Finansal Okuryazarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finansal Okuryazarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2026 Perşembe

SERMAYE PİYASASI ŞİRKETİNDE, SERMAYE PİYASALARINDAN ANLAMAYAN BAĞIMSIZ YÖNETİM KURULU ÜYESİ OLMAZ, OLAMAZ


KEREM ALKİN, HAZIRLADIĞI RİSK RAPORUNDA "TERA'DA SAADET ZİNCİRİ SEZİYORUM" DİYE YAZABİLSE,  SAVCILIKTAN SERBEST KALIRDI 

Cahit UYANIK 

Tanıdığım bir bağımsız yönetim kurulu üyesi üniversite hocası vardı.

Hep janti gezer; en pahalı kıyafetler, cekette 5 km. koşmuş köpek dili gibi dışarı fırlamış bir mendil, gıdısında rengarenk fularlar, tahminimce her hafta kuaförde, saçı hep düzenli ve aynı uzunlukta... İki laf edersin, bir kibir bir kibir... Kibrinden cevap vermez, verse anlamazsın. Öyle bir tip işte... Başta bana çok garip gelen bu tipi araştırınca... 

Birçok şirkette bağımsız yönetim kurulu üyesi olduğunu öğrenmiştim. Tabii ki hesabına oldukça yüksek tutarlarda 'huzur hakkı' yatıyordu her ay... Para, kibrini besleyip canavara dönüştürmüştü adamcağızı...

Tera Portföy'ün bağımsız denetim kurulu üyeleri Kerem- Emre Alkin kardeşlerin tutuklanmaları öncesi savcılık ifadelerini okuyunca tanıdığım işte o kibirli hoca aklıma geldi ve "Bizde bağımsız yönetim kurulu üyeleri niye böyle ki?" diye düşündüm. 

Benden bundan 34 yıl önce Amerikan İç Borçlanma Modeli makalesini isteyen Kerem Alkin'in "Sermaye piyasalarından anlamam. 16 ayda zaten 3 defa Yönetim Kurulu toplantısı yaptık. Benim bu olaylarda bir etkim yok" sözlerini okuyunca çok şaşırdım. Çünkü aynı Kerem ifadesinde, "Bağımsız üye olarak Risk Komitesini yönetiyorum. Yönetim Kuruluna 54 sayfalık detaylı bir risk raporu hazırladım. Fonlardan ani çıkış riskine dikkat çektim" diyerek aslında kendi kendini yalanlamış. 

22 Eylül 2026 Salı

BEŞEVLER'DE SPK BİNASININ HEMEN KARŞISINDAKİ BORSA KÜÇÜK YATIRIMCILARI KAHVEHANESİNE NİYE GİTTİM? SPK 35 YIL ÖNCE YATIRIM KULÜPLERİNE İZİN VERSEYDİ, BORSA BAĞLANTILI YATIRIM FONU SOYGUNU YAŞANMAZDI


- 35 YIL ÖNCE  KAHVEHANEDE TOPLAŞAN KÜÇÜK YATIRIMCILARIN 'YATIRIM KULÜBÜNE DÖNÜŞELİM' TALEBİNE SPK OLUMLU CEVAP VERSEYDİ, ŞİMDİKİ FON SOYGUNU YAŞANMAZDI

- BİZDEKİ 'ALTIN GÜNÜ", 'DOLAR GÜNÜ' UYGULAMASINA BENZEYEN YATIRIM KULÜPLERİ ABD'DE ÇOK YAYGIN VE GÜÇLÜ... 

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Türkiye'nin ilk özerk kurulu... 1980-1981 yılında yaşanan Bankerler Faciası sonrası, bu alandaki düzenleme yetersizliği ve denetimsizliğe tepki olarak kuruldu. 

SPK'nın ilk başkanı ise Mülkiye'nin ünlü Maliye hocalarından İsmail Türk'tü. Az konuşması ile ünlü bu başkanın döneminde SPK Meşrutiyet Caddesindeki İş Bankası şubesinin üstündeydi. Ben de bazen oraya uğrar, sarı saman kağıda basılı 'Haftalık Bülten'i alır ve pek birşey anlamadan yüzüne bakar dururdum. Sermaye piyasaları alanında Türkiye'de doğru dürüst bir yayın, kitap yoktu.1991 yılında İMKB Başkanı Muharrem Karslı bir kitap çıkarttı da okuyup öğrenebildik. 

SPK sonra 90'ların başında Beşevler semtinde konservatuarın karşısında bir bina yaptırdı ve oraya taşındı.  Trend dergisinde çalışırken vatandaşın biri aradı. Borsa yatırımcısı olduğunu, SPK binası yakınında, Bahçelievler'in Beşevler'e bakan sokaklarından birindeki kahvehanede borsa yatırımcıları olarak toplandıklarını fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Anlaşılan bu, küçük yatırımcının güven arayışında sembolik bir konumlanmaydı. Yoksa Kızılay'da, Ulus'ta, Esat'ta bir kahvehane de  olabilirdi. 

O günler borsada küçük yatırımcılığın emekleme dönemi gibiydi. Trend'de her hafta insanların kendi aralarında kurduğu amatör yatırım kulübü haberlerine yer veriliyordu zaten. Ben de kalkıp Bahçelievler'e gittim, Ankara'dakilerin  haberini yaptım. Pek az hisse konuşuyorlardı, daha çok yatırımcılıktı dertleri... Hisse konuşunca hangilerini konuştuklarını sordum.  "İlke bazında hisse konuşuyoruz. Mesela 'Ota (tarım sektörü hisseleri) boka (gübre şirketi hisseleri) bulaşma!' tavsiyesi veriyoruz birbirimize" dediler ve beni güldürdüler...

17 Eylül 2026 Perşembe

5 YILDA 30 KAT BÜYÜYEN GÖLGE BANKACILIĞIN (YATIRIM FONLARI) GÖLGESİ UZADIKÇA UZADI... NEDENSE KİMSE DENETLEMEDİ; GÜNEŞ BATINCA TÜRKİYE'Yİ ZORA DÜŞÜRDÜ

 - GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE; RAKAM BELLİ DEĞİL AMA FATURALARINIZ OLUŞTURULUYOR

- BAŞIBOŞ BIRAKILAN YATIRIM FONLARI İLE SİMGELENEN GÖLGE BANKACILIK SEKTÖRÜ, BUNDAN BÖYLE  KLASİK BANKACILIK SEKTÖRÜ KADAR İYİ DENETLENMELİ

Cahit UYANIK 

'Gölge bankacılık' diye bir kavram var. Bu kavram 90'lı yıllar boyunca konuşulup tartışıldıktan sonra...

2000'li yılların başında yani 2008 yılında dünya çapında büyük bir finansal ve ekonomik krize yol açmıştı. Bu yapı şimdilerde Pusula, Tera ve diğer bazı portföy yönetim şirketleri (PYŞ) üzerinden Türkiye'nin de başını ağrıtmaya başladı. 

Gölge bankacığın klasik bankalar gibi ​mevduat toplama yetkisi yok ama yatırım hesapları yoluyla vatandaştan tasarrufunu rızası ile alıp  kullanabiliyor. Bunu yaparken en önemli araçları ise yatırım fonları...

Vatandaş "Siz çalışıyorsunuz, boş zamanınız yok. Yatırım araçları ile uğraşmak başlı başına ayrı bir iştir.   Teknik bilginiz de yetersiz kalır zaten. Bırakın bu işi profesyonellere... Onlar kurduğumuz yatırım fonları üzerinden sizin adınıza yatırım yapsın" denilerek ikna ediliyor. Neye peki? Tasarrufunu bankaya mevduat olarak yatırmamaya, borsaya girmemeye... Getirip PYŞ fonlarında değerlendirmeye... Vatandaş da "Nasıl olsa SPK'dan izin almış bir fon bu... Devletin denetimine tabi. Güvenlidir" deyip tasarrufunu bankalara değil PYŞ'lere teslim ediyor. Karşılığında mevduata kıyasla 5-10 puan daha çok getiri alabilmek için...

Çevrenize dikkat edin,  son birkaç yılda yatırım fonlarına girenlerin sayısı ne kadar arttı. Öyle ki yatırım fonu almayıp da banka mevduatında duranı dövüyorlardı!

23 Ağustos 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BÜYÜK DEVALÜASYON BİTTİ, TÜRK EXİMBANK SAHAYA ÇIKTI: SEVK ÖNCESİ İHRACAT KREDİ HACMİ YÜZDE 127 ARTIŞLA 44 TRİLYON LİRAYA YÜKSELTİLECEK

Ersoy Volkan 
Türk Eximbank Genel Müdürü Ersoy Volkan'dan müjde: 

"44 TRİLYON LİRALIK KREDİ İHRACATÇIYI BEKLİYOR"

İhracat artışı sağlamak için kollar sıvandı. Türk Eximbank, ihracatçılara üretim aşamasında kullandırdığı ve geçen yıl 19,4 trilyon liralık hacme ulaşan sevk öncesi ihracat kredilerini kriz yılı 1994'te yüzde 127'lik artışla 44 trilyon liraya yükseltecek.

Cahit UYANIK 

Türkiye, uzun zamandır ihracatını artırmak için uğraşıyor ama bir türlü başaramıyordu. Yılbaşından bu yana döviz kurlarındaki hızlı tırmanışın da desteği ile ihracatta ilk olumlu sinyaller gelmeye başladı. Bundan sonra ise -deyim yerindeyse-  top Türk Eximbank'a geçti. Türk Eximbank'ın çiçeği burnunda Genel Müdürü Ersoy Volkan, Ekonomik Trend'e yaptığı açıklamada bu yıl toplam 44 trilyon lira kredi kullandıracaklarını bildirdi. Sorularımızı cevaplandiran Volkan, ihracat kredilerine uygulanan faiz oranlarında ise yeni bir artışa gitmeyi düşünmediklerini ifade etti: 

Ekonomik Trend: Türk Eximbank, ihracat olgusu ve ihracatın desteklenmesi açısından bakıldığında nereye konumlanmış durumda?

Volkan: Gelişmiş ülkelerde ihracat desteklerinin doğrudan parasal teşviklerden ziyade kredi, ihracat garantisi ve ihracat sigortası mekanizmaları ile 'dolaylı olarak' sağlandığı; üretim sürecinden başlayarak teşvikler uygulandığı görülüyor. Yani ihracatın desteklenmesi 'ön yatırım teşvikleri' ile oluyor. Daha sonra da yine üretim aşamasında; ihraç malları girdilerine sübvansiyonlar verilip ürünün maliyeti azaltılıyor. Son aşamada ise ihracat garantisi ve ihracat sigortası yoluyla ihraç edilecek mala uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazandırılması amaçlanıyor. 

Türk Eximbank kurulduğu günden beri ihracatçılar için çeşitli kredi, garanti ve sigorta programları geliştiriyor. İhracatçılar ve yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlere, gelişmiş ülke ihracat finansman kuruluşlarının yıllardır kullandırdığı enstrümanların aynısından yararlanma imkanı sağlıyoruz. İhracata sağlanan teşviklerde sektörel tercihler ortaya koyuyoruz.  Bu tercihlerin ise dinamik mukayeseli üstünlükler ile rekabetçi potansiyeli olan sektörler lehine yapılmasını sağlıyoruz ki, kaynakları etkin kullanabilelim.

- Yaşanan ekonomik krizle mücadelede Türk Eximbank bu yıl neler yapmayı planlıyor?

Volkan: Türk Eximbank 1994 yılında da Türk ihracatçısı ve taahhüt sektörünü elindeki tüm kaynaklarla desteklemeye devam edecek. Mevcut uygulanan ve ihracatçılarımızı daha üretim aşamasında desteklediğimiz Sevk Öncesi İhracat Kredisi (SÖİK) uygulaması ihracat artışına paralel olarak genişletilecek. Ayrıca KOBİ'ler için ayrı bir kredi uygulaması da başlatıldı. Kredi programlarında -talep edildiği şekilde- döviz seçenekli kullanım ise 'İhracat Döviz Kredisi' ile uygulamaya alındı. Ayrıca; ihracatçımız çeşitli ülkelere 'kabul kredili ihracat' yapıyor. Yani alıcı, bizden ithal ettiği malı ancak sattıktan sonra ihracatçımıza ödeme yapıyor. Bu, ihracatçı için bir finansman ihtiyacı doğuruyor. Bu tip ihracata 'köprü döviz kredisi' şeklinde finansman imkanı yaratmak da istiyoruz ve başvuruları değerlendiriyoruz. Dış müteahhitlik hizmetlerinin desteklenmesi amacıyla da kredi programlarının uygulamaya konulması planlandı ve başvurular alınmaya başlandı. 

Ancak kriz, mali sektördeki etkisini bilinen boyutlarda gösterdi. Bu ortamda Türk Eximbank ihracatçılara kullandırdığı kısa vadeli SÖİK'te herhangi bir aksama olmaması için tüm tedbirleri aldı ve almaya devam ediyor. Yeni ekonomik tedbirlerin uygulamaya girdiği Nisan-1994'ten Mayıs ayı ortasına kadar yani 1,5 ayda 4,6 trilyon liralık kredi kullandirdık. Temin edeceğimiz 4 trilyon lira ek kaynak ile 1994 yıl sonuna kadar en az 44 trilyon lira mertebesinde ihracat kredisi vermeyi planlıyoruz. Mayıs ayından itibaren kısa vadeli döviz kredilerinde de artışlar var. Aracı bankalar üzerinden verilen 1 yıla kadar vadeli döviz kredilerini son 1 ay içinde 30 milyon dolardan fazla kullandırdık. Yıl içinde bu döviz kredilerinin daha artarak 750 milyon dolarlık ihracatı destekleyecek bir boyuta yükseleceğini düşünüyoruz.

- Kullandırdığınız kredilerin faizlerini neden artırdınız? Yeni bir faiz artışı olacak mı?

Volkan: Mali piyasalarda yaşanan gelişmeler ve Merkez Bankasının kısa vadeli reeskont oranını 21 Nisan 1994'ten itibaren yükseltmesine paralel olarak ihracat kredi faiz oranlarını 30 puan artırdık. Türk Eximbank'ın kullandırdığı SÖİK'te kullanım süresine bakılmadan yıllık yüzde 49 olan faiz de yüzde 79'a çıkarıldı. Hedef Pazar İhracat Kredisi faiz oranı da yüzde 39'dan yüzde 69'a yükseltildi. Biz Türk bankacılık sisteminin içine girdiği yüksek faiz döneminde, yüzde 70'ler düzeyinde sübvansiyonlu krediler kullandırarak ihracatçılara hizmet vermeye devam ediyoruz. Halen uyguladığımız faiz oranlarında da herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz.

9 Temmuz 2026 Perşembe

KAPAK HABERİ / SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINA 'RATING' GELİYOR; OTOMASYON SİSTEMİ, HİSSE SENETLERİNİN FİZİKİ DOLAŞIMINI SONA ERDİRECEK

SPK Başkanı Karacan Açıkladı:

SERMAYE PİYASALARINDA 'RATING' DEVRİMİ

"Sermaye piyasası araçlarına uygulanacak rating (derecelendirme) konusunda kısa ve öz bir tebliğimiz olacak. Kurulacak yerli rating şirketlerinde doğrudan ortak olmasa bile, teknik açıdan bir yabancı şirketle know-how anlaşması yapma şartı arayacağız."

Cahit UYANIK 

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, 1994-Ekim ayından bu yana görev başında... 10'a yakın iflas etmiş aracı kurum, morali bozuk bir SPK, uygulanmayan yasal düzenlemeler ve rafa kaldırılmış tebliğ taslakları devralan Karacan, 7 aylık sürede bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştı ve birçoğunda başarılı oldu. Karacan önümüzdeki ay sermaye piyasalarına iki önemli kurum kazandırmayı amaçlıyor: Rating şirketleri ve gayrimenkule dayalı yatırım araçları... Karacan, sorularımızı cevaplandırdı:

Macro Economy: Göreve başladığınız 6,5-7 aydan bu yana SPK'da neler yaptınız?

Karacan: Sermaye piyasaları radikal değişiklikleri kaldırmaz. Bu piyasanın kendine has kuralları vardır. Otoritenin piyasayı düzenleyici, ona yeni yollar açıcı görevleri vardır. Çünkü sizin düzenlemeleriniz ile piyasanın talep ve şartlarının kesişmesi gerekir. Aslında dikkatle incelendiğinde görülür ki radikal denilen değişikliklerin tohumları geçmişte bir şekilde atılmıştır. Bizim yaptığımız düzenlemeler piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, piyasanın rahat çalışmasına yönelik çalışmalardır. Bundan bir takım bürokratik engelleri hafifletmeyi anlayabiliriz.

- Mesela?

Karacan: İstisna ve Muafiyet Tebliğinin kapsamını genişlettik. Küçük şirketlerin ilan ve denetim yükümlülüklerini hafifleterek halka açılmayı kolaylaştırdık. Kar Dağıtım Tebliğini yeniden düzenledik. Küçük yatırımcıların korunması için asgari kar dağıtım şartını yumuşattık. Önümüzdeki günlerde bir adım daha ileri gitmeyi düşünüyoruz. Borsa şirketlerinin kar dağıtma zorunluluğunu kaldıracağız. Ama bunu yaparken bir takım istisnalar koyacağız. Gerekli gördüğümüz hallerde ve zamanlarda, özellikle küçük yatırımcının korunmasına yönelik olarak bazı şirketlere kar dağıtım zorunluluğu getireceğiz.  Bu, piyasayı rahatlatacak ve bürokrasiyi azaltacaktır. Ayrıca kredili menkul kıymet işlemlerini belli bir düzene oturttuk. Bu bir ihtiyaçtı. Zaten aracı kurumlar yasal olmayan yollardan kredili işlem yapıyorlardı. Bu durum piyasada bazı sıkıntıların doğmasına da yol açıyordu. Şimdi yaptığımız şey bir başlangıç düzenlemesidir. Önümüzdeki dönemde bu daha gelişecektir.

- Portföy yönetimi ve danışmanlık şirketlerinin kuruluş koşulları hayli zorlaştırıldı. Bu, bizim piyasamızı nasıl etkiler?

Karacan: Doğrudur. Yaptığımız tebliğ düzenlemeleri ile bu tip şirketlerin kuruluşunu adeta imkansız hale getirdik. Amacımız portföy yönetimi işinin sadece banka ve aracı kurumlarca yapılmasını sağlamaktır. Çünkü dünyanın her yerinde portföy yönetimi denildiğinde 'bireysel portföy yönetimi' anlaşılır. Oysa bizde portföy yönetimi yanlış anlaşıldı veya suistimal edildi. Bir 'yatırım havuzu' yönetimine dönüştü. Bu, işin ruhuna aykırıydı. Bir anlamda alt yatırım fonları oluşuyordu böylece... Portföy şirketleri gizli bir banka, gizli bir aracı kurum haline dönüştü. Ama bu konuda bir ihtiyacın varlığı da tespit edildi. Önümüzdeki zaman içinde 'yatırım kulübü' gibi düzenlemeler yapacağız.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

MERKEZ BANKASI, PARA PİYASALARINDAKİ LİRA BOLLUĞUNU SÜNGER GİBİ EMDİ

Merkez Bankası Sonunda İstediğini Yapabildi 

SÜNGER OPERASYONU BAŞARILI OLDU

1992-Ekim ayı sonunda 35 trilyon lira dolayındaki emisyon hacmi 33 trilyon liraya çekildi ve bu tutarın 1-2 trilyon daha geriletileceği tahmin ediliyor. Geçen haftaki iç borçlanma ihalesindeki satış ise minimum düzeyde idi. Bu hafta düzenlenecek olan ve 'repoluk' diye bilinen 3 aylık bono ihalesine güçlü bir talep olacağı beklentisi var. 

Cahit UYANIK 

1992-Ekim ayı enflasyon oranı yüksek çıkarak bütün dikkatleri üzerinde toplarken, para piyasalarında geçen ay ortasından beri yaşanan lira bolluğunun önüne geçildi. Merkez Bankası hafta başında giriştiği ve 'sünger operasyonu' olarak adlandırılan açık piyasa işlemleriyle ay sonunda 35 trilyon lira sınırında bıraktığı emisyon hacmini 33 trilyon lira düzeyine çekmeyi başardı. Merkez'in bu haftaki müdahaleler ile emisyon hacmini 31-32 trilyon lira düzeyine gerileteceği tahmin ediliyor. 

Geçen hafta Merkez Bankası, Hazine adına düzenlediği iç borçlanma ihalesinde faiz oranlarının yükselmesini önlemek için çok az tutarda kağıt sattı. 6 ay vadeli Hazine bonosu ihalesinde bankalar toplam 789 milyar liralık teklif getirirlerken sadece 65,4 milyar liralık kağıt satıldı.

26 Haziran 2026 Cuma

TEŞVİĞE HAK KAZANMIŞ YATIRIMCI, UCUZ KREDİ İÇİN TÜRKİYE KALKINMA BANKASININ (TKB) KAPISINDA ARTIK 1-1,5 YIL BEKLEMEYECEK

Özal Baysal

Girişimcinin işi kolaylaştı/

KALKINMA BANKASINDAN YATIRIMCIYA 'HIZLI' KREDİ

Eskiden DPT'den teşvik sağlamış birinin Türkiye Kalkınma Bankasından krediyi çıkarttırması, 1-1,5 yılı buluyordu. Şimdiki uygulama ile çalışmalar çok kısa sürede tamamlanacak ve kredi dosyası banka yetkilileriyle girişimcinin hazır bulunduğu bir toplantıda görüşülerek karara bağlanacak.

Cahit UYANIK 

Türkiye'de son yıllarda yatırım yapabilmek büyük bir cesaret işi... Yüksek enflasyon nedeniyle yüzde 100'leri aşan kredi faizleri girişimcilerin önüne dikilen en büyük engel olma özelliğini taşıyor. Böylesi bir ortamda devlet, ekonomik kalkınmayı sürdürebilmek için girişimcileri teşvikler ve ucuz krediler vererek destekliyor. Bu sayede yatırımcılar bir ölçüde de olsa olumsuz ekonomik şartlardan korunabiliyor.

Türkiye Kalkınma Bankası (TKB), devletin teşvik ve ucuz kredi politikasının en önemli uygulayıcı unsurlarından biri. Devlet Planlama Teşkilatından (DPT) teşvik belgesi sağlayan her yatırımcı soluğu TKB'de alıyor. Girişimciler yatırımın ekonomik kalkınmaya faydası olacağını, geri kalmış yörelerde iş alanları açacağını daha önceden belirlenmiş kıstaslara göre ispatlamaya çalışıyor. Amaç, ucuz kredilerden yararlanmak ve yatırımın bir bölümüne devletin katkısını sağlamak. 

TKB günümüzde turizm kredilerinden leasinge, faktoringten borsacılığa kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor ve bu haliyle mali piyasalarda etkin bir güç. TKB ayrıca kendi bünyesinde ciddi bir iştirak portföyüne de sahip. Bu görünümü ile  Türk yatırımcısı için büyük önem taşıyan TKB'nin Genel Müdürü Özal Baysal ile bankanın önümüzdeki dönemde neler yapacağı, geçmişte eleştiri konusu olan bazı uygulamalarına ilişkin ne gibi önlemler alındığını görüştük. 

TKB Genel Müdürü Baysal'ın verdiği bilgiye göre bankaya gelen yatırımcının başvurusu bundan sonra en kısa sürede cevaplandırılacak ve karara bağlanacak. Bunu sağlamak için ise bankanın proje değerlendirme ve kredilendirme sistemi değiştirildi. Artık bir girişimci DPT'den teşvik belgesi alıp TKB'ye geldiğinde kendisine hemen bir randevu verilecek. Randevu tarihinde dosya hem projenin teşvik mevzuatına uygunluğu hem de bankanın kredilendirme ilkelerine uyup uymadığı açısından 'aynı anda' değerlendirilecek. Bu toplantıda girişimci de bulunacak. 

18 Haziran 2026 Perşembe

HERKES İNDİRİM BEKLERKEN FED, YAKIN GELECEKTE FAİZ ARTIRIM SİNYALİ VERDİ. YENİ FED TÜRKİYE'Yİ NASIL ETKİLER?

FED Başkanı Kevin Warsh

Cahit UYANIK 

 Yeni FED Türkiye'yi nasıl etkiler?

- Faiz yükseleceği için TR'ye daha az kaynak girişi olur.

- Türkiye'den kaynak çıkışları da yaşanabilir ki bunu önlemek için  faizi yüksek tutmak hatta artırmak gerekebilir.

- TR'nin dışarıdan bulacağı borçların faizi artar.

- Altın fiyatları çok artmayacağı için Hazine'nin altına endeksli borçları hızlı artmaz. Kamu finansmanı rahatlar.

- Faiz artışı ekonomik büyümeyi azaltır, bu da petrol fiyatlarini düşürür, bu da TR'nin enflasyonla mücadelede işine gelir.

- TCMB, FED'in yeni yönetim modeline özenerek daha az iletişimle daha kapalı hale gelebilir.

(Bu yazı 17 Haziran 2026 tarihinde Twitter-X sayfamda yayınlanmıştır.)

17 Haziran 2026 Çarşamba

FED, FAİZ KARARI AÇIKLARKEN NİYE BİR ARALIK (BUGÜNKÜ YÜZDE 3,50-3,75 OLDUĞU GİBİ) KULLANIYOR, TEK ORAN BELİRLEMİYOR?

Cahit UYANIK 

Federal Rezerv (Fed), para politikasını doğrudan tek bir faiz oranını dikte ederek değil, piyasadaki fon arz ve talebini belirli bir aralıkta tutmaya çalışarak yönettiği için tek bir oran yerine bir hedef aralığı kullanır.

​Fed'in tek bir oran yerine 25 baz puanlık bir aralık (örneğin %3,50 - %3,75) belirlemesinin temel nedenleri şunlardır:

​Piyasa Odaklı Bir Sistem Olması: Fed'in hedeflediği faiz (Federal Funds Rate), bankaların kendi aralarında gecelik olarak borç alıp verirken uyguladıkları faizdir. Bu oran serbest piyasada, bankaların likidite durumuna göre anlık olarak değişir. Fed bu oranı doğrudan "Şu olacak" diye sabitleyemez; bunun yerine piyasaya müdahale ederek oranı belirlediği aralıkta kalmaya zorlar.

​Operasyonel Kolaylık ve Esneklik: Küresel finans sisteminin kalbi olan ABD piyasalarında faizi tamı tamına tek bir puanda (örneğin %3,75) sabit tutmak imkansıza yakındır ve çok büyük maliyetli müdahaleler gerektirir. 25 baz puanlık bir hareket alanı (bant), Fed'e piyasa dalgalanmalarını tolore edebileceği konforlu bir alan sağlar.

(Tıklayın) FED'İN ÜNLÜ 'KARARTMA KURALI' VEYA 'SESSİZLİK DÖNEMİ' NEDİR?

20 Mayıs 2026 Çarşamba

ABD TAHVİL FAİZİNDEKİ YÜKSELİŞ, NEDEN TÜRKİYE'Yİ DE OLUMSUZ ETKİLER?

Bizi neden ilgilendiriyor?

ABD’nin uzun vadeli faizlerinde kalıcı bir yükseliş, sermaye girişine duyarlı ekonomileri genelde aynı anda çalışan 3 kanal üzerinden etkiler: Kur, dış borçlanma maliyeti ve değerleme.

İlk kanal kur tarafı. Dünyanın en güvenli varlığı daha yüksek getiri sunmaya başladığında, gelişen ülkelere yönelen sermayenin iştahı doğal olarak zayıflar. Çünkü yatırımcı artık daha düşük riskle daha yüksek getiri alabiliyordur. Bu da gelişen ülke para birimleri üzerinde baskı yaratır. Merkez bankaları açısından mesele burada zorlaşır. Ya faizi yüksek tutarak sermayeyi içeride tutmaya çalışırsınız ya da kurdaki değer kaybını daha fazla kabul edersiniz.

İkinci kanal dış borçlanma maliyeti. ABD’nin uzun vadeli faizleri yükseldiğinde, eurobond getirileri yukarı gider. Bunun sonucu olarak mevcut sabit kuponlu tahvillerin fiyatı düşer, yeni borçlanmalar ise daha maliyetli hale gelir. 

30 Nisan 2026 Perşembe

TÜRKİYE'DE EKONOMİ KÖTÜ İKEN MANŞET İŞSİZLİK ORANI NİYE DÜŞÜK SEYREDİYOR? TÜİK, İŞSİZLİK ORANINI NASIL DÜŞÜK GÖSTERİYOR?

(BİRAZ UZUN VE SIKICI BİR YAZI AMA...)

İŞSİZLİK ORANINDAKİ DÜŞÜŞÜN GERÇEK SEBEBİ EKONOMİDEKİ İYİLEŞME Mİ? PEK DEĞİL. 

YARATILAN DÜZGÜN VE KALİTELİ İŞLER AZALIYOR, BU ORTAMDA ASLINDA ARTMASI GEREKEN İŞSİZLİK ORANI İSE DÜŞÜYOR. ÇÜNKÜ...

Cahit UYANIK 

2026-Mart ayı işgücü istatistiklerine göre, dar tanımlı işsizlik oranı 0,3 puan düşüşle yüzde 8,1 olmuş. Gerçek işsizliği yansıtan geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü oranı) ise martta 1,6 puan artışla yüzde 31,5’e yükselmiş. Peki doğru mu bu, işsizlik nasıl düşer, etrafta herkes işsizken...

TÜİĶ' işsizlik anketinde... "Evet, haftada 1-2 saatliğine gidip, 200 TL'ye merdiven siliyorum" diyen bile işsiz sayılmaz. Yeterki kapına gelen veya sana telefon açan anketöre öyle cevap ver... Yani son 1 ayda bir işte 1 saat bile çalışmışsanız işsiz değilsiniz.  "Yahu ben işsizim, 200 TL'ye merdiven sildim diye nasıl işsiz sayılmam? Benim maaşım, sigortam yok ki!" derseniz; peki ne sayılırsınız? 'Eksik (atıl) istihdam'da sayılırsınız... 

EKONOMİDE YARATILAN 'DOĞRU-DÜZGÜN İŞ' AZALIYOR

İşsizlik oranı yüzde 8,1'e gerilemiş ama Türkiye'de modern deyimle part-time, halk deyimiyle kıvır-zıvır işlerde çalışanların (işi olduğu varsayılan) oranı yüzde 31,5'a çıkmış ve rekor kırmış sonuçta... (Maaş alınamayan, sigortasız işlerle ömür geçirmeye çalışmak, toplumdaki yoğun geçim şikayetlerinin de ciddi bir belirtisi...)

Bir yanda yüzde 8,1, öbür yanda yüzde 31,5... Bütün bunlar neyi gösteriyor? Türkiye'de işsizliğin yüzde 8,1'e düşmesi, yaratılan tam zamanlı, sigortalı, düzgün işlerin giderek azaldığının kanıtı aslında... Bunu nereden anlıyoruz?

Çünkü insanlar, geçim derdiyle buldukları kıvır-zıvır işlerle kazanç sağlıyor ama gerçek anlamda istihdam edilmiyor. Yüzde 31,5'luk eksik istihdam oranındaki astronomik artış bunun kanıtı... Anlayacağınız; çalıştığı düzgün işini kaybeden biri, aynı kalitede iş bulamayıp eksik (atıl) istihdam bölgesine geçtiği için işsiz sayılmıyor. Yani işsizlik rakamı ve oranı düşük kalırken; eksik istihdam oranı arşa doğru tırmanıyor. Eğer ülkemizde doğru düzgün işlere girenlerin sayısı artsaydı, eksik (atıl) istihdam oranı bu kadar yüksek olmazdı. 

12 Nisan 2026 Pazar

1994 EKONOMİK KRİZİ... BANKALAR ARTIK YILDA DÖRT KEZ BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Bankacılık / 

BANKALAR YILDA DÖRT BİLANÇO AÇIKLAYACAK

Geçen yılki mali ve ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörüne yeni düzenlemeler geliyor.

Cahit UYANIK 

Türk bankacılık sektörü son 15 yılda önemli ve hızlı bir gelişme trendi içine girdi. Elbette yaşanan her hızlı süreçte olduğu gibi bir takım zayiatlar da verdi. Geçen yılın başında faaliyetleri durdurulan üç bankanın başına gelenler buna en güzel örnek. Ancak yaşanan her büyük sorun, sadece hızlı gelişme süreciyle açıklanabilir mi? Aynı sorunları yaşamamak içın neler yapılmalı? Bu sorular hem kamu otoritelerinin hem de son krizde canı yanan bankaların aklını meşgul ediyor. Üstelik bu manzara, sektörün önünde Gümrük Birliği gibi çok önemli bir dönemeç varken yaşanıyor.

Bilançolar 'şeffaf ve anlaşılır' olacak; enflasyon muhasebesi uygulanmayacak

İntermedya Ekonomi olarak yaptığımız araştırmalar reform çalışmaları kapsamında bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde 'daha şeffaf ve kolay anlaşılır' bilanço hazırlama yükümlülüğünün yanı sıra denetim konusunda da yeni uygulamalarla karşılaşacağinı gösteriyor. Bu çalışmalarda amaç, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de banka aktiflerinin, banka pasiflerindeki mevduatları ve borçları ödeyemez duruma düşmesini önlemek olarak öne çıkıyor. 

Ancak girilen bu yeni dönemde bankalardan 'Uluslararası Muhasebe Standartları 29 Sayılı Yönerge'ye (UMS-29)  uygun bilanço yapması istenmeyecek. Bu yönerge, son 3 yıllık kümülatif enflasyonu yüzde 100'ün üzerinde seyreden ülkelerde tüm bilanço kalemlerinin deflate edilmesi yani enflasyondan arındırılmasını öngörüyor. Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı Türkiye'de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi düşüşler göstereceği beklentisi içinde bulunuyor ve UMS-29'un uygulanmasına karşı çıkıyor. Bu iki kurum ayrıca UMS-29'un sadece banka bilançolarına değil, tüm işletme bilançolarına uygulanması durumunda anlamlı olacağını savunuyorlar. Bu nedenle uygulandığı taktirde bilançolarda kardan zarara dönülebileceği için sektördeki birçok bankanın korkulu rüyası olan UMS-29 tehlikesi aslında mevcut değil.

14 Temmuz 2025 Pazartesi

MERKEZ BANKASI ESKİ BAŞKANI, ÇİÇEĞİ BURNUNDA SİYASETÇİ YAMAN TÖRÜNER: RP KAZANDI, TÜRKİYE'Yİ 15 MİLYAR DOLAR YABANCI SERMAYEDEN ETTİ

YAMAN TÖRÜNER: MB, DÖVİZ KRİZİNDEN 30 TRİLYON LİRA KAR ETTİ

Törüner'e göre seçim sonuçları, Türkiye'yi 15 milyar dolar yabancı sermayeden etti.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Yaman Törüner, seçimler öncesinde Merkez Bankası (MB) Başkanlığını bırakarak politikaya atıldı. Afyon'da üçüncü sıraya yerleştirilen Törüner'in başta şansı zayıf görülürken kampanya ilerledikçe seçilme ihtimali arttı. Törüner sonunda milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. Törüner ile siyaset, seçim ekonomisi, döviz politikası ve Gümrük Birliği üzerine konuştuk:

İntermedya Ekonomi: Siyaseti nasıl buldunuz? Rahat bir geçiş dönemi yaşadınız mı?

Törüner: Çok değişik ama politikaya ısınmak zor olmadı. Beni ilk üç-beş saatlik yadırgamadan sonra çok yakın karşıladılar. Çünkü halk, dışarıdan gelse de kendisine yardımı dokunabilecek kişinin seçilmesini istiyor. Siyaset, halkın gerçekten neler düşündüğünü görmek açısından önemli. Halkın beklentilerinin bizim tahminimizden değişik olduğunu, onların dertlerine çözüm bulunması gerektiğini gördüm. Ankara ve İstanbul'da oturarak bazı şeylere çözüm üretmek zor. Halka inmeden yapılan tahminler de yanıltıcı... Halka inmemiz, onların gerçek isteklerini yansıtan çözümler üretmemiz gerekir. Bir de bayanlar politikaya çok ciddi ısınmış. Belki 500 bayan ellerinde çocukları, başı kapalı ama geliyor seni öpüyor. Arkasından kocası geliyor öpüyor, çocuğuna öptürüyor. Bizi kendisini temsil eden bir nesne olarak görüyor. Gençlerde büyük bir ilgi var. Tanıdıkça halkın bazı yönleriyle aydın dediğimiz kesimden daha ileri olduğunu keşfettim açıkçası...

- DYP Afyon milletvekili olarak bölgeniz için neler yapmayı planlıyorsunuz?

Törüner: Afyon'a verebileceğim şeyler, daha çok büyük yatırımların buraya aktarılmasıdir. Afyon'un alt yapı hizmetlerinin tamamlanabilmesi, mevcut borsaların büyütülmesi yani iş hayatının genişletilmesidir. Ben üçüncü sıradan seçilerek milletvekili oldum. Ama hiç bir zaman seçilememe endişesi duymadım. Zaten ben her işte 'çıkamaz' dedikleri zaman çıktım. Kendime bir sıra tespit etmemiştim ama üçüncü sıra biraz sürpriz oldu. Teşkilattan destek aldım. Afyon'da bazı teşkilat sıkıntıları vardı, bunu aştık. 

- Merkez Bankası Eski Başkanı gözüyle seçimin genel değerlendirmesini yapar mısınız?

Törüner: Cumhuriyet tarihinde yapılan seçimler arasında Hazine'ye en ucuza malolan seçimdir. Bu bence çok önemli bir nokta. Ekonomi bürokrasisi elinden geleni yaptı. Diğer seçimlerden bir farkı da çabuk yapılmasıydı. Seçimin kaderi zaten son anda belli oldu. MB'nin emisyon hacmi bile 230 trilyondan 217 trilyona düştü. 

- Ama döviz rezervlerinde önemli bir erime yaşandı...

Törüner: MB bazen ters repo yaparak piyasadan para çeker. Bu para vade bitince çoğunlukla dövize dönüşür. Ortalıkta 'Seçim sonrası iktidarsız kalma durumu olabilir mi?" beklentisi yaşandığı bir gerçektir. Bu bilindiği için MB isteyene istediği kadar döviz sattı. Sonuçta repo hacmi 136 trilyondan 30 trilyona düştü. Yani 100 trilyonluk kaynak dövize aktı. Bu, 1,5 milyar dolar eder. 100 trilyon lira repo şeklinde kalmış olsaydı MB'ye aylık masrafı 10 trilyon liraydı. MB şimdi 15 trilyon kazançlı. Bu kazancının 30 trilyon liraya yaklaştığını düşünüyorum. Ayrıca MB, 1996'nın hemen başında Hazine'den 15 trilyon lira faiz geliri sağladı. MB kar ettikçe piyasadan para çekmiş demektir. Ufak satışları da eklediğiniz zaman MB'nin seçim nedeniyle piyasadan kar olarak çektiği para 50 trilyon liradır. Oysa MB Eylül ayında 'Dövizden nasıl çıkarız?' diye düşünüyordu. 

2 Temmuz 2025 Çarşamba

SPK BAŞKANI KARACAN: FAİZ ORANLARI SÜREKLİ OLARAK KAR ORANLARININ ÜZERİNDEYSE O EKONOMİDE KRİZ VARDIR

SPK BAŞKANI KARACAN: TEKDİRDEN USLANMAYANA HEM SAVCI HEM HAKİMİZ

Karacan: Yaptırımsız tavsiye hiç bir işe yaramaz. 

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son zamanlarda piyasalar konusunda oldukça aktif bir görünüm çiziyor. Kapatılan, uyarılan, ağır cezalar alan aracı kurumlar ile cumhuriyet savcılıklarına yapılan suç duyurularından geçilmiyor. SPK sanki 'kriz içindeki bir ekonomi'de kararlar alıyormuş imajı veriyor. SPK Başkanı Ali İhsan Karacan ile genel ekonomik gidişat, aracı kurumlar ve borsadaki yabancı yatırımcı ağırlığını görüştük:

İntermedya Ekonomi: SPK Başkanı olarak yaşanılan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karacan: Türk halkı 1970'lerden beri enflasyonla yaşamayı öğrendi. Herkes buna karşı pozisyonunu alıp kendini 'hedge' edebiliyor. Aslında siyasi istikrarsızlık için de aynı benzetmeyi yapabiliriz. Türkiye'de ekonomi ve mali piyasalar siyasi istikrarsızlık yaşamayı öğreniyor. Piyasa, siyaset konusundaki gelişmelere bağışıklık kazanıyor ve buna göre pozisyon alıyor. Ama bu ekonomik sorunların giderildiği, çözüldüğü şeklinde de algılanmamalı. Son zamanlarda tehlikeli saydığım şöyle bir eğilim içine girildiğini de görüyorum. Deniliyor ki 'İstanbul'da ihracat sürüyor, üretim yapılıyor yani ekonomi kendi kuralları içinde devam ediyor. Bizim Ankara'ya ihtiyacımız yok.' Bir kısım insanlar sığlığından ve bilgisizliğinden böyle söyleyebilir. Bir kısım da böyle ortamlardan kendisine ekonomik çıkar sağlama beklentisi içine girebilir. Ankara ne kadar yetkisiz olursa olsun, kendi dertleri ile uğraşıp piyasayla yakından ilgilenemese de bu yaklaşım yanlış. Bir ülkenin siyasal kurumlarının iyi işlemesi gerekiyor.

- Ama devletin de bir yeniden yapılanmaya ihtiyacı var her halde...

Karacan: Hem de çok ciddi bir şekilde... Bütün bu çekilen sıkıntılar içinde siyasetçilerin bürokratları sık değiştirmesi, bu modelin eskidiğinin bir göstergesi. Yerine yeni bir şey koyamadığınız için bu sistemde rahat edemiyorsunuz. Yani sistemi hem koruyorsunuz hem de dejenere ediyorsunuz. Çözüm ise yeniden yapılanma. Türkiye bunda geç kalıyor aslında... Uluslararası arenada 15-20 senelik bir zaman süresi içinde belirli adımları atmadığınızda lig düşüyorsunuz. Mesela yüzyılın başında Arjantin, Amerika ve Almanya ile eşitti. Japonya o yıllarda milli gelirde Arjantin'den gerideydi. Bir de şimdiki duruma bakın... Türkiye'ye de bakıldığında her yıl geriye gittiğini görüyorsunuz. Türkiye'de siyasetin bunu görmesi lazım. 

- Bu ortamda Türkiye ekonomisi yeni bir krize doğru mu gidiyor?

Karacan: İstikrarsızlık dönemlerinde faizler düşmüyor, yükseliyor. İç borç faizleri bir mihenk taşı. Bu faizi devalüasyon ve enflasyon ile kıyaslayacaksınız. Türk parasının değer kaybı, dövizin faiz fiyatı ve enflasyonla toplanarak kıyaslanmalı. Bütün bunlara baktığınızda reel faizlerin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani yüzde 70 enflasyon var, faiz yüzde 120... Yüzde 50 reel faiz veriyorsunuz. Bu, son derece tehlikeli. Çok basit bir olay var, ta Marks'tan beri bilinen bir iktisat ilkesi: Eğer bir ekonomide faiz oranları, kar oranlarının sürekli üzerindeyse o ekonomide kriz var demektir. Anlattığım durum da Türkiye ekonomisindeki krizin en belirgin göstergesi... Ekonomide üretim yerine rant faaliyetleri var. Üretim ve yatırım yapmak yerine repo yapılıyor. Reponun faizi devletin bütçesinden ve enflasyondan ödeniyor.

15 Mayıs 2025 Perşembe

ŞEKERBANK GENEL MÜDÜRÜ ORKUN EROL: BANKALAR BORSADAN BÜYÜK KARLAR SAĞLIYOR

Orkun Erol

ŞEKERBANK GENEL MÜDÜRÜ ORKUN EROL'A GÖRE SEKTÖR İSTIKRARLI BÜYÜME SÜRECİNE GİRDİ 

Piyasadaki canlanmanın bankaları da rahatlattığını bildiren Orkun Erol, bankaların mevduat artışındaki olumsuzluğu borsayla giderdiklerini söyledi. Erol, faizlerde yıl sonuna doğru bir artış olabileceğini de belirtti. 

Cahit UYANIK 

Şekerbank, Türkiye'deki 7 büyük özel bankadan biri. Ortaklarının büyük çoğunluğunu şeker pancarı üreticilerinin oluşturduğu Şekerbank'ın Genel Müdürü Orkun Erol, 1990 yılının sektör açısından olumlu geçtiğini, reel mevduat hacmindeki gerilemenin ise olumsuz gelişmeler içinde yer aldığını söylüyor. Orkun Erol, Ekonomik Panorama'nin sorularını yanıtladı: 

Ekonomik Panorama: 1990 yılının ilk yarısı bankacılık sektörü açısından nasıl geçti?

Erol: Geçen yıla göre ekonomideki canlanma, kredi taleplerinin artması ve şimdilik kaynak sıkıntısı çekilmemesi ile kar grafiğinin artış göstermesi sanırım bu yılın ilk yarısının sektör açısından oldukça iyi geçtiğinin göstergesi. Geçtiğimiz yılın olumsuzlukları özellikle yüksek faiz yükü aşıldı, istikrarlı büyüme sürecine girildi. İş hayatındaki canlanma ve faiz oranlarındaki istikrar kredi hacminin de büyümesine yol açtı. Dolayısıyla 1989'dan devreden likidite fazlası da erimiş oldu. Ancak bu arada reel mevduat artışı söz konusu olmadığından mevduat hacminde bir daralma gözleniyor. Bu nedenle yılın sonlarına doğru az da olsa bir kaynak sıkıntısı olabilir. Bu da mevduat faiz oranlarının artışını gündeme getirebilir kanısındayım. 

- Sözünü ettiğiniz reel mevduat hacmindeki daralmayı hangi nedenlere bağlıyorsunuz?

Erol: Bankalar geçen yıldan devreden likidite fazlasını büyük ölçüde 1990 yılında plase ettiler. Fakat bu fazlanın erimesi, tasarrufların tüketime ve cazibesi devam etmekte olan borsaya kayması, reel mevduat hacmini daraltıcı etki yaptı.

14 Mayıs 2025 Çarşamba

TÜRKİYE 'BORSAYA ENDEKSLİ (A TİPİ) YATIRIM FONLARI' İLE 1993 YILINDA TANIŞTI

A TİPİ YATIRIM FONLARINA İLGİ ARTIYOR: 23 A TİPİ FON YAKINDA PİYASADA

Bankalar ve aracı kurumlar, yüzde 25'i hisse senetlerinden oluşan ve kurumlar vergisinden istisna tutulan A tipi yatırım fonu kurmak için kuyruğa girdi. Halen faaliyet gösteren 10 A tipi yatırım fonuna yenileri eklendiği zaman sayıları 33'e yükselecek.

Cahit UYANIK 

İş Bankası'nın 500 milyar liralık A tipi yatırım fonuna gösterilen talep, diğer bankaları ve aracı kurumları da harekete geçirdi. Şimdi A tipi fon kurmak için birçok kurum kolları sıvadı. Şu anda yatırım fonları piyasasında toplam 10 tane A tipi fon işlem görüyor. Bu fonların toplam başlangıç tutarları 2 trilyon 755 milyar liraya ulaştı. Sıralamada İş Bankası-VII tek başına 1,5 trilyonluk büyüklüğu ile ilk iken, onu 500 milyarla Koçbank-I, 250 milyarla Akbank-III ve 200 milyar ile Garanti Bankası-I izliyor. Geri kalan miktar ise Ata-I, Global-I, Fon-I, Kentbank-I ve TYT Bank-I tarafından paylaşılıyor. 

A tipi fonlara gösterilen ilgi gün geçtikçe artıyor. Şu anda gerekli iç tüzük değişikliklerini yapan veya kuruluş prosedürünü tamamlayan 6 tane A tipi fon Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) incelemesinde bulunuyor. SPK'nın kısa bir sürede faaliyet izni vermesi beklenen bu fonların toplam büyüklüğü ise 490 milyar lira, Bunlar içinde Adabank-I 200 milyar lira ile başı çekerken, AOG Turkinvest-I 100 milyarla ikinci sırada bulunuyor. Demirbank-III 70 milyar, Altay-I ve Yatırım Finansman-I 50'şer milyar, Yatırımbank-I de 20 milyar lirayla önümüzdeki haftalarda yatırımcıya sunulacak öteki A tipi yatırım fonlarını oluşturuyor. İnceleme aşamasındakilerin de büyüklüğü katıldığında A tipi fonların toplam büyüklüğü 3 trilyon 245 milyar liraya ulaşacak. 

11 Mayıs 2025 Pazar

TÜFE'DE YÜZDE 24'LÜK 2025 YILI HEDEFİ İÇİN KALAN PAY NASIL HESAPLANMALI?

TÜFE'de dört aylık artışın yüzde 13,36'yı bulmasından sonra yıl sonunun yüzde 24'lük tahmini için yüzde 9,39'luk, yüzde 29'luk üst sınır için yüzde 13,80'lik bir alan kaldığını yazdım ve bunu CNBC-e'deki programda da söyledim. 


Yüzde 9,39 ve yüzde 13,80'i nasıl hesapladığımı soran, hatta aşağıdaki yöntemden yola çıkarak benim yanlış yaptığımı dile getirenler oldu.


Yaygın yanlış şu:

24-13,36=10,64

29-13,36=15,64


Ancak enflasyon hesaplaması öyle yapılamaz.


Aralık 2024'te 100 olan fiyat nisanda 113,36'ya yükseldi. Yıl sonu için öngörülen fiyat ise 124. Dolayısıyla aradaki fark, yüzde alınarak bulunur. Yani 113,36'dan 124'e çıkışın yüzdesi hesaplanır.


Bu değerlere göre 2024 sonundaki düzey 1, nisandaki 1,1336, yıl sonu tahmini 1,24. Buna göre hesaplama şöyle yapılır:


1,24/1,1336=1,0939; yani yüzde 9,39. 


Bu hesaplama hesap makinesindeki yüzde işareti kullanılarak 124/113,36 şeklinde de yapılabilir.

(Ekonomim gazetesi köşe yazarı Alaattin Aktaş'ın X'teki 09 Mayıs 2025 tarihli paylaşımıdır)

26 Mart 2025 Çarşamba

BORSADA MÜŞTERİ BAZINDA MERKEZİ TAKAS SAKLAMA VE KAYDİ SİSTEME NASIL GEÇİLDİ?

SPK BAŞKANI KARACAN: EKİM'DE BAZI ARACI KURUMLAR ZORA DÜŞEBİLİR

SPK Başkanına göre takas saklamaya geçilmesiyle kötü niyetliler engellenecek.

Cahit UYANIK 

İMKB, önümüzdeki Ekim ve 1996-Ocak ayında iki önemli yeniliğe hazırlanıyor. Artık tüm kazanç-kayıp hesapları, bu iki oluşuma göre yapılmak zorunda. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçildiğinde endeks ve işlem hacminin düşebileceği uyarısını yaptıktan sonra ekliyor: "Bazı aracı kurumlar da zora girebilir..." Karacan 1996 başında hisselerde fiziki dolaşımdan kaydi dolaşıma geçildiğinde insider trading ve manipülasyon olaylarının asgariye ineceğini de belirtiyor: 

- Son günlerde ardı ardına aracı kurum ve acente kapatma, faaliyetine ara verme olaylarıyla karşılaşıyoruz. Neden?

Karacan: Teorik olarak düşünüldüğünde aracı kurum veya acente yatırımcının malı üzerinde kişisel tasarrufta bulunmuyorsa, mevduat kabulü benzeri işler yapmıyorsa zor duruma düşmemesi gerekir. Ama bu konuda bazı aracı kurumların yeterince titiz davrandığını söyleyemem. Müşterinin malını alıp kullanmak, açığa işlem yapmak, mevduat kabulü benzeri faaliyetler nedeniyle zor duruma düşebiliyorlar. Piyasada işlem hacmi küçüldüğü, endeks düşüşe geçtiği zaman sorunlar varsa hemen ortaya çıkıyor. Nasıl ki enflasyon birçok kişi ve kurumdaki temel hastalıkları gizliyorsa endeks de bu tip sorunları gizliyor.

- Müşteri bazında saklama bunu azaltabilecek mi?

Karacan: Ekim başında müşteri bazında saklamaya geçeceğiz. Zaman zaman bu sürenin uzatılabileceğini bekleyenler var. Açıkça söylüyorum bu süre uzatılmayacak. Eğer biz müşteri bazına geçmezsek ne olur? Bizim aracı kuruma müşteri bazına geçme talimatımız var. Piyasada denetim mekanizmaları tek yönlü değil, çok yönlü. Aracı kurumları ve acenteleri denetliyoruz. Aracı kurumlar kendi acentelerini denetliyor ve gözetliyor. Bir de müşteri, aracı kurum ve acentesini gözetliyor. Bunlar birbirini tamamlayan şeyler. Hepsi iyi çalıştığı sürece riskleri azaltmış oluruz. Sistemden biri çalışmadığında yine sorunlar olabilir. Ekim'de her halükarda aracı kurumlarımızı müşteri bazında saklamaya geçiriyoruz. Müşterinin de aracı kurum ve acentesini bu açıdan gözetlemesi gerekli. Kendisinin hesaplarının müşteri bazında saklanıp saklanmadığını kontrol etmesi lazım.

25 Mayıs 2024 Cumartesi

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / SICAK PARACILARIN İFLASI

Cahit UYANIK 

'Sıcak' sözcüğü kulağa hoş gelir. Yemeklerin çoğu sıcak yenir, tatil denilince hep sıcak bölgeler akla düşer. Karın lapa lapa yağdığı bir gece yarısında, karlar üzerinde sıcak şarap içmek gibisi de pek yoktur. İnsan aşık olunca içinde sıcak sıcak birşeyler akıp durur. Ya sıcak para? 

İşte onu hiç sormayın. Bizim gibi fetihler çağında imparatorluk kurmuş ama üretim çağının başladığını anlamayıp yan gelip yatmış bir millet için sıcak paradan beter bela yoktur. Sıcak para 1970'lerden sonra ortaya çıktı. Varili birkaç dolara satılan petrolün fiyatı 30 doları geçince sıcak paranın atası doğdu: Petro-dolar. Daha sonra sıcak para çeşit çeşit kisvelere bürünerek bizim gibi üretim ve finans cahili milletleri uyutmaya başladı. Çok çeşitli finans cinlikleri, deli gibi para arayan azgelişmiş ülke yöneticilerinin emrine sunuldu. Yeter ki siz yönettiğiniz ekonomide sıcak paracılara yüksek kazanç fırsatlarının kapısını sonuna kadar açın.

19 Mayıs 2024 Pazar

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / KOMPRADOR MİLLİYETÇİLİK

Cahit UYANIK 

Türkiye'de son zamanlarda çok tehlikeli bir eğilim gelişiyor. Yabancı özellikle Batı kökenli kişi veya kurumların söyledikleri sözler ve değerlendirmelere 'altın' kıymeti atfedilirken, aynı şeyleri nüfus kağıdında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazanlar yaptığında 'paçavra' muamelesi görüyor. Türkiye'de mevcut ekonomik gelişmeleri gayet geniş bir sağduyu ile değerlendiren uzman veya kuruluşların yüzüne kimse bakmazken, filanca veya falanca yabancı bankanın yeniyetme uzmanının iki satırlık raporu göklere çıkarılıyor. 

Oysa bu raporların hemen hemen hepsi, birbirinden kopya edilerek yazılmış metinler olmaktan öteye geçmiyor. Rating firmaları, Dünya Bankası (DB) ve Uluslararası Para Fonunu (IMF) bu değerlendirmede bir tarafa koyuyorum. Çünkü onlar hiç olmazsa not yenileyecekleri veya bir kredi açacakları zaman Türkiye'ye gelip yerinde incelemeler yapıyorlar. 

Bu ortam bana Osmanlı İmparatorluğunun kendini Batılılaşma akımlarına körü körüne kaptırdığı 1800'lü yılların ikinci yarısını hatırlatıyor. Batılılaşmayı sadece oradan ithal edilen setreyi giymek, Fransızca öğrenip günlük konuşmalarda araya bol miktarda bu dilden deyimler sıkıştırmak sandığımız dönemden bahsediyorum.