28 Şubat 2026 Cumartesi

KAPAK HABERİ / MERKEZ BANKASI BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "KURDUĞUMUZ ENFLASYONLA MÜCADELE BİRİMİ, BİR 'FİYAT KONTROL KURULU' OLMAYACAK"

BAŞKAN'IN YENİ ÖRGÜTÜ: ANTİ-ENFLASYON MÜCADELE BİRİMİ

MB BAŞKANI YAMAN TÖRÜNER: "ANTİ ENFLASYON BİRİMİ KURDUK"

Yaklaşık 15 ay önce Merkez Bankası (MB) Başkanlığı görevine atanan Yaman Törüner'in ajandasında bugünlerde 3 onemli başlık var. Törüner bir yandan ilan ettikleri Para Programındaki 3'lü hedefi tutturmaya çalışırken, öbür yandan da kurduğu 'Enflasyonla Mücadele Birimi'nin nasıl faaliyet göstereceği ve liradan 3 sıfır atma hazırlıkları ile uğraşıyor. Enflasyonla Mücadele Biriminin 'Fiyat Kontrol Kurulu' olmadığının altını özenle çizen Törüner, bu yapılanmanın enflasyon karşıtı bir lobi oluşturmayı hedeflediğini anlatıyor. İlan ettikleri parasal hedeflere ulaştıklarını belirten Törüner,  yılbaşından bu yana yüzde 10'a yakın değer kazanan TL'nin ise enflasyonla mücadeleye katkı sağladığını vurguluyor. 

Cahit UYANIK 

Kamuoyu, Yaman Törüner ismiyle 1985'ten sonra tanıştı. O dönemde Merkez Bankası (MB) Para Piyasaları ve Fon Yönetimi Genel Müdürü olan Törüner, banka bünyesindeki birçok piyasayı kurdu. Törüner, 1990 yılında İMKB Başkanlığına atandı ve İstanbul'a gitti. Törüner'e 1994 yılında Ankara'ya MB Başkanı olarak dönmek nasip olduğunda ekonomi tam bir kriz batağında idi. Döviz kuru, serseri bir mayın gibi ekonomide dokunduğu her büyüklüğü altüst etmiş ve MB'nin rezervlerini eritmişti. Yani Törüner, pek de rahat bir koltuğa oturmamıştı. Ancak 5 Nisan Kararları ile birlikte dövizin ateşi düştü ve kontrol altına alındı. Bu gelişmede Törüner'in izlediği sıkı para politikası da önemli rol oynadı. Macro Economy olarak MB Başkanı Törüner ile paradan sıfır atma operasyonunun tartışıldığı bir toplantıdan hemen sonra görüştük. Törüner az konuşan her merkez bankası başkanı gibi kamuoyuna ciddi ve önemli mesajlar verdi:

Macro Economy: Açıkladığınız Para Programı hedeflerine ulaşabildiniz mi?

Yaman Törüner: Para Programı, aşağı yukarı bizim IMF'ye verdiğimiz parasal büyüklük hedefleriyle paralellik arz ediyor. Bu parasal büyüklük hedefleri içinde belli başlı iki hedef ve bir tane kur hedefi var. Birincisi net iç varlıklar hedefi... Net iç varlıklar TL'nin genişlemesinin ne kadar olacağını gösteren, içine döviz karşılığı TL büyüklüklerini de alan bir hedeftir. Bunu üçer aylık alt hedefler biçiminde kamuoyuna açıkladık. MB şimdiye kadar TL parasal büyüklükleri açısından ilan ettiği tüm hedeflerini tutturdu. Bu hedefler, her zaman gerçekleşen enflasyonun altındaydı. Gerek 1994 yılında gerekse bu güne kadar MB'nin parasal genişlemesi, enflasyonun altında kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde ekonomik büyümede ciddi bir yavaşlama oldu. Hatta negatif bir büyüme ile karşılaştık. Bütün bu olgular MB'nin 1994 yılında çok sıkı bir para politikası güttüğünü, 1995 yılında da bu politikaya devam ettiğini gösteriyor. Net iç varlıklar itibarıyla örneğin bu Mart sonunda bizim parasal büyüklüğümüz, Aralık ayı sonundan daha küçüktür. Bu hedeflerimizi zaman zaman revize ederek devam ettiririz. Fakat günlük olarak izleriz. 

İkinci hedefimiz döviz rezervlerinin büyüklüğü ile ilgilidir. Döviz rezervlerimizdeki büyüme, öngörülen hedefi 3,5 milyar dolar aşmış bulunmaktadır. Bu da krizden çıkan bir Türkiye için, kriz sırasında hiç dış borç alamamış fakat buna karşılık dış borçlarını geri ödemiş olan bir ülke için son derece önemli bir başarıdır. Hemen hemen dünyada dış yardım gelmeden ve serbest piyasa koşulları içinde krizle mücadele etmiş fakat buna rağmen döviz rezervini üç katından fazla büyütmüş tek ülke biziz. Şu andaki döviz rezervlerimiz hemen hemen 4-6 aylık ithalatımızı karşılar vaziyettedir. 

MB döviz kurları ile ilgili hedefini ise 1994 yılında tutturmuştu. Hatta biz hedefi açıkladığımız zaman kamuoyunda da buna ulaşılamayacağı yönünde genel bir kanaat vardı. Bu yıl da aşağı yukarı takip ettiğimiz bir hedef var. Bu hedefler de zaman zaman revize edilebilir. Fakat şimdiye kadar geldiğimiz dönemde MB, ilan ettiği hedeflerin altında kaldı ve tutturdu. Bundan sonra da bu şekilde devam edeceğini umuyoruz.

- Döviz kurlarının enflasyonun altında arttığı ve bunun ihracatta sorun yaratacağı eleştirileri var...

Törüner:  Az önce anlattığım  hedefler aslında MB'nin enflasyonla mücadelede sağladığı başarısı ve kararlı tutumu gösteren üç alt başlıktır. Bir tanesi 'Parasal büyüklükleri kontrol altında tut' emridir. MB parasal büyüklükleri hedeflediği enflasyon seviyesinde tutuyor. Bu, hemen hemen yüzde 40 enflasyon seviyesi civarındadır. İkincisi 'Döviz kurlarını hedeflediğin enflasyon seviyelerinde tut' emridir. MB bu hedefe ulaşmak için büyük bir döviz rezervinin sahibi oldu. Şu anda gerçek döviz kuru, hala TL'nin değer kaybetmiş olduğu bir seviyede kendisini tutmaktadır. Yani halen ihracatçıya zarar verecek kadar bir döviz kaybı, dövizde TL'nin aşırı değerlenmesini sağlayacak bir mekanizma yoktur. Ama yılbaşından beri dikkate alındığında TL'nin değer kazanması gibi bir olguyla karşılaşmış bulunuyoruz. Bu da, MB'nin dövizin düşmemesine müdahale etmesine rağmen bu seviyelere geldi. Yılbaşına göre yüzde 9,4 civarında TL'nin değer kazanmış olması söz konusudur. Bu, tamamıyla MB'nin gerçekleşen kurlarıyla ve gerçekleşen enflasyon arasındaki farktan oluşmuştur. Ama tehlikeli bir noktada değildir. Bundan sonra gerçekleşen enflasyon oranı seviyesinde bir döviz kuru politikası güdüleceğıni zannediyorum. Zaten döviz kuru artışının enflasyonun biraz altında tutulmasından amaç da enflasyonu aşağıya doğru çekici etkisinin olmasıdır.

- Hedefler tutturuluyorsa neden hala faiz oranlarında bir düşüş yaşamıyoruz? 

Törüner: Enflasyonu gerçek anlamda aşağıya çekmek için anlattığım bu iki tedbirin üstüne bir tedbir daha almak gerekir. Bu, faiz oranlarındaki gelişmedir. Faiz oranları henüz istenilen seviyelere düşürülmüş değil. Faiz oranı dediğimiz zaman reel faiz oranlarından bahsediyorum. Faiz oranları tabii ki enflasyon seviyesinin biraz üstünde teşekkül edebilir. Fakat büyük reel faiz oranları, enflasyonun aşağıya inmesinin en önemli engelleyicisidir. Ancak güçlü istikrar programlarının başlangıcında yüksek reel faizler ile karşılaşılmıştır. Bunların aşağıya çekilme mecburiyeti vardır. Bu mecburiyet sadece MB'nin görevi olarak kalmıyor. MB bunu sağlayabilmek için her türlü tedbiri almıştır ve almaktadır. Fakat faizlerin aşağıya çekilmesi enflasyonist beklentilerin düşmesine, arz ve talep bölümünde paraya olan talebin azalmasına bağlıdır. 

Eğer Hazinemiz daha az borçlanma ihtiyacı içinde olursa, bu durumda faizler aşağıya doğru düşer. Daha az borçlanmanın olması için de gelirlerin artması, giderlerin azalması gerekir. Giderlerin azalması için de özelleştirme yapılmış olması gerekir. Yani özelleştirme yapıldığı taktirde Hazine'nin harcamaları nispi olarak azalacak ve dolayısıyla iç borçlanma ihtiyacı azalacaktır. Diğer bir etki dış borçların ödenmesinde iç borçların kullanılması meselesidir. Ratingimiz henüz belli bir seviyeye yükselmediği için ve dışarıdan yeterince borç bulamamamız sebebiyle dış borçlar geri ödenirken iç borçlanma yapılmaktadır. Bu da içerideki faizlerin yüksek kalmasına sebep olmaktadır. 

Yani alacağımız birkaç tedbirle reel faizleri aşağıya çekebilmemiz mümkündür. Neden enflasyonun üçüncü ayağı olarak reel faizleri gösterdim? Çünkü reel faizlerin yüksek olduğu yerde rant ekonomisi çalışır ve reel faizlerin yüksek olduğu yerde beklentiler de yüksek olur. Beklentilerin yüksek olduğu yerde siz ne kadar parasal büyüklüklerinizi tutarsanız tutun, döviz fiyatlarını tutarsanız tutun daha yüksek enflasyon oranları gerçekleşir. Faiz, bir maliyet olarak üretim içinde yer alır ve bu nedenle maliyet enflasyonu olur. Faiz yüksek olduğu için üretim yapmak yerine Hazineye borç vermeyi tercih ederler. Bu, üretimin azalmasına, işsizliğin artmasına, gelir dağılımının bozulmasına neden olur. Üretimlerin az olması büyümeyi engeller. Üretimin az olduğu yerde enflasyon kendini gösterir. Üretimin az olduğu yerde, mal fiyatları artırılarak faiz oranları ile rekabet etmek zorunda kalınır. Yani yüksek faiz oranları kadar fiyatlara 'bindirim' yapılma ihtiyacı ortaya çıkar. Dolayısıyla enflasyonun üçüncü ayağı kırılmaz.

- Siz MB bünyesinde bir 'Enflasyonla Mücadele Birimi' oluşturmuştunuz. Bu birimin çalışmaları ne aşamaya geldi?

Törüner: Bu birim, MB'nin Araştırma Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bir işlevdir. Burada ilk önce temel hedeflerimizi saptıyoruz. Temel hedeflerimiz az önce sözünü ettiğim konulardır. Daha sonra alt hedefleri saptıyoruz. Alt hedeflerin MB ve diğer kuruluşlarla ilgili yönlerini saptıyoruz. Daha sonra bu konularda akademisyenlerden bilgi almaya başlayacağız ve MB olarak enflasyon ile nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda çok detaylı, pratik konuları kapsayan bir kitapçık çıkarma niyetindeyiz. Enflasyonla ilgili pratik konular zaten her yerde tartışılıyor. Teorik konuların altını pratik konularla besleyebilecek bir çalışma içine girmek istiyoruz. 

Hiç kimsenin işine karışmak veya fiyatları denetlemek niyetimiz yok. Yalnız, enflasyonu indirebilmenin çok güç bir şey olmadığını anlatmak istiyoruz. Dünyada artık enflasyonun yüksek olduğu ülke parmakla sayılacak kadar azdır. Yüksek enflasyonlu ülkeler arasından ülkemizi çıkarmak, bunun için pratik çözümler üretmek amacıyla bu birimi kurduk. Burada 'Hem MB enflasyonla mücadele görevini daha sağlıklı, bilinçli ve hedeflerine uygun olarak yapmalı, hem de diğer bütün kuruluşlara düşen görevlerin ne olduğunu saptamalıyız ki bir koordinasyon içinde bu iş gerçekleşsin' diyoruz. Enflasyona karşı oluşturulacak lobinin de temellerini atmış oluyoruz, amacımız bu. Yoksa ne kimsenin işine karışmak istiyoruz ne de doğrudan piyasayı fiziki kontrollerle yönlendirmek niyetindeyiz. Yani bir 'Fiyat Kontrol Kurulu' değiliz. Böyle bir amacımız yok.

- Liradan 3 sıfır atma çalışmasını Enflasyonla Mücadele Birimi sürecinde nereye konumlandırabiliriz?

Törüner: Enflasyonla Mücadele Biriminin liradan sıfır atma ile ilgisi yok. Çünkü sıfır atılmasının veya atılmamasının enflasyon ile uzaktan yakından ilgisi yok. Belki psikolojik bir ilgisi vardır. Sıfır atma ihtiyacı tekniktir. Şu anda dünyada en çok sıfırı olan para bizim paramızdır. Hesaplama hatalarına sebep olması, hesap makinelerinin kullanım imkanlarını azaltması, telaffuz güçlükleri bizi bu görüşü desteklemeye itiyor. Aslında bu konu kaç sıfır atılacağında düğümleniyor. Şu anda 3 sıfır atılması imkan dahilindedir ve sıfır atmalarda en başarılı örnekler 3 sıfır atılarak olmuştur. Hemen her ülkede sıfır atma deneyimi yaşanmıştır. Zor birşey olduğu kanaatinde değiliz. Fransa'da, Almanya'da, Meksika'da birçok ülkede bunlar yaşanmış olaylardır ve başarılı örnekleri de vardır. Hatta 4 sıfır atılmasının örnekleri de vardır, İsrail'de olduğu gibi...

Burada ne çeşit banknotu, MB'nin hangi aşamalarda basacağı da önemli bir konu olarak kendini gösteriyor. Bizim yönetmeliğimize göre en büyük kupür, kullanılan paranın yüzde 50'sini geçerse yeni bir kupür çıkarmak durumundayız. Dolayısıyla biz 1 milyon liralık banknotu çıkardık. Bugün itibarıyla 1 milyon lira, kullanılan paranın yüzde 50'sine ulaşmıştır. Dolayısıyla biz önümüzdeki günlerde 5 milyon lirayı çıkarmak zorunda kalabiliriz. Bu para tabii ki daha büyük kupürlere gitmeden bir an önce çözüm bulunmalıdır. Sıfır atılması hadisesi tamamen politik bir kararı gerektiriyor. Ancak bize de teknik çalışmalarımızı bitirebileceğimiz kadar bir süre verilebilirse ki -bunu da 6 ay civarında olarak görüyoruz- operasyon çok daha rahat ve başarılı olarak gerçekleşir. Ancak zamanlamasını biz yapmayız. Yani 1996 başında mı olur, 1997 başında mı olur, ortasında mı olur gibi zamanlamayı tamamen politikacılara bırakıyoruz. Ama en erken 1996 başında diyoruz. 

- Merkez Bankası şu anda Başbakan Yardımcısı Hikmet Çetin dolayısıyla koalisyonun CHP kanadına bağlı. Geride kalan 3 ayda bir sorun yaşandı mı?

Törüner: Bu konuda pek bir yorum yapmak istemiyorum. Ama  MB Başbakanlık'in bağlı kuruluşu değil ilgili kuruluşu olmuştur. Başbakanlık ve Başbakan Yardımcılığı ile ilgili bütün kuruluşlara gerekli görülen bütün bilgileri verdik; bir kere bunu belirtmek istiyorum. İkincisi şu anda MB'nin koalisyonun hiç bir ortağı ile problemi yoktur; bunu da belirtmek istiyorum. Bizim şu anda ilişkide bulunduğumuz kişi Devlet Bakanı Onur Kumbaracıbaşı'dır. Onunla da ilişkilerimiz gayet iyidir. Bilgi akımının sağlıklı ve iyi olduğunu görüyoruz. Herhangi bir sorunumuz yoktur. 

- IMF'ye banka mevduatlarının tümü üzerindeki garantinin kaldırılacağı sözü verilmişti. Bu konudaki son gelişmeler ne aşamadadır?

Törüner:  Banka mevduatlarının garanti altına alınması tamamıyla Bakanlar Kurulu kararını gerektiriyor. Bakanlar Kurulu karar verip meblağın tümünün garanti altına alınmasını istemişti. Bu geçici bir uygulama. Bunun kaldırılacağı ve takviminin belirleneceği Niyet Mektubunda da yer aldı. Nitekim yüzde 100 garanti kaldırılacaktır. Bu garantinin kaldırılması yetkisi Bakanlar Kurulunundur. Zamanlaması ise yine politik bir karardır. MB'nin görüşü belli bir yüksek üst limitin verilmesi ve yüzde uygulamasından vazgeçilmesidir. Yani mesela, garantinin yüzde 80'e indirilmesi şekline karşıyız. Önceki 150 milyon liralık limiti 4-5 milyar liraya çıkarmak istiyoruz. Hazine'nin görüşü de bizimle aynı paraleldedir. Bir de 'Kısa vadeli hesaplarda 1,5 milyar lira, 1 yıllık hesaplarda ise 3 milyar lira garanti devam etsin' biçiminde bir görüş var. Bunlardan hangisinin olacağına Bakanlar Kurulu karar verir ve biz itiraz etmeyiz. Biz 'Limitin braz daha yukarılarda tutulması ve herhangi bir ayrım yapılmaması gerekir' şeklinde görüş götürdük. Ama karar bizim değil.

- Yaklaşık 15 aydır MB Başkanısınız. Uzun yıllar da MB'de çalıştınız. Sizce MB'miz ne kadar özerk?

Törüner: MB özerkliği konusunda Dünya Bankası ve bazı uluslararası kuruluşlar çalışmalar yapıyor. En özerk MB yüzde 56 oranı ile Almanlar'da... ABD Merkez Bankası yüzde 45, Türk Merkez Bankası ise yüzde 44 civarında... Kısa vadeli avansların azaltılmasını düzenleyen kanun değişikliğinden sonra yüzde 50 civarına geldiğimizi zannediyoruz. Ama son bir değerlendirme yapılmadı. Bu haliyle bile Türk Merkez Bankası, İngiliz ve Fransız Merkez bankalarının önündeydi. En son Fransız Merkez Bankası bir atak yaparak yüzde 50'lerin üstüne çıkmak için kanununu değiştirtti. 

Özerklik, bütün merkez bankalarında bir moda halinde gelişiyor. Herkes kendini özerk bir yapıya kavuşturuyor. Bu bir çeşit sıfır enflasyonlu ülkelerin uyguladığı ve de gelişmişliğin sembolü haline gelen birşeydir. Ancak MB diğer ekonomik birimlerin dışında yaşamaz. MB diğer bütün ekonomik kuruluşlara yardımcı olur ve bir arada yaşar. MB özerk olmayı hak eder. 'MB'ler her bildiğini, istediği gibi yapan kuruluşlardır' görüşü şeklinde özerkliği anlamak yanlıştır. MB'ler özerk olmalıdır ama bu özerkliği de hak etmelidirler.

(Bu kapak röportajı aylık Macro Economy dergisinin Temmuz-1995 tarihli, Sayı: 9'da yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder