23 Şubat 2026 Pazartesi

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIMIZA 'SPECIAL 301' VERGİ TEHDİTİ..!

BAŞKENT NOTLARI / ABD'YE İHRACATIN KADERİ BUGÜNLERDE BELLİ OLUYOR 

Cahit UYANIK 

Türk-Amerikan ilişkilerinde hayli sıcak bir hava esiyor. Ancak siz bu satırları okuduğunuz anlarda buz gibi bir havaya dönüşebilir. Çünkü Amerikan yönetimi, patent ve fikri mülkiyet haklarına saygı gösterilmemesi nedeniyle Türkiye'den yaptığı ithalata ek vergiler koyabilir. Yani ABD'ye yapılan yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat sekteye uğrayabilir. Peki neden? 

Bu sorun hayli uzun bir geçmişe dayanıyor. Türk firmaları ABD'den ithal ettiği ses ve video kasetlerini hiçbir izin almadan çoğaltıyor. Türk ilaç firmaları da ABD'de uzun yıllar süren araştırmalar ve milyonlarca dolar harcandıktan sonra piyasaya sürülen yepyeni bir ilacın jeneriğini yani taklitini kolayca üretebiliyor. Her iki halde de fikri mülkiyet sahibi ABD'li firmalara 'One cent' bile ödemiyorlar. Amerikan firmalarının bu işleyişten yıllık kaybının 250 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

İşte ABD Ticaret Kurumu (USTR) firmaların şikayetleri doğrultusunda yaklaşık 2 yıl önce bu ihlallerin önlenmesi için Türk hükümetine bir dava açmıştı. Davada müeyyide olarak, Türkiye'nin ABD'ye düşük gümrük oranları ile mal satabildiği GSP sisteminden çıkartılması isteniyordu. Türkiye bu konuda uzmanlaşmış ciddi avukatlık firmalarından biriyle anlaşarak kendini savundu. Savunmanın özü Türkiye'nin fikri mülkiyet ve patent yasalarını yakın bir gelecekte çıkaracağı temel düşüncesi üzerine oturtulmuştu.  Kanıt olarak ise bu konulardaki yasa tasarılarının Meclis gündeminde bulunması gösterildi. Savunma, mahkemede etkili oldu. Türkiye'ye geçiş için ek bir süre tanındı. İşte süre bu Nisan ayı sonu itibarıyla doldu.

Amerikan yönetiminin bu meseleye ne kadar duyarlı olduğunu anlamak için Türkiye'ye yeni atanan Büyükelçi Marc Grossman'ın yaptığı bir konuşmaya bakmak yeterli. Grossman, iki ülke ilişkilerinde 3 noktaya dikkat çekmişti: Kıbrıs Sorunu, insan hakları uygulamalarının yetersizliği ile patent ve fikri mülkiyet ihlalleri... Amerikan yönetimi ile geçen Mart ayında yapılan 2. Dönem Ortak Ekonomik Komite toplantılarında da konu gündemdeydi. Heyete başkanlık eden Başbakanlık Koordinasyon Başmüşaviri Emre Gönensay'a Türkiye'nin söz konusu fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle 'Special 301' denilen yasa kapsamına alındığı bildirildi. Bu yasa ABD Hükümetine ithalatta ek vergiler koyabilme yetkisi veriyor. ABD'nin kararının bu ay (Mayıs) ortasına kadar açıklanması bekleniyor. Türkiye ise bu konuda hayli iyimser ve verilen mühletin 1995 yılı sonuna kadar uzatılacağına inanıyor. Gerekçe ise GATT ve Gümrük Birliği kararlarının Türkiye tarafından imzalanmış olması... Bu kararlar ile Türkiye, zaten ABD taleplerinin benzeri yükümlülüklerin altına imza atmıştı.  

Ancak bunlara rağmen herşey bitmiş gibi görünmüyor. Çünkü ABD patent ve fikri mülkiyet yasalarına sahip olmasına karşın, yasanın uygulamasında gevşek davranan Çin'e 1994 yıli sonlarında adeta kan kusturmuştu. Sonunda Çin, ABD'ye yaptığı ihracatı 'Tamam, yasaları etkin bir şekilde uygulayacağız' sözünü vererek sürdürebilmişti. Çin deneyiminin Türkiye'ye ders olması dileği ile...

'PRESIDENT' ERSOY VOLKAN ORTALIĞI KARIŞTIRDI...

İhracatçıyı destekleyen Türk Eximbank ekonominin geçtiği şu kritik günlerde en önemli kurumların başında geliyor. Eximbank'ın kaptan koltuğunda ise genç bir bankacı olan Ersoy Volkan oturuyor. Volkan Citibank kökenli bir bankacı. Citibank'ın Türkiye'deki şubelerinde uzun yıllar çeşitli görevler üstlenen Volkan, daha sonra aynı bankanın New York'taki merkezinde de çalıştı. Volkan, Türk Eximbank'in başına New York'tan ayrılarak geldi ki iş açısından her yönüyle Amerikan kültürüne sahip bir genel müdür...

Volkan'daki Amerikan orijinli iş kültürü Türk Eximbank'ın resmi yazışmalarına da yansıdı. Volkan, göreve geldikten kısa bir süre sonra özellikle yurt dışı yazışmalarında 'President' yani 'Başkan' ünvanının kullanılmasını istedi. Türk bürokrasisinde, emir demiri keser... Yazışmalar bu talimata göre değiştirildi. Oysa devletin idari teşkilatlanmasında 'başkanlık' makamı, müsteşarlığa eşit bir statü anlamına geliyordu. Genel müdürler ise müsteşarların daha altında yer alıyordu.

Yıllardır Türk Eximbank'ın dış yazışmalarında 'General Manager' yani 'Genel Müdür' ibaresini görmeye alışık yabancı muhataplar ise hiç istifini  bozmadı. 'President'e pek yüz vermeyip Volkan'a yazışmalarda yine 'General Manager' demeyi yeğlediler. Hem Türk idari teşkilat yapılanmasına uyumsuzluğu hem de yabancıların bile kabullenmemesi nedeniyle olsa gerek, -kulağımıza gelenlere göre- Türk Eximbank'ta 'President' ünvanı artık hiç bir yerde kullanılmıyormuş.

MECLİS KARARINI VERDİ AMA HÜKÜMETTEKİ 'ILO KAVGASI' SÜRÜYOR...

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aydın Güven Gürkan'ın, sert çıkışları ile çalışma yaşamı oldukça renklendi. Ancak çekişme ve tartışmalar nedense işçi ve işverenler arasında değil, koalisyon ortakları DYP ile CHP arasında gelişiyor. Neden mi? Çünkü Gürkan'ın uygulamaya girmesini istediği yasalardan biri 158 Sayılı ILO Sözleşmesine ilişkin ve DYP kanadı buna pek sıcak bakmıyor...

Aslında TBMM bu sözleşmeyi yaklaşık bir yıl önce yani 1994-Haziran ayında kabul etmişti. Daha doğrusu teknik deyimle 'Yayınlanmasını uygun bulmuştu' ve hayata geçirilmesi için Bakanlar Kurulunu yetkili kılmıştı. Bu, Bakanlar Kurulunun sözleşmeyi görüşerek onaylaması ve onay işlemini ILO'ya tescil ettirmesi anlamına geliyor. Tescil işleminden 1 yıl sonra ise Türkiye, 158 Sayılı Sözleşme açısından ILO denetimine girecek. Ancak Meclis sürecinin tamamlanmasının üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen konu Bakanlar Kurulu gündemine dahi alınmadı.

Peki nedir bu 158 Sayılı Sözleşme? Sözleşme, işçi ile işveren arasındaki iş akitinin sebepsiz olarak feshedilmesini engelleyen düzenlemeler getiriyor. 158'in hükümlerine dayanılarak bir iç düzenleme yapılması yani bununla ilgili bir yasa da çıkarılması gerekiyor. Sonuçta işveren, haksız sebeple fesihte bulunduğu yani işçiyi işten attığı  takdirde çok ciddi para cezası ve tazminat ödemeye mahkum olabiliyor. Kamuoyu bu düzenlemeyi 'İş Güvencesi Yasa Tasarısı' olarak da biliyor.

İşçiler yani Türk-İş bu düzenlemeyi can-ı gönülden desteklerken işverenler yani TİSK şiddetle karşı çıkıyor. TİSK, 15 AB üyesi ülkeden 13'ünün bu düzenlemeyi henüz yürürlüğe koymadığıni belirtiyor ve imzalayan ülkelerden Fransa'nın imzasını geri çekmek üzere başvurduğunu da ileri sürüyor. TİSK iş güvencesinin, zaten birçok kısıtlamaya tabi olan emek piyasasını iyice altüst edeceğini iddia ediyor. 

İşte bu bağlamda, önümüzdeki günlerde Türkiye'yi ILO'nun 'Kara Liste Özel Paragrafı'na sokabilecek gelişmeler yaşanabilir. ILO, 158'in kendisine tescil ettirilmemesi ve İş Güvencesi Yasasının çıkarılmamasını gerekçe göstererek Türkiye'yi terletebilir. Ancak ILO bu süreci, kendisine yapılacak bir şikayetin ardından başlatabiliyor. Bunun için Türkiye'den bir siyasi parti veya sendikanın şikayette bulunması gerekiyor. Yani durum kritik ve uluslararası platforma taşınmak üzere...

İşte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Gürkan ile koalisyon ortağı DYP'deki bazı isimler arasındaki sert tartışma burada düğümleniyor. Gürkan kara listeye girmemek için 158'in Bakanlar Kurulunda kabul edilerek ILO'ya tescile gönderilmesini isterken, bu bir türlü gerçekleşmiyor ve ne zaman gerçekleşeceği de bilinmiyor... İşçiler için Meclis tarafından tanınan bu önemli hak kazanımı sürecinin siyasi tartışma konusu olmaktan çıkıp ne zaman uygulamaya geçirileceğini bekleyip hep birlikte göreceğiz....

KARACAN KARARLAŞTIRDI; SPK'NIN YARISI HAZİRAN'DA İSTANBUL'A TAŞINIYOR

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan, yaklaşık 8 aydır görevde... Karacan, görev süresi boyunca hayli başarılı bir performans sergiledi. Sermaye piyasaları uzun zamandır beklediği önemli düzenlemelere kavuştu. SPK çalışma ve kararları hayli şeffaflaştı. Ancak Karacan SPK'nın denetim ve benzeri fonksiyonlarının daha etkinleşmesi için 'Suyun başına yakın olmak' gerektiğine inanıyor. Karacan'a göre denetleme, aracı kurum ile ortaklık finansman konularının esas kaynağı konumundaki İstanbul'da bulunması SPK'yı oldukça rahatlatacak. Üstelik Kurul böylece 'daha ekonomik' çalışacak. Ulaşım ve konaklama masrafları asgariye inecek. Çünkü Ankara'dan İstanbul'a her yıl yapılan yüzlerce seyahatin önüne geçilecek. 

Elbette Karacan'ın bu taşınma kararı, SPK'da bazı sorunları da birlikte getirdi. Önce SPK'nın İstanbul Temsilciliği daha büyük ve geniş bir binaya taşındı. Şu anda tefrişat ve bilgisayar otomasyonu çalışmaları devam ediyor. Karacan, İstanbul'a taşınacak uzmanların ailevi problemleriyle de yakından ilgileniyor. Karacan, öncelikle herkesin bir lojmanda ikametini sağlama sözünü verdi. SPK uzmanlarının 'Devlet memuru maaşı ile İstanbul'daki kirayı nasıl karşılarız?' endişesi de böylece bitti. İkinci sorun eşlerin tayin durumuydu. Karacan İstanbul'a gittiğinde Ankara'daki statüsüne yakın iş bulamayacağını düşünen eşleri de rahatlattı. Onlara 'Memnun olacakları bir iş bulmakta elinden gelen yardımı yapacağı' sözünü verdi. Evet şimdi herkes Haziran ayını bekliyor. Yaz aylarında SPK'nın yarısı İstanbul'a taşınacak...!

SAGRA, SAGRA'YI NEDEN İCRAYA VERDİ?

Sagra, Türkiye'deki en modern fındık ve fındıklı mamül işleme tesislerine sahip şirket... Bundan birkaç yıl önce zora düşen Sagra, uzun süre üretimini rölantide tutmuştu. Sagra'ya geçen yıl inşaatçılıktan aşina olduğumuz Bayındır Holding talip oldu. Görüşmeler sonucunda tesisler, Bayındır Holding'e satıldı. Sagra şimdilerde yeniden atağa geçti. Ancak Sagra ürünlerini ABD'de pazarlamak için kurulan bir başka Sagra firması, ana firmanın kendisine borcu olduğunu belirterek icra takibi başlattı ve işler karıştı. Çünkü ABD-Sagra, fabrikanın eski sahibi Ünal Zagra'nın yakınlarına aitti.

Gerçi Bayındır Holding yetkilileri bu borcun kendileriyle bir ilişkisi olmadığını açıkladı ama sanırım küçük bir ayrıntıyı unuttu. Çünkü Sagra'nın eski sahibi Ünal Zagra'nın Türk-Sagra'da hala yüzde 20'ye yakın payı bulunuyordu. Bu ayrıntıyı bilenler 'Zagra Ailesi içerisinde fabrikanın Bayındır'a devrine karşı çıkanlar vardı. Ünal Zagra'nın yüzde 20'lik payı bulunması işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirdi. Bayındır Holding, bir süre daha Zagra Ailesinin sorunları ile meşgul olacağa benzer' diyor...

(Bu kulis yazısı aylık Macro Economy dergisinin Mayıs-1995 tarihli, Sayı: 7'de yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder