24 Mayıs 2026 Pazar

ÖZELLEŞTİRME TARİHİMİZDEN BİR YAPRAK: GENEL MÜDÜRU DİNLEMEDİLER, ÖZELLEŞTİRİLECEK ÇİMENTO FABRİKASI SEÇİMİNDE HATA YAPTILAR

11 Çimento Fabrikasının Özelleştirilmesi Tartışılıyor 

FABRİKA SEÇİMİ HATALI

Çimento fabrikalarının özelleştirilme sürecinde görüşlerinin alınmadığını ve fabrika seçiminin hatalı olduğunu belirten ÇİTOSAN Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven, bazı bölgelerde 'tröstleşme'ye neden olabilecek satışların yapılma tehlikesine de dikkat çekti. Özgüven "Özelleştirme çalışmalarına başlanmadan önce karlı bir kuruluş olan ÇİTOSAN, özelleştirmenin yanlış bir şekilde uygulanması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle devletin üzerinde bir yük durumuna getirilmiştir" diye konuştu.

Cahit UYANIK 

Özelleştirme kapsamına alınan 11 çimento fabrikasına yönelik tartışmalar son günlerde giderek yoğunlaşıyor. Olayı bir de, fabrikaları özelleştirme kapsamına alınan Çimento ve Toprak Sanayii T. A. Ş. (ÇİTOSAN) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Özgüven'in ağzından dinleyelim istedik.  Özelleştirme sürecinde fikirlerinin alınmadığinı ve fabrika seçiminde hata yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Özgüven, Ekonomik Panorama'nın sorularını yanıtladı:

Ekonomik Panorama: Geçmişte bazı çimento fabrikaları blok satış ve halka arz yöntemiyle özelleştirildi. Bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgüven: Özelleştirme hükümet programında yer alan bir konudur ve  çalışmaları yıllardır sürdürülmektedir. Bu durumda bir KİT yöneticisi olarak özelleştirmeye kategorikman karşı olmam diye birşey söz konusu olamaz. Ancak çimento fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda 1987'de uygulanmaya başlanan politikanın hatalı olduğu kanısındayım. Devletin sırtında yük olarak nitelenen KİT'lerin özelleştirilmek istenmesinin önemli nedenlerinden biri, bu kamburdan kurtulmaktır. Diğer biri de KİT'lerin siyasi baskılardan arındırılarak daha verimli çalışmalarını sağlamaktır. Çimento fabrikalarının özelleştirilmesinde ilk adım olarak, hisselerinin yüzde 50'den fazlası özel sektöre ait olan iştiraklerdeki kamu hisselerinin satıldığını görüyoruz. Söz konusu fabrikalar zaten özel statüde işletildiği için siyasi baskıdan uzak bulunuyordu ve karlı kuruluşlardı. Özelleştirmenin bu şekilde başlatılması devlete kaynak sağlamanın ön plana çıkarıldığı görüntüsü vermektedir. Ancak olaya uzun vadede baktığımız zaman bu amacın da yerine gelmediğini görüyoruz. Satıştan bu yana geçen 5 yılın kısa bir bilançosu yapılırsa, devletin bu işten zararlı çıktığı görülür.

- Buna rağmen 11 çimento fabrikası daha özelleştirme kapsamına alındı ama...

Özgüven: Özelleştirmeyi söz konusu fabrikaların bağlı olduğu teşekkülü tamamen devre dışı bırakarak sağlamaya çalışmak çeşitli sıkıntılar yaratmıştı. Aynı şekilde özelleştirme kapsamındaki 11 çimento fabrikasinın seçimi Temmuz-1991'de ÇİTOSAN'ın hiç bir şekilde görüşü alınmadan yapılmıştı. Düşünebiliyor musunuz, siz bir şirket yönetiyorsunuz ve hangi gün, hangi fabrikanızın özelleştirme kapsamına alınacağını bilmeden yatırım programı ve planlama yapmanız, buna bağlı dış borç almanız ve bazı taahhütlere girmeniz bekleniyor. 

- Çimento sektörü kendine has özellikleri olan bir sektör. Bu özelleştirme kararları, sektörü de etkileyebilir değil mi?

Özgüven: Her sektörün ayrı özellikleri vardır. Bunların tümü tek bir elden ve fabrikaların yönetiminden sorumlu teşekkülün görüşü alınmadan satılmaya kalkılırsa önemli sorunlar doğabilir. Sorunu genellemeden çimento fabrikası özelinde incelerseniz örneğin, özelleştirilecek fabrikaların çevre fabrikalar ile olan ilişkilerinin göz önünde bulundurulmaması, bazı bölgelerde 'tröstleşme'ye neden olabilecek satışların yapılması tehlikesini yaratır. Böyle bir durum sektör içerisinde de bazı sıkıntılara neden olur. Unutmamak gerekir ki çimento sektöründe satılan her fabrika aynı zamanda satılan bir çimento pazarıdır. Bu, her sektör için geçerli olmayan bir özelliktir. Çimento fabrikalarının birbirleriyle olan ilişkileri de önemlidir. 

- Bunu örnekleyebilir misiniz?

Özgüven: Mesela İskenderun Çimento Fabrikasında sadece öğütme tesisi bulunuyor. İskenderun'a geçen yıl nakledilen yaklaşık 650 bin ton klinkerin 275 bin tonu özelleştirme kapsamında bulunmayan Elazığ, Kurtalan ve Ergani çimento fabrikalarından sevk edilmiştir. 1992 yılı programına göre söz konusu fabrikaların İskenderun'a sevk edeceği klinker miktarı 450 bin tondur. Bu durumda İskenderun Çimento Fabrikasının özelleştirilmesi demek, iç pazarı çok kısıtlı olan üç fabrikanın üretimlerini daha da azaltması ve maliyetlerinin yükselmesi demektir. Bu da fabrikaları tamamen kapatmayı bile gerektirebilir. Bütün bunlar ÇİTOSAN'ın baştan beri özelleştirme çalışmalarının dışında bırakılmasından kaynaklanan sıkıntı ve sorunlardır.

- Önümüzdeki günlerde satışı yapılacak 11 çimento fabrikası sizce sektörü nasıl etkileyecek? 

Özgüven: Kapasite kullanımı, teknoloji yenileme ve kapasite artırımı gibi konularda özelleştirmenin sektörü olumsuz etkilemesi için bir sebep görmediğimi söyleyebilirim.  Yalnız 'tröstleşme' tehlikesine karşı dikkatli olmak gerekir. Kamu sektörü açısından olayı değerlendirdiğimiz zaman ise karşımıza özelleştirme kapsamındaki 11 fabrikanın seçiminin doğru olup olmadığı sorunu çıkıyor. Burada bence bazı yanlışlıklar var. Çimento sektörü karlı ve Türkiye'nin Avrupa'da iddialı olduğu bir sektördür. Karlılık, aynı zamanda kamu sektörü için de geçerlidir. Bugün bir kamu fabrikası olan Denizli Çimento yüzde 100'ün üzerinde kapasite kullanım oranına sahiptir. Özelleştirme çalışmalarına başlanmadan önce karlı bir kuruluş olan ÇİTOSAN, özelleştirmenin yanlış bir şekilde uygulanması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle devletin üzerinde bir yük durumuna getirilmiştir. Sermaye yetersizliği ve yüksek faizli banka kredisi kullanılmasının yarattığı finans yükleri nedeniyle işletme karı yüksek olan çimento fabrikaları bugün zarar eder durumdadır. Tabii bir de toprak grubuna ait fabrikaların önemli boyuta ulaşan sorunlarının ÇİTOSAN'ın bugünkü durumunda önemli rolü vardır. Yoksa kamu çimento fabrikalarının devlete yük olması söz konusu değildir. Bu açıdan birçok KİT'ten farklı bir görünüm sergilenmektedir. Öte yandan 11 fabrikanın birden özelleştirilmesi durumunda küçümsenmeyecek bir personel sorunu ortaya çıkacaktır. Özelleştirmeye bu konuda hiçbir ciddi çalışma yapılmadan başlanmıştır.

- Özel sektör bu fabrikaların daha verimli işletilebileceğini öne sürüyor...

Özgüven: Doğrudur, olabilir. Bu, farklı bir tartışma konusudur ve ben bunun aksini savunma durumunda değilim. Altını çizerek söylemek istediğim, kamu çimento fabrikalarının ve özellikle özelleştirme kapsamında olanların devlete yük olmadığı, fazla personeli olsa dahi ek bir istihdam yarattığı ve bunlara rağmen devlete önemli miktarda kaynak yaratma potansiyeline sahip olduğudur. Kar eden çimento fabrikaları yerine kamu işletmeciliği ile kolayca aşılamayan çeşitli sorunlar nedeniyle sürekli zarar eden seramik fabrikaları özelleştirilecek olsa ÇİTOSAN'ın, çimento fabrikalarının işletmesinde bugünün koşullarında dahi yetersiz sermayesinin artırılması koşuluyla önemli karlar sağlayabileceği kesindir. Durum böyle olunca da 'ÇİTOSAN'da özelleştirmeye çimento fabrikaları ile başlanmasının amacı nedir?' sorusunu sorma gereğini duyuyor insan...

- Özelleştirilecek 11 fabrika ile ÇİTOSAN'ın elinde kalan diğer fabrikaların şu andaki kar-zarar durumu nedir?

Özgüven: Özelleştirme kapsamına alınan 11 fabrikanın bu yılın ilk 6 ayındaki işletme karı 294,3 milyar TL oldu. Tüm finans yüklerine rağmen dönem karı 8 ay için 160,1 milyar TL. Öte yandan ÇİTOSAN bünyesinde kalan 7 çimento fabrikasının aynı dönemdeki zararı ise 81,1 milyar TL'dir. Toprak grubumuzdaki 4 fabrikanın 8 aylık zararı ise 157,6 milyar TL'dir. Görüldüğü gibi karlı fabrikaların özelleştirilmeleri, zarar edenlerin ise devletin üzerine daha da büyük bir yük bindirecek şekilde elde kalması söz konusu olmaktadır. Bu durumda elde kalan ve zarar etme durumunda olan fabrikaların özelleştirilmeleri güçleşecektir. Günün birinde bunlar da özelleştirilecek dahi olsa, karlı fabrikaların öncelikle satılmış olması özelleştirme tamamlanana kadar ÇİTOSAN'ın devlete getireceği yükü artıracaktır. 

 - Ne yapılmalıydı öyleyse....

Özgüven: Verimsiz fabrikaların çok karlı fabrikalarla eşleştirilerek blok halde satılmasından tutun da bölgesel nedenlerle pazarları dar olan fabrikaların sorunlarını çözene dek bunların zararlarının karlı fabrikalardan sağlanan kaynak ile kapatılmasına kadar değişik seçeneklerin uygulanması söz konusu olabilirdi. Bu noktada bir konuya açıklık getirmek isterim. Hemen karşı sav olarak 'Zarar eden fabrikayı özel sektör ne yapsın, tabii kar eden satılacak' ya da 'Bir kamu fabrikası kar etse de özelleştirilmesi gereklidir, devlet sanayi ile uğraşmasın' gibi görüşler ileri sürülüyor. Ben yukarıdaki tabloyu dikkatlere sunmakla 'Karlı fabrikalar özelleştirilmesine, hep devlet işletsin' diye bir görüşle ortaya çıkmıyorum. Sektörüne bağlı olarak bu görüş de savunulabilir belki... Benim vurgulamak istediğim nokta ÇİTOSAN'ın tümü özelleşecek dahi olsa, başlangıçta özelleştirilecek fabrikalar için seçimin yanlış yapıldığıdır.

- Özelleştirilecek 11 fabrika için görüşmeler aylardır sürüyor. Fiyat üzerinde bir türlü anlaşma sağlanamıyor. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

Özgüven: Kamu sektörü açısından baktığımız zaman ortaya çıkan önemli bir konu da ister doğru seçim ister yanlış seçim olsun, özelleştirilecek fabrikaların değerlerinin altında satılmamasıdır. Fabrikaların satışı için yeni yöntemlerin benimsendiğini biliyoruz. Bu konuya gerekli hassasiyetin ve titizliğin gösterildiğine eminim. Biz de ÇİTOSAN olarak özelleştirme kapsamındaki fabrikaların bugünkü değerlerinin ne olduğu konusunda ayrıntılı bir çalışma yaptık ve fabrikalar için değerler belirledik. Gerçi bugüne kadar kimse bize bu konuda birşey sormadı ama değerini bulmayan karlı bir fabrikanın satışına hiç kimsenin evet diyeceğine inanmıyorum. Sözünü ettiğimiz fabrikalar zarar eden, devletin sırtına yük olan fabrikalar değildir. Devletin sırtına yük olan onca fabrika varken ve bunlar özelleştirilmeden önemli düzeyde kaynak yaratan fabrikaları hiç kimse 'Ne pahasına olursa olsun satın' diyemez. Dememelidir. 

(Bu röportaj haftalık Ekonomik Panorama dergisinin 11-18 Ekim 1992 tarihli, Yıl: 5, Sayı: 42'de yayınlanmıştır.)



 








 








 






















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder