5 Mart 2026 Perşembe

ANKARA NOTLARI / ÖZELLEŞTİRMEDE YENİ YÖNTEMLER TARTIŞILIYOR

Cahit UYANIK 

Özelleştirme, Türkiye'nin gündemine yaklaşık 10 yıl önce girdi ve bu konuda önemli adımlar atıldı. En azından özelleştirmenin gerekliliği konusunda bir fikir birliği oluştu. Özelleştirme kapsamında devlet, birçok kamu iktisadi teşebbüsünü (KİT) sattı. Ancak bugüne kadar özel sektöre devredilen KİT'lerin hemen hepsi zaten kar eder durumdaydı. Şu anda Kamu Ortaklığı İdaresinin (KOİ) özelleştirme portföyünde bulunan şirketlerin hemen hepsiyse zarar eden kamu şirketleri... Bu tip şirketler satılmaya çalışıldığında alıcılar tıpkı Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) özelleştirmesinde olduğu gibi, ekonomik değerinin çok altında fiyatlar verebiliyor. Böylesi bir durum toplumdaki çeşitli kesimleri de rahatsız ediyor. 

Bu görüşten hareketle Başkent Ankara'daki ekonomi bürokrasisinde 'Mevcut şartlarımızda nasıl özelleştirme yapabiliriz?" sorusunun cevabı aranıyor. KOİ merkezli, ancak diğer ekonomi yönetimi birimlerinin de katıldığı söz konusu çalışmalarda, özelleştirmede yeni yöntemlerin uygulanması tartışılıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde başarıyla uygulanan bu yöntemlerin yanı sıra zarardaki KİT'lerin rehabilite edilip kara geçirilmesi için orta vadeli bir program yapılması üzerinde de duruluyor. Henüz üzerinde görüş birliği sağlanmamış ancak derinlemesine araştırılan, özelleştirmelerde kullanılabilecek yeni yöntemlerden bazıları ise şöyle: 

Management Buy-Out (MBO): 'Bir sanayi kuruluşunun tamamının veya bir kısmının, yöneticilerin hepsi veya bir grubu tarafından satın alınması ve bağımsız bir ekonomik birim olarak işletilmeye başlanması' olarak tanımlanıyor. Batı ülkelerinde çok uygulanan bir finansal teknik. Genellikle banka veya başka bir finansal kuruluşun finansal destek vererek katıldığı bir sözleşmeyle gerçekleşiyor. Bir ara Türkiye Kalkınma Bankası, Doğu Anadolu'daki kapalı durumda bulunan fabrikalar için bu yöntemi gündeme getirmiş fakat uygulayamamıştı.

Leveraged Buy-Out (LBO): Banka veya finansal kuruluş, halka açık büyük şirketleri satın almak için önemli oranda 'borç verme' şeklinde, küçük oranda da 'hisselerin bir kısmını devralarak' para girişi sağlıyor. Borç olarak sağlanan para; tam teminatlı bir sözleşmeye dayanabileceği gibi, piyasalarda o şirketle ilgili yüksek getiri sağlayabilen ancak yüksek riskli 'junk bond-çöplük kağıdı' ihracıyla da sağlanabiliyor. Ancak bu finansal teknikte genellikle yönetimin devri söz konusu olmuyor.

Employee Buy-Out (EBO): Şirket yönetimi, MBO'da olduğu gibi satış ile el değiştiriyor. Ancak burada yönetimi idareciler değil, şirkette çalışanlar devralıyor. Türkiye'de halen Emlak Bankasının özelleştirilmesi konusunda benzeri bir yöntemin kullanılması üzerinde çalışılıyor. Emlak Bankası özelleştirilirken hisselerinin bir kısmının halka arz edilmesi, bir kısmının da sosyal güvenlik kuruluşlarından Emekli Sandığına devredilerek bankayı bu kurumun yönetmesi planlanıyor.

Mezzanine Financing: 'Bir şirketi yüzde 50 borç, yüzde 50 hisse satışı yoluyla finanse etme tekniği' olarak tanımlanıyor. Karmaşık uygulamaları olan bu yöntemle, sağlanan borç karşılığında yatırım yapan kişi ve kuruluşlara yüksek getiri ve hisse senedi alımında bazı imtiyazlar sağlanabiliyor.

Secondary Offering: 'İkinci arz' olarak da tarif edilen bu yöntem, 'halka arz yoluyla hisse senetlerini daha önce satmış bir şirketin, başka bir blok hisse senedini halka açması' anlamına geliyor. ABD'de çok uygulanan bu yöntemde aracı kurumlar, ikinci satıştaki hisse senedini mevcut piyasa değerine yakın, sabit bir fiyattan halka satıyor. Satılan blok, genellikle çok büyük oluyor. Ancak burada yaşanan sorun, ikinci satıştaki fiyat ile halen piyasada geçerli fiyat arasındaki fark... Bu farkın manipüle edilmemesi ve piyasada güvenin sarsılmaması için devlet gerekli önlemleri alıyor.

AB TÜRKİYE TEMSİLCİSİ LAKE DE İTHALAT REJİMİNİ BEKLİYOR

İthalat rejimindeki değişiklikler günümüzün en önemli tartışma konularının başında geliyor. Özel sektör temsilcileri bunun için Hazine'nin kapısını sık sık aşındırıyor. Yeni ithalat rejimini merakla bekleyenler arasında Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Michael Lake de var...

Lake, geçen haftalarda 'Yarım gebelik olmaz' diyerek Türkiye ile AB arasında gerçekleşebilecek bir Gümrük Birliğine ilişkin kurumsal tavırlarını oldukça 'veciz'  şekilde ifade etmişti. Lake şimdi de Türkiye'nin ithalatta uyguladığı Toplu Konut Fonu kesintisi ile yeni ve şeffaf bir ithalat rejimi konusundaki vaatlerini hatırlatıyor. Lake, bu yolda Başbakan ve bakanlar tarafından yapılan olumlu açıklamaların 'güçlü bir işaret' ile desteklenmesini de istiyor. 

(Bu köşe yazısı haftalık Ekonomik Trend dergisinin 02-08 Ocak 1994 tarihli, Yıl: 2, Sayı: 1'de yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder