Bizi neden ilgilendiriyor?
ABD’nin uzun vadeli faizlerinde kalıcı bir yükseliş, sermaye girişine duyarlı ekonomileri genelde aynı anda çalışan 3 kanal üzerinden etkiler: Kur, dış borçlanma maliyeti ve değerleme.
İlk kanal kur tarafı. Dünyanın en güvenli varlığı daha yüksek getiri sunmaya başladığında, gelişen ülkelere yönelen sermayenin iştahı doğal olarak zayıflar. Çünkü yatırımcı artık daha düşük riskle daha yüksek getiri alabiliyordur. Bu da gelişen ülke para birimleri üzerinde baskı yaratır. Merkez bankaları açısından mesele burada zorlaşır. Ya faizi yüksek tutarak sermayeyi içeride tutmaya çalışırsınız ya da kurdaki değer kaybını daha fazla kabul edersiniz.
İkinci kanal dış borçlanma maliyeti. ABD’nin uzun vadeli faizleri yükseldiğinde, eurobond getirileri yukarı gider. Bunun sonucu olarak mevcut sabit kuponlu tahvillerin fiyatı düşer, yeni borçlanmalar ise daha maliyetli hale gelir.
Üçüncü kanal ise değerleme tarafı. Dünyadaki referans iskonto oranı yükseldiğinde, gelecekte elde edilecek nakit akışlarının bugünkü değeri düşer. Bunun sonucu olarak çarpanlar baskılanır. Ancak bütün şirketler aynı ölçüde etkilenmez. Kârını daha uzak gelecekte üretmesi beklenen büyüme şirketleri bu değişime çok daha hassastır.
Bu 3 kanal çoğu zaman birbirinden bağımsız çalışmaz. ABD faizlerinin sert yükseldiği dönemlerde süreç birbirini besleyen bir döngüye dönüşür. Sermaye çıkışı kuru zayıflatır, zayıf kur risk primini yükseltir, yükselen risk primi tahvil getirilerini daha da yukarı iter. Aynı anda yükselen iskonto oranı da hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırır.
(Ali Cenk Gözen'in 19 Mayıs 2026 tarihli X paylaşımıdır)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder