31 Ocak 2026 Cumartesi

TRUMP'IN FED BAŞKANLIĞINA ADAY GÖSTERDİĞİ KEVIN M. WARSH KİMDİR?

Kevin M. Warsh

Kevin M. Warsh, 24 Şubat 2006'da Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu üyesi olarak yemin etti ve 31 Mart 2011'de Kuruldan ayrıldı.

Warsh, Albany, New York'ta doğdu. Stanford Üniversitesi'nde ekonomi ve istatistik ağırlıklı kamu politikası eğitimi aldı ve 1992'de onur derecesiyle lisans diplomasını aldı. Warsh, Harvard Hukuk Fakültesi'ne devam ederek hukuk, ekonomi ve düzenleyici politika arasındaki kesişim noktasına odaklandı ve 1995'te hukuk diplomasını aldı. Ayrıca Harvard İşletme Okulu ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün Sloan Yönetim Okulu'nda piyasa ekonomisi ve borç sermaye piyasaları üzerine dersler tamamladı.

1995 yılında Warsh, New York'taki Morgan Stanley & Co.'nun birleşme ve devralmalar departmanında bir pozisyon kabul etti. Bu pozisyonda, imalat, temel malzeme, profesyonel hizmetler ve teknoloji de dahil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki birçok şirkete finansal danışmanlık yaptı. Ayrıca, sermaye piyasası işlemlerinin yapılandırılmasına yardımcı oldu ve sabit gelirli ve öz sermaye finansmanını kolaylaştırdı.

29 Ocak 2026 Perşembe

KARDEMİR KAPANMAKTAN 'TÜRKİYE'YE ÖZGÜ ESOP MODELİ' İLE BÖYLE KURTULDU

Doç. Dr. Gürol 1 Yıllık 'Karabük Deneyimi'ni İnceledi

KARABÜK: TÜRKİYE'YE ÖZGÜ 'ESOP'

Çalışanların Pay Ortaklığı Planı yani İngilizcesi ile 'Employee Stock Ownership Plan (ESOP)' zor durumdaki şirketleri düzlüğe çıkarmak için ABD'de uzun yıllardır başarıyla uygulanıyor. KARDEMİR ise bu şirket kurtarma modelinin Türkiye'deki ilk önemli örneği sayılıyor. 

Cahit UYANIK 

Karabük Demir Çelik İşletmesi (KARDEMİR veya KDÇİ) işçiler ile geçen ay toplu iş sözleşmesi imzaladı. İşçiler yeni imzalanan toplu sözleşmede yüzde 40'lık zamma ses çıkarmadı. Üstelik sözleşme  işçi ve işveren temsilcileri arasında görüşülerek tek oturumda karara bağlandı. Çünkü işçi KARDEMİR'in sahibiydi ve aslında 'kendi kendisi ile' masaya oturmuştu. KARDEMİR işçileri geçen yıl yani 1995 yılı boyunca ise 'sıfır' zamla çalışmıştı. Oysa aynı KARDEMİR işçileri 1989 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerinde tam tersi bir tavır içinde olmuşlardı. Hatta istedikleri zam verilmeyince aylarca greve bile gitmişlerdi. Sert bir grevden zamsız geçen 12 aya giden süreç yani KARDEMİR'deki bu çarpıcı değişimin ardındaki tek gerçek; artık işçilerin çalıştıkları fabrikanın sahibi konumunda bulunmalarıydı.

Türkiye'nin ilk ESOP'u KARDEMİR 

KARDEMİR, 1970'li yıllardan bu yana Batı'da uygulanan ESOP adlı şirket kurtarma yönteminin Türkiye'deki ilk örneği sayılıyor. Employee Stock Ownership Plan (ESOP) yani Çalışanların Pay Ortaklığı Planı olarak da adlandırılan bu yöntemle ABD ve İngiltere'de batma tehlikesindeki birçok şirket ve sanayi kuruluşu düze çıktı. En pratik anlamda ESOP, 'Çalışanların çalıştıkları işyerlerinde sermayeden pay sahibi olabilmelerine imkan sağlayan bir araç' şeklinde tanımlanıyor. Yani tıpkı KARDEMİR'deki gibi... ESOP üzerine iki kitap yazan, araştırmalar yapan ve halen Özelleştirme İdaresinde çalışan Doç. Dr. Mehmet Ali Gürol, KARDEMİR'in geride kalan 1 yılını ESOP çerçevesinde inceledi.

AB de zora düşen şirketleri destekliyor 

Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'de ilk yılını dolduran ESOP denemesini incelemeye fabrikanın devri sırasında şirkete yapılan maddi ve ayni yardımları eleştirenleri cevaplayarak başlıyor. Doç. Dr. Gürol'un verdiği bilgilere göre özelleştirme kapsamındaki kuruluşlara KARDEMİR benzeri yardımların yapılması alışılagelmedik bir uygulama değil. Örneğin Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Air France'a 20 milyar franklık bir yardımı onaylamış. Bunun ardından Fransız bilgisayar üreticisi Bull Group'a da 11,1 milyar frank verilmesini de kabul etmiş. Özellikle AB üyesi Fransa, ulusal bazda da ekonominin lokomotifi sayılan kuruluşlara yardım konusunda kararlı bir tutum izliyor. Fransa bu çerçevede son 2 yılda 11,4 milyar frank zarar eden Credit Lyonnais Bankasını kurtarmak için bir plan uygulamaya koymuş.

Doç. Dr. Gürol "AB'deki bu örnekler dikkate alındığında KARDEMİR'in hem işçilere devredilmesi hem de devlet yardımı alması kesinlikle tutarsızlık değildir" diyor. Doç. Dr. Gürol KARDEMİR'in devri ve geride kalan 1 yılda ulaşılan sonuçları ESOP çerçevesinde yorumlarken şu konulara dikkat çekiyor:

■ KARDEMİR'de sermaye hisselerinin dört kesim (işçiler, sanayi ve ticaret odası, esnaf dernekleri, yöre halkı ve emekliler) arasında dağıtımı akılcıdır. KARDEMİR'in, KARDEMİR A.Ş'ye bedelsiz ve borçları devlet tarafından üstlenilmiş şekilde devri, kısa vadede kamuya bir külfet olarak görülebilir. Ancak alınan önlemlerle tesisin rantabl çalışması, uzun vadede makro bazda daha olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Bu, sosyal barış açısından da isabetli bir uygulama şeklidir.

■ Ancak KARDEMİR A.Ş hisselerinin tamamının ilk etapta dört kesime devredilerek kamu payının sıfırlanması gerçekçi bir uygulama olmamıştır. Hisselerin yüzde 55'inin çalışanlar, özel kesim ve halkın elinde; geriye kalan yüzde 45'inin kamunun elinde bulunmasi girişimin ortaklık yapısının oturması ve ortaklar arasında dengenin sağlanması yanında kamunun yönetim tecrübesinden yararlanma açısından daha uygun olabilirdi. Kamunun elindeki yüzde 45 pay, birkaç yıl içinde diğer ortaklara devredilebilirdi.

■ Tesisin rantabl çalışması açısından KARDEMİR A.Ş Müteşebbis Heyetinde bu konuda deneyimli olan profesyonel bir kadroya yer verilmesi olumlu bir gelişmedir. Ancak kuruluş genelde bir işçi ve yöre halkı şirketi niteliğinde olduğundan yönetimde bu kesimin ağırlığını hissettirmesi gereklidir. Payların çalışanlara tahsisinde ABD''de uygulanan 'vesting' sistemi geçerli kılınmalı ve pay dağıtımı kıdem ve sair unsurlar dikkate alınarak yapılmalıydı. 

■ Dünya genelinde bu alandaki uygulamalar örnek alınarak ortaklara satılan paylar, karşılıkları ödeninceye kadar emanette tutulmalıdır. Hiç değilse ilk 5 yıl başka kişilere satışı engellenmelidir. Hisse bedellerinin temettüler yoluyla ödenmesi uygulaması getirilmelidir. Karşılıkları ödenen hisseler, ancak diğer ortaklar tarafından talep gelmediği taktirde öteki gruplara satılmalıdır. Bu tür işletmelerde işçi morali, işletme verimlilıği ve karlılığı açısından önemli bir husustur. Tesis devir alındıktan sonra işçi çıkartılmaması bir politika olarak benimsenmelidir.

■ Özellikle başlangıç aşamasında teknik ve tesisin ikmaline ilişkin yardımlar geciktirilmeden yapılmalıdır. Müteşebbis Heyetine, uygulamaları konusunda politik baskı yapılmamalıdır. Çalışanlar ile hisselerin öteki kısmını alan kesimler arasında etkili bir iletişim tesis edilmelidir. Kuruluş, ulusal ve uluslararası pazar payını elinde tutabilmek için kalite, standart ve pazar araştırması konularına gerekli önemi vermelidir. Katılımı üst düzeyde tutmak için çalışanlar ve diğer ortakların işletme faaliyetlerinden haberdar edilmesi, kararlara katılımını mümkün kılacak iyi bir düzenleme gerçekleştirilmelidir. 

■ KARDEMİR artık yeni bir kuruluş olarak çalışanlar, yöre halkı, sanayiciler ve esnafın hissedarlığinda faaliyetini sürdürmek durumundadır.  Günümüzün ulusal ve uluslararası zorlu koşulları, son 15 yılda uygulanan liberal ekonomik sistem, kamu fonlarının günden güne daha sınırlı hale gelmesi ve sübvansiyonların azalması nedeniyle KARDEMİR'in işi hayli zor olacaktır. Tesisin geçmişte çok ortaklı şirketler ve işçi şirketlerinin karşılaştığı kötü deneyimler ile karşı karşıya gelmemesi gereklidir. Aksi takdirde KARDEMİR,  Türkiye Kalkınma Bankası portföyüne 'devralınan çok ortaklı ve işçi şirketlerinden sonuncusu' olarak girebilir. Türkiye'nin kıt kaynakları ile desteklenip bugüne getirilen, model olarak bazı özellikleri ülkemize has olan KARDEMİR'in konuyla doğrudan veya dolaylı bağlantılı herkes tarafından desteklenmesi zorunludur. 'KARDEMİR Olayı'nın başarısı, aynı zamanda ESOP modelinin de başarısı ve ülkemiz koşullarına uygunluğu anlamına gelecektir. Bu, söz konusu modelin benzer durumdaki kuruluşlara uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

----------------

ABD'nin KARDEMİR'i de ESOP ile Kurtulmuştu

Doç. Dr. Gürol'a göre KARDEMİR uygulaması bir takım çevrelerin iddia ettiği gibi 'ütopik ve bugüne kadar gerçekleştirilmemiş bir tatbikat' değil. Bunun en güzel örneği ABD Batı Virginia'da bulunan Weirton Steel Corporation'da yaşandı. Weirton, tıpkı KARDEMİR gibi kapatılmak üzere iken çalışanları tarafından satın alındı. Weirton Steel bugün alanında başarılı ve karlı bir kuruluş olarak iyi bir örnek teşkil ediyor. Çalışanlar neredeyse kapatılacak olan fabrikalarını kurtarmak bir yana, şimdilerde hisselerinin yüzde 30'unu başka bir kuruluşa sattı. Çünkü işçiler şirketlerinin böyle bir sermaye yapısıyla daha etkin çalışacağına inanıyordu. 

Weirton Deneyimi ABD'de çok popüler. Birçok kuruluş, Weirton'in tecrübesinden yararlanmak istiyor. Şirket, benzeri uygulamalar konusunda istekli olan grup veya akademik kuruluşlara eğitim verebiliyor. Ayrıca Weirton kuruluşta katılımı özendirmek ve ilgili çevrelerin olayın gelişimini izlemesine olanak vermek için periyodik bir yayın bile çıkartıyor.

İşte ABD'de ESOP ile kurtulan diğer şirketlerin listesi:

Alaska Commercial Company, Allied Plywood Corporation, American Recretaion Center, Antioch Publishing Company, Brooks Camera Company, Atlas Chain Company, Bureau of National Affairs, Chrysler Corporation, The Common Ground, Comsonics, Denver Yellow Cab Cooperative, Eastner Airlines, Fastaner Industries, W. L. Gore and Associates Lab, Hyatt Clark Industries, The Journal Company, Leslie Paper Company, The Lowe's Companies, North American Tool and Die, The North Face, O and O Süpermarkets, Parsons Company, People Express, Philips Paper Company, Public Supermarket, Quad Graphics, The Record Factory, Riverside Construction, Rural/ Metro Inc.,  Science Application International Inc., The Solar Center, Transcon, Up-Light Inc., US and News Report, Western Airlines.

(Bu haber, aylık Macro Economy dergisinin Mayıs-1996 tarihli Sayı: 19'da yayınlanmıştır.)

EKONOMİ HİKAYELERİ / 'KÜPÜNÜ DOLDURMAK' DEYİMİ NEREDEN GELMEKTEDİR?

 KÜPÜNÜ DOLDURMAK

Yok, bu hikâye, zamane yöneticileriyle ilgili değil... Eski zamanlarda yaşanmış.

Vaktiyle, görevini kötüye kullanıp rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık sonucu zengin olan bir kadı varmış. Kadı efendi kimden para alırsa, adaletin kılıcını ondan yana kullanıyormuş. 

Kadının yolsuzlukları o kadar çok şikâyete konu olmuş ki, en sonunda padişahın kulağına kadar gitmiş. Padişah da işittiklerinden etkilenerek bir fermanla kadıyı görevden almış.

Kadı efendi kenti terk etmeden önce, kendisini şikâyet eden kişilere bir şölen vermiş. Şölende yenilmiş içilmiş, çubuklar yakılmış, söyleşiler koyulaşmış... Konuklara hizmet eden uşaklar sonunda üç tane küp getirip orta yere koymuş. Üç koca küp. Ağır mı ağır...

28 Ocak 2026 Çarşamba

ÜSTTE İBADET, ALTTA TİCARET...

Kocatepe'de hipermarket / 

Türkiye'nin en büyük hipermarketi Ankara'daki Kocatepe Camisinin altında açılıyor.

Cahit UYANIK 

Projelendirilmesi ve yapımı uzun yıllar alan Kocatepe Camisi, bugünlerde önemli bir çalışmaya tanıklık ediyor. Caminin hemen altında, projede de öngörülen hipermarketin hayata geçirilmesi için sürdürülen çalışmalar son aşamaya geldi.  Bu alışveriş merkezi önümüzdeki aylarda faaliyete geçtiğinde 'Türkiye'nin en büyük hipermarketi' ünvanını kazanacak. 

Hipermarket alanını kullanıma hazırlamak ve işletmeciliğine ortak olmak için kurulan Kocatepe Modern Mağazacılık Sanayi ve Ticaret A. Ş. (KOMAŞ) yaklaşık iki yıldır çalışmalarını sürdürüyor. KOMAŞ'ın hissedarları Türkiye Diyanet Vakfı ile bazı kurumların sosyal yardımlaşma sandıkları... 20 milyar TL sermaye ile kurulan şirket, önümüzdeki günlerde yüzde 50'lik bir sermaye artırımına da hazırlanıyor. 


(Tıklayınız) KAPAK HABERİ: DİYANET HOLDİNGLEŞİYOR, KOCATEPE CAMİSİNİN ALTINA DEV HİPERMARKET AÇIYOR

Hedef 30 bin çeşit mal

Toplam 250 kişiyi istihdam edecek hipermarket, 15 bin metrekarelik alışveriş alanıyla Ankara'daki rakiplerine önemli bir fark atmış bulunuyor. Bu hipermarket faaliyete geçtiğinde her türlü dayanıklı ve dayanıksız tüketim malından otomobile, giyim kuşamdan mobilyaya kadar yaklaşık 30 bin çeşit mal satmayı planlıyor. Peki hipermarketin hedef kitlesini kimler oluşturuyor? 

21 Ocak 2026 Çarşamba

TDÇİ ESKİ GENEL MÜDÜRÜ SENCER İMER: "BENİ PAZAR KAYBEDECEK OLAN İZMİRLİ DEMİR ÇELİKÇİLER GÖREVDEN ALDIRDI"

Sencer İmer (1942-2022)
TDÇİ Eski Genel Müdürü Sencer İmer / 

SEBEP,  EGELİ DEMİRCİLER Mİ?

TDÇİ Genel Müdürlüğü görevinden alınan Sencer İmer'e göre bu kararda İzmirli ark ocaklı demir çelikçilerin pazarlarını koruma kaygısı etkili oldu. İmer'i görevden alan Bakan Ersin Faralyalı İzmirli;  göreve getirilen Prof. Dr. Atilla Sezgin de seçimi kaybeden DYP İzmir milletvekili adayı... İmer'in iddiaları içın bunlar bir tesadüf mü, yoksa kanıt mı?

Cahit UYANIK 

Atamalar, yeni hükümetin icraatları arasında en fazla tartışma yaratan konu oldu. Hatta bazı atama kararnameleri hükümet ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında ciddi gerilim bile yarattı. Hükümetin atamaları savunurken söylediği iki şey var: Birincisi 'Biz yürütme olarak uyumlu kadrolarla çalışırız'. İkincisi de 'Atamalarımız siyasi değil. Biz bu görevlere, işi en iyi yürütecek kişileri getiriyoruz.'

Ancak atamalar konusunda yapılan eleştiriler ise 'Görevden alınan bazı kişilerin işlerinde çok başarılı oldukları ve yerlerine yapılan atamaların bazı çıkar hesaplarına dayandığı' noktasında yoğunlaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanan Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) yönetiminde yapılan değişiklik de işte bu tartışmalı görevden alma ve atamalardan biri oldu. Eski Genel Müdür Sencer İmer bir süre önce görevinden alınarak yerine son seçimde DYP İzmir milletvekili adayları listesinde bulunan ancak milletvekili seçilemeyen Prof. Dr. Atilla Sezgin atandı. 'TDÇİ Olayı'nda görevden alınan taraf Sencer İmer, gelişmeleri 'kendi açısından' Ekonomik Panorama'ya değerlendirdi:

Ekonomik Panorama: TDÇİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlandıktan sonra Bakan Faralyalı ile ilişkileriniz nasıldı?

Sencer İmer: Ben Sayın Faralyalı'yı zaten Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı olduğu zamandan tanıyordum. Faralyalı bana bakanlık görevine geldiği gün kendine bağlı tüm kuruluşlardaki alım-satım ve ihaleleri durduracak bir genelge çıkarmak istediğini söyledi. Ben de genelgeyi duyunca 'Sakın böyle bir genelge çıkarmayın. Eğer bu devreye girerse tüm fabrikalara kilit asmak gerekir' dedim. Bunun üzerine Faralyalı 'Ben fabrikaların kapısına kilit vurmak değil, belli yatırımları kontrol altına almak istiyorum' dedi. Böylece genelgeyi amacına uygun hale getirdik. Eğer ben orada müdahale etmeseydim tam bir skandal olacaktı. Ama Bakan Faralyalı bu sefer, az önce sözünü ettiğim alım-satım ve ihaleleri durduran benzeri bir genelgeyi 30 Ocak tarihinde çıkarttı. 

- Bu durumda siz ne yaptınız?

İmer: Ben de bu genelgeyi hukukçularıma incelettim ve cevabi bir yazıyla genelgeyi uygulayamayacağımı bildirdim. Çünkü ilgili yasalar gereğince ihaleleri ve alım-satımları durdurma yetkisi TDÇİ Yönetim Kurulunda idi. Üstelik bu genelgeyi uygulamaya koysaydım yılda bir kez yapılan koklaşabilir taş kömürü ve ferro-alias gibi ham maddelerin ihalelerini de kaçırabilirdik ki bu, fabrikalarımızın durması anlamına gelirdi.

(Tıklayınız) ARAMIZDAN AYRILAN PROF. DR. SENCER İMER İLE BİR ANI

15 Ocak 2026 Perşembe

BAŞKENT KULİSİ / KOALİSYON PROTOKOLÜNE 'KORSAN' GİREN MERKEZ BANKASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NEYİ AMAÇLIYOR?

BAŞKENT KULİSİ / MERKEZ BANKASININ YENİ BAŞKANINA İLK ZİYARET 

Cahit UYANIK 

Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Gazi Erçel oturur oturmaz ilk ziyaretçisi Devlet Bakanı Rüşdü Saracoğlu oldu. Ancak bu ziyaret Türkiye'deki yerleşik siyaset ve bürokrasi geleneklerini altüst etti. Çünkü pratikte, atamadan birkaç gün sonra bu ziyaretin tam tersi olmalıydı. Yani Erçel'in Saracoğlu'nun ayağına gitmesi gerekiyordu Saracoğlu'nun bu ziyaretteki amacı eğer hayırlı olsun demek ise  bunu telefonla da yapabilirdi. 

Aslında Saracoğlu Devlet Bakanlığına atanır atanmaz eski göz ağrısı Merkez Bankasına el atıvermişti. O dönemde bankanın başında vekaleten Osman Cavit Ertan vardı. Saracoğlu önce Merkez Bankasına bir yazı yazarak kendi başkanlığı dönemindeki şoförünü bakanlık emrine aldırdı. Hemen ardından Merkez Bankası Başkanlığı günlerinde kendine yakın çalışmış 7-8 kişilik bir uzman grubunu yine Devlet Bakanlığına çekti. 

Neyse... O ziyarette 'Eski Merkez Bankası Başkanı-taze politikacı Saracoğlu' Erçel ile ne konuştu bilmiyoruz; ama yaklaşık 3 yıl önce sıcak bir yaz gününde terk ettiği bu tanıdık makamda bulunmaktan eminiz zevk duymuştur. Bence Erçel'in bu görevde çözmesi gereken ilk bilmece ise koalisyon protokolünün içinde gizli. Çünkü bu protokole göre Merkez Bankası Kanunu 'bir şekilde' değiştirilecek. Ancak aynı protokol metninde bu düzenlemenin içeriği net olarak yer almıyor. Bazı isimler bu bölümün aslında protokole 'korsan' biçimde sokulduğunu, çünkü aynı günlerde sosyal güvenlik kuruluşlarının lağvedilmesi tartışması nedeniyle bu ilginç maddenin üzerinde durulmadığını ve 'gümbürtünün arasında kalarak' protokole sızdığını ifade ediyor.

Merkez Bankası Kanunundaki bu esrarengiz değişikliğin, iç borçlanma sistemi ve görevinin Hazine'nin elinden alınarak Merkez Bankasına verilmesine yönelik olduğu da iddialar arasında... Bu söylentinin iyice bunalttığı Hazineciler ise Erçel'in atanması ile rahat bir nefes almış görünüyor. Eski bir Hazine bürokratı olan Erçel'in 'baba ocağı'na ihanet etmeyeceği yaygın bir kanı ve beklenti...

TKB CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK 

Türkiye'nin klasik sorunlarından biri de Türkiye Kalkınma Bankasıdır (TKB). Her siyasi iktidar değiştiğinde bu bankanın başına atanacak isim büyük tartışma yaratır. Geçenlerde ağır ceza mahkemesine havale edilen Özal Baysal'ın kötü yönetimiyle bu banka 1992-1994 yıllarında 4-5 trilyon liralık bir zarar batağına saplanmıştı. Baysal görevden alındı. Çiller başbakan olduktan sonra İslam Kalkınma Bankasından apar topar Tarık Kıvanç'ı çağırdı. Türkiye'nin en eski planlamacı ve projecilerinden olan Kıvanç bankaya çeki-düzen vermek için kolları sıvadı. 

8 Ocak 2026 Perşembe

İŞTE KARDEMİR'İN KAPATILMASINI İSTEYENLER


KARDEMİR-1939'da kurulduktan sonraki görünümü 

KİGEM, TDÇİ'nin KARDEMİR Raporunu Çürüttü

İŞTE KARABÜK'ÜN KAPATILMASINI İSTEYENLER 

KİGEM'in hazırladığı rapora göre demir çelik ithalatçıları ve İzmirli demir çelik üreticileri Karabük'ün kapatılmasını isteyenler arasında başı çekiyor. KİGEM'e göre KARDEMİR'in teknolojisi eski değil ve bu yıl 310 milyar lira kar edecek.

Cahit UYANIK 

5 Nisan Kararları sonrasında bütün gözler, kapatılacağı belirtilen Karabük Demir Çelik İşletmelerine (KDÇİ veya KARDEMİR) çevrilmişti. Ancak hükümetin SHP kanadının baskısıyla KARDEMİR'e bir 'Sürekli Döküm Tesisi' kurulmasına ilişkin krediye cevap verme süresi uzatıldı, Böylece 'KARDEMİR'i kapatma krizi' bir süreliğine donduruldu. Ancak 'KARDEMİR kapatılmalı mı?' tartışmasının Özelleştirme Yetki Yasa Tasarısının Meclis'te kabul edilmesiyle yeniden alevlenmesi bekleniyor.

Bu ortamda Harb-İş Sendikasının desteği ile kurulan Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) Karabük'teki son duruma ilişkin hayli dikkat çekici bir rapor hazırladı. Rapora göre, aslında KARDEMİR'de 1988 yılına kadar teknoloji yenilemeleri devam etti. Öyle ki tesisin şu anda yüzde 85'i 15-20 yıllık ekonomik ve teknolojik ömre sahip. Yani bu konuda bazılarının söylediği gibi 'KARDEMİR teknolojik olarak eskimiş, bitmiş' eleştirisi haklı değil.

İthalatçılar ve İzmirliler KARDEMİR'in kapatılmasını istiyor

Tesis genel olarak modernize edilmiş olsa da yenileme yatırımlarının son halkası konumundaki 'Sürekli Döküm Tesisi'nin yapılması yıllardır çeşitli çevrelerce engelleniyor. Rapora göre KARDEMİR'de 46 tane ve yılda 1 milyon ton 'kütüķ' işleme kapasitesine sahip haddehane var. Bu haddehaneler halen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden ithal edilen veya İzmir'den getirtilen kütükleri işleyerek üretim yapıyor. Ancak özellikle BDT'den ithal edilen kütüğün kalitesi iyi değil. İthal kütüklerin kalitesi, KARDEMİR'de kurulacak 'Sürekli Döküm Tesisi'nde üretilecek kütüklerden daha düşük. 

Türkiye'deki kütük pazarının büyüklüğü 3,5 trilyon lira. Sürekli Döküm Tesisi açılırsa demir kütük ithalatçılarının yanı sıra bu pazarı kaybedecek ikinci güç odağı da İzmir'de... Yani bu kentte yoğunlaşmış ark ocaklı tesislerde kütük imalatı yapan demir çelik üreticileri... KİGEM'in raporuna göre İzmirliler, KARDEMİR'in açacağı Sürekli Döküm Tesisi sonrasında pazarlarını kaybedeceği için bu yenileme yatırımını istemiyor. Suçlanan İzmirli demir çelik üreticileri şu anda Demir Çelik Üreticileri Derneği (DÇÜD) çatısı altında toplanmış durumda...

DİSK: AKP DÖNEMİNDE KIDEM TAZMİNATI TAVANI ASGARİ ÜCRETİN 4,8 KATINDAN 2 KATININ ALTINA DÜŞTÜ

Kıdem tazminatı nasıl eridi?

1980 öncesinde asgari ücretin 7,5 katı olan kıdem tazminatı tavanı AKP döneminde dibe vurdu.

AKP'li yıllar kıdem tazminatı tavanının en çok eridiği yıllar oldu.

AKP iktidara geldiğinde (2002) asgari ücretin 4,8 katı olan kıdem tazminatı tavanı 2026 yılında asgari ücretin 2 katının altına düştü.

(DİSK Araştırma Merkezi X hesabı)

5 Ocak 2026 Pazartesi

ANKARA NOTLARI / 5 NİSAN 1994 KARARLARINA SEBEP OLAN EKONOMİK KRİZİN SORUMLUSU KİM? DEMİREL Mİ, ÇİLLER Mİ?

ANKARA NOTLARI / KRİZE SORUMLU ARANIYOR!

Cahit UYANIK 

Geçen hafta başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkünde ilk yılını doldurdu. Demirel, bir basın toplantısı düzenleyerek geride bıraktığı 365 günün hesabını verdi. Demirel bu toplantıda gazetecilerin birbiri ardına gelen sorularına 'kendine özgü' üslubuyla cevap vermeye çalışırken, üst düzey ekonomi bürokratları da Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti karşısında terlemeye devam ediyordu. 

Demirel basın toplantısında genel olarak 'kendi bıraktığı dönemde ekonominin dengelerinin yerli yerinde olduğu' düşüncesini savundu. Demirel, enflasyon-faiz-kur ilişkisi iyi düzenlenemediği için şimdiki bunalımın yaşandığını anlatarak "Bu kriz parasaldır" dedi. Demirel böylece 1988 yılından bu yana Türk ekonomisinin tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi 'sıcak para' girişiyle mevcut dengeleri ayakta tuttuğunu göz ardı etti. Ama bir yandan da günah çıkarırcasına ve 5 Nisan Kararlarını kastederek "Madem yapılması gerekiyordu, niye 11 ay önce yapmadınız?" deyiverdi. Oysa Türkiye'nin 300-500 milyon dolar kredi alabilmek için IMF kapısında bekliyor olmasında bir sorumlu aranıyorsa, Demirel de buna ortaktı. Tıpkı Çiller gibi...

Arşivdeki IMF mektubu...

Şimdi yine 1 yıl öncesine gözlerimizi çevirelim ve 1993-Mayıs ayının gazete arşivlerini karıştıralım. Yüksek tirajlı bir gazeteden şu kupürü okuyalım:

"IMF'den Demirel'e Son Gün Bombası. Bugün Cumhurbaşkanı seçilmesi kesin olan Başbakan Süleyman Demirel, IMF'den gelen bir sürprizle karşılaştı. IMF Başkanı Michel Camdessus, Başbakan Süleyman Demirel'e özel kurye ile 'Türk Ekonomisi İçin Uyarı Mektubu' gönderdi. Bugüne kadar IMF Başkanı'ndan doğrudan Başbakan'a mektup gönderilmediğine dikkat çekilerek "Bu çok acil bir durum. Bu nedenle doğrudan Demirel'e gönderildi" yorumu yapıldı.