11 Ekim 2026 Pazar

İLACA PATENT VERMEYEN 4 ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE... GATT'A İMZA ATILMASI VE GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BERABER İLACA PATENT VERME DÖNEMİ BAŞLIYOR. YERLİ İLAÇ SANAYİCİSİ AR-GE'NİN YÜKSEK MALİYETİNDEN ÇEKİNDİĞİ İÇİN İLACA PATENT İSTEMİYOR

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Yalçıner:

ENSTİTÜ, PATENT YASASINI BEKLİYOR 

Yapılanmasını tamamlamak için uluslararası kuruluşlardan kredi isteyen Türk Patent Enstitüsünün kadrosu tamam. Fakat Patent Yasası ve diğer ilgili yasaların çıkmaması, vekillik müessesesi ile ihtisas mahkemelerinin kurulmamış olması nedeniyle buluşçular ve iş dünyasına henüz tam anlamıyla hizmet sunulamıyor. Türkiye GATT'a imza atması ve Gümrük Birliği sonrası ilaçlara patent verme sürecini ise resmen başlattı. Ancak yerli ilaç sanayicisi buna karşı çıkıyor.

Cahit UYANIK 

Geçen yaz aylarında Türk Patent Enstitüsü (TPE) sessiz sedasız kuruldu ve çalışmaya başladı. İkinci Abdülhamid döneminden kalma (1879)  bir yasa ile korunmaya çalışılan buluşlar ve buluş sahipleri bu duruma çok sevindi. Ancak Batılı standartlardaki Patent Yasası hala Meclis'te yasalaşmayı bekliyor. Uzun süre Sınai Mülkiyet Daire Başkanlığı görevini yaptıktan sonra TPE Başkanlığına getirilen Uğur Yalçıner ile patent yasasının geleceğini görüştük:

İntermedya Ekonomi: Türkiye'de bir Patent Enstitüsünün kuruluşu neden bu kadar gecikti?

Yalçıner:  1925'te imzaladığımız Paris Anlaşması gereği TPE'nin kurulması zorunluydu. Ama birçok kez denendiği halde olmamış. Son üç deneme 1992'den sonra yapıldı. Türkiye'nin mevcut yapısı içinde yeni bir kurum oluşturmak zor. Ancak sınai haklar ve mülkiyet sistemini kurmak için TPE tek başına yeterli de değil. Sistemin ilk parçası TPE idi. Arkasından diğer kanunlar ve vekillik müessesesi gelmeliydi. Dördüncü adım ise ihtisas mahkemeleriydi. Bu mahkemeler de henüz kurulamadı. TPE sistemin ana ögesi olarak 1994-Haziran ayında kuruldu. Enstitü, diğer ülkelerin patent ofislerine çok benzer, yarı özerk bir yapısı var. Üst kademe yönetici atamaları hükümet tarafından, diğer atamalar TPE Yönetim Kurulunca yapılıyor. Finansal özerkliğe de sahip. Bu, verdiği hizmet karşılığı ücret alması demektir. TPE kurulduğundan bugüne bina, ekipman ve eleman istihdamı işlerini yaptı. 1995 yılı içinde yeni uzmanlar alıp eğitimlerini gerçekleştireceğiz. Organizasyonumuz bu yıl bitecek yani...

- Enstitüde kaç kişi çalışıyor ve daha kaç kişiye ihtiyaç var?

Yalçıner: 105 kişi çalışıyor ama 209 kişilik kadro imkanı var. Patent ve marka mevzuatını uygulamak için bu yeterli. Gelecekte tasarım uygulamaları da TPE bünyesinde belgelendirileceği için sayıyı biraz arttırmak gerekir. Diğer ülkelerle mukayese edersek mantıklı bir rakam bu mevcut olan... ABD'de 5 bin kişinin çalıştığı ofis var ama iş hacimleri çok fazla... Avusturya'da 300, Bulgaristan'da 250, Benelüks'te 100 kişi çalışıyor. TPE iyi organize olmuş bir bilgisayar desteği ile çalışırsa rahatça ilk kuruluş aşamasındaki yükü kaldırır. Bilgisayar olanaklarımız da diğer ülke ofislerine nazaran güçlü. Her yeni kuruluşun olduğu gibi bizim de mali sıkıntımız var. Ama verdiğimiz hizmet karşılığında para aldığımız için zamanla bunu da çözeceğiz. Uluslararası kuruluşlardan proje kredisi talep ettik; Dünya Bankası, AB ve BM'ye bağlı UNDP ve Almanya'dan... ABD'den ise hiç bir destek yok. Onlar 'Önce mevzuat oluşturun, teknik ve finansal desteği sonra sağlarız' diyor. Kredilerin önemli kısmını bu yıl içinde realize edeceğiz. Üç sene sonra rahat işleyen bir yapıya gelmiş olacağız. Olaya kötümser bakmıyorum.


- Sistem oturduktan sonra buluş sahiplerine nasıl bir ortam vaat ediyorsunuz?

Yalçıner: TPE bünyesinde enformasyon ve dokümantasyon sistemi oluşturuyoruz. Bu, patent başvurusu öncesi, buluş sahibine her türlü teknolojik bilgiyi sağlayacak birimdir. Buluş sahipleri tekniğin son durumu hakkında bilgi alabilir. Şimdilik ABD ve Avrupa patentleri var sistemde... İkincisi vekillik müessesesi oluşuyor ki, mucitlere danışmanlık yapan uzman kişiler olacak. Patent Kanunu çıktığında başvuru sahibinin haklarının çok iyi tanımlandığı, cezaların çok iyi belirlendiği bir ortam olacak. Sorunlar asgariye inecek. İhtisas mahkemeleri de kurulursa sistem tamamen işleyecek. 

- Türkiye'de buluş alt yapımız nasıl sizce?

Yalçıner: Kamuoyunda mucit sözcüğü ütopik ürünler üreten kişiler gibi algılanıyor. Bu kısmen doğrudur. Çünkü devri-daim makinesi yapıp patent talebinde bulunan çok kişi var. Türkiye'de 1992 ve 1993'te 1.200'er, 1994'te 1.400 patent başvurusu var. Bunun altıda biri Türklerin başvurusu... Aslında yabancılar da yeterince başvurmuyor, çünkü koruma yeterli değil. Yerlilerin az olmasında korumanın eksik olmasının yanı sıra bilgi yetersizliği de rol oynuyor. TPE'nin bundan sonraki işlemlerinden birisi de sanayicinin, Ar-Ge yapan kişilerin bilgilendirilmesi olacak. Enformasyon arttıkça başvuru sayısının artacağına inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda buluşlar artacak.

- Meclis'teki Patent Yasa Tasarısı ile ilgili ilaç firmalarının ciddi itirazları var. Neden?

Yalçıner: Direncin temelinde bir yanlış bilgilenme var. Sanılıyor ki, ilaçlar patent kapsamına alınırsa piyasadaki tüm jenerik ilaçlar çekilecek, orijinal ilaçlar tekel kalacak, Patent Kanunu kabul edilmeden önce piyasaya çıkmış bütün ilaçlar patent koruması dışında kalacak. Peki bu düzenleme kimi etkileyecek o zaman? Kanun çıktığı gün patent başvurusu yapılan ve 8 sene sonra piyasaya çıkacak olan ilaç etkilenecek. İlaçlar patent başvurusundan 8 sene sonra piyasaya çıkabiliyor. Ama tek başına, jeneriği çıkamıyor. Böyle piyasaya tek başına çıkacak ilacın fiyatının şişirilmemesi için ise çeşitli kontrol mekanizmaları olacak. Sağlık Bakanlığı fiyatı diğer ülkelerle mukayese edecek. Patent Kanununda patent hakkının kötüye kullanımını engelleyen maddeler var. Bunları bir araya getirdiğimizde endişelerin yersiz olduğunu görürüz. Dünyada ilaca patent vermeyen Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Türkiye... Patent veren ülkeler öldü mü, battı mı? Tabii ki mevcut düzende bir değişiklik söz konusu olacak. İlaç firmaları Ar-Ge'ye yüklenmek zorunda kalacak. Bunun maliyeti yüksek olduğu için yerli ilaç sanayi korkuyor. Direncin oluşmasının asıl nedeni bu...

- Bu meselede orta yol yok mu?

Yalçıner: Orta yol zaten oldu, bitti; Türkiye GATT ve Gümrük Birliği anlaşmalarını imzaladı. GATT, gelişmekte olan ülkelerin sınai mülkiyet ilgili yasal düzenlemeleri 5 yıl geciktirebileceğini söylüyor ve Türkiye bu statüde... Ayrıca anlaşma '1 Ocak 1995'ten itibaren ilaç başvuruları işleme alınacaktır' diyor. Biz şimdilik ilaç patenti vermiyoruz ama GATT gereği ilaç patent başvurusu kabul ediyoruz. Gümrük Birliği anlaşmasını da imzaladık. O diyor ki '31 Aralık 1998'e kadar ilaçları kapsam dışı tutabilirsiniz'... GATT '5 yıl usule, 10 yıl ürüne...' diyordu oysa... Gümrük Birliği her ikisine de 4 yıl diyor. Şu ana kadar 20 ABD'li, 8 İsviçreli, 4 Belçikalı ve 2 Alman ilaç firmasının başvurusu var. Demek ki Türkiye de GATT Anlaşması gereği ilaca patent vermeye başladı.

- Genel olarak patent ve telif hakları konusunda ABD ile ciddi anlaşmazlıklarımız vardı. Bu konudaki son gelişmeler nedir?

Yalçıner: ABD ihracatımızın 300 milyon dolarlık kısmına GSP kapsamında gümrük indirimleri uyguluyor. Ama ABD bu kolaylığa karşılık patent ihlalinden 60, telif hakkı ihlalinden 190 milyon dolar kaybı olduğunu ve bizi GSP'den çıkaracağını söylüyor. Bunu Special 301 dedikleri bir yasaya dayandırıyorlar. Onların beklediği ilaca hemen patent verilsin, Telif Hakları Yasası çıkarılsın... Biz de diyoruz ki Türkiye GATT Anlaşmasını kabul etti, siz Special 301'i uygulasanız da izleyeceğimiz yol değişmeyecek. İlaç patent başvurularınızı korumaya aldık ama belgenizi 3 yıl sonra vereceğiz. Ürününüz zaten piyasaya 10 sene sonra çıkacak. Sizin haklarınızın ihlal edildiği argümanını ortadan kaldırdık. Bu işleri adım adım yapmak istiyoruz. Bugün ilaçta yerli sanayinin talepleri olduğu gibi, ani bir geçişin yaratacağı sorunlar da olabilir. Sonuçta ABD katı... Türkiye ile olan ticaretiyle kaybettiği haklar arasında bir ilişki kurup bize bir şekilde bunu yansıtmaya çalışıyor.

------------

TPE'de Gümrük Birliğine Uyum İçin 3 Önemli Yasa Çalışması Sürüyor 

TPE öncülüğünde Gümrük Birliğine uyum için 3 önemli yasanın hazırlık çalışmaları devam ediyor. Bu yasa tasarısı taslaklarının 1995-Mayis ayı içinde tamamlanarak Bakanlar Kurulu gündemine girmesi bekleniyor. Bunlardan ilki 1965 tarihli Markalar Kanununun AB mevzuatına adaptasyonunu öngörüyor. Burada uygulamadan ve eskimeden kaynaklanan marka tescil sorunları, hizmet markalarının da tescil kapsamına alınması gibi konular üzerinde duruluyor. 

İkinci yasa tasarı taslağı endüstriyel tasarımların korunmasını düzenliyor. Bu düzenleme ile günümüzde her sektörde yaygın olarak yaşanan 'model kopyalama' olaylarının önüne geçilecek. Tasarım ve model geliştirme özendirilecek. 

Üçüncü yasa tasarısı taslağı da coğrafi işaretlerin korunmasını içeriyor. Bozcaada şarabı, Antep fıstığı, Isparta halısı gibi ürünler 'coğrafi işaret' niteliğini taşıyor. Bu ürünlerin kalite ve lezzetleri ancak o coğrafyada tam olabildiği için üretim standartları belirlenip coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin yasa ile koruma altına alınacak. AB'de Fransız Bordo şarabı, İngiliz kumaşı, İtalyan spagettisi gibi ürünler bu şekilde koruma altında bulunuyor. Portekiz'deki alelade bir bağdan toplanan üzümle üretilen her şaraba Porto şarabı denilemiyor, o bağın Porto şehrinde bulunması gerekiyor. 

(Bu röportaj haftalık İntermedya Ekonomi dergisinin 16-22 Nisan 1995 tarihli, Yıl: 2, Sayı:11'de yayınlanmıştır.)



























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder