21 Ağustos 2024 Çarşamba

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / GÜMRÜK MÜZESİ'NİN HİKAYESİ

Cahit UYANIK 

Devleti devlet yapan en önemli kurumlardan birisi gümrüktür. İçine girmeye hazırlandığımız Avrupa Birliği (AB), pek de alışık olmadığı İran, Irak, Suriye gibi devletlere ve kültürlere komşu olacağı için uzun zamandır Türkiye gümrüklerine hayli önem veriyor. Gümrük konusundaki yasal alt yapı da Türkiye'nin AB normlarına uydurduğu mevzuatlar arasında ilk sırada yer alıyor. 

Gümrük Müsteşarlığı halen Ankara'nın Ulus semtindeki tarihi binada faaliyet gösteriyor. Yani bu bina tam üye olduğumuzda önündeki göndere 12 yıldızlı AB bayrağı çekecek kurumlardan birisi... Son zamanlarda Ankara'da giderek 'israf anıtları'na dönüşen görgüsüz, soğuk ve mimari estetikten yoksun kamu binaları ile karşılaştırıldığında bu bina insanın gözüne Tac Mahal gibi görünüyor.

Gümrük Müsteşarlığının başında halen Ankara'nın en uzun soluklu ve eğitimli bürokratlarından Doç. Dr. Nevzat Saygılıoğlu bulunuyor. Belki akademik kimliği belki tarihe merakıdır bilinmez; Saygılıoğlu her görev yaptığı kurumun geçmişini titizlikle araştırır. Bu sefer de gelenek değişmedi ve Saygılıoğlu Türkiye gümrüklerine el attı.

20 Ağustos 2024 Salı

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / ALLAH'IN DEDİĞİ OLUR

Cahit UYANIK 

Türkiye, 1997 yılı yaz aylarından bu yana IMF ile ortaklaşa ekonomik politikalar izliyor. Bu sürecin 6 nirengi noktası var: 1997-Temmuz, 1999-Aralık, 2000-Kasım, 2001-Şubat, 2001-Mayıs ve 2001-Eylül. Bunlar ekonomide köklü dönüşümler konusunda söz verilerek icraatlara girişildiği, programın istenildiği gibi işlemediğinin anlaşıldığı ve ekonomide dış olumsuz faktörlerin yakıcı etkisinin hissedildiği tarihler... 

Tablo dikkatle incelendiğinde görülüyor ki, programların özellikle dış risklere karşı dayanıklılığı yok. 1997 yılındaki programdan hemen sonra Uzak Doğu Krizi patlak vermişti. Hemen ertesi yıl ise Rusya Krizi... Türk toplumu o dönemde IMF'ye söz verdiği Yakın İzleme Anlaşması hedeflerini tutturmak için mevcut siyasi iktidarlar tarafından cendereye sokulmuştu. Sonuç ise 1999'da yüzde 6'nın üstündeki ekonomik küçülme oldu. Bu yetmedi, 2000 yılında kur çapasına geçildi. O dönemde ise euro'nun zayıflığı ve petrol fiyatlarındaki artışlar programın döviz dengesini altüst etti. Aklımız başımıza üç ay arayla yaşanan 2 ayrı ekonomik krizle geldi. 

Şimdi de Mayıs ayında ilan ettiğimiz revize edilmiş ekonomik program, ABD'ye yönelik terör saldırısının yaratacağı olumsuz ortamın tehditi altında. Öyleyse durup düşünmekte fayda var. Türkiye, acaba enflasyonla mücadelesinde dış olumsuz faktörleri hiç dikkate almadan mı hareket etti? Eğer olası olumsuz gelişmeler programlara yansıtıldıysa bunun dozajı nasıl tespit edildi?

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / BİR YASA, BİN SORU

Cahit UYANIK 

Türkiye ekonomisi, önümüzdeki günlerde hayli ilginç günlere gebe. Bankalara mali destek verilmesine ilişkin düzenlemenin Meclis'ten 'her derde deva ebegümeci' edasıyla geçirilmesiyle büyük tartışmaların kapısı açılmış oldu. Bundan sonra sorulması gereken soru şu: Kendisi kurtarılmaya muhtaç bankalar, nasıl olup da reel sektörün derdine deva olacak? Verilecek 5 milyar dolarlık desteğin 3 milyar doları reel sektöre nasıl ve hangi mekanizma ile aktarılacak?

Aktarılacak kaynaklar şirketlere yeni kredi kullandırma şeklinde olacağına göre, bu durum bankaların kredi risklerini dolayısıyla sermaye yeterlilik rasyolarını yeniden aşağıya çekmeyecek mi? Kredi verilecek şirketlerin ibraz edecekleri bilançoların gerçeği yansıttığı nasıl bilinecek? Bu sorular böylesine uzayıp gidebilir. Cevapları görmek için önce yasanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanmasını, ardından da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) 'hazırladık bile' dediği uygulama tebliğini beklemek zorundayız.

Reel sektör temsilcilerinin de bu yasanın çıkmasından dolayı 'pek memnun' pozlarına girmesini anlamak mümkün değil. Yasayla ortaya konulan en somut destek olan Ziraat ve Halk Bankasından reel sektöre aktarılması kararlaştırılan 1,5 katrilyon liraya bir şey diyeceğim yok. Ancak kamu bankalarının başındaki yeni yöneticilerin, eskileri kadar anlayışlı olmayacaklarını şimdiden söyleyebiliriz. Ne de olsa bu bankalar önümüzdeki günlerde tamamen özel hukuk hükümlerine göre çalışmaya başlayacaklar.

19 Ağustos 2024 Pazartesi

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / CARİ AÇIK REVİZYONU TARTIŞILMALI

Cahit UYANIK 

Türkiye ekonomisinde son üç haftada yaşananlar tam 'sıyırdı geçti' dedirtecek cinstendi. Bir yanda yaşananları analiz edip topluma aktarmaktan aciz bir ekonomi yönetimi, öbür yanda doların 250 bin lira artması karşısında neredeyse zil takıp oynayacak siyasetçiler ve onları destekleyen iş adamları vardı. Kimse olayın reel boyutlarıyla ilgili değildi.

Kimse bunun bir 'düzeltme hareketi' olduğunu ama dikkatli davranılmazsa  'batırma hareketi'ne dönüşebileceğini söyleyemedi. Doları 1.300 seviyesinde tutan olumlu iç ve dış etmenlerin tam tersi yönde harekete geçmesi, yüzde 20'ye yaklaşan bir devalüasyonu beraberinde getirdi. Bu fiili devalüasyonun fiyat hareketlerine, cari açığa ve GSMH'ye etkisini ise birkaç ay içinde göreceğiz. 

Ama tehlike henüz geçmiş değil. Ekonomi yönetimindeki isimler, Türkiye'nin son iki yılda benzeri etkiler içine girdiğini ve bunlardan yara bere almadan çıktığını ileri sürerek hata ediyorlar. Tezkere, Irak Savaşı, Kıbrıs Meselesi gibi olaylar doğrudan doğruya ekonomik değil siyasi faktörlerin ön planda olduğu gelişmelerdi.

Oysa FED'in faiz artırımı, petrol fiyatlarının 10 dolara yakın artması, hükümetin yüzde 6,5 faiz dışı fazlayı azaltmak istemesi, IMF ile ilişkilerin geleceği konusundaki kafa karışıklığı doğrudan ekonominin kendi doğası ile ilgilidir. Tezkere ve Kıbrıs gibi iki önemli konuda yanlış yollardan geçerek doğru sonuca ulaşma konusunda siyasi şansı gülen hükümetin, ekonomi yönetiminde böyle bir şansı olamaz. Çünkü ekonomi şansın ve mucizelerin değil, alınan veya alınmayan kararların ceremesinin çekildiği bir alandır.

18 Ağustos 2024 Pazar

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / MARATONCU'NUN MOLASI

Cahit UYANIK 

Hakan Şanlıtürk, uzun yıllardır Milliyet'in Ankara Bürosunda ANAP'ı izlemekle görevli bir muhabir arkadaşımız... Önümüzdeki hafta Şanlıtürk'ün ilginç bir kitabı çıkacak: Maratoncu'nun Molası. Kimmiş bu maratoncu peki? Kitaptan anladığımızda göre ANAP'ın 2002 Kasım seçimlerinden sonra istifasını veren eski genel başkanı Mesut Yılmaz...

Yılmaz'ın siyaseti bırakmasının üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçtikten sonra çıkan bu kitap, ANAP'ın gerileme döneminin hayli objektif ve olaylara dayalı şekilde analiz edildiği bir dizi halinde akıp gidiyor. Ama kitap baş döndüren olayların yaşandığı 2002 Eylül ayı ile açılıyor. 

Yılmaz'ın genel başkanlığı bırakmaya ikna oluşu ve yerine şimdilerde Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'ya bırakmak istemesiyle ilgili gizli kalmış bir olayın anlatımı insanı hayretten hayrete düşürüyor. Yılmaz'ın AB Toplantısına giderken, 3 gün sonraki dönüş tarihli istifa mektubu bırakmaya razı olmasına rağmen Mumcu'nun ertesi sabah AKP'ye geçişi nefes nefese anlatılıyor.

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / KURUL TARTIŞMASINDA KİM HAKLI?

Cahit UYANIK 

Geçen haftanın ekonomi gündemi üst kurullardı. Öylesine bir tablo ortaya konuldu ki, Türkiye'deki üst kurullar tıkır tıkır işliyor, ülkenin ve milletin ali çıkarlarını kanının son damlasına kadar savunuyor... Buna karşılık AKP Hükümeti ise ayağına bağ olan bu kurulları etkisiz hale getirmek için binbir türlü komplo içinde...

Oysa bu yargıların ikisi de yanlıştı. Herşeyden önce Ankara'ya yolu ve işi düşenlerin hepsinin bildiği gibi, üst kurullar yeni arpalıklara dönüşmüştü.  Hiç de ülkenin ve milletin ali çıkarları ile ilgili değillerdi. AKP Hükümeti ise doğru bir işi yanlış yol ve yöntemlerle yapmaya çalıştığı için yine kamuoyu önünde zor durumlara düşmüştü.

Burada tek kurul ismi telaffuz etmeye gerek yok. Bilen biliyor ki özellikle yeni oluşturulan kurullar birer kurtarılmış bölgeyi andırıyor. Çoğunda en eskisinden en yenisine siyasetçilerin etkisi net şekilde hissediliyor. Her dönem, siyasetçilerle pozisyonlarının ötesine geçerek ilişki kuran bürokratlar bulunduğu için çeşitli bakanlıklardan bu kurumlara geçen isimler de siyasi tandanslı... Üstelik kurullarda siyasetçi etkisi yetmezmiş gibi üst kurul üyeleri de kendilerine çeşitli personel kontenjanları açmış durumdalar. 

17 Ağustos 2024 Cumartesi

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / İŞSİZLİK VE KARARSIZ DENGE

Cahit UYANIK 

Geçen hafta Yüksek Planlama Kurulu ilk toplantısını yaptı. İlk tahminlere göre 2004 yılında kişi başına düşen milli gelirin 3 bin 600 doların üzerine çıkacağı hesaplanıyor. 2001 yılında bu rakam 2 bin 100 dolar düzeyine kadar inmişti. Anlaşılan o ki kriz Türkiye'de gelir dağılımı pastasını iyice altüst etti. Çünkü milli gelirin dengeli dağılıp dağılmadığının en önemli göstergelerinden biri olan işsizlik oranlarında hiç bir iyileşme yaşanmazken, milli gelirin kriz öncesindeki rakamlara tırmanması açıkça bu anlama geliyor. 

Krizden önce bir iş sahibi ve milli gelir pastasından pay almakta iken, kriz sonrasında gelir düzeyi sıfıra düşen, borç harç yaşayarak iş bulduktan sonraki gelirini bile ipotek eden insanların milli gelire yansıması bu şekilde oluyor. Gelgelelim bu acı tablo kimse tarafından dile getirilmiyor. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım. Başta gazetelerin ekonomi sayfaları olmak üzere, dolar cinsinden maaşları cebe atan ekonomi sütunu sahiplerinin bu gerçeği dillendirmemesi çok acı...

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / BEN GEZERİM, KİMSE KARIŞAMAZ

Cahit UYANIK 

Bu yılın Mayıs ayında Türkiye'ye gelen IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger, son dönemde dünyadaki ekonomik krizlerin birisi hariç hepsinin mali sistemden kaynaklandığı belirtmişti. Krueger, o günlerde Irak Savaşının şokunu yeni yeni atlatan AKP'nin çiçeği burnunda hükümetine, kapalı kapılar ardında "Eğer IMF'den kurtulmak istiyorsanız, bankacılık sisteminizi adam edin" demişti.

Krueger, gittikten bir-iki ay sonra dünya finans tarihine geçecek İmar Bankası Olayı kamuoyuna açıklanmak zorunda kalındı. BDDK Başkanı Engin Akçakoca önceki gün İstanbul'da katıldığı Finans Zirvesinde sorular üzerine, artık sektörde hile-hurda kalmadığını bildirdi. Üzülelim mi, sevinelim mi, inanalım mı, şüphe mi edelim; şaşırdık... Akçakoca'nın daha fazla özerklik ve bağımsızlık talepleri ise doğrusu pek yerinde değil. 

Çünkü Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in IMF Heyetinin Türkiye'den ayrılışı ile aynı dakikalara denk gelen basın toplantısında açıkladığı kanun tasarısı taslağı, zaten BDDK'yı sektörün değil Türkiye'nin en güçlü kurumlarından birisi haline getirecek. Zaten Hazine'nin 40-50 milyar dolarlık borçlanma kağıdına talip olmuş bu kurumda, özerkliğin de sınırları açıkça çizilmeli.  Çünkü o kağıtları BDDK bürokratları değil, okullarında titreyerek ders gören, A harfini öğretecek öğretmen bulamayan çocuklar ödüyor ve ödeyecek. Elbette hesap verilecek. Hesap verilmeye verilmeye veya hesap verilirmiş gibi yapa yapa bu hale gelmedik mi?

16 Ağustos 2024 Cuma

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / UMUT RÜZGARI VE KEMAL DERVİŞ

Cahit UYANIK 

Başbakan Bülent Ecevit, tam bir umut rüzgarı estirme üstadı. Ecevit denilince çocukluğumuzdan bu yana umut ve iyimser beklentiler akla geliyor. 1977 seçimlerinde Ecevit'in ismi dağlara taşlara yazılmıştı. Günümüzde siyasi parti liderleri çuval dolusu para harcasa halka bunu yaptıramıyorlar.

Kemal Derviş'in Hazineden Sorumlu Devlet Bakanlığına atanması da benzer bir umut rüzgarıyla birlikte geldi. İyimserlik dalgaları, Kurban Bayramının uzun tatil ortamının yarattığı rehavetle birleşirse 12 Mart'tan itibaren ekonomik dengeler yeniden yerine oturtulabilir. Ancak bu dengenin 'kararlı' olacağını söylemek aşırı iyimserlikten başka bir şey değildir. Ekonominin orta ve uzun vadeli bir denge ortamına kavuşturulması, yepyeni bir ekonomik program ortaya konulması ile mümkün olacak gibi görünüyor.

Derviş'in çok parlak bir özgeçmişi var. Türkiye'nin sorunlarına 'sevdalı' olduğu, Bülent Ecevit'e duyduğu sonsuz saygıdan belli. 26 yıl aradan sonra bile Ecevit'le bir baba-oğul ilişkisini koruyabilmiş. Ancak baba-oğul ilişkisi artık ortaklığa dönüştü. Üstelik yaşanan şey sadece hükümet ortaklığı değil, kader ortaklığı...

Derviş'in arkasındaki siyasi irade şu anda bir bütün gibi görünüyor. Ancak Derviş'in ismi kesinlik kazanmaya başladıktan sonra ANAP içindeki bazı siyasi hesaplar ve Derviş'e daha geniş bir ekonomi yönetimi bağlanması istekleri karşısında MHP kanadının takındığı olumsuz tavır, ileride yaşanabilecek sorunların ilk işareti... Derviş, DSP içinden de bazı salvo atışlarına maruz kalabilir. 

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / SEZER VE DERVİŞ'İN TILSIMI

Cahit UYANIK 

Siyasetimiz o kadar yoz ve kısır ki sokaktaki vatandaş daha Türkiye'ye 3 hafta önce gelen ve 1 günde Devlet Bakanı olan Kemal Derviş'e umut bağladı. Vatandaş yıllardır mitinglerine katıldığı, televizyonlarda nutuklarını dinlediği ve zaman zaman kapısına gidip iş ve aş istediği liderleri bir anda unutuverdi. 

Yapılan anketlerde Derviş'e destek üçte iki oranında çıkıyor. Peki niye böyle oldu? Sorunun cevabı çok basit: Çünkü vatandaş şu anki 5 siyasi lider arasında en güvendiği 3 isme verdiği kredinin iyi kullanılmadığını gördü. Vatandaş, zorlu bir ekonomik programı 14 ay boyunca kaptansız götüren, ilk 6 aydan sonra gelen olumsuz sinyalleri iyi değerlendiremeyen 'gemi idare heyeti'ne artık ihtiyatla yaklaşıyor. Vatandaş rüzgardan anlayan, dalgaların boyunu ölçebilen, açı ve trigonometri bilen, hava kapandığında sonunun fırtına mı yoksa basit bir sağanak yağış mı getireceğini anlayan bir kaptan arayışı içinde...

Ya Derviş'in Dünya Bankası patentli bir iktisatçı olması bir çelişki değil mi? Bence hayır. Sokaktaki vatandaş ellerini bizim siyasetçilerden daha fazla taşın altına sokan IMF ve Dünya Bankasının bünyesinde tecrübe ve şöhret kazanmış bir teknokratın işin başına geçmesini pek dert etmiyor. Dert eden sadece post kavgası tehlikesini gören Şark zihniyetindeki bazı politikacılar...

15 Ağustos 2024 Perşembe

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / KRİTİĞİN DE KRİTİĞİ BİR HAFTA

Cahit UYANIK 

Yaşaya yaşaya bitmiyor ama ekonomide 'kritiğin de kritiği' bir haftaya giriyoruz. Haftanın ilk gününde yaklaşık 1 aydır zihinleri meşgul eden yüzde 2.000'lere çıkarılan kredi faiz oranlarına çare aranacak. Bu konuda Pazartesi akşam saatlerinde Başbakanlık'ta bir zirve toplanacak. 

Zirve bankacılar, sanayiciler, BDDK ve hükümet arasında olacak. BDDK'nın yeni başkanı Engin Akçakoca, Cuma ve hafta sonu boyunca İstanbul’da bankaları teker teker kabul ederek bu sorunu konuştu. Sorun zaten uzun zamandır kanlı bıçaklı olan reel sektör ile bankacılık sektörünü karakolluk ve daha sonra mahkemelik edecek kadar ciddi.  

TOBB temsilcileri bankaları "Borcumuz borç ama ödeyemeyeceğiz, gidin mahkemeye..." diye tehdit ediyor. Bankacıların elindeki en güçlü silah ise haciz... Eğer bu soruna çare bulunmazsa; önümüzdeki günlerde fabrikasını terk etmeyen iş adamları, iki ateş arasında kalmış haciz memurları, polis ve jandarma eşliğindeki haciz operasyonlarına tanıklık edebiliriz.

Aynı gün Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş ABD'de ilk iki safhası açıklanan 'Ekonomik Program'a destek aramaya devam edecek. Ancak yine net bir destek çıkmasını beklemek iyimserlik olur. Çünkü Türkiye'nin gerçek ekonomik hedefleri 15 Nisan'a kadar ortaya çıkarılacak. Derviş'in temasları olsa olsa 'zemin yoklama' diye nitelenebilir. 

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / PARA, SİYASET VE HÜKÜMET

Cahit UYANIK 

Ekonomide bu haftanın gündemi, para... IMF'den, Dünya Bankasından ve G-7 ülkelerinden para veya para sözü bekliyoruz. Devlet Bakanı Kemal Derviş, bu konudaki açıklamanın en geç Çarşamba günü yapılacağını söyledi. 

Derviş bu açıklamayı yaparken Ankara çok büyük bir esnaf eylemine sahne olacak. Türkiye'nin dört bir yanından gelen esnaf sokakları dolduracak. Sayının şimdiden 100 bin kişiyi geçeceği tahmin ediliyor. Bakalım Derviş'in sır gibi sakladığı 'finansman paketi' sokaklara dökülen esnafı rahatlatmaya yetecek mi? 

Açıklamanın bir gün öncesinde ise TOBB, 350 oda başkanı ve yöneticilerini Ankara'da toplayacak. TOBB'un gündemi de ekonomik kriz... Kasım Krizi'nden bu yana hayli aktif bir görünüm sergileyen TOBB'un söyleyecekleri de önemli. Artık bu tip toplantılarda muhalefet partileri liderleri de bol bol boy gösterecekler. Çünkü seçim veya yeni bir hükümet kurulma kokusu ortalığı iyice sardı. Yalnız ölçüsüz vaatler ve "Bu ekonomiyi 6 ayda kurtarırım" şeklindeki sayıklamalar, bu toplantılarda çok sert şekilde protesto edilebilir. Benden söylemesi....

Haftanın son değerlendirmeleri İstanbul’da TÜSİAD'ın YİK toplantısında yapılacak. Derviş, YİK sırasında verilecek yemeğe onur konuğu ve konuşmacı olarak katılacak. Derviş'in bu toplantıda, 1 gün önce açıkladığı ekonomik paketi anlatması bekleniyor. 

11 Nisan Çarşamba gününü 1998 yılı ortasından bu yana süregelen Türkiye-IMF ilişkilerinde yeni bir aşama olarak nitelendirmek de mümkün. Açıklanacak program, Türkiye'nin IMF ile gelecekte kurulacak ilişkilerinin yönünü belirlemek açısından önemli. 

14 Ağustos 2024 Çarşamba

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / MECLİS'İN ATEŞLE İMTİHANI

Cahit UYANIK 

Başbakan Bülent Ecevit'in geçen hafta yaptığı bir konuşmada tüm umutlarını yitirmek üzere olan Türk toplumuna Kurtuluş Savaşını hatırlatması hoş bir ortam yarattı. Ama aynı günlerde yüzde ikibinli faizler isteyen bankalarla, bu faizi ödemeyeceğini söyleyen sanayicilerin Osmanlı mirası bir saray-otelde toplantı yapmaları pek de hoş olmadı. 

Merak ediyorum,  acaba bu toplantının faturası kimin cebinden çıktı? Krizden 20 trilyonu aşkın repo geliri sağlayan TOBB'un mu yoksa memlekete 50 milyar dolara yakın zarar veren bir sektörün temsilcileri olarak Bankalar Birliğinin mi? Toplum olarak mütevazı olmayı unuttuk. Krizden nasıl çıkacağımızı bile saraylarda tartışıyoruz.

Bilmeyenler için hatırlatmakta fayda var: Şu anda birçoğu otele dönüştürülen, bazıları da müze olarak işletilen Osmanlı saraylarının önemli kısmı 1800'lü yılların ikinci yarısında Batı'dan alınan borç paralarla yaptırılmıştı. O dönemde Osmanlı'nın çıkardığı ballı börek türünden dış borçlanma tahvilleri, Avrupalı kızların çeyizlerinin en gözde parçalarını oluşturuyordu.

13 Ağustos 2024 Salı

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / MECLİS TEMMUZDA KAPANMALI MI?

Cahit UYANIK 

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) eskiden her yılın Eylül ayının ilk günü kendiliğinden toplanırdı. Yeni yasama yılı resepsiyonu da Meclis'in dillere destan bahçesinde yapılırdı. Ama 1995 yılında yapılan anayasa değişikliği ile Meclis'in açılış tarihi 1 Ekim'e alındı. Gerekçe, tüm dünya parlamentolarında benzeri sistemin uygulanmasıydı. 

Buna birşey diyeceğim yok. Ama Şark tipi kurnazlığımız burada da devreye girdi. Açılış tarihi ileri alındığı için otomatikman kapanış tarihinin de ayarlanması gerekmez mi? Bizde tabii böyle birşey olmadı. Her yılın 15 Haziranı geldiğinde, okullar da tatil olur olmaz milletvekilleri birer ikişer Meclis'i asmaya başladılar. Ancak çok zorunlu ve hükümet meselesi haline gelen yasal değişikliklerin mecbur bırakmasıyla Meclis çalışabildi. 

İşte o tatil tarihi yine geldi çattı. Önümüzdeki hafta Meclis üç-dört yasayı görüşüp tatile çıkmaya hazırlanıyor. Oysa Anayasa Uyum Komisyonu yıllardır çalışarak 37 maddelik bir değişiklik paketini ortaya koydu. Yapılacak ďüzenlemelerin önemli bir kısmı, Türkiye'nin AB tam üyeliği konusunda yaşamsal önem taşıyor. 

BAŞKENTTEN YANSIMALAR / ERKEN SEÇİMİN KOŞULLARI OLUŞUYOR

Cahit UYANIK 

Fazilet Partisinin (FP) kapatılması Türkiye'de önümüzdeki 1 yıllık süre içinde yapılması muhtemel bir erken genel seçimin siyasi ortamını iyice sağlamlaştırdı. FP ile ilgili gelişmelerin hükümetin yapısı üzerinde ne etki yaratabileceğini bekleyip göreceğiz. Ama zaten hükümet içi partilerde de siyasi tablo pek iç açıcı değil. 

Seçime gidilmesi için ekonomik ortam  iki krizle birlikte oluşmuştu. Şimdilerde seçimin siyasi şartları hızla olgunlaşıyor. Hükümet yapılacak bir erken genel seçimin 3 partiyi de baraj altına itme ihtimalini çok yüksek gördüğü için, ekonomik krizi dış dünyanın mali desteği ile aşmayı deniyor. Ancak bu çabanın ne kadar süreceği ve uzun soluklu olacağı hiç kimse tarafından bilinmiyor.

DSP'de Bülent Ecevit'in karşısındaki en büyük muhalefet yaşlılık... Batı'da genç genç liderler bile herhangi bir başarısızlık karşısında köşesine çekilirken, dev dev seçim zaferlerine imza attıktan sonra "Bu son seçimimdi. Aileme zaman ayırmak için 4 yıl sonra politikayı bırakacağım" diye demeçler patlatırken; gittikçe Batılı normları benimseyen Türk seçmeninin karşısında yaşlı liderlerin prim yapması zor. Yolsuzluk konusunda çelik çomak patlayıp namusluların sayısı fazlalaşmaya başlayınca, Ecevit'in en büyük alamet-i farikası yani dürüstlüğü de puan toplayamayacak gibi görünüyor. 

11 Ağustos 2024 Pazar

BAŞKENTTEN YANSIMALAR/ 3 'AKİL' ADAMIN MİSYONU

Cahit UYANIK 

Türkiye'de paneller genelde 'etkinlik olsun' diye düzenlenir. Hazine Müsteşarlığı Mensupları Vakfı ile İstanbul Mülkiyelileri Vakfının ortaklaşa düzenlediği "Kamu Bankalarının Dünü, Bugünü, Yarını" konulu panel bu genellemenin dışındaydı. 

Panel düzenleniş zamanı ve katılan kişilerin üstlendikleri sorumluluk ve konuya bakış açıları itibarıyla çok iyi seçilmişti. Panel, çoğu sonuçsuz benzerleri gibi bitmedi. Toplantıya nokta konulduğunda herkesin kafasında son 2 ekonomik krize sebep gösterilen kamu bankalarının, öyle derdest edercesine bir mantıkla ortadan kaldırılamayacağına ilişkin düşünce balonu salınıp duruyordu. Bu bankaları ortadan kaldırma konusunda hükümet ve onu temsil eden bürokratlar dışında hiç kimsenin bir uzlaşması yok.  Hükümet ve bürokratların da uzlaştıkları kurumlar belli: IMF ve Dünya Bankası. 

Türkiye'de herkesin kabul ettiği bir gerçek var ki, mevcut bankacılık sistemi aynen devam edemez ve etmemeli. Siyasi baskılar, ahlak normlarının zayıflığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) hafiye rolüne bürünmek zorunda kalması ve geleneksel özkaynak artışı problemleri sistemin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanıyor.