19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÖİB BAŞKANI UFUK SÖYLEMEZ: VERGİ BORCU OLAN VEYA KARA PARA SAHİBİNİN ÖZELLEŞTİRME İHALESİNE GİRDİĞİ İDDİASINI ARAŞTIRACAK MERCİ BİZ DEĞİLİZ

Ufuk Söylemez 
Özelleştirme İdaresinin 8. Başkanı Ufuk Söylemez:

"ÖZELLEŞTİRMEDE KARARLIYIZ" 

Özelleştirme Türkiye'de 10. Yılını doldurdu. Geçen süre içinde değişik adlar altinda faaliyet gösteren özelleştirme idareleri tam 8 başkan değiştirirken; sadece 2,7 milyar dolarlık gelir elde edebildi. Şimdiki Özelleştirme İdaresi Başkanı Ufuk Söylemez, dünden ders alarak geleceğe umutla baktıklarını ve özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.

Cahit UYANIK / Leyla YARATAN 

Türkiye, özelleştirme konusunda geride kalan 10 yılda çok şey öğrendi ama bir türlü ciddi adımlar atamadı. Ortada sadece 2,7 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri var ve bunun önemli bir kısmı özelleştirme çalışmaları ile özelleştirme kapsamındaki kamu şirketlerine harcandı. Yani bütçeye özelleştirme üzerinden verilmiş bir destek yok. Başlangıçtan bu yana değişik isimler altında faaliyet gösteren özelleştirme idareleri ise istikrarsız biçimde yöneltilmiş ve toplam 8 başkan değiştirmiş durumda... İşte Ufuk Söylemez böyle bir ortamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı görevine geldi. Söylemez, özelleştirmenin geçmişi ve gelecekteki hedeflerini İntermedya Ekonomi'ye anlattı:

İntermedya Ekonomi: Son zamanlarda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) sık sık eleştirildi. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Söylemez: ÖİB, toplumdan gelen isteklere, bugüne kadar yapıldığı söylenen hatalara bakarak derslerini çıkarmıştır. Özelleştirme Kanunu çıktıktan sonra geçen 6 ay iptallerle, bir takım çelişkilerle ve beklenmeyen gelişmelerle geçti. Bu nedenle hedefe ulaşamadık. Ama bu bizim için bir ders alma dönemiydi. Toplumca da ders dönemiydi. Türkiye'nin kaybettiği sadece trilyonlardır ve zamandır; başka bir şey değildir. İkinci 6 ayda biz bir program koyduk ve uygulamak istiyoruz. ÖİB yeni programını yaparken, ihaleler hazırlarken klasik ve temel hukuk işlevi olan şeffaflık ve açıklığa dikkat edecektir.

- Bu şeffaflığı sağlamak için ne yaptınız mesela?

Söylemez: Mesela SEK ihalesinin halka açık yapılma şartını koyduk. Bazı müşteri adayları tepki gösterdi buna... Yani adam ticari sırrını açıklamak istemiyor. Hatta ihaleye girdiğinin ortağı tarafından bilinmesini istemeyenler var. Buna rağmen 'Çok hassas konudur, bu ihaleye girecekler mutlaka açıklığı kabul etsin' dedik. İkincisi SEK'te 3 sene boyunca o işletmeyi kapatmama şartı koyduk. 'Alıyor,  kapatıyor, arsasına konuyor' iddialarının önünü kesmemiz lazım. Üçüncüsü kesin teminat mektuplarını İdare'nin kabul edip etmeme veya değiştirme hakkını saklı tutuyoruz. Bunlar iddialı, ciddi ve toplumdaki yönelişlere cevap veren şeyler. İdare, halkın idaresidir. Halkın eleştirilerine mutlaka olumlu cevap vermek zorundadır. Vergi ve sosyal sigorta borcu olanları da ihaleye almayacağız. Ama şu bilinmelidir; ÖİB devletin çıkarlarını her aşamada savunmaktadır. Ama devletin diğer kurumlarının yapması gereken, ne bileyim polisin, Hazine'nin, SPK'nın veya vergi dairesinin yapması gereken görevleri üstlenmesi beklenmemelidir.


- ÖİB, ihaleleri bir yönetmeliğe bağladı sanırım...

Söylemez: Bağlandı. Ancak İdare'nin ihalelerle ilgili takdir hakkı neredeyse sıfırdır. Bu konuda bir sıkıntımız var. Burada vergisini ödememiş birinin veya kara para sahibinin ihaleye girdiği iddialarını araştıracak merci biz değiliz. Bu laflardan ben de rahatsız oluyorum. Ama bunu önlemek için tecrübe, ciddiyet gibi şartları aramak ihale komisyonunun o görüşme sırasındaki yaklaşımıdır. İstiyoruz ki bu tesisleri alacak olanlar işe teknoloji getirsin, işi devam ettirsin, sermaye getirsin, ülke ekonomisine verimlilik ve artı değer getirsin. Alıp bundan bir takım rantlar elde etsin, kapatsın, peşkeş çeksin, batırsın gibi bir yaklaşımı kimse düşünmüyor. Zaten ihalelerde ciddi şartlar saptanırsa,  kötü niyetli alıcılar cayacaktır.

- İhale teminatlarını artırıyor musunuz?

Söylemez: Evet. Örneğin PETLAS'ın ihalesindeki 1 milyarlık teminat eleştiri  konusu oldu. Şimdi 25-30 milyar lira olarak düşünüyoruz. Yani ciddi alıcıların gelmesini istiyoruz, açıklığı kabul etmelerini istiyoruz. Verecekleri teminatların gerçek teminat niteliğinde olmasını, İdare'nin bunu kontrol etmesini istiyoruz. İdare'nin gerçekten iyi niyetli çalışan insanlarla ve bu işi götürebilecek insanlarla iş yapma niyetinin bilinmesini istiyoruz. Yapacağımız ihaleler ile kamuoyunda bunu yerleştireceğiz.

- Şeffaflığın düzeyi sizce ne olmalı?

Söylemez: Bu İdare'de istenip de açıklanmayacak hiçbir bilgi yoktur. Bazen olayın ticari vasfını düşünmek, karşı tarafın rızasını düşünmek gerekebilir. Şu da var: İptal olur, dava olur, ticarettir bu. Ticaret mahkemeleri niye var bugün dünyada? Bunlar da hiç olmaz dememek lazım. Sonuçta 5-6 kişi bir ihaleye giriyor, bir kişi kazanıyor. Haklı veya haksız, iddia olur. Yaşanan birşey varsa zaten biz üstüne giderek İptal ederiz. Televizyon kameralarını, basını, noteri koyduğumuz ihalelerde bu şaibelerin sıfıra inmesi hedeftir. Bunu sağlamadığımız taktirde zaten bu işi yapamayız. ÖİB bu konuda son derece hassastır. 

Özelleştirmenin Türkiye'nin yapması gereken bir mali reform olduğuna inanıyorum. Türkiye demokrasi ve hukuk kuralları içinde kalarak özelleştirmeyi yapmalıdır. Özelleştirme toplumun tüm kesimleri için iyidir. Dünyada 40-50 ülke bunu yapmıştır. Yeni Dünya Ekonomik Düzeninde yeni bir olgu olarak önümüzde durmaktadır özelleştirme... Türkiye 30-40 yıldır KİT'lerdeki yanlış yönetimi, siyasetin ve bürokrasinin ticarete karışmış olmasının zararları, enflasyona olan etkileri, kamu açıklarını, verimsizliği, teknoloji eksikliğini devam ettirmek zorunda değil. Bu bizim kaderimiz değil. İstiyoruz ki Türkiye bu reformları kendi kendine yapabilsin. Mali reformların en önemli araçlarından biri özelleştirmedir.

- Geçenlerde 'Özelleştirmede kurtlarla kuzular birbirine karışmiş' dediniz. Ne anlatmak istediniz?

Söylemez: Göreve geldiğimde 'Niye özelleştirme yapılamamış?' diye sordum kendi kendime... 8 başkan değişmiş 10 yılda... Özelleştirmede bir arpa boyu yol gidilemediği gibi KİT'lerin zararları, açıkları, borçları inanılmaz derecede büyümüş. Özelleştirmenin kendini, halka yararını iyi anlatamadığını tespit ettim. Bir konsensusa gidilemediğini tespit ettim. Bazen de gecikme, hata ve aksaklıkların çok abartıldığını, İdare'nin demoralize edildiğini, haklı-haksız çok eleştirilere uğradığını gördüm. Mevcut KİT sisteminde kendi çıkarını besleyen grupları ve kişileri eleştirdim böyle demekle... Yanlış sistemi, mevcut statükoyu devam ettirmek isteyen, buradan beslenen herşey, herkes olabilir. KİT'lerden çıkar temin etmek isteyen iş dünyası da olabilir, sendikalar ve işçiler de olabilir. İdare'nin icraatlarına saldırarak, en ufak bir olayı dejenere ederek, toplum önüne koymaları nedeniyle 'Kuzu kılığında kurtlar' lafını söyledim.

- Ekonomide reyting puanımızın yükseltilmemiş olması özelleştirmeyi nasıl etkiler?

Söylemez: Bu, endişe olarak doğrudur ama kendi içinde çelişkilidir. Çünkü Türkiye'nin; yapısal reformları yapabildiği, bu konuda kararlı adımlar atabildiği ölçüde uluslararası piyasalarda reytingi ve kredibilitesi yükselecek. Çünkü Türkiye sorunlarını teşhis etmiştir. O konularda icraata başlamış olması ve kararlılığını göstermesi reytinginin yükselmesi konusunda artı bir etki yapacaktır. Ya da tam tersini düşünüyorum: Bizim özelleştirmeye başlıyor olmamız, uluslararası piyasalara açılıyor olmamız, uluslararası standartlarda açık ve şeffaf ihalelerle piyasalara çıkıyor olmamız Türkiye'nin yapısal sorunlarını çözmede kararlı olması reytingimizi etkileyecektir. Uluslararası kuruluşlar 'Teşhis ettiniz, şimdi yapın' diyor. Kararlılığımız iyi sinyal olarak algılanıyor.

- Özelleştirmede neden halka arz yöntemi uygulanmıyor artık?

Söylemez: Halka arz aslında İdare'nin kalbindeki şeydir. Ne kadar tabana yayarsak, o kadar iyi olur. Borsa derinleşirse biz bundan mutluluk duyarız. Doğrusu da budur zaten... Ama Türkiye çok zaman kaybetmiş. KİT'lerin durumu vahim. Onun için irili ufaklı olanları blok satmakta sakınca yok. Çünkü bunların getirebileceği çok büyük derinlik de yok. Telekom, Ereğli gibi büyüklerde zaten altın hisseler ile yüzde 51'in kontrolü ile tekel yaratma olasılığının önüne geçeceğiz. Buralarda halka arz da gündemdedir.

(Bu röportaj haftalık İntermedya Ekonomi dergisinin 25 Haziran-02 Temmuz 1995 tarihli, Yıl:2, Sayı: 21'de yayınlanmıştır.) 










 












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder