflasyon tahmini ve tahmin aralığı' konularında yine 'karma karışık birşeyler' yaptı. MB bu sefer de enflasyonda tahmin aralığı açıklamaktan vazgeçerek insanları şaşırttı.

Fatih Karahan enflasyonda %24'ü hedeflediklerini, yıl sonu için ise enflasyon tahminini %26 olarak (nokta tahmin) belirlediklerini ve artık tahmin aralığı vermekten vazgeçtiklerini açıkladı. 

Oysa MB 1. Enflasyon Raporunda enflasyon ara hedefini hükümetle uyumlu olarak yüzde 16, enflasyon tahminini de yıl sonunda %15-21 aralığında belirlemiş, nokta enflasyon tahmini vermemişti. Aslında TCMB burada kendi tahmininin yüzde 18 olduğunu çağrıştırmak istemiş ancak kimse buna yüz vermemiş ve MB'nin nokta enflasyon tahminini aralığın üst sınırı olan %21 olarak kabul etmeye başlamıştı. 

10 Mayıs 2026 Pazar

ÇEKİRDEKTEN YETİŞME, 49 YAŞINDAKİ MALİYECİ: TÜİK BAŞKANLIĞINA ATANAN MEHMET ARABACI KİMDİR?

1977 yılında Fransa'nın Bordeaux şehrinde doğan Arabacı, 2000 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun oldu.

Mezun olduktan sonra açılan hesap uzman yardımcılığı sınavını kazanan Arabacı, 2001-2004 yıllarında hesap uzman yardımcısı, 2004-2007 yıllarında hesap uzmanı olarak görev yaptı.

Arabacı, 2007 yılında Gelir İdaresi Başkanlığında İnsan Kaynakları Grup Başkanı olarak görevlendirildi. 2009 yılına kadar bu görevi yürüten Arabacı, 2009-2011 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Illinois Üniversitesinde ekonomi dalında yüksek lisansını tamamladı.

Vergi Denetim Kurulu'nda da görev aldı

Aynı zamanda "Ticari Bankalarda Transfer Fiyatlandırması" konusunda araştırma, inceleme ve staj yapan Arabacı, 2011 yılında Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Ankara Örtülü Sermaye, Transfer Fiyatlandırması ve Yurtdışı Kazançlar Grup Başkanı olarak, 2012 yılında Vergi Denetim Kurulunda Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildi.

9 Mayıs 2026 Cumartesi

4 YIL 4 AYLIK TÜİK BAŞKANLIĞI GÖREVİNDEN ALINAN ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ-BANKACI DR. ERHAN ÇETİNKAYA KİMDİR?

 

ÇETİNKAYA, 1981 yılında Malatya'da doğmuştur. Yüzde yüz burslu olarak okuduğu Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden 2004 yılında mezun olduktan sonra 2004-2005 yılları arasında Cybersoft Enformasyon Teknolojileri'nde analist ve proje mühendisi olarak çalışmıştır.


2005 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nda göreve başlayarak 2012 yılına kadar Denetim ve Risk Yönetimi dairelerinde banka denetimi ve bankacılık mevzuatı konularında çalışmış daha sonra ABD'de Duke Üniversitesi The Fuqua School of Business'tan MBA (İşletme Yüksek Lisansı) diplomasını alarak 2014 yılında tekrar BDDK'daki görevine dönmüştür. 2015 yılında Risk Yönetimi Daire Başkanı olarak görev yapmıştır.

ŞİMŞEK'İN ADAMLARI GÖREVDE; EKONOMİ YÖNETİMİNDE MALİYECİLERİN AĞIRLIĞI ARTTI

Cahit UYANIK 

Tüik Başkanlığına GİB Başkan Yardımcısı Mehmet Arabacı


SPK Başkanlığına SPK Başkan Yardımcısı Mahmut Sütcü


Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına Yusuf Emre Akgündüz atandı.


Bu geceki SPK ve TÜİK atamaları ekonomi yönetiminde HMB'nin Maliye Bakanlığı kanadının ağırlığını artırdığının işareti. TCMB Başkan Yardımcılığı atamasıysa akademik geçmişi ile dikkat çekiyor.

30 Nisan 2026 Perşembe

TÜRKİYE'DE EKONOMİ KÖTÜ İKEN MANŞET İŞSİZLİK ORANI NİYE DÜŞÜK SEYREDİYOR? TÜİK, İŞSİZLİK ORANINI NASIL DÜŞÜK GÖSTERİYOR?

(BİRAZ UZUN VE SIKICI BİR YAZI AMA...)

İŞSİZLİK ORANINDAKİ DÜŞÜŞÜN GERÇEK SEBEBİ EKONOMİDEKİ İYİLEŞME Mİ? PEK DEĞİL. 

YARATILAN DÜZGÜN VE KALİTELİ İŞLER AZALIYOR, BU ORTAMDA ASLINDA ARTMASI GEREKEN İŞSİZLİK ORANI İSE DÜŞÜYOR. ÇÜNKÜ...

Cahit UYANIK 

2026-Mart ayı işgücü istatistiklerine göre, dar tanımlı işsizlik oranı 0,3 puan düşüşle yüzde 8,1 olmuş. Gerçek işsizliği yansıtan geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü oranı) ise martta 1,6 puan artışla yüzde 31,5’e yükselmiş. Peki doğru mu bu, işsizlik nasıl düşer, etrafta herkes işsizken...

TÜİĶ' işsizlik anketinde... "Evet, haftada 1-2 saatliğine gidip, 200 TL'ye merdiven siliyorum" diyen bile işsiz sayılmaz. Yeterki kapına gelen veya sana telefon açan anketöre öyle cevap ver... Yani son 1 ayda bir işte 1 saat bile çalışmışsanız işsiz değilsiniz.  "Yahu ben işsizim, 200 TL'ye merdiven sildim diye nasıl işsiz sayılmam? Benim maaşım, sigortam yok ki!" derseniz; peki ne sayılırsınız? 'Eksik (atıl) istihdam'da sayılırsınız... 

EKONOMİDE YARATILAN 'DOĞRU-DÜZGÜN İŞ' AZALIYOR

İşsizlik oranı yüzde 8,1'e gerilemiş ama Türkiye'de modern deyimle part-time, halk deyimiyle kıvır-zıvır işlerde çalışanların (işi olduğu varsayılan) oranı yüzde 31,5'a çıkmış ve rekor kırmış sonuçta... (Maaş alınamayan, sigortasız işlerle ömür geçirmeye çalışmak, toplumdaki yoğun geçim şikayetlerinin de ciddi bir belirtisi...)

Bir yanda yüzde 8,1, öbür yanda yüzde 31,5... Bütün bunlar neyi gösteriyor? Türkiye'de işsizliğin yüzde 8,1'e düşmesi, yaratılan tam zamanlı, sigortalı, düzgün işlerin giderek azaldığının kanıtı aslında... Bunu nereden anlıyoruz?

Çünkü insanlar, geçim derdiyle buldukları kıvır-zıvır işlerle kazanç sağlıyor ama gerçek anlamda istihdam edilmiyor. Yüzde 31,5'luk eksik istihdam oranındaki astronomik artış bunun kanıtı... Anlayacağınız; çalıştığı düzgün işini kaybeden biri, aynı kalitede iş bulamayıp eksik (atıl) istihdam bölgesine geçtiği için işsiz sayılmıyor. Yani işsizlik rakamı ve oranı düşük kalırken; eksik istihdam oranı arşa doğru tırmanıyor. Eğer ülkemizde doğru düzgün işlere girenlerin sayısı artsaydı, eksik (atıl) istihdam oranı bu kadar yüksek olmazdı. 

18 Kasım 2025 Salı

İŞSİZLERİN YÜZDE 39'UNUN UMUDU TORPİLDE...

İşsizlerin Yüzde 39'unun Umudu Torpilde...

'HAMİLİ KART YAKİNİMDİR'

Az değil, iş arayanların sayısı 3 milyonun üzerinde... Umudunu torpile bağlayanların oranı yüzde 39; yine az değil. İş ve İşçi Bulma Kurumundan medet umanların oranı ise sadece yüzde 9; bu, az işte...

Cahit UYANIK 

Klasik cümle: "Bu devirde torpili olmayana hayat yok". Gerçekten öyle mi? Cevap vermek zor. Ama iş ararken bu mantıktan yola çıkanların ve umudunu torpile bağlayanların oranı bir hayli fazla. Devlet İstatistik Enstitüsünun (DİE) bir süre önce sonuçlarını açıkladığı 1988 Yılı Hane Halkı İşgücü Anketine göre Türkiye'de 3 milyon 25 bin kişi iş arıyor. Bu toplam içindekilerin yüzde 41'i 'bizzat kendisi' iş ararken, yüzde 39'u 'torpil' kullanarak işe girmeye çalışıyor. Araya eş- dost sokanların yani 'torpilsiz işe giremem' diyenlerin yüzde 40'i ise kadınlar...

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'ya göre anketin ortaya çıkardığı sonucu Türkiye'deki işsizlik sorunundan soyutlamak zor: "İşsizliğin bu kadar yaygın yaşandığı bir toplumda insanların yakınları ve tanıdıkları yardımıyla iş araması normaldir. Fakat bu olgu iş aramayı bir 'hak' değil de 'dilenme' haline dönüştürüyor. İş alanları sınırlı olunca insanlar torpil bulmak için adeta tahrik ediliyorlar."

2 Eylül 2025 Salı

HALK YANİ BİZLER; EKONOMİK BÜYÜMEYİ NE OLURSA HİSSEDERİZ?

Cahit UYANIK 

Bu yılın ikinci çeyreğine ilişkin ekonomik büyüme oranı yüzde 4,8 olarak açıklandı.

Hemen haber başlıklarına göz atıldı: "Halk, büyümeyi hissetmedi"...

Peki halk, büyümeyi ne olsaydı hissederdi?

Veya "Kendimi yüzde 4,8 daha iyi hissediyorum" demek olası mıdır?

Büyüme verisi enflasyondan arındırılmış reel rakamlara dayandıgından, bu büyümeyi  hissedebilmek için çalışma koşullarınızda da reel iyileşmeler olması gerekir. Nasıl mı?

İnsanlar -vergi vb. yükümlülüklerin artmaması ön koşulu altında- büyümeyi iki şekilde hisseder. Bunları sağlayamıyorsanız ne yapsanız boştur:

29 Haziran 2025 Pazar

BAŞKENT NOTLARI / ÜÇ TÜRK İŞÇİSİ YOLU AÇTI, GÖREV DIŞİŞLERİ'NE DÜŞÜYOR

Cahit UYANIK 

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Toplulugu (AET) arasında imzalanan 1973 tarihli Katma Protokol, Türk işçilerinin 1986 yılından itibaren birlik ülkeleri içinde serbest dolaşımını öngörüyordu. Ancak Türkiye nasıl Avrupa Birliğine (AB) karşı birçok yükümlülüğünü yerine getirmediyse, AB de uygulama zamanı geldiğinde Türk işçilerine ilişkin kararını belirsiz bir tarihe erteledi. Üstelik üye ülkeler içindeki Türk işçilerinin çalışma koşullarını hayli ağırlaştırıcı kararları da devreye alarak...

Ancak bazı Türk işçileri kaderlerine boyun eğmedi. Gerek işveren gerekse devletle anlaşmazlıklarını kendi ceplerinden para harcayarak, pahalı avukatlar tutarak Avrupa Topluluğu Adalet Divanı'na (ATAD) kadar götürdüler. Meryem Demirel, Zeynep Sevince ve Kazım Kuş adlarındaki bu Türk işçileri, oturma ve çalışma izinlerine ilişkin açtıkları davaları kazandı. 

ATAD'ca verilen karar AB ülkelerinde çalışan Türk işçilerinin, diğer üçüncü ülke vatandaşı işçilerden farklı bir hukuki statüye sahip bulunduğunu ve üye ülkelerin bu statüyü sağlamak için gerekli önlemleri almasının hukuki bir zorunluluk olduğunu hükme bağlıyor. Bu karar, AB sınırları içindeki 2,5 milyon Türk'ü yakından ilgilendiriyor. 

Ancak burada başka bir sorun ortaya çıkıyor. Topluluk hukukunda gerek ATAD kararlarını gerek Türkiye-AB Ortaklık Konseyi kararlarının uygulanmasını denetleyecek bir mekanizma yok. Bu, her bir olay için ayrı ayrı dava açılmasını gerekli kılıyor. İşte bu noktada Dışişleri Bakanlığının devreye girmesi zorunlu. Bakanlığın çeşitli ülkelerde açılmış davaları yakından izleyecek, Türk işçilerini bu konuda aydınlatacak, yönlendirecek ve destekleyecek uzman kadroları istihdam etmesi gerekiyor. Ayrıca mahkeme harçları, avukat masrafları gibi konularda da yine gurbetçilerimize yardımda bulunulması kaçınılmaz bir görev. Fakat Dışişleri Bakanlığında henüz böyle bir hazırlığın esamesi bile okunmuyor. Yetkili ve ilgililerin dikkatine sunulur.

TÜPRAŞ NEDEN ZARAR EDİYOR?

Türkiye Petrol Rafinerileri A. Ş. (TÜPRAŞ), Türkiye'nin en büyük işletmelerinde birisi... Geçen yıla kadar bu cümleye 'en fazla kar edenlerden biri' ibaresi de eklenebilirdi. Aynı zamanda bir borsa şirketi olan TÜPRAŞ, geçen yılın ortasından bu yana sürekli zararda... Yaşanan bu durumla ilgili olarak çeşitli açıklamalar getiriliyor: Kimi Kuzey Irak'tan giren ucuz akaryakıtı suçlu buluyor, kimi bayi karlarının yüksek tutulmasını...

Bu konuda en ilginç açıklama ise TÜPRAŞ Eski Genel Müdürü Kemal Işık'tan gelmişti. Çünkü Işık geçen yıl Nisan ayında görevden ayrılırken TÜPRAŞ'ın zarar edeceğini tahmin etmiş ve şu açıklamayı yapmıştı:

19 Haziran 2025 Perşembe

TOPLAM ÜRETİM YARI YARIYA AZALDI; KİRAZIN TANESİ 10 TL OLDU

Cahit UYANIK 

Hafta başından bu yana en flaş ekonomi haberi kiraz fiyatları... Çünkü kirazın kilo fiyatı 700, tane fiyatı ise 10 TL oldu. Bu durumun yaşanmasının en önemli sebebi Nisan ayı ortasındaki zirai don olayı...

Zirai don, kiraz başta olmak üzere meyve ağaçlarına büyük zarar verdi ve rekoltelerde önemli düşüşlere sebep oldu. Tarım ve Orman Bakanlığının don olayından 1,5 ay sonra açıklanan 'Bitkisel Üretim 2025 Yılı 1. Tahmini'ne göre kiraz rekoltesinin geçen yıl 727 bin ton iken bu yıl yüzde 56'lık azalışla 322 bin tona gerilemesi bekleniyor. Rekoltelerde kayıp rekoru yüzde 67,3 ile zerdali ve yüzde 65,1 ile kayısıda...

Peki kiraz rekoltesi geçen yıl olduğu gibi 720 bin ton civarında gerçekleşseydi fiyatı ne olurdu? Bu verilere göre üretim normal düzeyde gerçekleşse idi kilo fiyatının 250-300 TL, kirazın tanesinin de 10 değil 4-5 TL olacağı söylenebilir. 

Türkiye normal bir sezonda 70-80 bin ton kiraz ihracatı ile 200-250 milyon dolar döviz kazanıyor. 

22 Mayıs 2025 Perşembe

ÇIKTI AÇIĞI NEDİR? TCMB BAŞKANI KARAHAN NİYE 'NEGATİF ÇIKTI AÇIĞI'NA UMUT BAĞLIYOR?

TCMB Başkanı Fatih Karahan bugünkü Enflasyon Raporu sunumunda "Sıkı para politikamız, talebi dengeleyecek ve tasarrufları teşvik edecektir. Sonucunda negatif düzeylere düşecek olan çıktı açığı, dezenflasyon sürecinin önemli bir bileşeni olacaktır" dedi.

TCMB Başkan Yardımcısı Hatice Karahan ise geçen yıl 11 Temmuz tarihindeki bir sunumunda "Çıktı açığı, yılın 2. çeyreğinde halen pozitif alanda seyretmekle birlikte bir düşüş sergiledi. Yılın ikinci yarısında açığın negatif bölgeye geçeceğini öngörüyoruz" demişti. 

Karahan ve Karahan, negatif çıktı açığına dikkat çekerken ne demek istediler? 

Bunu anlayabilmek için TCMB'nin yıllar önce yayınladığı '100 Soruda Merkez Bankacılığı' kitapçığindaki ilgili bölümü aynen yayınlıyorum:

"Çıktı açığı nedir? Merkez bankaları çıktı açığını neden takip eder? 

Bir ekonomide tüm üretim faktörlerinin normal kapasite ile katılması halinde ulaşılacak üretim seviyesi, o ekonomideki potansitel çıktı düzeyini verir. Çıktı açığı, bir ekonomide gerçekleşen çıktı ile o ülkenin potansiyel çıktısı arasındaki farktır. Gerçekleşen çıktı, potansiyel çıktıdan fazla ise pozitif çıktı açığı, gerçekleşen çıktı potansiyel çıktıdan küçükse negatif çıktı açığı vardır. 

Çıktı açığı ile enflasyon arasında bir ilişki vardır. Bir ekonominin uzun süre pozitif çıktı açığı vermesine ise ekonominin ısınması denir. Ekonomi potansiyel üretim seviyesindeyken, talebin artmaya devam etmesi halinde, ekonomi kapasitesinin üzerinde üretim yapmaya zorlandığı için girdi maliyetleri artar ve fiyatlar genel seviyesi yükselir. Pozitif çıktı açığı bu yüzden merkez bankaları açısından enflasyonist baskıya yol açması nedeniyle önemli bir göstergedir."

11 Mayıs 2025 Pazar

TÜFE'DE YÜZDE 24'LÜK 2025 YILI HEDEFİ İÇİN KALAN PAY NASIL HESAPLANMALI?

TÜFE'de dört aylık artışın yüzde 13,36'yı bulmasından sonra yıl sonunun yüzde 24'lük tahmini için yüzde 9,39'luk, yüzde 29'luk üst sınır için yüzde 13,80'lik bir alan kaldığını yazdım ve bunu CNBC-e'deki programda da söyledim. 


Yüzde 9,39 ve yüzde 13,80'i nasıl hesapladığımı soran, hatta aşağıdaki yöntemden yola çıkarak benim yanlış yaptığımı dile getirenler oldu.


Yaygın yanlış şu:

24-13,36=10,64

29-13,36=15,64


Ancak enflasyon hesaplaması öyle yapılamaz.


Aralık 2024'te 100 olan fiyat nisanda 113,36'ya yükseldi. Yıl sonu için öngörülen fiyat ise 124. Dolayısıyla aradaki fark, yüzde alınarak bulunur. Yani 113,36'dan 124'e çıkışın yüzdesi hesaplanır.


Bu değerlere göre 2024 sonundaki düzey 1, nisandaki 1,1336, yıl sonu tahmini 1,24. Buna göre hesaplama şöyle yapılır:


1,24/1,1336=1,0939; yani yüzde 9,39. 


Bu hesaplama hesap makinesindeki yüzde işareti kullanılarak 124/113,36 şeklinde de yapılabilir.

(Ekonomim gazetesi köşe yazarı Alaattin Aktaş'ın X'teki 09 Mayıs 2025 tarihli paylaşımıdır)

5 Mayıs 2025 Pazartesi

NİSAN-2025 ENFLASYONU SONRASI... GÖZLER II. ENFLASYON RAPORU VE MAYIS 2025 ENFLASYONUNDA...

YÜZDE 24'TEN UMUT KESİLDİ, ENFLASYONDA YÜZDE 29 TARTIŞMASI

Cahit UYANIK

TÜİK'in yüzde 3 ile yüzde 3.2'lik piyasa beklentilerinin altında açıkladığı  2025-Nisan ayı enflasyonu, Orta Vadeli Programdaki (OVP) yüzde 17,5'luk yıllık enflasyon hedefinin 'ipini çekti'. Çünkü ilk 4 aydaki enflasyon yüzde 13,36 olarak gerçekleşti. Böylece hükümetin hedefinin tutması için yılın geri kalan 8 ayında sadece yüzde 4,1'lik enflasyon yaşanması gerekiyor ki, bu imkansıza yakın bir şey.  Yüzde 17,5 OVP hedefinin Haziran ayı enflasyonu ile birlikte aşılması bekleniyor. 

İlk kritik tarih 22 Mayıs. TCMB

enflasyon tahminini artırır mı?

TCMB ise bu yıl enflasyonun yüzde 24 olacağını tahmin etmiş ve tahmin aralığını 5 puan fazlaya kadar yani yüzde 29 olarak açıklamıştı. Bu hedefin tutturulabilmesi için sonraki aylarda aylık enflasyonun ortalama yüzde 1,1 olması zorunlu ki bu da ihtimal dahilinde görünmüyor. Böylece TCMB'nin 22 Mayıs'ta açıklayacağı II. Enflasyon Raporunda yıllık nokta tahminini yukarı yönlü yenilemesi ihtimali yükseldi. Ayrıca gözler Haziran ayı başında açıklanacak Mayıs enflasyonunda olacak. 19 Mart İmamoğlu Olayının kur ve faizler üzerindeki artış yönündeki gecikmeli etkilerinin Mayıs ayı enflasyonuna da sarkması bekleniyor. 

9 Ocak 2025 Perşembe

'TÜRKİYE ÜCRETLİLER GEÇİNME ENDEKSİ (TÜGE)' HESAPLANIP YAYINLANMALI

 Cahit UYANIK

İstanbul Ticaret Odası (İTO) uzun yıllardır bir İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi (İTO-ÜGE) yayınlıyor. 

Ancak İTO, bu ÜGE'yi aynı zamanda İstanbul'un tüketici fiyat endeksi yerine de kullanıyor. Aslında ÜGE ile TÜFE aynı şey olmamalı. TÜFE ve ÜGE'nin ayrı ayrı hesaplanıp ilan edilmesi gerek. Çünkü ücretlilerin tüketimi ve enflasyondan etkilenmesiyle, genel  tüketim kalıbı ve manşet enflasyon birbirinden oldukça farklı.

Öte yandan TÜİK'in açıkladığı kendi TÜFE'si var ki; İTO'nun TÜFE'siyle (ÜGE'siyle) arasında bazen ciddi rakamsal farklılıklar oluşabiliyor. Bunun çeşitli sebepleri var. TÜİK'in TÜFE'si 400'ü aşkın mal ve hizmetin fiyatlarını takip ederken, İTO'nun TÜFE'sinde (veya ÜGE'sinde) 200'den biraz fazla kalem var.

3 Aralık 2024 Salı

'YAŞADIĞIMIZ ENFLASYON' YANİ 'YILLIK ORTALAMA ENFLASYON' DÜŞMEDİ; AKSİNE 7,05 PUAN ARTTI

Cahit UYANIK 

Ekonomi gazeteciliğine başladığım ilk günlerden bu yana 'yıllık ortalama enflasyon'a daha çok önem veririm. Ama nedense medya sektörü 'yıllık enflasyon'u daha çok sever. Oysa yıllık ortalama enflasyon bir 'trend verisi' iken, yıllık enflasyon bir 'noktasal veri'dir. Ekonomide trend  verileri ise aslinda daha kıymetlidir. 

Söz gelimi Kasim-2024 enflasyon verilerine bir bakalım. Toplam 48 ayın enflasyonunu kullanan yıllık ortalama enflasyonlar;

Kasım 2022: Yüzde 70,36

Kasım 2023: Yüzde 53,40

Kasım 2024: Yüzde 60,45.

Buradan şu sonucu çıkarıyorum. Trend analizi çerçevesinde Türkiye'de enflasyon son bir yılda azalmamış aksine 7,05 puan artmış. 


Oysa 3 noktasal veri tersini gösteriyor:

Kasım 2022: Yüzde 84,39

Kasım 2023: Yüzde 61,98

Kasım 2024: Yüzde 47,09.

28 Kasım 2024 Perşembe

FED, PCE'YE (KİŞİSEL TÜKETİM HARCAMALARI FİYAT ENDEKSİ) NEDEN DAHA FAZLA ÖNEM VERİYOR?

Cahit UYANIK 

Artık klişeleşmiş bir söylem var: ABD Merkez Bankası (FED) ekonomiyi izlerken ve faiz kararı verirken Kişisel Tüketim Harcamaları Fiyat Endeksine (PCE) daha fazla dikkat ediyor; Tüketici Fiyat Endeksini (CPI) ise daha az önemsiyor. Peki neden böyle? 

Bu soruya cevap aradığımızda CPI ile kıyaslandığında PCE'in yapısı itibarıyla ekonomideki tüketim, fiyatlar ve dolayısıyla fiyat artış eğilimlerini daha geniş bir şekilde kapsayabildiğini ve PCE'de kullanılan hesaplama formülünün daha dinamik olduğunu görüyoruz. Bu konuda size; ABD Çalışma İstatistikleri Bürosunun (BLS) paylaştığı iki çalışmanın özetini sunuyorum:

ABD Tüketici Fiyat Endeksi (CPI) ile Kişisel Tüketim Harcamaları Fiyat Endeksi (PCE) arasındaki farklar:

Amerika Birleşik Devletleri'nde tüketicilerin mal ve hizmetler için ödediği fiyatların iki temel ölçüsü vardır. Bunlardan biri Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) tarafından üretilen Tüketici Fiyat Endeksi'dir (CPI); diğeri ise Ekonomik Analiz Bürosu (BEA) tarafından hazırlanan Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) fiyat endeksidir. 

Bu iki endeks farklı şekilde oluşturulmuştur ve zaman içinde farklı davranma eğilimindedir. Örneğin, 2010'un dördüncü çeyreğinde CPI yıllık yüzde 2,6 oranında artarken, PCE yıllık yüzde 1,7 oranında arttı, bu da 0,9 puanlık bir farktır.

16 Kasım 2024 Cumartesi

MAYIS VE HAZİRAN'A DİKKAT

Cahit UYANIK 

Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 9,4 küçüldü. Bu oran, devletin resmi rakamı... Oysa iş adamları gerçek küçülmenin 'daha büyük' olduğunu düşünüyor. İflaslar, tasfiyeler, toplu işten çıkarmalar, siftahsız kapanan kasalar, patlama yapan karşılıksız çek ve protestolu senetler iş adamlarının bu tespitinin şahitleri... Belki de geçen yılın son üç ayında yaşanan yüzde 12,1'lik ekonomik gerileme, 'küçülmenin olduğundan büyük' görünmesine sebeptir, bilinmez. Ama görünen köy de kılavuz istemez. Türkiye her geçen gün 'sorunlar yumağı' içinde boğulup gitmeme mücadelesi veriyor. Ama geçmişte çözüm diye ortaya konulan çoğu  politika, meğer bu yumağa yeni düğümler atmış. Bunları şimdilerde anlayabiliyoruz. 

Söz gelimi; hükümetin kur politikasını ele alalım. Yüzde 9,4'lük küçülmeye karşın krizin kişiler üzerindeki etkisi, oransal olarak daha fazla. Hemen her ülkenin gelişmişlik düzeyinde ilk göz atılan üç-dört göstergeden biri olan kişi başına düşen gelir, 2000 yılına göre yüzde 27,2 azalarak 2 bin 967 dolardan 2 bin 160 dolara indi. Yani kişi başına ortalama yoksullaşma 807 dolar oldu. Türkiye 13,5 ay boyunca (Aralık-1999 ve Şubat-2001 arası) uyguladığı 'kur çapası modeli'nin faturasını da böylece görmüş oldu. Yani toplumun önüne 'ulusal gelir kaybı' olarak konulan toplam rakam 50 milyar doları geçiyor. Türkiye'nin 1999 yılında yaşadığı büyük depremin faturasının 10-12 milyar dolar olduğu düşünülürse, tahribatın boyutları iyice anlaşılabilir. 

Oysa Türkiye kur çapasını topluma daha fazla refah getirmesi için uygulamaya başlamıştı. Türkiye'nin 50 milyar dolarlık bu milli gelir kaybının üzerine IMF ve Dünya Bankasından alınan 40 milyar dolarlık borç da eklendiğinde, toplam fatura aslında 100 milyar dolara çok yaklaştı. Yani Türkiye 1999 yılındaki konumunu aynen koruyabilseydi; ne dış borç stoku büyüyecek ne de Türk insanı kişi başı gelirde dörtte bir oranında fakirleşecekti. Türkiye 1999 yılında bir erken genel seçim yapmıştı. Bu seçimi izleyen aylarda, dış dünya ve onların içerideki bir avuç destekçisinin uygulattığı ekonomik programla maalesef bu hale gelindi. Oysa Türkiye 2001-Şubat ayında geçtiği dalgalı kura; kur çapasının başlatıldığı 1999-Aralık ayında geçseydi herşey daha kolay olabilirdi.

9 Ekim 2024 Çarşamba

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / TATLI REÇETENİN ANALİZİ

Cahit UYANIK 

2003 Bütçesi hazırlıkları resmen başladı. Hafta sonundaki Yüksek Planlama Kurulunda (YPK) büyüklükler masaya yatırıldı. Toplantıdan çıkan ilk sürpriz, toptan eşya fiyatları artışı (TEFE) hedefinin yüzde 16,2'den yüzde 17,4 düzeyine çıkarılmış olmasıydı. Acaba bunun anlamı ne ola ki? Hiç düşünmeyin, bu yeni ayarlama 'zam' demek... Üstelik ağırlıklı olarak kamunun ürettiği yarı mamül ve ara mamül türünden malların fiyatı önümüzdeki yıl düşünülenden biraz daha fazla arttırılacak. 

Elbette bu artışın yüzde 20'lik tüketici eşya fiyat artışları (TÜFE) hedefini etkilememesi için ayaklar biraz daha fazla frende kalacak. Yani toplam talep iyice gemlenecek. Memur ve işçi zamları sınırlı düzeyde yapılacak. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in tatlı reçetesinin özü bu... Hükümetin her fırsatta sözünü verdiği yüzde 6,5'luk faiz dışı fazlanın rakamsal büyüklüğü ise 20 katrilyon liraya yaklaşıyor. 

Bu rakamı tutturmak için güvenilen birkaç enstrüman var ama yetersiz. Bunlardan biri reel faizlerin aşağıya çekilmesi... Peki bu o kadar kolay mı? 2002 başında IMF ile varılan anlaşmaya göre bu yıl ortalama faizler yüzde 45 düzeyinde gerçekleşecek.  Ocak ayının ilk haftalarındaki yüzde 57-59'luk düzey, bu hedefe göre çok yüksek. Acilen bu rakamın aşağıya çekilmesi gerekiyor. Faizler ne kadar hızlı ve istikrarlı şekilde yüzde 45'e çekilebilirse, hükümet 'Elhamdülillah şükür' demeli. Daha fazlasını beklemek iyimserlik olur. Çünkü piyasalar yüzde 45'i psikolojik bir sınır gibi görüyor. 

7 Haziran 2024 Cuma

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / EKONOMİDE ÜÇÜNCÜ BİLGİLENME DEVRİMİ

Cahit UYANIK 

Türkiye, yaz aylarının boğucu sıcağında gayet teknik konuları tartışmaya devam ediyor. Ekonomide artık her ayın 3'ü büyük teorik tartışmaların çıkmaya aday olduğu bir gün. Fiyat endekslerinin birbirini nasıl etkilediği, enflasyonda kamu ve özel sektör paylarının önemi, endeksin yapısının değiştirilip değiştirilmemesi gibi çok teknik konular kamuoyu önünde tartışılıyor. 

Bu tartışmanın daha dumanı üzerinde tüterken cari açık, dış denge, dış dengenin iç dengeye olası etkileri gibi çok ağır teorik problemler gazete sayfalarında boy boy yer alıyor. Geçenlerde eski bürokrat bir köşe yazarı bu konuları hap haline getirilmiş şekilde okuyucusuna sundu bile...