BİST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BİST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

BEŞEVLER'DE SPK BİNASININ HEMEN KARŞISINDAKİ BORSA KÜÇÜK YATIRIMCILARI KAHVEHANESİNE NİYE GİTTİM? SPK 35 YIL ÖNCE YATIRIM KULÜPLERİNE İZİN VERSEYDİ, BORSA BAĞLANTILI YATIRIM FONU SOYGUNU YAŞANMAZDI


- 35 YIL ÖNCE  KAHVEHANEDE TOPLAŞAN KÜÇÜK YATIRIMCILARIN 'YATIRIM KULÜBÜNE DÖNÜŞELİM' TALEBİNE SPK OLUMLU CEVAP VERSEYDİ, ŞİMDİKİ FON SOYGUNU YAŞANMAZDI

- BİZDEKİ 'ALTIN GÜNÜ", 'DOLAR GÜNÜ' UYGULAMASINA BENZEYEN YATIRIM KULÜPLERİ ABD'DE ÇOK YAYGIN VE GÜÇLÜ... 

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Türkiye'nin ilk özerk kurulu... 1980-1981 yılında yaşanan Bankerler Faciası sonrası, bu alandaki düzenleme yetersizliği ve denetimsizliğe tepki olarak kuruldu. 

SPK'nın ilk başkanı ise Mülkiye'nin ünlü Maliye hocalarından İsmail Türk'tü. Az konuşması ile ünlü bu başkanın döneminde SPK Meşrutiyet Caddesindeki İş Bankası şubesinin üstündeydi. Ben de bazen oraya uğrar, sarı saman kağıda basılı 'Haftalık Bülten'i alır ve pek birşey anlamadan yüzüne bakar dururdum. Sermaye piyasaları alanında Türkiye'de doğru dürüst bir yayın, kitap yoktu.1991 yılında İMKB Başkanı Muharrem Karslı bir kitap çıkarttı da okuyup öğrenebildik. 

SPK sonra 90'ların başında Beşevler semtinde konservatuarın karşısında bir bina yaptırdı ve oraya taşındı.  Trend dergisinde çalışırken vatandaşın biri aradı. Borsa yatırımcısı olduğunu, SPK binası yakınında, Bahçelievler'in Beşevler'e bakan sokaklarından birindeki kahvehanede borsa yatırımcıları olarak toplandıklarını fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Anlaşılan bu, küçük yatırımcının güven arayışında sembolik bir konumlanmaydı. Yoksa Kızılay'da, Ulus'ta, Esat'ta bir kahvehane de  olabilirdi. 

O günler borsada küçük yatırımcılığın emekleme dönemi gibiydi. Trend'de her hafta insanların kendi aralarında kurduğu amatör yatırım kulübü haberlerine yer veriliyordu zaten. Ben de kalkıp Bahçelievler'e gittim, Ankara'dakilerin  haberini yaptım. Pek az hisse konuşuyorlardı, daha çok yatırımcılıktı dertleri... Hisse konuşunca hangilerini konuştuklarını sordum.  "İlke bazında hisse konuşuyoruz. Mesela 'Ota (tarım sektörü hisseleri) boka (gübre şirketi hisseleri) bulaşma!' tavsiyesi veriyoruz birbirimize" dediler ve beni güldürdüler...

İSVİÇRE'DE BULUNAN VE PUSULACI MUHAMMED YARIZ'IN PARA KAÇIRDIĞI EDMOND DE ROTHCHILD BANKASI KİMİNDİR? ARMASINDAKİ SEMBOLLERİN ANLAMI NEDİR? TÜRKİYE BU BANKADAN PARASINI GERİ ALABİLİR Mİ?


Edmond de Rothschild, merkezi Cenevre, İsviçre'de bulunan; özel bankacılık, varlık yönetimi ve kurumsal finansman alanlarında faaliyet gösteren köklü bir bağımsız finans grubudur.  

​Öne Çıkan Özellikleri ve Yapısı:

​Kuruluş ve Yönetim: Banka, 1953 yılında Edmond de Rothschild tarafından kurulmuştur. Günümüzde tamamen Rothschild ailesinin (%100 aile mülkiyeti) kontrolündedir ve CEO'luğunu Ariane de Rothschild yürütmektedir.  

​Faaliyet Alanı: Dünya genelinde yaklaşık 200 milyar İsviçre frangı (CHF) değerinde varlık yönetmekte olup, küresel bazda üst düzey servet sahiplerine (private banking), aile şirketlerine ve kurumsal fonlara hizmet vermektedir.  

​Diğer Rothschild Yapılarından Farkı: Londra merkezli olan ve daha çok yatırım bankacılığıyla tanınan Rothschild & Co grubundan bağımsız, ayrı bir finans kuruluşudur.  

​Geçmişteki Önemli Konular ve Gündem

​Uluslararası Denetimler: Banka, geçmiş yıllarda ABD Adalet Bakanlığı (2015) ve Lüksemburg makamları (1MDB soruşturması) nezdinde mali mevzuat ve uyum süreçlerine ilişkin çeşitli soruşturmalar ve anlaşmalarla gündeme gelmiştir.

​Türkiye Gündemi: Türkiye'deki bazı finansal ve fon soruşturmalarında (MASAK raporları kapsamında) yüksek tutarlı yurt dışı transferlerin yapıldığı aracı kuruluşlardan biri olarak adı geçmiştir.  

Finans dünyasının en tanınmış ailelerinden biri olan Edmond de Rothschild Grubu'nun kurucu koluyla ilgili detaylar şu şekildedir:

​Edmond kimin oğlu? Edmond de Rothschild grubuna adını veren Baron Edmond Adolphe de Rothschild (1926–1997), Maurice de Rothschild'in oğludur. 

20 Eylül 2026 Pazar

EMRE ALKİN'İN REKTÖR OLDUĞU TOPKAPI ÜNİVERSİTESİNİ DE TERA GRUBU SATIN ALMIŞ ANCAK YASAL SÜREÇ BİTMEMİŞTİ... FON SKANDALINDAN ETKİLENME İHTİMALİ VAR

 

Soldan sağa: Emre Tezmen/Emre
Alkin/Kerem Alkin
- EKONOMİDE 'İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS' ROLÜ OYNAYAN ALKİN KARDEŞLER FON SKANDALININ NERESİNDE?

- PEKİ KEREM ALKİN 90'Lİ YILLARIN BAŞINDA NEDEN PEŞİME DÜŞMÜŞTÜ?

Cahit UYANIK 

Hani bir laf vardir: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!

Türkiye tam da o günlerden geçiyor.

Bugün Tera Portföy yönetiminde bulunan iki 

iktisat profesörü Kerem ve Emre Alkin kardeşler gözaltına alındı. 

Bu iki hoca da kağıt üzerinde vlatandaşa yumurtalarını aynı sepete koymama, finansal okuryazarliga sahip olunarak tasarruflarını güvenli şekilde değerlendirmelerini tavsiye eden isimlerdi. Başta belirttim; meğer bu hocaların dediğini yapıp, yaptıklarını yapmamak gerekmiş. 

Bu iki ismin babaları Prof. Dr. Erdoğan Alkin de iktisat profesorüydü. 

Kurulduktan hemen sonraki yani 70'lı yılların yırtıcı TÜSİAD'inda ekonomi danışmanlığı da yapmıştı baba Alkin... 

Ama Tevfik Güngor Uras'a göre baba Alkin, paraya-pula pek önem vermez, iyi bir akademisyen olmaya çalışırdı. (Rahmetli Uğur Mumcu ise Baba Alkin'e verdiği danışmanlık hizmetleri nedeniyle 'holding profesörü' derdi. Baba Alkin 2013 yılında sanırım kanserden vefat etti.)

Çocukları babaları gibi çıktı denemez. 'İyi polis-kötü polis' misali Kerem mevcut iktidardan yana tavır aldı iyi polis oldu; Emre ise iktidarın ekonomi politikalarını eleştiren kötü polis...

Birleştikleri nokta Tera'dan kazandıkları paraymiş meğer... Hatta Emre Alkin, -tesadüf müdür bilinmez- adaşı Emre Tezmen'e ait Tera Grubu, bahar aylarında Topkapi Üniversitesini satın aldıktan sonra da rektörlük görevini sürdürmüştü. (Umarım Tera olayının ucu bu üniversiteye uzanmaz.) Öte yandan Kerem Alkin, halen Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor.

19 Eylül 2026 Cumartesi

BAKAN EVLADI, FRANSIZCA EĞİTİM VEREN TEVFİK FİKRET LİSESİ MEZUNU, ANKARALI FİNANSÇI: TERA PORTFÖY YKB EMRE TEZMEN KİMDİR?


Emre Tezmen
Emre Tezmen, CFA, 1995 yılında ULB (Université Libre de Bruxelles) Ekonomi Bölümü’nden Yüksek Akademik Başarı derecesiyle mezun olmuş, ardından 1997 yılında VUB (Vrije Universiteit Brussel) İşletme Yüksek Lisansını Üstün Başarı derecesiyle tamamlamıştır. Ayrıca CFA (Chartered Financial Analyst) sertifikasına sahip olup CFA Enstitüsü Asli Üyesidir.

Profesyonel kariyeri boyunca finans ve teknoloji sektörlerinde öncü çalışmalara imza atan Tezmen, Türkiye’nin ilk online işlem platformlarından birini hayata geçirerek inovasyon alanında önemli bir adım atmıştır. Kurucu ortağı olduğu Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Tera Finans Faktoring ve Tera Yatırım Bankası’nda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmakta; aynı zamanda Tera Yatırım Teknoloji Holding, Tera Finansal Yatırımlar Holding, Tera Yatırım Holding ve Peker GYO’da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.

9 Ağustos 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRMEDE ERDEMİR İHALESİ İÇİN 2 ŞARTIN OLGUNLAŞMASI BEKLENİYOR: 1) ERDEMİR'E BORÇ VEREN 40 YABANCI BANKANIN İKNA EDİLMESİ, 2) İHALE TEMİNAT TUTARININ BELİRLENMESİ (1 MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR)

Konsorsiyumlar ERDEMİR İçin Kapışacak/

ÖZELLEŞTİRME, EYLÜL SONUNDA TER ATACAK...

Özelleştirmede Baykal'ın tavrı ve ERDEMİR'in satışı gündemde...

Cahit UYANIK 

Özelleştirmede 'mehter adımları' geride bırakıldı. Adımlar giderek sıklaşıyor ama henüz 'koşu' aşamasına gelindiğini de kimse söyleyemiyor. Çünkü 2,7 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefinin henüz 542 milyon doları realize edilebildi. Geriye kalan 2,2 milyar doların hangi satışlardan elde edileceği ise tartışmalı... Şimdilik; ERDEMİR'in satışı ve PTT'nin T'sinin sahibi bulunduğu cep telefonu lisansı yani GSM lisanslarının devredilerek hedefin geri kalan tutarının elde edilmeye çalışılacağı görülüyor. 

Bu listeye Sümer Holding'iñ bazı işletme birimleri ve taşınmazlarının satışı ile mağazalarının devri eklenebilir. Sümerbank-Bankacılık ile ilgili son karar ise Hazine'nin görüşüne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından verilecek. Ancak bu kararın 09 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı sonrasına kaldığını söylemek mümkün. Mevcut tekliflerle elden çıkarılırsa devlete 100 milyon dolardan fazla para kazandıracak olan Sümerbank-Bankacılık özelleştirme hedefinin en ciddi 'destek gücü' olarak kendini gösteriyor.

Adnan Keskin gelirse...

Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre CHP'nin başına Deniz Baykal'ın gelmesi durumunda özelleştirme sürecinde ciddi bir aksama olması beklenmiyor. Özelleştirmeye muhalefeti ile bilinen Mümtaz Soysal'ın CHP Genel Başkanlığına aday olmaması ise bir rahatlama noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak Baykal'ın sağ kolu olarak bilinen Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in Sanayi ve Ticaret Bakanlığına getirilme olasılığının yüksekliğinden bahsediliyor. Bu gerçekleşirse, ÖYK'nın artık eskisi kadar rahat kararlar veremeyeceği düşünülüyor. Keskin 1989-1991 döneminde özellikle çimento fabrikalarının satışını idare mahkemelerine başvurup iptal ettirmesiyle tanınmıştı. Yani Keskin özelleştirmenin evveliyatını bilen bir isim ve bunun özelleştirme hızında yavaşlama yaratacağı ileri sürülüyor.

ERDEMİR özelleştirmesi için iki şart

Bu kulis bilgileri bir yana Türkiye'nin tek yassı mamül üreticisi ERDEMİR'in ihalesinde ikinci tur görüşmelere ise henüz başlanmadı. Özelleştirme İdaresinin (ÖİB) ikinci tura başlamak için öngördüğü iki şart netleşmiş ve bu şartlar için ciddi çözümler ortaya konulmuş değil. İki şart kapsamında; ERDEMİR'in yabancı banka borçlarının durumunun ne olacağının netleşmesi ile ihale teminat tutarının ne kadar olacağının belirlenmesi gerekiyor.

ERDEMİR'in 40 yabancı bankaya çok çeşitli şartlar ve vadelerde borçlandığı biliniyor ve Eylül ayının son haftasına kadar bu bankalar ile özelleştirme sonrası için bir anlaşma sağlanması bekleniyor. İhale teminat tutarının ise 1 milyar dolar olacağı iddia edilirken, böylesi bir durumda  ihaleye katılan gruplardan bazılarının kazanma şanslarının olmayacağı düşünülüyor. Çünkü bu teminatı vermeye mal varlıkları yetmeyeceği gibi herhangi bir bankadan bu kadar büyük teminat mektubu almaları ihtimali de çok zayıf.  Ancak öte yandan,  kulislerde 1 milyar dolar olarak telaffuz edilmesine rağmen ÖİB Başkanı Ufuk Söylemez, ihale teminat tutarının henüz netleşmediğini belirtiyor. 

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

9 Mayıs 2026 Cumartesi

33 YIL KESİNTİSİZ MALİYECİLİKTEN SONRA SERMAYE PİYASALARINA TRANSFER OLDU: SPK BAŞKANLIĞINA ATANAN MAHMUT SÜTCÜ KİMDİR?

1968 yılında Samsun/Bafra'da dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini Bafra'da, orta ve lise öğrenimini Amasya’da tamamlamıştır. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümümden mezun olmuştur.

Çalışma hayatına 1991 yılında Hesap Uzman Yardımcısı olarak başlamış olup; 1994 yılında Hesap Uzmanı, 2003 yılında Baş Hesap Uzmanı olarak görev yapmıştır.

2002-2003 yılları arasında Maliye Bakanlığı'nca İngiltere'de bir yıl görevlendirilmiş olup, daha sonra sırasıyla;

2004-2005 yılları arasında Dış Ticaret Vergi Dairesi Başkanlığı (İstanbul), bu görevle birlikte Marmara Kurumlar Vergi Dairesi ve Boğaziçi Vergi Dairesi Başkanlığı Vekalet,

2005 yılında Antalya Gelirler Bölge Müdürlüğü Vekalet,

2005-2013 yılları arasında Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı,

2013-2016 yılları arasında Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

görevlerinde bulunmuştur.

16 Mart 2026 Pazartesi

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASALARINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ŞİRKETLERİN LİSTESİ

Sermaye Piyasası / Suç Duyuruları

ŞİRKETLERİN GÜNAH DUYURULARI

Hızla gelişen sermaye piyasasında 'suç' olgusu da ağırlığını hissettirmeye başladı. Savcılıklara toplam 29 adet suç duyurusunda bulunuldu. Borsada işlem pazarı açık olan şirketler, aracı kurumlar ve halka açık şirketlerden hangileri hakkında, ne tür iddialarla suç duyurusunda bulunularak dava açıldı?

Cahit UYANIK 

Geçtiğimiz ay sermaye piyasaları ve borsa iki önemli olayla çalkalandı. Peşpeşe iki borsa şirketi; Ege Seramik ve Facto Finans'ın Sermaye Piyasası Yasasına (SPY) aykırı davrandıkları belirlendi. Bu iki şirket Özel Haller Tebliği hükümlerine uymayarak büyük hacimdeki hisse senetlerinin el değiştirme işlemini borsaya bildirmemişti. Olayın ortaya çıkmasından sonra hızla üzerine gidildi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) söz konusu şirketleri incelemeye aldı. Kurul, kendisine verilen rapor doğrultusunda bu iki şirket yatırımcılarının aldatıldığı sonucuna vardı. Ege Seramik ve Facto Finans hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. 

Bu gelişmelerin hemen ardından bazı basın yayın organlarında 'SPK'nın ilk kez savcılığa suç duyurusunda bulunduğu' yolunda yorumlara rastlandı. Ancak Ekonomik TREND'in edindiği bilgilere göre gerçek hiç de öyle değildi. Ege Seramik ve Facto Finans savcılığa verilen ilk değil, son iki şirketti... Yaptığımız araştırmalar bu olaydan önce savcılıklara 29 ayrı suç duyurusunda bulunulduğunu gösterdi. 

Suç duyurularına konu olan fiiller; insider trading'ten (içeriden öğrenenlerin ticareti) resmi evrakta sahteciliğe, emniyeti suistimalden örtülü kazanç aktarımına kadar geniş bir yelpazede bulunuyor. Suç duyurusunda bulunulan şirketler genel olarak 4 ana grupta toplanıyor. Bunlar; 1) Aracı kurumlar, 2) Borsa işlem pazarındaki şirketler, 3) SPY uyarınca ortak sayısı 100'den fazla olan halka açık şirketler, 4) İzinsiz aracılık faaliyetinde bulunan şirketler. Yani sermaye piyasaları kapsamına giren tüm ana kuruluş veya unsurlar bir şekilde savcılık soruşturması ile tanışmış durumda... 

Suç duyurusu nasıl yapılıyor?

Peki sermaye piyasaları denilince herkes suç duyurusunda bulunabilir mi? Hayır, suç duyurusunu yapan kuruluş SPK... Kurul, kendisine gelen ihbar, şikayet veya rutin incelemeleri sırasında önemli gördüğü hatalı işlemleri SPY'nın 49. Maddesine dayanarak fiilin gerçekleştiği yerin cumhuriyet savcılığına yazılı olarak bildiriyor. Suç duyurusu sonrasında savcılık kamu davası açarsa SPK müdahil sıfatıyla mahkemeye katılabiliyor. SPY'de bu durumun tam tersi bir mekanizma da mevcut. Buna göre savcılık kendisine ulaşan bir ihbar veya şikayeti SPK'ya ileterek inceleme yapmasını da isteyebiliyor. Ancak böyle bir durumla henüz karşılaşılmış değil. Savcılık suç duyurusu sonrasında kovuşturmaya gerek olmadığına karar verirse SPK'nın itiraz hakkı da var. 

10 Ekim 2025 Cuma

UZAN AİLESİNE REFAHYOL HÜKÜMETİNDEN ÇUKUROVA ELEKTRİK (ÇEAŞ) VE KEPEZ ELEKTRİK'TE BÜYÜK KIYAK

Cem Uzan

Çukurova, Kepez ve Uzan Ailesi

UZAN AİLESİNE BÜYÜK İMTİYAZ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Uzan Ailesi arasında varılan gizli bir anlaşma uyarınca Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı yeniden Uzanlar'a verildi. ÇEAŞ ve Kepez'de usulsüzlükler yaptığı gerekçesiyle bu şirketlerin yönetiminden uzaklaştırılan Uzanlar, böylece daha güçlenmiş olarak geri döndü.

Cahit UYANIK / Vahit ARAS

Ağustos ayında yapılan gizli görüşmelerde varılan bir anlaşma, önümüzdeki günlerde çok ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olacak. Anlaşmayı yapan taraftarın birisi RefahYol Hükümeti, diğer taraf ise daha 6-7 ay önce devletle kanlı bıçaklı hale gelen Uzan Ailesi... Konu ise Çukurova Elektrik (ÇEAŞ) ile Kepez Elektrik... RefahYol Hükümeti Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımını gerçekleştiren bu iki şirketi, yeniden Uzan Ailesine devretmeyi kararlaştırdı.

İntermedya Ekonomi'nin edindiği bilgilere göre RP'li Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Recai Kutan, göreve geldikten hemen bir ay sonra yani Ağustos ayının ilk haftası içinde ÇEAŞ ve Kepez ile ilgili sorunun nasıl çözümlenebileceğinin araştırılmasını istedi. Bunun sonucunda bir yazı yazarak Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve ÇEAŞ yetkililerinin Adana, Mersin ve Hatay'daki elektrik dağıtımı konusunu görüşmek üzere bir araya gelmelerini istedi. Bu yazı üzerine 19 Ağustos 1996'da TEDAŞ ve ÇEAŞ yetkilileri hazırlanan işletme hakkı devir sözleşmesi üzerinde mutabakata vardı. Mutabakat metnine TEDAŞ'tan O. Nuri Doğan, F. Saner Başaran ve Ali Akı; ÇEAŞ'tan ise Nedim Ölmezler ve A. Mahir Gönenbaba imza koydular.

Danıştay vizesi bekleniyor 

Daha sonra TEDAŞ ve ÇEAŞ yönetim kurulları ayrı ayrı hazırlanan metni görüşüp onayladı. Anlaşma bu aşamayı geçer geçmez 'vize' alınması için 23 Eylül 1996 tarihinde Danıştay'a gönderildi. Danıştay vizesi de alındığı taktirde 3 ildeki elektrik dağıtım hizmetleri 1988'den başlamak üzere 70 yıllığına Uzan Ailesinin kontrolündeki ÇEAŞ'a devredilmiş olacak. Danıştay'da halen 24 Mayıs 1996'da mahkemeye sunulan ve İstanbul Anadolu Yakasının elektriğini dağıtan Aktaş Elektrik ile imzalanan devir sözleşmesi de vize bekliyor. 

29 Eylül 2025 Pazartesi

KAPAK HABERİ / TÜRKİYE'NİN İLK 'RİSK SERMAYESİ' UYGULAMASI... VAKIF RSYO'NUN KURULUŞ ÖYKÜSÜ...

İYİ PROJEYE FAİZSİZ KREDİ

1990 başından bu yana 'kuruldu-kurulacak' diye beklenen risk sermayesi şirketleri nihayet hayata geçiyor. Vakıfbank'ın kurduğu 'Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı' girişimcilere bu haftadan itibaren sermaye desteği yani bir anlamda faizsiz kredi vermeye başlayacak.

Cahit UYANIK / Aysel ALP

Türkiye 1992 yaz aylarından itibaren yepyeni ve ciddi bir konuyu tartışmaya başladı: Risk sermayesi... 1991'de kurulan DYP-SHP Hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller'in akademik yaşamda iken üzerine kitap ve makaleler yazdığı risk sermayesine ilgi duyması çok doğal ve kolaydı. Ancak 'siyasetçi  Çiller'in risk sermayesini hayata geçirirken karşılaştığı ilk zorluk, Türk mevzuatında bu konuyla uzaktan veya yakından ilişkili bir düzenleme, kural veya kavram olmamasıydı. Hemen ne yapılabileceği araştırıldı. 

O günlerde Çiller'in ABD'den çağırdığı eski öğrencisi Prof. Dr. Yaman Aşıkoğlu geniş bir finans reformu üzerinde çalışıyordu. Bu finans reformuna risk sermayesi düzenlemesi de dahil edildi. Konu tüm boyutlarıyla incelendi ve Türkiye'ye nasıl uygulanabileceği araştırıldı. Nihayetinde risk sermayesi kavramına 1992 yıl sonunda değiştirilen yeni Sermaye Piyasası Kanununda yer verildi. Böylece ana yetki Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) verilirken, ileride yapılacak uygulamaya yönelik düzenlemelerin yasal zemini de hazırlandı. 

1993-Nisan ayında Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatı ile Çiller'in kader çizgisi de değişti. Haziran ayında görevinden istifa ederek DYP Genel Başkanlığına aday oldu. Kongre mücadelesinden galip çıkan Çiller'in kurduğu yeni kabine güven oyu aldı. Çiller'in güven oyundan sonra yaptığı ilk işlerden biri, yayınlanması çeşitli engellere takılan 'Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı (RSYO) Tebliği'ni yayınlatmak oldu.

3 yıldan sonra, 3 koldan risk sermayesi hareketlenmesi

1993-Temmuz ayındaki tebliğ yayınından günümüze risk sermayesi konusunda adeta yaprak kımıldamıyordu. Önce 5 Nisan Kararları, hemen ardından siyasi istikrarsızlığın baş göstermesi risk sermayesinin uygulama imkanını azaltmıştı. Ancak birkaç aydır risk sermayesi konusunda Türkiye'de ciddi gelişmeler yaşanıyor. Gelecekte genişleyip büyüyecek bir sistemin ilk adımları atılıyor. Risk sermayesi konusunda Türkiye'de üç ayrı koldan çalışmalar sürüyor. 

Bunlardan ilki Vakıflar Bankasının öncülüğünde bir RSYO kurulmasıyla yaşandı. Vakıf Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı, önümüzdeki haftadan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Risk sermayesi hakkındaki ikinci çalışma ise KOSGEB'in öncülüğünde bazı meslek kuruluşlarının ortaklığıyla bir RSYO kurulmasına yönelik... Üçüncü çalışma ise Sermaye Piyasası Kanunundaki hükümlere değil, vakıflar mevzuatına tabi Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfının (TTGV) çalışmaları... TTGV, 1991 yılında kurulduğunda mevzuatta risk sermayesi düzenlemesi olmadığı için vakıf şeklinde örgütlenmişti. Şimdi bu üç ayrı risk sermayesi çalışmasını inceleyeceğiz.

3 Ağustos 2025 Pazar

AZİZ ÜSTEL: "BORSAYA BEKLERİM EFENDİM!"

Cahit UYANIK 

İMKB'nin kapısında 27 şirket daha borsa bankerliği yapabilmek umuduyla beklemede... SPK İnceleme ve İzleme Dairesi Başkanı Mustafa Kırali'den alınan bilgiye göre şirketlerin başvuruları inceleniyor.

İMKB'nin üyesi olmak için başvuranlar arasında tv'den tanıdık bir yüz dikkat çekiyor. 'Gecenin Konukları' programıyla ünlenen Aziz Üstel, çok yakında yine "Beklerim efendim!" diyecek. Ama konuklarını tv'de değil bu kez İMKB'de ağırlayacak. 

Aziz Üstel'in ortağı da ünlü bir isim: Türkiye'nin NATO nezdindeki emekli büyükelçilerinden Osman Olcay. İki ünlünün bir araya geldiği Buluş Menkul Kıymetler A. Ş. iznin alınmasıyla birlikte borsada işlemlere başlayacak. 

25 Temmuz 2025 Cuma

ANKARA NOTLARI / İSTANBUL FİNANS MERKEZİNİN YOL HARİTASINDA İLK ADIMLAR NELERDİ?

İSTANBUL'UN KADERİ ANKARA'DA BELİRLENİYOR 

Cahit UYANIK 

Tansu Çiller'in Başbakan seçilmesinin sonra İstanbul, kararlı adımlarla bir finans merkezi olma yolunda ilerliyor. Önce ABD'nin sermaye piyasası otoritesi SEC'e başvuru ve kabul; hemen ardından borsa işlemlerinde elektronik sisteme geçiş bu süreci oldukça hızlandırdı. Ankara'da devam eden çalışmalar ise İstanbul'un yeni konumunu daha da olgunlaştıracağa benziyor. 

Bu çerçevede Hazine ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanları bir finans merkezinde ne gibi kurumların bulunması gerektiğini araştırdı. Sonuç olarak İstanbul'da hisse senedi borsasının yanı sıra vadeli işlemler ile altın borsalarının da bulunmasının şart olduğu ortaya çıktı. 

Altın Borsası için artık 'sonuç aĺınma aşaması'na gelindiğinden çalışmalar  Vadeli İşlemler Piyasası kurulması yönüne kaydırıldı. Bu çerçevede 'futures options' piyasalarının hukuki alt yapısını kurmak için bir kanun hükmünde kararname yayınlama hazırlığı devam ediyor. Bu vadeli piyasada hangi mallara dayalı finansal ürünlerin işlem göreceği ise daha sonra tespit edilecek. 

Çalışma sırasında İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının (İMKB) Tokyo ve Londra borsaları arasındaki saat aralığında yabancı para akımlarını nasıl Türkiye'ye çekebileceği de araştırıldı. Sonuçta borsa seans saatlerinin mümkün olduğu kadar öne alınması ile bu amaca ulaşılabileceği ortaya çıktı.

HAZİNE'DE 'İHRACAT' TOPLANTISI...

İhracat, tehlikeli sinyaller vermeye devam ediyor. DYP-SHP Koalisyon Hükümetinin uygulamaya koyduğu çeşitli önlemler de 'derde deva' olmadı. Bunun üzerine Hazine, ihracatın bu kötü gidişine dur demek amacıyla kolları sıvadı. 

8 Temmuz 2025 Salı

ANKARA NOTLARI / SPK'DA YENİDEN YAPILANMA GEREKİYOR

Cahit UYANIK 

Türk ekonomisinin yaşadığı krizin en çok etkilediği bölümlerden biri de sermaye piyasaları... Şu anda 10 aracı kurumun faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Borsa endeksi 'doldur-boşalt' oyunlarıyla bir aşağı-bir yukarı salınıp duruyor. Haziran ortasında yoğun olarak hissedilmeye başlanacak olan 'üretim krizi' ise kapıda... Bu dalgalanma borsa şirketleri ve aracı kurumlarda yeni bir yaprak dökümüne yol açabilir.

Bu ortamda Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) en stratejik rollerden birisini üstlenmesi gerekiyor. Ama SPK'nın geçen ay patlayan aracı kurum krizinde gösterdiği performans tartışmalı. Gözetim altındaki bir aracı kurumun bile 'nasıl olup da tasfiye ve iflas aşamasına geldiği' cevaplanması gereken soruların başında yer alıyor. Kurul'un kriz öncesindeki haftalık olağan toplantılarında 'fiktif repoyla ilgili sadece bilgi edinmekle yetinmesi, uyarılar yapmaması ve ceza vermemesi' bugünkü başı boş ortamı hazırlayan unsurlardan...

Az önce sözünü ettiğimiz 'stratejik rol' ise giderek kendini iyice dayatıyor. Gelin görün ki SPK'nın bugünkü yönetim ve karar alma yapısıyla bu rolün hakkından gelmesi güç görünüyor. Herşeyden önce Kurul'un 'özerk' bir statüye sahip olmaması önündeki en büyük handikap... Kurul, siyasi karar alıcıların etkisine açık. Üstelik Kurul üyeliklerine atanma koşulları, Türkiye gibi dinamik bir ekonominin gereklerinden uzak.  Türkiye'nin para ve sermaye piyasaları açısından kendine örnek aldığı ABD'de ise tam tersi bir durum var. FED ve SEC bu piyasaların tek hakimi. ABD Başkanının karşı çıkmasına rağmen faiz oranlarıyla oynayabiliyor, borsayla ilgili en sert önlemleri alabiliyorlar.

2 Temmuz 2025 Çarşamba

SPK BAŞKANI KARACAN: FAİZ ORANLARI SÜREKLİ OLARAK KAR ORANLARININ ÜZERİNDEYSE O EKONOMİDE KRİZ VARDIR

SPK BAŞKANI KARACAN: TEKDİRDEN USLANMAYANA HEM SAVCI HEM HAKİMİZ

Karacan: Yaptırımsız tavsiye hiç bir işe yaramaz. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son zamanlarda piyasalar konusunda oldukça aktif bir görünüm çiziyor. Kapatılan, uyarılan, ağır cezalar alan aracı kurumlar ile cumhuriyet savcılıklarına yapılan suç duyurularından geçilmiyor. SPK sanki 'kriz içindeki bir ekonomi'de kararlar alıyormuş imajı veriyor. SPK Başkanı Ali İhsan Karacan ile genel ekonomik gidişat, aracı kurumlar ve borsadaki yabancı yatırımcı ağırlığını görüştük:

İntermedya Ekonomi: SPK Başkanı olarak yaşanılan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karacan: Türk halkı 1970'lerden beri enflasyonla yaşamayı öğrendi. Herkes buna karşı pozisyonunu alıp kendini 'hedge' edebiliyor. Aslında siyasi istikrarsızlık için de aynı benzetmeyi yapabiliriz. Türkiye'de ekonomi ve mali piyasalar siyasi istikrarsızlık yaşamayı öğreniyor. Piyasa, siyaset konusundaki gelişmelere bağışıklık kazanıyor ve buna göre pozisyon alıyor. Ama bu ekonomik sorunların giderildiği, çözüldüğü şeklinde de algılanmamalı. Son zamanlarda tehlikeli saydığım şöyle bir eğilim içine girildiğini de görüyorum. Deniliyor ki 'İstanbul'da ihracat sürüyor, üretim yapılıyor yani ekonomi kendi kuralları içinde devam ediyor. Bizim Ankara'ya ihtiyacımız yok.' Bir kısım insanlar sığlığından ve bilgisizliğinden böyle söyleyebilir. Bir kısım da böyle ortamlardan kendisine ekonomik çıkar sağlama beklentisi içine girebilir. Ankara ne kadar yetkisiz olursa olsun, kendi dertleri ile uğraşıp piyasayla yakından ilgilenemese de bu yaklaşım yanlış. Bir ülkenin siyasal kurumlarının iyi işlemesi gerekiyor.

- Ama devletin de bir yeniden yapılanmaya ihtiyacı var her halde...

Karacan: Hem de çok ciddi bir şekilde... Bütün bu çekilen sıkıntılar içinde siyasetçilerin bürokratları sık değiştirmesi, bu modelin eskidiğinin bir göstergesi. Yerine yeni bir şey koyamadığınız için bu sistemde rahat edemiyorsunuz. Yani sistemi hem koruyorsunuz hem de dejenere ediyorsunuz. Çözüm ise yeniden yapılanma. Türkiye bunda geç kalıyor aslında... Uluslararası arenada 15-20 senelik bir zaman süresi içinde belirli adımları atmadığınızda lig düşüyorsunuz. Mesela yüzyılın başında Arjantin, Amerika ve Almanya ile eşitti. Japonya o yıllarda milli gelirde Arjantin'den gerideydi. Bir de şimdiki duruma bakın... Türkiye'ye de bakıldığında her yıl geriye gittiğini görüyorsunuz. Türkiye'de siyasetin bunu görmesi lazım. 

- Bu ortamda Türkiye ekonomisi yeni bir krize doğru mu gidiyor?

Karacan: İstikrarsızlık dönemlerinde faizler düşmüyor, yükseliyor. İç borç faizleri bir mihenk taşı. Bu faizi devalüasyon ve enflasyon ile kıyaslayacaksınız. Türk parasının değer kaybı, dövizin faiz fiyatı ve enflasyonla toplanarak kıyaslanmalı. Bütün bunlara baktığınızda reel faizlerin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani yüzde 70 enflasyon var, faiz yüzde 120... Yüzde 50 reel faiz veriyorsunuz. Bu, son derece tehlikeli. Çok basit bir olay var, ta Marks'tan beri bilinen bir iktisat ilkesi: Eğer bir ekonomide faiz oranları, kar oranlarının sürekli üzerindeyse o ekonomide kriz var demektir. Anlattığım durum da Türkiye ekonomisindeki krizin en belirgin göstergesi... Ekonomide üretim yerine rant faaliyetleri var. Üretim ve yatırım yapmak yerine repo yapılıyor. Reponun faizi devletin bütçesinden ve enflasyondan ödeniyor.

19 Haziran 2025 Perşembe

UNCTAD BAŞ DANIŞMANI PROF. DR. YILMAZ AKYÜZ: "TÜRKİYE , EKONOMİYİ ÇABUK ÖĞRENİYOR"

Prof. Dr. Yılmaz Akyüz

UNCTAD Baş Danışmanı Prof. Akyüz'e Göre Maliyetler Ücretlerle Düşürülmemeli

Son 10 yılda Türkiye ekonomisinde hızlı bir değişim olduğunu bildiren Prof. Dr. Yılmaz Akyüz, ekonominin üretimi öğrenmesinin çok önemli bir aşama olduğunu söyledi. Akyüz, verimliliğin düşük olmasını 'en büyük dezavantaj' olarak görüyor.

Cahit UYANIK 

Merkezi Cenevre'de bulunan Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), gelişmekte olan ülkelerin uluslararası sorunlarına çözümler arayan bir kuruluş. Bu kuruluşun baş danışmanlığını 1984'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevinden ayrılan Prof. Dr. Yılmaz Akyüz yürütüyor. UNCTAD Baş Danışmanı Akyüz, dünyada ve Türkiye'deki kalkınma sorunları ile ilgili sorularımızı yanıtladı:

Ekonomik Panorama: 2000'li yıllara doğru gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları nerelerde odaklaşıyor?

Akyüz: 1980'li yıllarda gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümü çok zor bir dönem geçirdi. 90'larda da bunun pek fazla değişeceğini beklemek mümkün değil. Geçen 10 yılda bu ülkelerin uğraşısı, günbegün kriz yönetimi oldu. Hala bir sürü ülke bundan kurtulmuş değil. Bu durumun en büyük kurbanlarından biri yatırım. Mesela Latin Amerika'da insanlar orta ve uzun dönemli düşünemiyor. Net yatırımlar sıfır düzeyinde... Dolayısıyla dış borçlar, dış faiz ödemeleri, dış ticaret hadleri ve korumacılık gibi sorunlarda olumlu gelişmeler olmadıkça, önümüzdeki 10 yılda gelişmekte olan ülkelerin çok fazla derlenip toparlanabileceklerini sanmıyorum. Ayrıca bu ülkeler, kısa dönemli istikrar politikalarından uzun dönemli kalkınmayı düşünür hale ne zaman gelecekler, ben de bekliyorum.

- Dünya ticaretindeki korumacılık eğilimlerinin artması da kalkınma çabalarını olumsuz yönde etkiliyor değil mi?

Akyüz: Özellikle tarımsal ürünler ve tekstilde etkiliyor. Mesela Arjantin Avrupa'ya et satamazken, siz orada dünya fiyatlarının üzerinde et yiyorsunuz. Bir taraftan borç ödeyeceksiniz, öbür taraftan da mal satamıyorsunuz. Bankaların kapısına pirinci, yağı, şekeri yığacak haliniz yok. Zamanında demişler ki 'Senin yapın emek-yoğun, tekstil de emek-yoğundur'... Kurmuşsun 1960'larda tekstil fabrikasını... 20 yıl vadeli borcu alıp 80'lere gelmişsin,  şimdi tekstil satamıyorsun. Onlar da diyor ki 'Sen parayı çarçur ettin, ürettiğin malları satamıyorsun'... O fabrikayı bankanın kapısına koyamazsın.

15 Mayıs 2025 Perşembe

ŞEKERBANK GENEL MÜDÜRÜ ORKUN EROL: BANKALAR BORSADAN BÜYÜK KARLAR SAĞLIYOR

Orkun Erol

ŞEKERBANK GENEL MÜDÜRÜ ORKUN EROL'A GÖRE SEKTÖR İSTIKRARLI BÜYÜME SÜRECİNE GİRDİ 

Piyasadaki canlanmanın bankaları da rahatlattığını bildiren Orkun Erol, bankaların mevduat artışındaki olumsuzluğu borsayla giderdiklerini söyledi. Erol, faizlerde yıl sonuna doğru bir artış olabileceğini de belirtti. 

Cahit UYANIK 

Şekerbank, Türkiye'deki 7 büyük özel bankadan biri. Ortaklarının büyük çoğunluğunu şeker pancarı üreticilerinin oluşturduğu Şekerbank'ın Genel Müdürü Orkun Erol, 1990 yılının sektör açısından olumlu geçtiğini, reel mevduat hacmindeki gerilemenin ise olumsuz gelişmeler içinde yer aldığını söylüyor. Orkun Erol, Ekonomik Panorama'nin sorularını yanıtladı: 

Ekonomik Panorama: 1990 yılının ilk yarısı bankacılık sektörü açısından nasıl geçti?

Erol: Geçen yıla göre ekonomideki canlanma, kredi taleplerinin artması ve şimdilik kaynak sıkıntısı çekilmemesi ile kar grafiğinin artış göstermesi sanırım bu yılın ilk yarısının sektör açısından oldukça iyi geçtiğinin göstergesi. Geçtiğimiz yılın olumsuzlukları özellikle yüksek faiz yükü aşıldı, istikrarlı büyüme sürecine girildi. İş hayatındaki canlanma ve faiz oranlarındaki istikrar kredi hacminin de büyümesine yol açtı. Dolayısıyla 1989'dan devreden likidite fazlası da erimiş oldu. Ancak bu arada reel mevduat artışı söz konusu olmadığından mevduat hacminde bir daralma gözleniyor. Bu nedenle yılın sonlarına doğru az da olsa bir kaynak sıkıntısı olabilir. Bu da mevduat faiz oranlarının artışını gündeme getirebilir kanısındayım. 

- Sözünü ettiğiniz reel mevduat hacmindeki daralmayı hangi nedenlere bağlıyorsunuz?

Erol: Bankalar geçen yıldan devreden likidite fazlasını büyük ölçüde 1990 yılında plase ettiler. Fakat bu fazlanın erimesi, tasarrufların tüketime ve cazibesi devam etmekte olan borsaya kayması, reel mevduat hacmini daraltıcı etki yaptı.

14 Mayıs 2025 Çarşamba

TÜRKİYE 'BORSAYA ENDEKSLİ (A TİPİ) YATIRIM FONLARI' İLE 1993 YILINDA TANIŞTI

A TİPİ YATIRIM FONLARINA İLGİ ARTIYOR: 23 A TİPİ FON YAKINDA PİYASADA

Bankalar ve aracı kurumlar, yüzde 25'i hisse senetlerinden oluşan ve kurumlar vergisinden istisna tutulan A tipi yatırım fonu kurmak için kuyruğa girdi. Halen faaliyet gösteren 10 A tipi yatırım fonuna yenileri eklendiği zaman sayıları 33'e yükselecek.

Cahit UYANIK 

İş Bankası'nın 500 milyar liralık A tipi yatırım fonuna gösterilen talep, diğer bankaları ve aracı kurumları da harekete geçirdi. Şimdi A tipi fon kurmak için birçok kurum kolları sıvadı. Şu anda yatırım fonları piyasasında toplam 10 tane A tipi fon işlem görüyor. Bu fonların toplam başlangıç tutarları 2 trilyon 755 milyar liraya ulaştı. Sıralamada İş Bankası-VII tek başına 1,5 trilyonluk büyüklüğu ile ilk iken, onu 500 milyarla Koçbank-I, 250 milyarla Akbank-III ve 200 milyar ile Garanti Bankası-I izliyor. Geri kalan miktar ise Ata-I, Global-I, Fon-I, Kentbank-I ve TYT Bank-I tarafından paylaşılıyor. 

A tipi fonlara gösterilen ilgi gün geçtikçe artıyor. Şu anda gerekli iç tüzük değişikliklerini yapan veya kuruluş prosedürünü tamamlayan 6 tane A tipi fon Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) incelemesinde bulunuyor. SPK'nın kısa bir sürede faaliyet izni vermesi beklenen bu fonların toplam büyüklüğü ise 490 milyar lira, Bunlar içinde Adabank-I 200 milyar lira ile başı çekerken, AOG Turkinvest-I 100 milyarla ikinci sırada bulunuyor. Demirbank-III 70 milyar, Altay-I ve Yatırım Finansman-I 50'şer milyar, Yatırımbank-I de 20 milyar lirayla önümüzdeki haftalarda yatırımcıya sunulacak öteki A tipi yatırım fonlarını oluşturuyor. İnceleme aşamasındakilerin de büyüklüğü katıldığında A tipi fonların toplam büyüklüğü 3 trilyon 245 milyar liraya ulaşacak. 

26 Mart 2025 Çarşamba

BORSADA MÜŞTERİ BAZINDA MERKEZİ TAKAS SAKLAMA VE KAYDİ SİSTEME NASIL GEÇİLDİ?

SPK BAŞKANI KARACAN: EKİM'DE BAZI ARACI KURUMLAR ZORA DÜŞEBİLİR

SPK Başkanına göre takas saklamaya geçilmesiyle kötü niyetliler engellenecek.

Cahit UYANIK 

İMKB, önümüzdeki Ekim ve 1996-Ocak ayında iki önemli yeniliğe hazırlanıyor. Artık tüm kazanç-kayıp hesapları, bu iki oluşuma göre yapılmak zorunda. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçildiğinde endeks ve işlem hacminin düşebileceği uyarısını yaptıktan sonra ekliyor: "Bazı aracı kurumlar da zora girebilir..." Karacan 1996 başında hisselerde fiziki dolaşımdan kaydi dolaşıma geçildiğinde insider trading ve manipülasyon olaylarının asgariye ineceğini de belirtiyor: 

- Son günlerde ardı ardına aracı kurum ve acente kapatma, faaliyetine ara verme olaylarıyla karşılaşıyoruz. Neden?

Karacan: Teorik olarak düşünüldüğünde aracı kurum veya acente yatırımcının malı üzerinde kişisel tasarrufta bulunmuyorsa, mevduat kabulü benzeri işler yapmıyorsa zor duruma düşmemesi gerekir. Ama bu konuda bazı aracı kurumların yeterince titiz davrandığını söyleyemem. Müşterinin malını alıp kullanmak, açığa işlem yapmak, mevduat kabulü benzeri faaliyetler nedeniyle zor duruma düşebiliyorlar. Piyasada işlem hacmi küçüldüğü, endeks düşüşe geçtiği zaman sorunlar varsa hemen ortaya çıkıyor. Nasıl ki enflasyon birçok kişi ve kurumdaki temel hastalıkları gizliyorsa endeks de bu tip sorunları gizliyor.

- Müşteri bazında saklama bunu azaltabilecek mi?

Karacan: Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçeceğiz. Zaman zaman bu sürenin uzatılabileceğini bekleyenler var. Açıkça söylüyorum bu süre uzatılmayacak. Eğer biz müşteri bazına geçmezsek ne olur? Bizim aracı kuruma müşteri bazına geçme talimatımız var. Piyasada denetim mekanizmaları tek yönlü değil, çok yönlü. Aracı kurumları ve acenteleri denetliyoruz. Aracı kurumlar kendi acentelerini denetliyor ve gözetliyor. Bir de müşteri, aracı kurum ve acentesini gözetliyor. Bunlar birbirini tamamlayan şeyler. Hepsi iyi çalıştığı sürece riskleri azaltmış oluruz. Sistemden biri çalışmadığında yine sorunlar olabilir. Ekim'de her halükarda aracı kurumlarımızı müşteri bazında saklamaya geçiriyoruz. Müşterinin de aracı kurum ve acentesini bu açıdan gözetlemesi gerekli. Kendisinin hesaplarının müşteri bazında saklanıp saklanmadığını kontrol etmesi lazım.