BAŞKENT NOTLARI / ETİBANK'TA GARİP ÖZELLEŞTİRME HAZIRLIKLARI
Cahit UYANIK
Etibank'ın kaderi 'bölünüp parçalanarak özelleştirme' imiş meğer... Önce madencilik ile bankacılık birbirinden ayrıldı; şimdi de Etibank-Bankacılık 3 parçaya bölünerek satılacak. Anlayacağınız 'Bir koyundan 3 post' çıkacak! Halen Hazine'de 50'yi aşkın yeni banka kurma başvurusu beklediği hesaba katılırsa, bu satışta müşteri kıtlığı yaşanmayacağı kolayca söylenebilir. Ama esas sıkıntı 'bankanın üçe bölünmesinde' yaşanacak gibi görünüyor. Bu aşamada bankanın zararları da mı üçe bölünecek? Yoksa zarar, bankanın kamuda kalması planlanan kısmında mı yoğunlaştırılacak? Şube, personel ve iştiraklerin paylaşımı nasıl olacak? Üçe bölünmüş bir bankanın bilançosu nasıl çıkarılır? Çıkarılan bilançoyu onaylayacak merci bulunur mu? Bütün bunlar havada kalan ve cevaplanmayı bekleyen sorular... Üstüne üstlük mevcut Bankacılık Kanununun böyle bir parçalanmaya izin vermediğini ileri sürenler de var. Daha doğrusu kanunda böylesi bir parçalanmaya ilişkin hüküm bulunmuyor.
Bu tartışmalar bir yana Etibank'ın başında Zeki Akıllıoğlu var. Çiller'in gözünün önünden hiç ayırmadığı 'prens'lerden Akıllıoğlu, bankayı 'yavaş ve derinden' özelleştirmeye hazırlıyor. Akıllıoğlu, banka satışlarında mahkemeye intikal etmiş davaların, satıcının gücünü azalttığını düşünüyor olmalı ki geçtiğimiz günlerde yolsuzluklara ilişkin iki mahkeme dosyasının 'akim kalmasına' göz yumdu. Bu davalardan ilki, bankanın eski yöneticilerinden Tansu Çakaloz ve Cafer Yüksel'in Aras Tekstil adlı firmaya kullandırdığı 4 milyar liralık kredide 'sabit kur' uygulayarak yolsuzluk yaptıklarını iddia ediyordu. Dosya 7,5 yıllık sürede karara bağlanamadığı için zaman aşımına uğradı.
İkinci davada ise Etibank Eski Genel Müdürü Fethi Ağalar ile Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı Namık Kemal Kılıç'ın yanı sıra 5 üst düzey yönetici yargılanıyordu. Çoğu şimdilerde özel sektörde çalışan bu bürokratlar, kamudaki ihale kurallarını hiçe sayarak 'Ankara Sigorta' adlı şirketin hisselerinin yüzde 55'ini 25 milyar liraya satın almışlardı. Yani bu aslında küçük çaplı bir 'şirket kurtarma operasyonu' idi! Fahiş fiyattan yapılan bu satın alım nedeniyle Etibank zarara uğramıştı ve sanıklardan 25 milyar lira tazminat isteniyordu. Gelin görün ki mahkeme hakimi, uzun zamandır takip edilmeyen ve davacı taraf Etibank avukatlarının celselere katılmadığı bu dosyayı işlemden kaldırmakta sakınca görmedi. Acaba bu avukatları mahkemeye kim göndermedi dersiniz? Yakında görücüye çıkacak Etibank'ın 'A la Turca' özelleştirme çalışmaları bu merkezde ilerliyor... Duyurulur.
DEVLET BAKANI BAHATTİN ŞEKER'İN NEGATİF PUANLARI GİDEREK ÇOĞALIYOR
REFAHYOL Kabinesinin en ilginç isimlerinden biri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker... Şifreli maç yayınları konusundaki çelişkili tavrı ile kamuoyundan ilk negatif puanını alan Şeker, Satranç Federasyonu Başkanını 2 saat bekletip 2 dakika konuşarak koskocaman bir eksiyi daha hanesine yazdırdı.
Şeker'in son vukuatı da Ulus'taki Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü binasını teftişte yaşanmış. Binanın 2004 Olimpiyatları adaylığına hazırlık için baştan ayağa boyanmasını isteyen Şeker, hanesine tam artı puan yazdırmak üzere iken yine çuvallamış. Şeker binayı gezerken masalarında oturan personele "Sizin işiniz yok mu kardeşim? Niye boş oturuyorsunuz? Özel sektörde olsanız sizi bir dakika tutmazlar, işten atarlar" diye çıkışmış.
Birimin müdürü yetişip "Efendim sabahtan beri maaş bordrosu hazırladılar, az önce bitirdiler işlerini..." dediyse de kar etmemiş; Şeker ikna olmamış. Sanki bu boş oturan memurları işe aldıran kendi meslektaşı hatta yandaşı siyasetçiler değilmiş gibi davranan Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Bahattin Şeker'i 'daha sportmence' davranmaya davet ediyoruz.
ANAP'IN 'YENİ TÜRKİYE' KİTAPÇIĞINI KİM YAZDI?
ANAP, Büyük Kongresini Ağustos ayında yaptı ve kısa bir dinlenme sürecinden sonra da atağa kalkıyor. ANAP'ın yürüttüğü Adalet Bakanı Şevket Kazan ile Devlet Bakanı Ufuk Söylemez hakkındaki gensoru çalışmaları hayli gürültü koparacağa benziyor. Ancak ANAP'taki bu değişim rüzgarı, yeni saflaşma ve siyasi kavga belirtilerini de beraberinde getirdi. ANAP Büyük Kongresinde 'Yeni Yüzyılın Eşiğinde, Büyük Dönemeçte Yeni Türkiye' adlı geleceğe dönük bir kitapçık hazırlanıp yayınlanmıştı.
Bugünlerde ANAP, büyük sükse yapan bu kitapçıkla ilgili bazı dedikodular ile çalkalanıyor. 'Kitapçığı yazan ve hazırlayan isim' olarak lanse edilen Isparta Milletvekili Erkan Mumcu eleştirilerin odağında... Bu eleştirilere göre Yeni Türkiye kitapçığı aslında Mumcu değil DPT'de çalışan ve ANAP'a yakınlığı ile bilinen bir grup bürokrat tarafından hazırlanmış. Bu gruba bürokrasiden ayrılan ve ANAP'a danışmanlık yapan bazı isimler de yardımcı olmuş. Mumcu ise bu dedikodular kulağına geldiğinde 'Biz o kitapçığı Yılmaz (Karakoyunlu) ağabeyimle birlikte hazırladık' diyormuş, başka da konuşmuyormuş. Yorum sizin...
GAZİ ERÇEL'DEN BASINA AMBARGO...
Gazi Erçel, gerek Hazine'deki görevi gerekse özel sektörde çalışırken 'basınla iyi ilişkiler kuran ender isimlerden biri' idi. Erçel, sohbet ve demeçler ile yetinmeyip zaman zaman da görüş yazıları kaleme alarak bunları gazetelerde, dergilerde yayınlatırdı.
Ancak anlaşılan Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel artık 'basınla az konuşan ve ambargo uygulayan guvernör' olarak tarihe geçmeye karar verdi. Çünkü Erçel'den talep edilen röportaj talepleri özel kaleminden değil TCMB Genel Sekreterliğinden geçiyormuş. Yani böylesi taleplere 'hayır' denileceği daha baştan ima ediliyormuş. Üstelik kulağımıza gelenlere göre birbirleriyle pek geçinemeyen TCMB Başkan Yardımcılarının basınla ilişkileri de sıkı kural ve izinlere bağlanmış. Öyle ki Erçel'in izni olmadan basınla konuşmak yasaklanmış. Arada bir bu yasağı delen olmuyor muymuş? Oluyormuş elbette... Ama akibetlerini bilen yok.
KAYNAK PAKETLERİ KAMİL YÜCEORAL'A TESLİM...
Kaynak paketleri, Başbakan Necmettin Erbakan'ın alamet-i farikası... Ankara kulislerinde üçüncüsü hazırlandığı ifade edilen kaynak paketleri zincirinin 10-15'e kadar yolu bulunduğu konuşuluyor. Üçüncü paketin ise Kasım ayı ortasında açılacağı ileri sürülüyor. Bulunan toplam kaynak sayısı ise şimdilik 100 civarında... Bunlardan 22'si ilk iki pakette gitti, geriye kaldı 78'i...
Eh kaynak bu kadar bol olunca (!) bir koordine eden de bulmak lazım değil mi? Bu görev uzun zamandır kızakta olan Başbakanlık danışmanlarından Kamil Yüceoral'a verildi. Yüceoral eskiden, Gazi Osman Paşa semtinde yer alan ve siyasi iktidarların kendinden uzak tutmak istediği personeli gönderdiği 'kızak binası'nda çalışıyordu. Yüceoral şimdi terfi ederek işbaşındaki danışmanların görev yeri Kızılay semtindeki Eski Başbakanlık Binasına taşındı. Başını kaşıyacak vakti olmayan Yüceoral, hummalı bir şekilde Üçüncü Kaynak Paketini hazırlıyor. Yüceoral'ın bağlı bulunduğu bakan da hayli ilginç: Devlet Bakanı Fehim Adak. 'Erbakan'ın en sağlam adamı' olarak bilinen Adak, Yüceoral ile teşrik-i mesai halinde...
AB MACERAMIZIN ÖNEMLİ İSMİ ZİYA MÜEZZİNOĞLU, AMATÖR ÇİFTÇİLİKTE DE İDDİALI...
Ziya Müezzinoğlu, Türkiye'nin 40 yıla yaklaşan Avrupa Birliği (AB) macerasında en önemli isimler arasında yer alıyor. Ama nedense Müezzinoğlu ismi, bu yıl başında medyadaki yoğun Gümrük Birliği bombardımanı sırasında pek gündeme gelmedi. Belki de bu nedenle Ekonomi Muhabirleri Derneğinin (EMD) yayın organı Ekonom dergisinin ikinci sayısında Müezzinoğlu'na geniş yer verdik. Müezzinoğlu 70'i aşkın yaşına rağmen pırıl pırıl Türkçesi ve hafızası ile sorularımızı cevaplandırdı.
Gümrük Birliğinin temel belgesi olan Katma Protokol'ün 1970'lerdeki hazırlık, müzakere, imza ve Meclis onayı aşamalarında büyük emeği geçen Müezzinoğlu, aynı zamanda sosyal demokrat bir politikacı... Ancak artık aktif siyasetle uğraşmayan Müezzinoğlu, sık sık Antalya'ya giderek satın aldığı küçük toprakta amatör çiftçilik yapıyor. Müezzinoğlu şimdilerde koca koca holdinglerin ürettiği bazı ürünlerin ilk kez kendi bahçesinde filizlendiğini anlatırken büyük gurur duyuyor.
Kendisini 'Ortak Pazarcı Eski CHP'li' olarak tanımlayan Müezzinoğlu sosyal demokrat düşüncenin AB konusunda kesinlikle ciddi bir özeleştiri yapması gerektiğini açıkça ifade ediyor. Müezzinoğlu ayrıca AB mali yardımlarına Avrupa Parlamentosundan (AP) onay şartı konulmasının Türkiye için çok tehlikeli olduğunu da söylemeden edemiyor. Müezzinoğlu'nun söylediklerinin ne kadar yerinde olduğu ise AP'nin aldığı son kararla ortaya çıktı. Ne diyelim, 40 yıllık tecrübe konuşuyor burada...
(Bu kulis yazısı aylık Macro Economy dergisinin Ekim-1996 tarihli Sayı: 24'te yayınlanmıştır,)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder