70 milyona çeyrek kala...
NÜFUS BOMBASI PATLIYOR
Hepsi hepsi 2000 yılında yani 9 yıl sonra Türkiye Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacak. Ve Özal'ın '70 milyonluk Türkiye' hayali gerçekleşecek. Ama 70 milyonluk Türkiye, güçlü bir Türkiye olacak mı?
Cahit UYANIK
"Bugün 50, 15 sene sonra 70 milyon olacağız. O zaman bunların hesabını sorarız"... Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde Bulgaristan'daki Türklere yapılan zulüm karşısında söylediği sözler bunlar... Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) verilerine göre Özal'ın büyük önem verdiği '70 milyonluk Türkiye' hayaline tahminlerden çok daha önce ulaşacağız. DİE'nin geçtiğimiz yıllarda 1990 yılı için yaptığı nüfus tahmini 57 milyondu ve bu tahmin yaşayarak doğrulandı. DİE'nin 2000 yılı nüfusu için yaptığı tahmin ise 73 milyon. Nüfusumuz 2005 yılinda 78, 2010 yılinda 87 milyon kişiye yükselecek. Ve bu tahminler de muhtemelen doğrulanacak.
Artık 'kentli' olduk; İstanbul 17 milyon olacak
DİE 1990 yılı nüfus sayımı verilerinden yola çıkarak 72 ilin nüfusunun ne kadar olacağını 5'er yıllık aralarla tahmin etti. Bu tahminlere göre kentleşmedeki artış hız kesmeyecek. Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1985'te Türkiye makus talihini yenmiş ve yüzde 53 ile kentli nüfus kırsal nüfusu geçmişti. Geçen nüfus sayımında ise yüzde 59'a ulaşan kentli nüfus oranı, önümüzdeki yüzyılın başında yüzde 66'ya, 2010 yılinda ise yüzde 72'ye kadar yükselecek. Günümüzden 20 yıl sonra toplam nüfusun yarısı 10 kentte toplanacak ve sadece İstanbul'un nüfusu 17 milyonu bulacak.
Peki kentlerin alt yapısı bu artan nüfusun sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesine elverişli mi? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Prof Dr. Erdoğan Alkin'e göre hızlı nüfus yoğunlaşmasının getireceği sorunların başında 'kentsel yozlaşma' geliyor:
"Alt yapısı tamamlanmamış bu kentlerin yeni baştan düzenlenmesi gibi, gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir ekonomik sorun ortaya çıkacaktır. Kültür yozlaşmasını önlemek için, yine fakir ülkelerin ya da gelişmekte olan ülkelerin altından kalkamayacağı bir eğitim programı uygulamak gerekecektir. Güvenlik, sağlık gibi konularda çok önemli sorunlar belirecektir. Hızla artan nüfusa uygun bir alt yapıyı geliştirmeye hiç bir şehrin bütçesinin yetmesi mümkün değildir. Bugün New York'ta bile alt yapıyı geliştiremiyorlar."
Peki kentlerde bu sorunları hafifletmek için yapılabilecek hiç bir şey yok mu? Prof. Dr. Emre Kongar bugünden başlayarak yerel yönetimlerin yapısının değiştirilmesi gerektiği görüşünde:
"Kent rantlarına her kentin kendisinin el koyması lazım. Özerk, daha fazla ekonomik kaynak yaratan yerel yönetimler şimdiden organize edilmeli."
Bütün bu olumsuzluklarına karşın kentleşmenin demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımı açısından çok önemli ve olumlu sonuçlar doğuracağı konusunda ise Alkın ve Kongar birleşiyor.
Nüfus artışında Güneydoğu başı çekiyor
DİE'nin tahminleri büyük bir demografik sonuç daha veriyor: Sınai ve siyasi merkezler bir yana Ege, Karadeniz ve Trakya'da nüfus artış hızı zaman zaman negatife düşerek azalırken, Doğu ve Güney Doğu Anadolu şehirleri en hızlı nüfus artış oranına sahip 'İlk 10'u" oluşturuyor. Şimdiden göç almaya başlayan GAP'ın merkezi Şanlıurfa ve çevresinde yaşayanların sayısı 2010 yılinda yüzde 89 artışla 9,7 milyon kişiye ulaşacak. Güneydoğu bu yoğunlaşan nüfusun altından kalkabilecek mi? Bolge içinde kendi kendine yeterli bir arz-talep doğmadikça ne insan göçü ne de nüfus artış oranlarında görülen yüksekliği çözmenin mümkün olmadığı yaygın kanı... Bölgenin kurtuluşu olarak görülen ve trilyonlarca lira akıtılan GAP'ın bu sorunlara çözüm olup olamayacağı ise hala tartışma konusu. Prof. Dr. İlhan Tekeli de aynı kanıda:
"Doğu ve Güneydoğu'daki sorun nüfus sorunu değil; kişi başına gelir seviyesinin düşüklüğüdür. Nüfus artış hızının yüksekliği hem Doğu'dan Batı'ya göçü artırarak hem de oradaki gelir seviyesini daha düşürerek sosyal problemlerin artmasına yol açıyor."
Nüfus için yaptığımız eğitim ve sağlık yatırımları yeterli mi?
Bir nüfus projeksiyonunda onlarca konu gündeme gelebiliyor. Eğitim ve sağlık yatırımları açısından Türkiye'nin dünyadaki konumu bunların başını çekiyor. Nüfus artışını azaltmanın en önemli yollarından biri eğitim düzeyini yükseltmekten geçiyor. Ancak Türkiye'de eğitimin GSYİH içindeki payı yüzde 2,77... Bu oran 1970'de yüzde 2,86 idi. Yani yıllar akıp gidiyor ama eğitime verdiğimiz parasal önem yerinde sayıyor. Ancak aynı gösterge İsrail'de yüzde 10, Bulgaristan'da yüzde 7,1, Yemen'de yüzde 6,2... Türkiye'nin 1994 yılı için eğitim hedefleri gelişmiş Batılı ülkeler bir yana Yunanistan'ın 1985, Yugoslavya'nin 1987 ve Güney Kore'nin 1988'deki oranlarının daha gerisinde bulunuyor.
Sağlıkta ise durum daha da vahim. Bunun icin yalnızca bebek ölüm oranlarına bakmak yeterli. Türkiye'de bebek ölüm oranı bugün binde 65,2... Bu oranın 1995'te binde 51,3'e düşeceği tahmin ediliyor. Avrupa Topluluğu (AT) ülkelerinde ise bu oran bugün binde 10 iken, 1995'te binde 9 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Avrupa Parlamentosunda en fazla oy Türkiye'nin mi?
Türkiye'nin gelecek yıllarda dünya sistemi içinde nasıl bir yer alacağı, AT'ye girip giremeyeceği bir bakima nüfus artış oranına da bağlı. Bundan yalnızca 9 yıl sonra Türkiye'nin Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olacağı, tek başına tüm Doğu Avrupa ülkelerinin tümüne yakın bir nüfusa sahip olacağı düşünülüyor. Ve elbette ülkelerin Avrupa Parlamentosunda nüfusları ölçüsünde temsil edildiği biliniyor. Bu sebeple AT'ye girdiği taktirde Türkiye'nin en fazla sandalyeye sahip ülke olma ihtimali hayli fazla. Peki Avrupa'nın kaderinin belirlendiği Avrupa Parlamentosunda en büyük oy gücü Türkiye'ye bırakılır mı, bilinmez..
Nüfusla ilgili değerlendirmeler çok boyutlu. Avrupa Konseyinin geçtiğimiz günlerde demografik gelişmeler ve yaşam tarzları ilişkisi hakkında yaptığı bir araştırma, Avrupa ülkelerinde yerli nüfusun bırakın hiç büyümemeyi (sıfır büyüme), nüfus azalmasına doğru gittiğini ortaya koydu. Joe Rogaly adlı uzman Financial Times'taki yazısında Türkiye'nin nüfus artışının Avrupa'daki nüfus azalış eğiliminin tam tersi yönde olduğuna dikkat çekti ve "Avrupa'daki gerçek devrim artık politik devrim değil, demografik kaynaklı bir devrim olacaktır" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye, Avrupa'daki bu uzun soluklu nüfus devriminde 'karşı devrim' saflarında kendi nüfus bombasını patlatmaya devam ediyor.
(Bu analiz-haber haftalık Ekonomik Panorama dergisinin 29 Eylül-06 Ekim 1991 tarihli, Yıl: 4, Sayı: 40'ta yayınlanmıştır.)
---------------
Not: Bu haberdeki DİE'nin nüfus tahmininin neden tutmadığı ve tahmin ile gerçekleşme arasında neden 13 milyonluk bir yanılma oluştuğunu Gemini AI'ya sordum:
- Eski Sayım Yöntemi: 1990 yılında Türkiye'de sokağa çıkma yasağı uygulanarak yapılan "de facto" (bulunulan yerdeki) nüfus sayımı gerçekleştirilmişti. Bu sayımda özellikle büyük şehirlere olan göç eğilimleri çok yüksek bir katsayıyla geleceğe projekte edilmişti.
- Yapay Nüfus Şişmeleri: 1990'larda belediyelerin genel bütçeden alacağı pay, o ilçe veya ilin nüfusuna göre belirleniyordu. Bu durum, 1990 yılı sayım sonuçlarında ve onu takip eden yerel tahminlerde birçok ilin nüfusunun kağıt üzerinde aşırı şişmesine yol açmıştı.
- Türkiye 1990'ların ortasından itibaren çok hızlı bir kentleşme ve sanayileşme sürecine girdi.
- Kentleşmeyle birlikte kadınların iş gücüne katılımı arttı ve doğurganlık hızı (çocuk sayısı) DİE'nin en iyimser modelinin bile çok daha altına inerek sert bir düşüş gösterdi.
- Sonuç olarak Türkiye, elinizdeki o belgedeki 87 milyonluk nüfusa 2010 yılında değil, ancak 2023-2024 yıllarında ulaşabildi.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder