ÇOCUKLUĞUM VE 'PİSİK'LERİM


Cahit UYANIK 


Bugün 'Dünya Kediler Günü' imiş, bilmiyordum. 


Ben çocukluğumun Gaziantep'inde tam bir kedi veya Antep ağzı ile 'pisik' dostu olarak büyüdüm. Çocukluğumun bu sevimli dostlarını, -biraz da silikleşmeye başlayan anılarımı tazelemek için-  sizinle paylaşmak istedim. 


Pisiklerle ilk tanışmam anneannemin Bey Mahallesindeki hayadlı  Antep evinde, onlardan korkarak başladı; 6-7 yaşlarındaydım. Lütfiye ninemin evinde her zaman 4-5 pisik olurdu. İnsana iyice alışmış, sokulgan pisiklerden korkar, kaçardım. 


Derken... Abim birgün eve bir pisik eniği (yavrusu) bulup getirdi. Annem istemedi, gönderdi. Abim ısrarcı çıktı; sonra bir başka pisik eniği daha bulup getirdi. Annem bu sefer göndermedi. 7 yaşında taşındığımız, şimdi yerinde Tuğcan Oteli bulunan apartmanın giriş katının önü geniş bir bahçeye açılıyordu. Pisik beslemek için uygundu, hayvancık doğal ortamına girip çıkabilecekti. 


Adını 'Mannik' koyduk. Antep ağzında sanırım 'küçük, ufak tefek, sevimli şey' anlamına geliyordu. Beyaz-sarı tüylü bir pisikti; böylece kedilere alışmış oldum. O yıllarda her evde televizyon yok; anneannemlerde ise var. Akşamları paket yayını izlemek için oraya giderdik. Mannik bizi, Akyol'dan Bey Mahallesine, yarı yola kadar götürürdü. Dönerken bakardık ki bizi aynı yerde bekliyor. Sonra Mannik kayboldu gitti birgün... Epeyce bekledik geri döner diye, etrafa bakındık bulamadık ve Mannik 'yitti'...


Biz de yeni bir yavru kedi bulduk, üç renk tüylü; sarı, beyaz, açık kahverengi... Adını 'Mındık' koyduk. O da 'küçük, ufak, çıtıpıtı' anlamına geliyordu. Ev yaptırıp taşındık sonra o apartmandan, Mındık da bizimle geldi tabii... Doğurgan bir pisikti. Bir yer yapmıştık ona yeni evimizin sessiz ve sakin bodrumunda; doğururdu gelip gelip... 'Cins kediler az sayıda yavru doğurur' derler ki bizim Mındık da 1 veya 2 enik doğururdu her seferinde... Normal zamanlarda ise evin gizli ve kafasına göre takılan kraliçesi olarak yaşardı. 


Çünkü o zaman ev kedilerinin bir ayağı sokakta olurdu. Mındık bazen balık, bazen Antep peyniri kokarak eve gelirdi; çöplük karıştırmış tabii ki... Mındık'ın yorganımın üstünde, ayağımın dibine kıvrılıp yatması hala aklımda... Rahmetli annemden gizli bazen yorganın altına da alırdım; o zaman mırıltısını açıp teşekkürünü ederdi. Annem itiraz eder, uyarırdı: "Nefesi, nefesine değmesin oğlum"... Nedense, bilmiyorum. 


Mındık'ı ve yavrularını o kadar severdim ki çocuk aklımla, onlarla çok konuşursam onların da konuşabileceğini düşünürdüm. Anneme 'Bir konuşurlarsa zengin oluruz' dediğimi anımsıyorum. Safça tabii..


Mındık çok 'uyaroğlu' bir pisikti. Her nabza göre şerbet verir, insanlara 'teline göre' davranırdı. Rahmetli babamın ayak sesini akşamları bizden çok daha önce duyar, ayağa kalkar, kulaklarını dikleştirip kapı ağzında beklerdi. Evin büyüğü ile çok iyi geçinir, yerde oturmayı seven babamın etrafından ayrılmazdı. Annemle ilişkisi işçi-işveren ilişkisi gibi kavga-döğüş, disiplin soslu sevgi; abim ve benle ilişkisi de sevgi, şımarma, çocukların masumane  'kabahat ortaklıkları' üzerine kuruluydu. 


Mındık'ın doğurduğu en ilginç yavrulardan biri 'Amidyo' idi. Amidyo ismini tv'deki bir Japon çizgi filminden yürütmüştüm. Çizgi film Arjantin'de geçiyor, kayıp olan annesini Amidyo adlı şirin mi şirin maymunu ile şehir şehir dolaşıp arayan küçük bir çocuğu anlatıyordu. Amidyo, siyah beyaz tüylü bir erkek kediydi. Durup durup kaybolurdu; bazen komşudan, bazen fırın-kasap önünden, bazen zibillikten bulup getirirdim ben de... 


Büyüdükçe iyice güçlendi Amidyo... Babam ona bakıp 'Bayramda kurban almaya gerek kalmadı; Amidyo'yu kesip yeriz artık. Koyuna döndü bu..." diye esprisini bile yapardı. Bu kadar irilik hayra alamet değil;  elden avuçtan çıktı bizim Amidyo... Daha uzaklara gittiği için bulup getiremiyordum. O da eve pek uğramıyor, kendi hayatını yaşıyordu. Kedi düşmanı bir adamın kürekle vurup öldürdüğünü duyduk sonra; belki bir inşaat işçisi belki taşınıp gitmiş vahşi bir komşu... Ne adamı, ne Amidyo'nun ölüsünü bulabildik...


Mındık'ın doğurduğu iki bembeyaz kardeş de vardı; bunlara da 'Pambık (Pamuk)' ve 'İnci' ismini vermiştik. Bu iki kediden anımsadığım ise sokakta buldukları veya bir mutfaktan yürüttükleri Antep peyniri topağını paylaşmayıp birbirine küsmeleriydi. Alıp kardeşinin yanına koyardık ama birbirlerine sırtlarını dönmeye devam ederlerdi. Bakıp bakıp gülerdik hallerine... Bu küslük böyle birkaç hafta sürdü, sonra barıştılar... Dedim ya o zamanlar kediler daha 'free' yani özgür takılırlardı; bir evleri olsa da sokakla ilişkileri sürerdi: sonra Pambık ve İnci de kaybolup gitti. Mındık sonra birkaç defa daha doğurdu, o da kayboldu. Annem bir daha kedi almadı eve...


O zaman görsel değil sözel bir toplumda yaşıyorduk; yazı okumak ve yazmak ise bir üst sürümümüzdü. O nedenle çocukluğumun pisiklerinin hiç fotoğrafları yok. Keşke olsaymış, paylaşırdım burada... 


O yıllardan günümüze; zamanla kediler ile insanların ilişkisi çok değişti. O zamanlar iki tür kedi olurdu: 1) 'Yılkı pisik' ki sokaklarda yaşar, tamamen vahşi ve insanlarla hiç ilişkisi olmazdı. İnsanları görünce de kaçardı. 2) 'Yarı evcil kediler' ki bunlar benim anlattığım kedilerdi. Hem evde hem sokakta yaşardı; evler apartman dairesi değil müstakil olduğu için sokağa çıkmak onlar için sorun değildi. 


Şimdilerde öyle mi ya? 'Yılkı pisik' kalmadı neredeyse... Tamamen sokakta yaşasa da insanlara kendini sevdiriyor, hemen miyavlıyor, yiyecek mama bekliyorlar. Apartman dairelerine hapsettiğimiz ev kedileri ise bir başka alem... Şişmanlayıp duruyorlar; çoğumuz veteriner gözetiminde yapılan 'kedi diyetleri'ni duyuyoruz oradan buradan... Eskiden az sayıda olan böylesi kedilere 'süs kedisi' denilirdi; tıpkı 'süs köpeği' gibi... Yüksek sosyetede olurdu bunlar; biz de eski Türk filmlerinde görüp öğrenmiştik.... Ama şimdilerde neredeyse her evde bir süs kedisi veya köpeği besler hale geldik. Belki Türkiyemizin neredeyse tamamı sosyete oldu, bilinmez...


Neyse ne; kediler Türk toplumunda evcil hayvan besleme alışkanlığımızda giderek başa oynuyor. Sosyal medya 'Turkish cats', 'İstanbul cats' etiketleri ve videoları ile dolup taşıyor. Şartlara ayak uydurdu; Türk turizmine dünya çapında hizmete başladı kerata kediler... Kedilere  düşkünlüğümüzde yoğunlaşan şehirleşme, çekirdek ailenin 2 veya 1 kişiye  düşmesi  (çocuksuz aile ve tek başına yaşam) ve artan yalnızlığımızın da payı yüksek ama hayvan sevgisi ve duyguya dönük toplumsal psikolojimiz de önemli rol oynuyor bence... 


Son olarak, -meslek hastalığı mazur görün-; Gemini AI'ya ülkemizdeki 'kedi ekonomisi' ile ilgili soru sordum ve eskiden neredeyse hiç para harcanmayan evcil hayvanların artık GSYİH'den binde 1'i kadar pay aldıklarını öğtendiğim şu yanıtı verdi:


"Türkiye'deki evcil hayvan (pet) pazarı yaklaşık 70 milyar TL (1,5 - 2 milyar dolar) seviyesinde bir büyüklüğe sahiptir ve pazarın aslan payını kedi ürünleri oluşturmaktadır.


​Pazarın detayları, sağlık/bakım harcamaları ve tüketici alışkanlıklarına ilişkin öne çıkan veriler şu şekildedir:


​1. Pazar Büyüklüğü ve Kedi Odaklı Yapı


​Kedi Dominasyonu: Evcil hayvan harcamalarının yaklaşık %70-75'i kedilere yöneliktir. Türkiye'de evcil kedi sayısı köpek sayısına kıyasla belirgin şekilde fazla olduğu için kedi maması, kedi kumu ve kedi bakım ürünleri pazarın en büyük gelir kalemini oluşturur.


​Mama Pazarı: Sadece mama ve gıda pazarı 150 - 250 milyon dolar civarında bir hacme sahiptir.


​İhracat: Türkiye'nin kedi-köpek maması ihracatı 2025 yılı verilerine göre 150 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır.


​2. Bakım ve Sağlık Harcamaları (Veteriner, Aşı, Hijyen)


​Toplumun harcama yapısı sadece gıda (mama) ile sınırlı kalmayıp veteriner ve bakım hizmetlerini de kapsar:


​Harcama Dağılımı:


​%60 - %65: Mama ve gıda takviyeleri


​%20 - %25: Veterinerlik hizmetleri (aşı, tedavi, ameliyat, kısırlaştırma, parazit bakımı)


​%10 - %15: Kedi kumu, aksesuarlar (tırmalama tahtası, taşıma çantası, oyuncak) ve kozmetik/bakım ürünleri


​Sokak Hayvanları Etkisi: Türkiye'deki kedi sahiplerinin dikkat çeken bir diğer alışkanlığı ise kendi evcil hayvanlarına yaptıkları harcamanın ortalama %38'i kadarını sokak kedilerine mama ve bakım desteği sağlamak için ayırmalarıdır.


​3. Satın Alma Alışkanlıkları


​Kedi sahipleri yılda ortalama 25 kez mama alışverişi yapmakta ve tek seferde ortalama 1,8 kg paket tercih etmektedir.


​Kedi ürünleri satışının yaklaşik %44'ü online kanallar (e-ticaret) üzerinden gerçekleşirken, kalanı petshoplar ve zincir marketler arasında paylaşılmaktadır."


Geçenlerde bir yerde okudum; 'Kediler dünyanın süsüdür' diyordu; haklı bir söz bence... Dünya Kediler Gününüz kutlu ve miyav sesli olsun.

(Bu yazı 08 Ağustos 2026 tarihinde Facebook sayfamda yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder