Avrupa Birliği /
AB, TÜRKİYE'YE BENZEYEN ÜÇ ÜYEYİ NASIL ETKİLEDİ?
Gümrük Birliği, Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir? Herkesin sorduğu soru bu... AB'ye tam üye olan ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyim, kafalardaki bu ciddi soruya cevap olabilir. Vakıfbank'ın yayınladığı araştırmadaki bilgiler gösteriyor ki tam üyelik sonrası üç ülkede ilk yıllarda yaşanan ciddi ithalat artışının, Türkiye'de Gümrük Birliği ile bir benzerinin tekrarlanması kaçınılmaz.
Cahit UYANIK
Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde kritik dönemece Eylül-1995 ayında girilecek. Sonbaharda Avrupa Parlamentosu Türkiye ile Gümrük Birliği Kararını onaylayacak veya onaylamak için bazı şartların yerine getirilmesini isteyecek. Herşeye rağmen en geç Temmuz-1996 ayında Gümrük Birliği Kararı yürürlüğe girecek. Çünkü her iki taraf da bu konuda ciddi anlamda olumlu niyet beyanında bulundu.
Gümrük Birliğinin Türkiye ekonomisine nasıl etkiler yapacağı konusunda negatif ve pozitif görüşler ileri sürülüyor. Bunların çoğu tahminden ibaret ama bu konuda Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. AB'ye son katılan ve ekonomik yapıları Türkiye'ye çok benzeyen üç Akdeniz Havzası ülkesi Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın yaşadığı deneyimlerden kendimiz için olumlu ve olumsuz dersler çıkartmak mümkün.
Bu ülkelerde tam üyelikle beraber ithalat şoku yaşanmış ancak incelendiğinde görülüyor ki, tam üye olan üç ülkeye AB Bütçesinden yapılan mali yardımlar ciddi boyutlara ulaşmış. Öyle ki Gümrük Birliği sonrası Türkiye'ye verilmesi öngörülen 3,2 milyar dolar, üç ülkeye verilen yardımlarla karşılaştırıldığında devede kulak kalıyor. Üç ülkenin yaşadıkları gösteriyor ki Türk insanının Gümrük Birliğine girmek için bile 'daha az olumlu beklenti içerisinde olması' gerek... Vakıfbank'ın 'Gümrük Birliğinin Türkiye Ekonomisine Muhtemel Etkileri' konulu araştırmasında varılan sonuçlara göre Yunanistan, Portekiz ve İspanya ekonomilerinin tam üyeliğe girişle beraber yaşadıkları ve sağlanan mali yardımlar şöyle:
YUNANİSTAN: 1981 yılında Avrupa Topluluğuna (AT) tam üye oldu. Ülke, tam üyelik sonrasında ekonomik, kurumsal ve sosyal değişimler yaşadı. Ekonomisindeki ilk etki 'İthalat şoku' ile görüldü. Yunanistan, mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu bazı mallarda bile AB'den gelen ithalata yenik düştü. İthalat, sanayi şirketlerinin kar marjlarını da azalttı. Özellikle yatırım ile ara mallarında ciddi bir rekabet baskısı yaşandı. Toplam ithalat içinde AB ülkelerinin payı yüzde 42'den yüzde 58'e kadar yükseldi. İthalat artışı üretken sektörleri hemen etkiledi. İmalat sanayisinin iç pazardaki payının düşmesi ciddi bir işsizlik tehlikesini gündeme getirdi. Birçok işletme işçi çıkarttı ve çoğu kapısına kilit astı. İmalat sanayisi 1981-1992 yılları arasında yılda ancak binde 2 oranında büyüyebildi. İmalat sanayisinin toplam üretimdeki payı 1980 yılında yüzde 21,4 iken 1992'de yüzde 17,4'e geriledi.
Tam üyelik sonrasında ithalatta olduğu gibi ihracatta da AB'ye yöneliş gözlendi. 1985'te AB'ye yönelik ihracatın payı yüzde 40 iken 1990'da yüzde 58'e çıktı. Geleneksel sanayilerin ihracattaki payı yüzde 21'den yüzde 25'e yükseldi. Yunanistan'da 1986'ya kadar sanayide uzun vadeli kredilerin faiz oranı eksi yüzde 4,5 iken bu oran sonraki yıllarda yüzde 8,8'e yükseldi. Faiz oranlarının daha önceki yıllarda uygulanan negatif faiz oranı politikasının oluşturduğu kamu açıklarını azaltmak için yükseltildiği belirtildi. Ancak bu politika değişikliği firmaların finansal giderlerinin toplam giderlerine oranını yüzde 24'ten yüzde 35'e yükseltti. Karları azalan bazı firmalar faaliyetlerine son vermek zorunda kalırken bazıları da üçüncü ülkelerde ortak ve ortak yatırım arayışına yöneldi.
Yunanistan'ın ithalat şokundan kaynaklanan ödemeler bilançosu açığını dengeleme çabaları AB Bütçesinden her yıl iki dilimde ödenen 2,2 milyar dolarla (1.750 milyon ECU) desteklendi. AT'den bunun için 1981-1992 döneminde toplam 22 milyar dolar transfer yardımı sağlandı. Bu miktar toplam cari işlemler açığının yüzde 31'ine denk geldi. Bu sonuç önemli miktardaki yardımların bile bazen ekonomideki temel problemleri çözmeye yardımcı olamadığını gösterdi.
PORTEKİZ: 1974'teki demokrasiye geçişinden sonra ekonomisi sürekli zayıf bir görünüm sergileyen Portekiz, 1986'da tam üyeliğe kabul edildi. 1985 yılında yaklaşık 7,3 milyar dolar olan Portekiz'in toplam mal ithalatı, tam üyelikten 5 yıl sonra (1990) 2,5 kat artarak yaklaşık 25 milyar dolara yükseldi. Ülkenin toplam ithalatında AT'nin payı yüzde 46'dan yüzde 63,5'a çıktı. Ancak tam üyelik sonrasında Portekiz'in büyüme hızında artışlar gözlendi. 1985'te yüzde 3,3 olan büyüme hızı 1987'de yüzde 5,5, 1990'da yüzde 5,2 ölçüldü. İhracat ise 1987'de bir önceki yıla göre yüzde 18 arttı. Özellikle sanayi ürünleri ihracatında artış yaşandı. AT dışı ülkelere İhracat ise yüzde 5,5 oranında azaldı.
Tam üyelik Portekiz'de yabancı yatırımları hemen artırdı ve 1986'da 166 milyon dolarken 1987'de 466 milyon dolara, 1988'de 921 milyon dolara, 1989'da ise 1,73 milyar dolara çıktı. Yabancı sermaye ile birlikte Portekiz'de işsizlik sorunu hafifledi. Portekiz hükümeti savunma sanayisi, petrol rafinajı ve demir-çelik gibi stratejik sektörlerin dışında tüm alanlarda yabancı sermayeye tam serbestlik tanıdı. Portekiz'de ücretlerin düşük olması ve yılda yüzde 5 artan iç tüketimin daha artma potansiyeli yabancı sermayenin sıcak yaklaşımının önemli sebeplerindendi.
1986 yılında AT, Portekiz'e 4 yıllık bir süreçte yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırım programını devreye aldı. Bunun yanı sıra AT yapısal fonlarından 1986'da 1,2, 1987'de 1,6 milyar dolar yardım verildi. Bu rakam daha sonra yıllık yüzde 20'lik artışlarla otomatiğe bağlandı. Yabancı sermaye yatırımları ve sağlanan mali yardımlar sonucu Portekiz'deki işsizlik oranı 1987'de yüzde 6,9 iken tedrici bir düşüşle 1991'de yüzde 3,8'e kadar geriledi.
İSPANYA: Yaşadığı iki büyük ekonomik krize ve Fransa'nın karşı çıkmasına rağmen İspanya 1986'da tam üye oldu. İspanya'da da ekonomi Yunanistan ve Portekiz'deki gibi ilk zamanlarda ciddi bir ithalat şoku yaşadı. İspanyol halkının geleneksel olarak yerli üretim mallara ilgi duyma eğilimi olmasına rağmen ithalat artışı önemli bir soruna dönüştü. Bu gelişme sebebiyle tarım sektörünün genel ekonomi içindeki payı yüzde 5'e kadar düştü ve bu sektörün istihdam payı da yüzde 10'a geriledi. İspanya'nın meyve-sebze ihracatı yüzde 14 azaldı. Gelir durumu bozulan İspanyol tarım işçileri için adam başı 397 ECU yardım alınabildi. Oysa bu rakamın AT ortalaması 2 bin ECU düzeyindeydi.
İspanya'da sanayi yapılanması ise küçük-orta ölçekli işletmelere dayanıyordu. Toplamın sadece binde 2'si 500'den fazla kişi çalıştırıyordu. Ülkede enerji fiyatları çok yüksekti ve tam üyelik ilk hızlı olumsuz etkisini demir-çelik sektöründe gösterdi. İlk 4 yılda bu sektörün ihracatı yüzde 50 azaldı. İkinci olumsuz etki gemi yapımı sektöründe yaşandı. 1973 yılında dünya dördüncüsü olan tersanecillk, düşük verim ve yükselen ücretler sebebiyle 1991'de ihracat gücünü kaybetti. Ancak Almanya, yüksek ücretler varken bile tersanecilikte gücünü kaybetmemişti. Bu durum, İspanyol özel sektör tersanecilerinin değişen koşullara adapte olamaması şeklinde açıklandı. Nihayetinde İspanya'da tam üyelik sonrasında büyüme oranının düşük kalirken iç talebin güçlenmesi ihracata yönelimi ve ihracat artışını engelledi. Öte yandan hükümetin izlediği gevşek para politikası sıcak para girişini hızlandırdı ve bu da ihracata konu dış fiyatların cazibesini kaybetmesine sebep oldu.
İspanya tam üyelik sonrasında AT yapısal fonlarından GSYİH'sının binde 50'si kadar kaynak sağladı. Ayrıca AT Bütçesinden 3 milyar dolar bütçe geliri aldı. Bu yardım daha sonraki yıllarda giderek arttı. Ödediği yüksek faiz, düşük işgücü maliyeti ve güçlü ulusal parası İspanya ekonomisine ilgiyi artırdı. Kimya ve bilişim sektörlerinde toplam kapasitenin yarısı yabancılardan oluştu. Iısanya'da tam üyelik sonrasında gelişmenin kaynağı büyük ölçüde yabancı sermaye ve AT fonları oldu.
GÜMRÜK BİRLİĞİNİN TÜRKİYE'YE ETKİLERİ NELER OLABİLİR?
Vakıfbank'ın araştırması sadece 3 ülkenin deneyimlerine odaklanmış. Araştırmada Gümrük Birliğinin Türkiye'yi nasıl etkileyebileceğine ise değinilmemiş. Araştırmada yer verilen diğer ülke deneyimlerini dikkate alarak, Türkiye ekonomisinde Gümrük Birliği sonrası yaşanabilecekleri ise biz tahmin ettik:
Türkiye AB'ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine giren ilk ülke. Türkiye'ye benzer üç üye ülkenin deneyimleri ışığında ekonomide özellikle ilk yıllarda ciddi bir ithalat şoku ile karşılaşılma ihtimali yüksek. Türk halkındaki 'ecnebi malı' ilgisi 70'li yıllardaki kadar yüksek değil ama yabancı malların tüketim anlayışında hala önemli yeri var.
Ekonomi yönetiminin ithalat artışını finanse edebilmek için şimdiden ciddi bir döviz birikimi oluşturması ve yeni döviz kaynağı bulması gerekli görünüyor. Ancak AB ile sürdürülen görüşmelerde 300 milyon dolarlık Ödemeler Bilançosu Dengeleme Kredisi için tam bir anlaşma sağlanabilmiş değil. Mevcut durumda da üretimde azalma yaşanan sanayi sektöründe Gümrük Birliğinin ilk yıllarındaki ithalat artışı ile yeni bir duraksama daha yaşanabilir.
Enflasyon oranından daha yüksek döviz kuru belirleyerek TL'nin zayıf tutulması politikası sürdüğü taktirde ihracattaki artış devam edebilir ve ihracatta AB ülkelerinin payı yüzde 75'in üstüne çıkabilir. Türkiye'de işçiliğin bol ve ucuz olması yabancı sermaye akışını hızlandırabilecek en önemli etken. Bu sayede işsizlik oranında önemli düşüşler de görülebilir.
(Küçük ayrıntılarını revize ettiğim bu haber haftalık İntermedya Ekonomi dergisinin 16-22 Nisan 1995 tarihli, Yıl:2, Sayı: 11'de yayınlanmıştır.)
-----------
NOT: Türkiye'nin 1 Ocak 1996'da Gümrük Birliği'ne girmesini takip eden ilk 5 yılda (1996–2000) ithalat hızla artmış, dış ticaret açığı genişlemiş ancak sanayinin rekabet gücü ve ihracat kalitesi uzun vadeli bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Gümrük Birliği sonrasındaki ilk 5 yılda ekonomide ve dış ticarette öne çıkan temel gelişmeler şunlardır:
1. İthalat ve İhracattaki Değişimler
- İthalat Sıçraması: Gümrük vergilerinin ve eş etkili mali yüklerin kaldırılmasıyla birlikte AB'den gelen tüketim, ara ve sermaye mallarının ithalatı kısa sürede hızla arttı.
- Dış Ticaret Açığının Büyümesi: İthalattaki artış hızı ilk yıllarda ihracatın artış hızını geride bıraktığı için Türkiye’nin AB ve genel dış ticaret açığı belirgin şekilde yükseldi.
- İhracatta Yapısal Dönüşüm: İhracat miktarı ilk yıllarda ithalat kadar hızlı fırlamasa da ihracatın yapısı değişti. Tekstil ve konfeksiyon ağırlıklı yapıdan otomotiv, beyaz eşya, makine ve elektronik gibi sanayi ürünlerine doğru kademeli bir kayış başladı.
2. Öne Çıkan Genel Ekonomik Gelişmeler
- Doğrudan Yabancı Yatırımlar ve Modernizasyon: Sanayi firmaları AB standartlarına uyum sağlamak ve rekabet edebilmek için teknolojik altyapılarını yenilemek zorunda kaldı; bu da sermaye malı ithalatını ve üretim kalitesini artırdı.
- Makroekonomik Dalgalanmalar: 1990'ların ikinci yarısında Türkiye'deki yüksek enflasyon, bütçe açıkları ve finansal kırılganlıklar devam etti. Bu durum, Gümrük Birliği'nin getirdiği dış ticaret yüküyle birleşerek 1998 Asya/Rusya krizlerinden etkilenilmesine ve 2000-2001 ekonomik krizine giden sürece zemin hazırladı.
- 3. Ülkelere Karşı Uyum (Ortak Gümrük Tarifesi): Türkiye, AB dışındaki üçüncü ülkelere karşı da Ortak Gümrük Tarifesi'ni (OGT) benimseyerek gümrük duvarlarını indirdi, bu da genel dış ticaret hacmini genişletti.
Gümrük Birliği Öncesi (2 Yıl)
-
1994:
- İhracat: 18,10 milyar $
- İthalat: 23,27 milyar $
- Not: 1994 yılı Türkiye'de yaşanan büyük ekonomik kriz nedeniyle ithalatın ciddi oranda düştüğü ve dış ticaret açığının kapandığı bir yıl olmuştur.
-
1995:
- İhracat: 21,64 milyar $
- İthalat: 35,71 milyar $
Gümrük Birliği Sonrası (5 Yıl)
Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girmesiyle birlikte sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin sıfırlanması ithalatta hızlı bir artışa yol açmış, ihracat ise daha kademeli bir büyüme sergilemiştir.
-
1996:
- İhracat: 23,22 milyar $
- İthalat: 43,63 milyar $
-
1997:
- İhracat: 26,26 milyar $
- İthalat: 48,56 milyar $
-
1998:
- İhracat: 26,97 milyar $
- İthalat: 45,92 milyar $ (Asya ve Rusya krizlerinin etkisiyle ithalatta hafif gerileme yaşandı)
-
1999:
- İhracat: 26,59 milyar $
- İthalat: 40,67 milyar $ (Marmara Depremi ve küresel durgunluk nedeniyle ticaret hacmi daraldı)
-
2000:
- İhracat: 27,78 milyar $
- İthalat: 54,50 milyar $
Dönemin Öne Çıkan Gelişmeleri
- İthalat Patlaması ve Dış Ticaret Açığı: Gümrük Birliği'nin ilk yılı olan 1996'da ithalat %22'nin üzerinde artarak 43,6 milyar dolara ulaşmış, bu durum dış ticaret açığının hızla büyümesine neden olmuştur.
- İhracatta Yapısal Dönüşüm: İlk 5 yılda ihracat artışı ithalatın gerisinde kalsa da, Avrupa standartlarına uyum sağlayan Türk imalat sanayisi (özellikle otomotiv, tekstil ve beyaz eşya) takip eden yıllarda küresel rekabet gücü kazanmıştır.
Türkiye’ye yapılan yardımlar, tam üye ülkelere sağlanan devasa "Yapısal ve Uyum Fonları"ndan hukuki olarak farklıdır; çünkü Türkiye henüz aday ülke statüsündedir ve yardımlar Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) mekanizmaları üzerinden yürütülür.
1. Türkiye’nin AB’den Aldığı Yardım ve Kredilerin Dağılımı
Türkiye ile AB arasındaki mali iş birliği üç ana döneme ayrılır:
- Gümrük Birliği Öncesi Dönem (1964–1995): Mali protokoller çerçevesinde yaklaşık 1 milyar ECU (yaklaşık 78 milyon ECU hibe, kalanı düşük faizli kredi).
- Gümrük Birliği Dönemi (1996–1999): Gümrük Birliği'nin başlangıcında taahhüt edilen ancak siyasi engeller/vetolar nedeniyle aksayan fonlar dışında, MEDA programları ve Akdeniz paketleriyle yaklaşık 900 milyon ECU tutarında hibe ve kredi desteği öngörülmüştür.
-
Adaylık ve IPA Dönemi (2000–Günümüz): Türkiye’nin 1999 Helsinki Zirvesi'nde resmi aday ilan edilmesiyle mali yardımlar kurumsallaşmıştır:
- IPA-I (2007–2013): Yaklaşık 4.8 milyar avro
- IPA-II (2014–2020): Yaklaşık 4.45 milyar avro
- IPA-III (2021–2027): Türkiye'ye özgü ulusal tahsisatların kaldırıldığı, genel bütçeden projetsel bazda rekabetle pay aldığı dönem (milyarlarca avroluk havuzdan Türkiye de yararlanmaktadır).
Genel toplamda Türkiye, geçmişteki mali protokoller ve 3 büyük IPA dönemi boyunca yaklaşık 10 ila 12 milyar avro arasında değişen kümülatif fon ve proje desteğine hak kazanmıştır.
2. Yunanistan, Portekiz ve İspanya ile Kıyaslama
Türkiye’nin aldığı yardımlar, Yunanistan (1981), İspanya ve Portekiz’in (1986) tam üyelik sonrasında aldığı fonlarla kıyaslandığında ölçek, nitelik ve miktar açısından çok büyük farklılıklar gösterir:
-
Fonların Hukuki Statüsü (Adaylık vs. Tam Üyelik):
- Yunanistan, İspanya ve Portekiz bu yardımları tam üye sıfatıyla almıştır. Tam üye ülkeler; ekonomilerini ve altyapılarını AB ortalamasına yaklaştırmak için trilyonlarca avroluk Yapısal Fonlar, Uyum Fonları (Cohesion Funds) ve Ortak Tarım Politikası (CAP) ödeneklerinden en üst düzeyde ve doğrudan yararlanırlar.
- Türkiye ise hukuki olarak "aday ülke" statüsünde olduğu için fonlar yalnızca Katılım Öncesi Yardım (IPA) araçlarıyla sınırlıdır. IPA fonlarının temel amacı ekonomik kalkınmadan ziyade mevzuat uyumu, kurumsal kapasite inşası ve idari reformlardır.
-
Miktar ve Fon Desteğinin Boyutu:
- İspanya ve Portekiz, üye oldukları ilk 30-40 yıllık süreçte AB bütçesinden net olarak yüz milyarlarca avro (örneğin Portekiz tek başına yüz milyar avroyu aşan) yapısal ve bölgesel kalkınma fonu almıştır.
- Yunanistan, üye olduğu günden bu yana (özellikle Akdeniz Programları, Delors Paketleri ve son yıllardaki kurtarma/birlik paketleri dahil) üyelik tarihi boyunca on milyarlarca avroluk net transferler elde etmiştir.
- Türkiye’nin 40+ yıllık süreçte (adaylık dönemi dahil) eriştiği toplam kaynak (10-12 milyar avro civarı), İspanya veya Portekiz’in tek bir çok yıllık bütçe döneminde (MFF) aldığı fonların bile oldukça gerisindedir.
-
Kredi ve Bütçe Desteği Mekanizmaları:
- Üye ülkeler kriz dönemlerinde veya yapısal dönüşümlerde doğrudan AB merkezî bütçesinden devasa geri ödemesiz hibeler ve güçlü ortak borçlanma paketleri (örneğin COVID-19 sonrası Kurtarma Fonları) alırken; Türkiye'nin erişebildiği imkânlar daha çok Avrupa Yatırım Bankası (EIB) kredileri ve katılım öncesi proje hibeleriyle kısıtlı kalmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder